Bazen hayat sana tek bir şey göndermez; toplu gönderir. İş, ilişki, sağlık, para, yorgunluk... Hepsi aynı anda kapıya dayanır. Sen kapıyı açmak istemezsin ama onlar zaten içeri girmişlerdir bile. Oturursun. Bakarsın. Nereden başlayacağını bilemezsin çünkü her şey aynı anda acıyor.
İşte o an aklına şu soru gelir: "Bu hep böyle mi gidecek?"
Sabah gözlerini açıyorsun ve ilk düşüncen çözülmemiş bir mesele oluyor. Kahveni içerken aklın üç farklı yerde. Biriyle konuşurken gülümsüyorsun ama içinde o ağırlık duruyor, seni terk etmiyor.
En kötüsü de şu: Bunun geçeceğine inanmak giderek zorlaşıyor. Çünkü beyin böyle çalışır; kötü bir dönemde geçmişi de bugünün renkleriyle boyar, geleceği de. Sanki hep böyleymiş gibi hissettirir. Sanki hep böyle olacakmış gibi... O anın sisinin içinden bakınca her şey gri görünür; hem geriye hem de ileriye doğru. Ama bu sadece bir his, gerçek değil.

İçsel Çöküşü temsil eden görsel (Yapay zeka ile oluşturulmuştur)
Bir şey olsa idare edersin. İki şey olsa zorlanır ama tutunursun. Fakat beş, altı, yedi şey aynı anda gelince; artık "güçlü ol" lafı boş gelmeye başlar. Haklısın, boştur da. Kimse sana "beş kişilik yük taşı ama yine de sapasağlam dur" demek için doğmadı.
Üst üste gelen dönemlerin sinsiliği şuradadır: Her biri tek başına taşınabilir bir yüktür. Ancak hepsi birden seni ufak ufak ezmeye başlar. Bu yıkılmak değildir; savunmalarının birer birer düşmesidir. Bir gün ağlarsın ama neden ağladığını tam olarak bilemezsin. Çünkü tek bir sebep yoktur; birikmişlik vardır. Ve birikmişlik, taşınması en zor olan şeydir.
Bu soruyu sormak çok insani. Ayıp değil, zayıflık değil. Ama şunu fark ettim: "Neden ben?" sorusu seni o ana sabitliyor. O soruyla birlikte aynı yerde dönüp duruyorsun. Cevabı da yok zaten; hayatın adil bir dağılım sistemi bulunmuyor. Bazen tüm aksilikler tek bir döneme sığar, başka bir dönemde ise hiç uğramaz.
"Neden ben?" yerine bazen şunu sormak insanı daha iyi ayakta tutuyor: "Şu an ne yapabilirim?" Büyük bir hamle olmak zorunda değil bu. Bugün sadece su içmek olabilir. Sadece bir telefon açmak ya da dışarı çıkıp beş dakika yürümek... Küçük bir şey ama o anın içinde gerçek olan bir şey.

İçsel çöküşü temsil eden görsel (Yapay zeka ile oluşturulmuştur)
Bunu söylemek klişe geliyor, biliyorum. Tam o andayken "bu da geçer" lafı bir tokat gibi hissettiriyor; sanki acını küçümsüyorlarmış gibi. Ama şunu belirtmek istiyorum: "Geçer" derken acını silip atmıyorlar.
"Geçer" derken kastedilen şudur; o anın yoğunluğu değişir. Bir gün sabah kalktığında ilk düşüncen o sorun olmayacak. Kahveni yudumlayacak ve beş dakika duvara boş boş bakacaksın ama bu sefer o ağırlığı hissetmeden... O an gelecek. Ne zaman bilmiyorum ama mutlaka gelecek. Geçmişteki her zor anında o zamanki "sen" de bunu yaşadı. Bilmiyordu ama geçti. Bu an da öyle olacak.
· Her gün savaşmak zorunda değilsin. Bazen sadece o günü bitirmek yeterlidir.
· Herkese iyi görünmek, "iyiyim" demek zorunda değilsin.
· Hepsini şu an çözmek zorunda değilsin. Bazı şeyler çözülmeden de yoluna girer.
· Uyumak, bir şeyler izlemek, bir süre hiçbir şey yapmamak... Bunlar kaçmak değil, nefes almaktır.
· Ve yardım istemek; bu belki de o dönemde yapabileceğin en cesur şeydir.

İçsel Çöküşü temsil eden görsel (Yapay zeka ile oluşturulmuştur)
Eğer şu an o dönemdeysen ve bu yazıya denk geldiysen: Seni tanımıyorum, tam olarak ne yaşadığını da bilmiyorum. Ama şunu biliyorum; bu kadar yükün altında hâlâ devam etmek, hâlâ bir şeyler okumak, hâlâ bir şekilde var olmak küçük bir başarı değil.
Belki farkında değilsin ama ben farkındayım.
Bu da geçecek. Ve geçtiğinde, geçtiğini fark ettiğin o sıradan sabah... İşte o an, hayatının en güzel anlarından biri olacak.
"Karanlık ne kadar uzun sürmüş olursa olsun, güneş yeniden doğar."
O His — Biliyorsun Onu
Üst Üste Gelince
"Neden Ben?"
Kalıcı Gibi Hissettiren Şeyler Geçer
O Dönemde Kendine Söyleyebileceklerin
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.