
ORCID ID
0000-0001-8039-2128
Filistin; Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam açısından önemli bir merkez olan Kudüs gibi bir şehri barındırması ve jeopolitiği dolayısıyla zengin bir geçmişe sahiptir. Uzak geçmişten bu yana birçok kültüre ev sahipliği yapan Filistin coğrafyası, sahip olduğu kültürel mirasın önemli bir kısmını toprağın altında saklı tutmaktadır. Filistin’de arkeolojik çalışmalar, Batılılar tarafından ilk andan itibaren romantik ve ideolojik kaygılarla gerçekleştirilmiştir. Kitab-ı Mukaddes’te adı geçen yerleri tespit etmek, uygarlığın Mezopotamya’daki kökenini ve Avrupa’ya aktarımını incelemek üzere çok sayıda kutsal kitap bilgini ve kâşif, Osmanlı hakimiyetindeki topraklara yönelmiştir.Batılıların İslam ülkelerine yönelik antikacılık ve arkeoloji üzerindeki ilgisi, genellikle Napolyon Bonapart’ın araştırmacıların da dâhil olduğu “Mısır Seferi” ile başlatılır. Bu seferin ardından başta İngiltere, Almanya ve ABD olmak üzere birçok Batılı devlet Filistin, Suriye ve Irak gibi İslam ülkelerinde kazı çalışmaları yürütmüştür. Batılı araştırmacılar, İslam ülkelerinden çok sayıda eski eseri ülkelerine kaçırarak British, Louvre ve Berlin gibi müzelerde sergilemek suretiyle büyük bir prestij elde etmişlerdir.1865 yılında Londra’da kurulan Filistin Araştırma Fonu (PEF) ile bölge haritalandırılmış ve elde edilen bilgilerin yardımıyla Filistin ve çevresi İngiltere’nin işgaline hazırlanmıştır. Kazılarda İslam öncesine yer verilmiş ancak buraların önemi genellikle Kitab-ı Mukaddes’le olan ilişkilerine göre kategorize edilmiştir. Bu topraklarda arkeoloji, başından itibaren Filistin’in Arap nüfusunu görmezden gelerek hareket etmiştir. Filistin’in gerçek tarihinin yer altında olduğu ve Antik Dönem’e dayandığı buna karşın yer üstünde yaşayanların âdeta geçici ve buraya ait olmayan bir topluluk olduğuna inanılmıştır (El-Hajj, 2001). Her ne kadar İslam arkeolojisi alanındaki ilk kazının PEF tarafından 19. yüzyılın sonunda Gazze’de bulunan Tell eş-Şafii’de yapıldığı kabul edilse de (Bliss & Macalister, 1902) bu çalışmalarda odak noktanın icat edilmeye çalışılan Antik İsrail olduğu bilinmektedir. Kazılar yapılırken İslami dönem kazı katmanları, Roma ve Tapınak Dönemleri önündeki engel olarak algılanmıştır.Filistin, İngiliz mandasına girdikten sonra arkeoloji çalışmaları ivme kazanmış, William Foxwell Albright ile Filistin’deki kazılar sistematik bir hâle gelmiştir. Bu çalışmaların temelinde Kitab-ı Mukaddes’te verilen tarihi bilgilerin gerçekliğinin sorgulanamaz olduğu inancı yer almıştır. İsrail’in kuruluşuyla geçmişe tümüyle seçmeci bir anlayışla yaklaşılmış Yahudi tarihi ile ilişkili kazılar yapılmış ve elde edilen veriler bu amaca hizmet edecek şekilde yorumlanmıştır. Bu arada Filistin’i terk eden İngilizler, bölgeyle ilgili arkeolojiye dair envanterlerini siyonist rejime miras bırakmıştır. Böylece arkeolojik çalışmalar, siyonizme ve tasarlanan İsrail ulusunun tarihsel kökenlerine hizmet edecek şekilde sürdürülmüştür. Bu hususta asker kökenli bir arkeolog olan Yigeal Yadin tarafından yapılan Masada kazılarının sonuçlarının manipüle edilerek milli bir destana dönüştürülmesi en çarpıcı örneklerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır【1】 (Silberman, 1994). Bu durum İslam, Filistin ve Arap varlığını inkâr eden ve siyonist tarih anlayışını dayatan bir fikre dönüşmüştür. Bunun sonucunda Müslümanların Filistin coğrafyasındaki kültürel mirasları görmezden gelinmiş, tahrip edilmiş ve Filistin coğrafyasının tarihi Greko-Romen ve Yahudi-Hristiyan geleneği üzerinden kurgulanmıştır.İsrail’in 1967’den sonra Batı Şeria’yı işgal etmesiyle yabancı araştırmacılar da bölgeyi terk ederek merkezlerini Ürdün’ün başkenti Amman’a taşımak durumunda kalmışlardır. Bölgede kalarak Filistin halkının geçmişini ortaya koymaya çalışan araştırmacılar ise can güvenliği sorunu yaşamışlardır. Nitekim Filistin tarihindeki kopukluğu fark ederek kendisini Filistin halkının kültürel mirasına adayan Albert Glock, Batı Şeria’daki çalışma alanına giderken 1992’de öldürülmüş ve tahmin edileceği üzere katilleri bulunamamıştır. Kudüs Birzeit Üniversitesi’nde çalışan Glock, Filistin arkeolojisinin oluşmasına önemli katkılar sunmuştur (Fox, 2001). Tüm bu çabalar Filistin’in yakın geçmişten uzak geçmişe uzanan mirasını korumayı ve bunun üzerinden bir hatırlamayı sağlamaktadır. Batı Şeria ve Gazze’de işgalcilerin bombalamaları ve gaspçıların yaptıkları tahripler, çalışmaların yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum İsrail’in arkeolojik materyali tek başına yorumlamasına zemin hazırlamıştır.1993’te gerçekleşen Oslo Anlaşması’ndan sonra Filistin’deki üniversitelerde arkeoloji ve kültürel mirasa yönelik derslere yer verilmiş ve bu alanda çalışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Böylelikle ilkokuldan üniversiteye kadar her aşamada arkeolojinin ve kültürel mirasın önemi ortaya konarak farkındalık oluşturulmuştur. 1994 yılında Eski Eserler Dairesi adıyla kurulan ve 2002’de Eski Eserler ve Kültürel Miras Dairesi adını alan kurum faaliyetlerinde özellikle İslami dönem ve Osmanlı yapılarına odaklanmıştır (Balter, 2000). Bu kurum bünyesinde 400’den fazla kurtarma kazısı gerçekleştirilmiş, ayrıca Batı Şeria, Gazze ve Nablus gibi kentlerdeki işgalin kültürel mirasa verdiği zararın tespit edilmesi çalışmalarına ağırlık verilmiştir. Ayrıca Filistinli araştırmacıların ve kurumların Avrupa’daki meslektaşlarıyla ortaklaşa sürdürdükleri kazı ve proje çalışmalarının sayısı günden güne artmaktadır. Üstelik bu çalışmalar tarihin erken dönemleri de kapsamaktadır (Taha, 2016). Son zamanlarda İsrailli arkeologlar arasında Kitab-ı Mukaddes arkeolojisi yerine Suriye-Filistin arkeolojisi adlandırması ön plana çıkmakta ve bu durum Memlük ve Osmanlı dönemlerinin yanında yakın dönem Arap Evresi’ni de araştırmalara dâhil edilmesine kapı aralamaktadır. Filistin’de işgalin sadece toprağın üstünde değil aynı zamanda altında, yalnızca bu zamanda değil geçmişe yönelik de bir tehdit olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Kudüs Bir Zeit Üniversitesi ve Eski Eserler Dairesi, kazı çalışmalarıyla ve arkeolojiyle bilinçli bir şekilde ilgilenmekte ve bir model oluşturma kaygısını taşımaktadır. Söz konusu farkındalık imkânlar ölçüsünde kurumlar üzerinden genç nesillere aktarılmaktadır.Okuma ÖnerileriMasalha, Nur (2007). The Bible and Zionism: Invented Traditions, Archaeology and Post-Colonialism in Palestine-Israel. London & New York: Zed Books.Weizman, Eyal (2016). Oyuk Topraklar: İsrail’in İşgal Mimarisi, çev.: Emre Can Ercan. İstanbul: Açılım Kitap.
Filistin; Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam açısından önemli bir merkez olan Kudüs gibi bir şehri barındırması ve jeopolitiği dolayısıyla zengin bir geçmişe sahiptir. Uzak geçmişten bu yana birçok kültüre ev sahipliği yapan Filistin coğrafyası, sahip olduğu kültürel mirasın önemli bir kısmını toprağın altında saklı tutmaktadır. Filistin’de arkeolojik çalışmalar, Batılılar tarafından ilk andan itibaren romantik ve ideolojik kaygılarla gerçekleştirilmiştir. Kitab-ı Mukaddes’te adı geçen yerleri tespit etmek, uygarlığın Mezopotamya’daki kökenini ve Avrupa’ya aktarımını incelemek üzere çok sayıda kutsal kitap bilgini ve kâşif, Osmanlı hakimiyetindeki topraklara yönelmiştir.
Batılıların İslam ülkelerine yönelik antikacılık ve arkeoloji üzerindeki ilgisi, genellikle Napolyon Bonapart’ın araştırmacıların da dâhil olduğu “Mısır Seferi” ile başlatılır. Bu seferin ardından başta İngiltere, Almanya ve ABD olmak üzere birçok Batılı devlet Filistin, Suriye ve Irak gibi İslam ülkelerinde kazı çalışmaları yürütmüştür. Batılı araştırmacılar, İslam ülkelerinden çok sayıda eski eseri ülkelerine kaçırarak British, Louvre ve Berlin gibi müzelerde sergilemek suretiyle büyük bir prestij elde etmişlerdir.
1865 yılında Londra’da kurulan Filistin Araştırma Fonu (PEF) ile bölge haritalandırılmış ve elde edilen bilgilerin yardımıyla Filistin ve çevresi İngiltere’nin işgaline hazırlanmıştır. Kazılarda İslam öncesine yer verilmiş ancak buraların önemi genellikle Kitab-ı Mukaddes’le olan ilişkilerine göre kategorize edilmiştir. Bu topraklarda arkeoloji, başından itibaren Filistin’in Arap nüfusunu görmezden gelerek hareket etmiştir. Filistin’in gerçek tarihinin yer altında olduğu ve Antik Dönem’e dayandığı buna karşın yer üstünde yaşayanların âdeta geçici ve buraya ait olmayan bir topluluk olduğuna inanılmıştır (El-Hajj, 2001). Her ne kadar İslam arkeolojisi alanındaki ilk kazının PEF tarafından 19. yüzyılın sonunda Gazze’de bulunan Tell eş-Şafii’de yapıldığı kabul edilse de (Bliss & Macalister, 1902) bu çalışmalarda odak noktanın icat edilmeye çalışılan Antik İsrail olduğu bilinmektedir. Kazılar yapılırken İslami dönem kazı katmanları, Roma ve Tapınak Dönemleri önündeki engel olarak algılanmıştır.
Filistin, İngiliz mandasına girdikten sonra arkeoloji çalışmaları ivme kazanmış, William Foxwell Albright ile Filistin’deki kazılar sistematik bir hâle gelmiştir. Bu çalışmaların temelinde Kitab-ı Mukaddes’te verilen tarihi bilgilerin gerçekliğinin sorgulanamaz olduğu inancı yer almıştır. İsrail’in kuruluşuyla geçmişe tümüyle seçmeci bir anlayışla yaklaşılmış Yahudi tarihi ile ilişkili kazılar yapılmış ve elde edilen veriler bu amaca hizmet edecek şekilde yorumlanmıştır. Bu arada Filistin’i terk eden İngilizler, bölgeyle ilgili arkeolojiye dair envanterlerini siyonist rejime miras bırakmıştır. Böylece arkeolojik çalışmalar, siyonizme ve tasarlanan İsrail ulusunun tarihsel kökenlerine hizmet edecek şekilde sürdürülmüştür. Bu hususta asker kökenli bir arkeolog olan Yigeal Yadin tarafından yapılan Masada kazılarının sonuçlarının manipüle edilerek milli bir destana dönüştürülmesi en çarpıcı örneklerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır【1】 (Silberman, 1994). Bu durum İslam, Filistin ve Arap varlığını inkâr eden ve siyonist tarih anlayışını dayatan bir fikre dönüşmüştür. Bunun sonucunda Müslümanların Filistin coğrafyasındaki kültürel mirasları görmezden gelinmiş, tahrip edilmiş ve Filistin coğrafyasının tarihi Greko-Romen ve Yahudi-Hristiyan geleneği üzerinden kurgulanmıştır.
İsrail’in 1967’den sonra Batı Şeria’yı işgal etmesiyle yabancı araştırmacılar da bölgeyi terk ederek merkezlerini Ürdün’ün başkenti Amman’a taşımak durumunda kalmışlardır. Bölgede kalarak Filistin halkının geçmişini ortaya koymaya çalışan araştırmacılar ise can güvenliği sorunu yaşamışlardır. Nitekim Filistin tarihindeki kopukluğu fark ederek kendisini Filistin halkının kültürel mirasına adayan Albert Glock, Batı Şeria’daki çalışma alanına giderken 1992’de öldürülmüş ve tahmin edileceği üzere katilleri bulunamamıştır. Kudüs Birzeit Üniversitesi’nde çalışan Glock, Filistin arkeolojisinin oluşmasına önemli katkılar sunmuştur (Fox, 2001). Tüm bu çabalar Filistin’in yakın geçmişten uzak geçmişe uzanan mirasını korumayı ve bunun üzerinden bir hatırlamayı sağlamaktadır. Batı Şeria ve Gazze’de işgalcilerin bombalamaları ve gaspçıların yaptıkları tahripler, çalışmaların yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum İsrail’in arkeolojik materyali tek başına yorumlamasına zemin hazırlamıştır.
1993’te gerçekleşen Oslo Anlaşması’ndan sonra Filistin’deki üniversitelerde arkeoloji ve kültürel mirasa yönelik derslere yer verilmiş ve bu alanda çalışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Böylelikle ilkokuldan üniversiteye kadar her aşamada arkeolojinin ve kültürel mirasın önemi ortaya konarak farkındalık oluşturulmuştur. 1994 yılında Eski Eserler Dairesi adıyla kurulan ve 2002’de Eski Eserler ve Kültürel Miras Dairesi adını alan kurum faaliyetlerinde özellikle İslami dönem ve Osmanlı yapılarına odaklanmıştır (Balter, 2000). Bu kurum bünyesinde 400’den fazla kurtarma kazısı gerçekleştirilmiş, ayrıca Batı Şeria, Gazze ve Nablus gibi kentlerdeki işgalin kültürel mirasa verdiği zararın tespit edilmesi çalışmalarına ağırlık verilmiştir. Ayrıca Filistinli araştırmacıların ve kurumların Avrupa’daki meslektaşlarıyla ortaklaşa sürdürdükleri kazı ve proje çalışmalarının sayısı günden güne artmaktadır. Üstelik bu çalışmalar tarihin erken dönemleri de kapsamaktadır (Taha, 2016). Son zamanlarda İsrailli arkeologlar arasında Kitab-ı Mukaddes arkeolojisi yerine Suriye-Filistin arkeolojisi adlandırması ön plana çıkmakta ve bu durum Memlük ve Osmanlı dönemlerinin yanında yakın dönem Arap Evresi’ni de araştırmalara dâhil edilmesine kapı aralamaktadır. Filistin’de işgalin sadece toprağın üstünde değil aynı zamanda altında, yalnızca bu zamanda değil geçmişe yönelik de bir tehdit olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Kudüs Bir Zeit Üniversitesi ve Eski Eserler Dairesi, kazı çalışmalarıyla ve arkeolojiyle bilinçli bir şekilde ilgilenmekte ve bir model oluşturma kaygısını taşımaktadır. Söz konusu farkındalık imkânlar ölçüsünde kurumlar üzerinden genç nesillere aktarılmaktadır.
Masalha, Nur (2007). The Bible and Zionism: Invented Traditions, Archaeology and Post-Colonialism in Palestine-Israel. London & New York: Zed Books.
Weizman, Eyal (2016). Oyuk Topraklar: İsrail’in İşgal Mimarisi, çev.: Emre Can Ercan. İstanbul: Açılım Kitap.
Balter, Michael (2000). “Palestinians Inherit Riches but Struggle to Make a Mark.” Science, 287 (5450), 33-34.
Bliss, Frederick Jones & Macalister, Robert Alexander Stewart (1902). Excavations in Palestine during the Years 1898-1900. London: Palestine Exploration Fund.
Fox, Edward (2001). Palestinian Twilight: The Murder of Dr. Albert Glock and the Archaeology of the Holy Land. London: Harper Collins Publishers.
Silberman, Neil Asher (1994). The Life of Yigael Yadin: Soldier, Scholar, and Mythmaker of Modern Israel. New York, Addison-Wesley Publishing.
Taha, Hamdan (2016). “Five Years of Archaeology in Palestine“.Ingolf Thuesen (Ed.), Proceedings of the 2nd International Congress on the Archaeology of the Ancient Near East, Volume 1. Bologna: Eisenbrauns.
el-Haj, Nadia Abu (2001). Facts on the Ground: Archaeological Practice and Territorial Self-Fashioning in Israeli Society. Chicago: The University of Chicago Press.
[1]
Bkz. Manipülasyon
| apa | Toprak, B. (2026). Arkeoloji. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 174-176) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Toprak, Bilal. “Arkeoloji”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 174-176. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Arkeoloji" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri