Kendini ya inşa edeceksin, ya da imha edeceksin.
Hayat bazen insana açık açık zarar vermez.
Sessizce yapar bunu.
Fark ettirmeden tüketir.
Bir süre sonra insanın omuzlarını yoran şey yaşadıkları değil, içinde taşıdığı düşünceler olur. Çünkü insanın en büyük savaşı çoğu zaman dış dünyayla değil, kendi zihniyledir.Her gün kendinle konuşuyorsun.
Kimse duymasa bile, içinde sürekli bir ses var.
Bazen seni ayağa kaldırıyor, bazen de olduğun yere zincirliyor.
Ve zamanla o ses, karakterine dönüşüyor.
Kendini inşa etmek; sadece başarılı olmak değildir.
Bu, önce kendi zihnini düzene sokabilmektir.
Kendine zarar veren düşünceleri fark edebilmektir.
Sürekli erteleyen, korkan, kaçan tarafınla yüzleşebilmektir.
Çünkü insanı en çok dışarıdaki düşmanlar değil, kendi içinde büyüttüğü korkular durdurur.Birçok insan hayatının değişmesini ister ama değişimin gerektirdiği acıya katlanmak istemez.
Disiplin zor gelir.
Sabretmek zor gelir.
Tek başına mücadele etmek zor gelir.
Bu yüzden çoğu kişi hayal kurar ama çok azı gerçekten emek verir.
Oysa hayat, sadece istemekle değişmez.İnsan bazen istemediği halde devam etmek zorundadır.
Yorgunken de çalışmak zorundadır.
Kimsenin onu anlamadığı günlerde bile kendi yolunda yürümek zorundadır.
Çünkü karakter, insanın en rahat zamanında değil; en zor dönemlerinde verdiği kararlarla oluşur.
Kendini imha etmek ise sandığın gibi bir anda olmaz.Kimse bir sabah uyandığında tamamen tükenmiş hale gelmez.
Bu süreç küçük küçük başlar.
Sürekli ertelemekle başlar.
“Kendimi sonra toparlarım” demekle başlar.
Kendi potansiyelini küçümsemekle başlar.
Seni aşağı çeken insanlara alışmakla başlar.
Sana zarar veren şeyleri normalleştirmekle başlar.
Ve insan bazen fark etmeden kendi hayatının seyircisine dönüşür.
En tehlikelisi de budur zaten:
Yaşamıyormuş gibi yaşamak.
Sabah uyanıp aynı mutsuzluğu taşımak…
İçten içe rahatsız olduğun bir hayata alışmak…
Sırf korktuğun için değişmemek…
Bir süre sonra insanın ruhunu en çok tüketen şey başarısızlık değil, denememiş olmak oluyor.
Çünkü içinde hep şu düşünce kalıyor:
“Acaba gerçekten çabalasaydım ne olurdu?”
İnsan her şeyi kontrol edemez.
Herkes aynı şartlarda doğmaz.
Herkes aynı yaraları taşımaz.
Ama insanın elinde olan bir şey vardır:
Kendine nasıl davrandığı.Kendi zihnini zehirleyen de sensin, güçlendiren de…
Kendine sürekli bahane sunan da sensin, ayağa kaldıran da…
Bazen hayatında hiçbir şey değişmiyormuş gibi hissedersin.
Ama her gün yaptığın küçük seçimler aslında geleceğini sessizce şekillendirir.
Bir gün spor yapmayı seçersin, bir gün vazgeçmeyi.
Bir gün risk alırsın, bir gün korkularına teslim olursun.Bir gün kendine inanırsın, bir gün herkesten önce kendinden şüphe edersin.
Ve yıllar sonra dönüp baktığında hayatının, büyük kırılmalardan çok; o küçük kararların toplamı olduğunu fark edersin.Kimse gelip seni kurtarmayacak.
Kimse sana hazır bir hayat vermeyecek.Bazı insanlar seni küçümseyecek, bazıları seni anlamayacak.
Hatta bazen en büyük desteği beklediğin yerden bile göremeyeceksin.
Ama bunların hiçbiri, kendinden vazgeçmen için bir sebep değil.
Çünkü insanın gerçek gücü, her şey yolundayken değil; içinden hiçbir şey yapmak gelmezken bile devam edebildiğinde ortaya çıkar.
Belki bugün tam istediğin yerde değilsin.Belki hâlâ eksik hissediyorsun.
Belki bazı geceler kendi içinde kayboluyorsun.
Ama önemli olan şu:
Kendini yavaş yavaş toparlıyor musun, yoksa yavaş yavaş tüketiyor musun?
Çünkü insanın hayatını bir anda verdiği büyük kararlar değil, her gün tekrar ettiği alışkanlıklar belirler.Ve günün sonunda gerçek değişmiyor:
Kendini ya inşa edeceksin…
Ya da fark etmeden kendi ellerinle imha edeceksin.
Karar gerçekten senin.
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.