BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarAyşe Serra Hocalar12 Nisan 2026 13:41

Kelimeler Hayatımızı Nasıl Şekillendirir?

fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Küçükken ağaçlara sarılıp ne kadar büyüdüğümü hesaplamaya çalışırdım. Kollarımı sardığımda ellerim birbirine kavuşsa, dünyanın en mutlu çocuğu olacaktım. Hiçbir şey umurumda değildi; bayramlık elbiseme karıncalar doluşmuş, kollarım ağacın kovuğuyla kesilmiş, canım hafiften yanıyor… Ama ben yine de tıfıl bir ağaç seçip “büyüdüm işte” diyerek kendimi kandırıyordum.

Bazen, güneşin soluğumu kuruttuğu yaz günlerinde, epeyce yaşlı bir çınar ağacıyla göz göze gelir; mataramdaki yarım kalmış suyumu onunla paylaşırdım. Günlerden bir gün, hiç hesap kitap yapmadan kendime gölgelik bir ağaç aradım. Sırtımı dayayıp beni sarmalayacağını ümit ettiğim bir ağaç… Bayramlık elbisem, yaralanmış kollarım, hüznüm, sevincim ve çocukluğum dışında kimseler fark etmeden büyümüştüm. Yıllarca sarıp sarmaladığım, köklerine son damla suyumu serpiştirdiğim ağaçlar ise bana dallarını uzatmış; yapraklarını birer avize misali sarkıtarak ev sahipliği yapmıştı.


Büyüdükçe kelimeleri de ağaçlara benzetmeye başladım. Köklerine sımsıkı bağlanmış, birçok dala ayrılan ama içindeki manayı asla kaybetmeyen… Nice duygulara ve anlara kucak açan; bazen de tıpkı bir ağaç gövdesi gibi canımızı acıtan kelimelerimiz vardı. Mevlana’nın dediği gibi: “Susuzun su için inlediği gibi, su da susuzluğunu gidereceği bir dudak arar.” İnsan nasıl kelimelere ihtiyaç duyuyorsa, kelimelerin de dile gelmeye ihtiyacı vardır. Kimi zaman kalbimizdeki ışık saçan dalları kırar, kimi zaman ruhumuza baharı getirip rengârenk çiçekler açtırırlar. Ama kelimelerin köklerinden suyunu eksik edersek, kuruyup gitmeleri ve tozlu raflara kaldırılmaları kaçınılmazdır.


Bazen bütün devranı gözyaşları döndürse nasıl olur diye düşünürüm. İnsanın dolu dolu yaşadığı duyguların içinden süzülen gözyaşlarının merhameti, sıcaklığı ve şefkati beni her zaman büyüler. Ancak zamanla seçeneklerimizin artması, kelime kullanım alanımızı daraltıyor ve hiçbir duyguyu tam anlamıyla yaşamamıza izin vermiyor. Algılarımıza monoton bir hayat ve monoton sözcükler yerleşiyor. Kelimelerin gücü; bizi diriltmek, uyandırmak ve bir damla gözyaşı döktürmek için yetersiz kalıyor.


Fezanın boşluğunda, etrafı örümcek ağlarıyla sarılmış, kurtarılmayı bekleyen kelimeler uçuşuyor. Ama bizler, ufak bir poyraza yenik düşecek kadar kendimizi hayatın akışına kaptırmış durumdayız. “Kalpten kalbe bir yol var.” Ve bunun kelimelerle inşa edildiğinin çoğu zaman farkında değiliz. Reklam panolarında karşımıza çıkan süslü kelimeler bizi etkiliyor; fakat biz, inşa etmek yerine tüketmeye ve hırslarımız uğruna benliğimizden bir parça daha eksiltmeye devam ediyoruz.


Oysa kelimeler öyle değildir; nahiftir, her birinin ayrı bir yeri vardır. Kimi zaman bir şairin en özel dizelerinde, kimi zaman sıcak bir yuvanın temelinde, kimi zaman da küçük bir çocuğun yere düşen şekerinde saklıdır. Bazen bir aşığın sinesinde gizli  yumrudur; dile gelmez, dudaklar dilemma kesilir ise  kağıttan bir gemiye iliştirip, derin okyanuslara emanet eder bütün suskunluklarını...


Kelimeler yoldaştır. Büyükler “Üç kere düşünün, bir kere söyleyin.” derler. Çünkü ne söylenen sözün geri dönüşü, ne de kırılan bir kalbin  merhemi vardır. Yol bittiğinde, yarım kalmış cümlelerin sonuna noktalar konduğunda; erguvanların en güzel rengini alması, dökülen incilerin çehremizde anlam bulması, bütün uzuvlarımızın "eşhedü" diye fısıldayabildiği; güzel bir son ve ardımızda tebessüm eden insanlar bırakabilmek dileğiyle...

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor