Yeni Klasik İktisat, bireylerin rasyonel beklentilere dayalı kararlar aldığını ve piyasalarda tam rekabet ile tam bilgi olduğunu varsayan bir makroekonomik yaklaşım olarak tanımlanır. Mikroekonomik temeller üzerine inşa edilen bu teori, ekonomik dalgalanmaların arz ve talep şoklarına yanıt olarak meydana geldiğini savunur. 2000’li yılların sonunda bu iddialarla yola çıkan Yeni Klasik iktisatçılar, dünya iktisat tarihine önemli değişiklikler getirme niyetindedirler. Yeni Klasik İktisat, makroekonomik analizde önemli bir akımdır ve 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başlarında ortaya çıkmıştır. Yeni Klasik İktisat, özellikle John Muth, Robert Lucas Jr., Thomas Sargent, ve Robert Barro gibi ekonomistler tarafından geliştirilen ekol, mikroekonomik temellere dayanan bir makroekonomik modelleme yaklaşımı önermişlerdir.
1960’lı yıllara gelindiğinde kapitalizmin sorunları Keynes’in teorisini geliştirdiği 1930’lu yıllara göre çok farklı bir noktadaydı. II. Savaş sonrası yıllar kapitalizmin altın çağı olarak bilinir. Bu yıllar düşük işsizlik, hızlı büyüme yıllarıydı. Ama 1960’lı yıllarda gelişmiş kapitalist ekonomilerde yeni bir problem baş göstermeye başladı: Enflasyon.
1970’lere gelindiğinde büyüme yavaşlamaya, işsizlik artmaya ve enflasyon hızlanmaya başlamıştı. Artan işsizlik ve enflasyonu açıklamaya çalışan iktisatçılar yeni yöntemler ortaya koymaya çalıştılar. İşte bu ortamda kapitalist bir ekonominin kendiliğinden tam istihdama gelemeyeceği ve aktif politikaya gerek olduğu biçiminde ifade edebileceğimiz Keynesyen anlayışa karşı 1970’li yıllarda giderek güçlenen bir “karşı devrim” gelişti. Yeni Klasik teori olarak bilinen ve esas itibariyle Klasik modelin yeni bir çerçevede ihyası olan bu gelişme bir şekilde Phillips eğrisi literatürü etrafında olmuştur.
Yeni Klasik İktisat, makroekonomik analizde önemli bir akımdır ve 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başlarında ortaya çıkmıştır. Yeni Klasik İktisat, özellikle John Muth, Robert Lucas Jr., Thomas Sargent, ve Robert Barro gibi ekonomistler tarafından geliştirilmiştir. Bu ekonomistler, mikroekonomik temellere dayanan bir makroekonomik modelleme yaklaşımı önermişlerdir.
Yeni Klasik İktisat, piyasaların genellikle etkin olduğunu ve ekonomik aktörlerin (bireyler, firmalar, vb.) rasyonel olduğunu varsayar. Bu ekonomik aktörler, geleceğe dair beklentilerini ve kararlarını en iyi şekilde optimize etmeye çalışırlar. Dolayısıyla, bu modelde, beklenmedik şoklar ve politika değişiklikleri gibi dış etkenlerin ekonomiyi etkileme gücü sınırlıdır.
Yeni Klasik İktisat, özellikle temel teorik ve analitik çerçevesiyle, Keynesyen iktisatın aksine daha mikroekonomik bir odaklanma sunar. Bu ekol, fiyat esnekliklerinin ve piyasa mekanizmalarının önemini vurgular. Ayrıca, uzun dönemde ekonomik politikaların etkilerini analiz ederken, kısa dönemdeki yanıtların öngörülebilir olduğunu savunur.
Piyasa ekonomisine inanan Yeni Klasikler, fiyatlar esnek olduğu, ekonomiye devlet müdahale etmediği sürece makro iktisadi sorunların yaşanmayacağını ileri sürerler. Yeni Klasiklerin iktisat literatürüne getirdikleri en önemli kavram yukarıda da bahsedildiği gibi Rasyonel Bekleyişler Hipotezi’dir. Bu hipoteze göre, ekonomideki karar birimleri (firmalar, aileler, bireyler, çalışanlar…) kararlarını verirken ve tahminde bulunurken geçmişteki, içinde bulunduğu dönemdeki ve geleceğe dair üretilmiş olan bilgilerin tümünü göz önünde bulundurur ve rasyonel (akılcı) kararlar alır. Dolayısıyla, uygulanan ekonomi politikalarının kendileri üzerindeki etkisini boşa çıkarıcı davranışlar sergilerler. Örneğin enflasyonist bir politika izleneceğini anlayan ekonomik birimler, satın alma güçlerini koruyabilmek için hemen başta döviz olmak üzere farklı finansal araçlara yönelir, ücretlerinin ivedilikle artırılmasını talep eder ve bu politikayı işlevsiz hâle getirebilir. Bu durumda, hükûmetlerin iktisat politikalarında başarıya ulaşmasının tek yolu ekonomik birimleri şaşırtan politikalar uygulamaktır.
Monetarizm ve Yeni Klasik iktisat, 1980’li yıllardan başlayarak 2007’de patlak veren Küresel Finans Krizi dönemine kadar genel kabul görmüştür. Liberalizm eksenli bu görüşler de zaman içerisinde ortaya çıkan bazı durumlar nedeniyle eleştiri almaya başlamışlardır. Bunların başında 1980’li yıllardan itibaren dünya genelinde artan yoksulluk ve dünya gelir dağılımının bozulması gelmektedir. Liberalizm ile birlikte artan rekabetçi ortam, rekabetçi olamayan birey ve firmaları zor durumda bırakmış ve güçsüzler toplumun alt gelir katmanlarına doğru inmişlerdir. Öte yandan liberalizm ve küreselleşme ile birlikte iktisat politikası uygulamak giderek zorlaşmış, devletin elindeki iktisat politikası araçları azalmış ve hükûmetler kısıtlı önlemlerle ekonomik sorunlarla mücadele etmeye çalışmışlardır. Bunun en büyük sonucu dünya genelinde ekonomik kriz sayısının artması olmuştur. 2007’de başlayan ve bilinen en küresel kriz olan Küresel Finans Krizi’nden kurtulmak isteyen çok sayıda liberal ekonomiye sahip ülke kamusal müdahalelerle Keynesyen dönemi aratmayan iktisat politikaları uygulamıştır. Küresel Finans Krizi’nden sonra Yeni Klasik İktisat’ın görüşlerinin geçerliliği azalmış ve insanlar ve politika yapıcıları yeni bir yol olarak Yeni Keynesyen İktisat ekolüne doğru kaymaya başlamışlardır.
Rasyonel Beklentiler: Ekonomik aktörlerin (bireyler, firmalar, vb.) gelecekteki olaylar hakkında en iyi tahminleri yapmaya çalıştıkları ve bu tahminleri oluştururken mevcut bilgi ve geçmiş deneyimlerini kullandıkları varsayımıdır.
Etkin Piyasa Hipotezi
Piyasaların tüm mevcut bilgiyi tam ve hızlı bir şekilde yansıttığı ve dolayısıyla fiyatların doğru bir şekilde belirlendiği hipotezidir. Bu hipoteze göre, piyasalarda kar elde etmek için üstün bilgiye sahip olmak mümkün değildir.
Denge ve Uyum
Yeni Klasik İktisat, piyasa ekonomisinin doğal olarak dengede olduğunu ve ekonomik şoklara karşı doğal bir uyum sürecinin olduğunu savunur. Bu nedenle, ekonomik politikaların etkilerinin genellikle sınırlı olduğunu öne sürer.
Rasyonel Fiyatlandırma
Yeni Klasik İktisat, fiyatların rasyonel olarak belirlendiğini ve piyasalarda fiyatların değişimlerinin, arz ve talep dengelerinin etkisiyle gerçekleştiğini öne sürer. Bu, firmaların ve bireylerin gelecekteki beklentilerini fiyatlara yansıttıkları anlamına gelir.
Doğal İşsizlik Oranı
Yeni Klasik İktisat, işsizliğin doğal bir durum olduğunu ve tam istihdamın sürekli olarak mümkün olmadığını savunur. Bu doğal işsizlik oranı, yapısal ve kurumsal faktörlere dayanarak belirlenen bir düzeydir.
Makroekonomik Politikaların Etkisi
Yeni Klasik İktisat, makroekonomik politikaların ekonomik sonuçlar üzerinde sınırlı etkisi olduğunu öne sürer. Bu nedenle, ekonomik politikaların genellikle etkili olmadığını ve hatta bazen zararlı olabileceğini savunur.
Yeni Klasik İktisat ile Phillips Eğrisi arasındaki ilişki, ekonomik politikaların etkinliği ve işsizlik-enflasyon ilişkisi üzerine yapılan analizlerde ortaya çıkar. Phillips Eğrisi, işsizlik oranı ile enflasyon arasındaki ilişkiyi gösteren bir grafiktir. İlk olarak 1958'de A.W. Phillips tarafından İngiltere'deki veriler üzerinden keşfedilmiştir. Eğri, genellikle kısa dönemde ters bir ilişki sergiler: İşsizlik oranı düştüğünde, enflasyon artar ve işsizlik arttığında enflasyon düşer.
Keynesyen ekonomi geleneğinde, bu ters ilişki, ekonomik politikaların işsizlik ve enflasyon arasında bir denge sağlamak için kullanılabileceği fikrini destekler. Özellikle, talep yönlü ekonomik politikalar (örneğin, kamu harcamalarının artırılması veya para arzının artırılması) işsizlik oranını azaltırken, enflasyonu artırabilir ve tersi durumda işsizlik oranını artırabilirken enflasyonu azaltabilir. Yeni Klasik İktisat, Philips Eğrisi'nin bu kısa dönem ilişkisini sorgular. Yeni Klasikler, insanların rasyonel beklentilerle hareket ettiğini ve piyasa dengelerinin kısa dönemde bu şekilde bozulamayacağını öne sürerler. Onlara göre, işsizlik ve enflasyon arasındaki bu geçici ilişki uzun vadede sürdürülemez.
Yeni Klasik İktisat, Philips Eğrisi'nin sadece kısa dönemde geçerli olduğunu ve uzun dönemde doğal işsizlik oranı ile enflasyon arasında bir ilişki olmadığını savunur. Bu doğrultuda, Yeni Klasik İktisat, ekonomik politikaların kısa dönemde etkili olabileceğini kabul ederken, uzun dönemde bu politikaların sürdürülebilirliği ve etkinliği konusunda daha şüpheci bir tutum sergiler. Bu bağlamda, ekonomik politikaların Phillips Eğrisi üzerindeki etkilerini sınırlar ve işsizlik-enflasyon ilişkisini daha karmaşık bir şekilde ele alır.
Yeni Klasik İktisat ile Lucas Kritiği arasındaki ilişki, ekonomik politikaların öngörülebilirliği ve etkinliği konusunda önemli bir tartışmayı temsil eder. Lucas Kritiği, Nobel ödüllü ekonomist Robert Lucas Jr. tarafından ortaya atılmış bir kavramdır. Lucas, 1970'lerin başlarında makroekonomik politikaların etkinliğini sorgulamış ve bu bağlamda bir eleştiri getirmiştir.
Lucas Kritiği, makroekonomik politikaların insanların beklentilerini değiştirerek gerçek ekonomik sonuçlar üzerinde etkili olamayacağını öne sürer. Özellikle, ekonomik politikaların hükümetin açıkladığı gelecek politika ve olaylar hakkındaki beklentileri değiştirerek, insanların davranışlarını etkileyebileceğini ve bu nedenle politikaların beklenmedik sonuçlara yol açabileceğini iddia eder. Bu, insanların rasyonel beklentilerle hareket ettiği ve bu beklentiler doğrultusunda davrandıkları varsayımıyla tutarlıdır.
Yeni Klasik İktisat da benzer bir temele dayanır. Yeni Klasik İktisat, insanların rasyonel beklentilerle hareket ettiğini ve bu beklentiler doğrultusunda ekonomik kararlar aldıklarını savunur. Dolayısıyla, ekonomik politikaların beklenmedik sonuçlara yol açabileceği fikri, Yeni Klasik İktisatın temel varsayımlarıyla uyumludur.
Bu bağlamda, Lucas Kritiği ve Yeni Klasik İktisat arasındaki ilişki, ekonomik politikaların etkinliği ve öngörülebilirliği konusundaki tartışmalara katkı sağlar. Her ikisi de ekonomik politikaların sınırlı etkisini vurgulayarak, politika yapıcılarına daha dikkatli ve öngörülebilir politikalar geliştirmeleri gerektiği konusunda uyarır. Bu, ekonomik politikaların uygulanması ve sonuçları hakkında daha dikkatli düşünülmesine yol açabilir.
Yeni Klasik İktisat, ekonomik politikaların beklenmedik sonuçlara yol açabileceğini ve insanların rasyonel beklentilerle hareket ederek bu politikalara uyum sağlayabileceğini savunur. Bu çerçevede, hükümetlerin para politikası veya mali politika gibi ekonomik araçları kullanarak ekonomik sonuçları yönlendirebileceği fikrini sorgular.
Hoş Olmayan Monetarist Aritmetik ise, ekonomik politikaların belirli sonuçlara yol açabileceği ve bu sonuçların hoş olmayabileceği fikrini temsil eder. Özellikle, bu kavram, merkez bankalarının aşırı para basması veya hükümetlerin bütçe açıklarını kontrolsüz bir şekilde genişletmeleri gibi durumlarda ortaya çıkar.
Monetaristler, para arzının artırılmasının uzun vadede enflasyonu artıracağını ve bu durumun ekonomik istikrarsızlığa yol açabileceğini savunur. Bu nedenle, "hoş olmayan" sonuçlarla karşılaşmak, özellikle para politikası araçlarının hızla genişletilmesi durumunda mümkündür.
Yeni Klasik İktisat, Hoş Olmayan Monetarist Aritmetik kavramıyla benzer bir temele dayanır. Her ikisi de ekonomik politikaların beklenmedik sonuçlara neden olabileceğini ve bu sonuçların hoş olmayabileceğini öne sürer. Bu bağlamda, her iki yaklaşım da ekonomik politikaların dikkatli bir şekilde uygulanması ve sonuçlarının önceden dikkate alınması gerektiğini vurgular.
Yeni Klasik İktisat pek çok noktadan eleştiriye maruz kalmıştır. Yeni Klasik İktisat’ın temel direklerine yapılan bu eleştiriler, Yeni Klasik İktisatçıların daha evrensel, çözümcül ve rasyonel bir akım ortaya koyma ihtiyacını peydah etmiştir. Yeni Klasik İktisatın temel varsayımlarından biri, ekonomik aktörlerin rasyonel olduğu ve gelecekteki olayları en iyi tahmin etmeye çalıştığıdır. Ancak, bu varsayım gerçek dünyada her zaman geçerli olmayabilir. İnsanlar bazen kısa vadeli düşünebilir, duygusal olarak kararlar alabilir veya eksik bilgiye sahip olabilirler. Yeni Klasik İktisat, piyasaların genellikle etkin olduğunu savunur. Ancak, finansal krizler ve spekülatif balonlar gibi olaylar, piyasaların her zaman etkin olmadığını gösterir. Piyasalardaki asimetrik bilgi, serbest rekabetin eksikliği ve diğer faktörler, piyasaların etkinliğini sınırlayabilir.
Yeni Klasik İktisat, makroekonomik politikaların genellikle etkili olmadığını ve hatta bazen zararlı olabileceğini savunur. Ancak, bazı durumlarda, ekonomik politikaların etkili olduğu ve ekonomik dengesizlikleri düzeltebileceği gözlemlenmiştir. Bu nedenle, politika yapıcıların tamamen pasif bir rol oynamalarının uygun olmadığına dair eleştiriler bulunmaktadır. Yeni Klasik İktisat modelleri, sıklıkla idealize edilmiş ve basitleştirilmiş koşullarda çalışır. Gerçek dünyadaki karmaşıklığı ve belirsizliği yeterince yansıtmayabilirler. Bu nedenle, Yeni Klasik İktisatın teorik çerçevesinin uygulanabilirliği ve gerçek dünyadaki geçerliliği sorgulanabilir.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Yeni Klasik İktisat" maddesi için tartışma başlatın
Yeni Klasik İktisadın Doğuşu
Yeni Klasik İktisadın Özellikleri
Kavramsal Çerçeve
Philips Eğrisi
Lucas’ın Arz Eğrisi
Hoş Olmayan Monetarist Aritmetik
Yeni Klasik İktisada Yöneltilen Eleştiriler