
ORCID ID
0000-0002-5197-648X
Ekolojik emperyalizm, doğrudan doğruya insan topluluklarına, toplumsal varlıklara, toplumsal sistemlere veya ilişkilere değil, insanın da içerisinde yer aldığı ekosistemlere yönelen ve bu açıdan aynı ekosistem içerisinde yer alan bütün canlı-cansız varlıkları ontolojik olarak yok ederek o ekosistem veya habitattaki insan-kültür varlığını da ortadan kaldıran ekolojik kriz çağının sonucu ortaya çıkan yeni bir emperyalizm biçimdir. “Ekolojik Emperyalizm” terimini bu çerçevede daha çok “çevresel tahribatların tarihi” içerisinde biyo-ekolojik bir açıklamayla ilk kez araştırmacı Alfred Crosby (1991) kullanmıştır.Ekolojik emperyalizm, emperyal süreç ile yeniden şekillenen, bozulan, başkalaşan, sömürülen ekosistemi açıklamak üzere kullanılan bir kavramdır. Özellikle insanın da içinde bulunduğu canlılar dünyasının devamlılığı için “olmazsa olmaz” unsurları ifade eden, yani olmadığında ortaya çıkan sonuç yaşamın sonu demek olan su, gıda, tohum ve gen kaynakları üzerine kurulan emperyalist tahakkümü açıklayan bir kavramdır. Bu yüzden sadece emperyalizm demek Filistin’de yaşananları açıklamak için yetersiz kalacağından ekolojik emperyalizm kavramını kullanmak çok daha anlamlı olacaktır (Reyhan, 2012: 148).Gerçekten de şu anda İsrail’in Filistin’deki işgalci konumu sadece klasik emperyalizm olgusuyla açıklanamaz. Zira İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır yürütmekte olduğu sömürgeci-emperyalist işgal ve talan süreci aynı zamanda bir “ekolojik emperyalizm” sürecidir. Filistinli bilim insanları İsrail işgalinin yarattığı ekolojik sonuçlara “ekolojik nekbe” (ekolojik felaket) demektedirler. Buna göre; İsrail, Filistin topraklarını işgal ettiği süre içerisinde, on yıllardır, bir yandan insani felaketler yaşanırken öte yandan Filistinli varlığını da o topraklarda yaşayamaz kılmak için ekolojik kıyımlar gerçekleştirilmiştir. Örneğin Filistin habitatının doğal türleri olan meşe, keçiboynuzu, alıç ile tarımsal üretimin büyük bir bölümünü içeren zeytin, incir, badem gibi meyve ağaçları planlı bir şekilde toprağından sökülmüş, onların yerlerine dökülen asidik yapraklarıyla biyo-çeşitliliğe büyük zarar veren ve yangınlara da sebep olan Avrupa tarzı çamlar dikilmeye başlanmıştır. Yine daha önce Filistinliler tarafından tarım veya otlak amacıyla kullanılan 50 kilometrekare alana yollar yapılmıştır. Suların yönü değiştirilerek Filistinlilerin hayatı iyice zorlaştırılırken biyo-çeşitliliğe büyük bir darbe vurulmuştur. Pestisit ve gübre üretimi yapmaya başlayan birçok İsrailli sanayi kuruluşunun yol açtığı kirlilik sonucu narenciye ağaçları ve üzüm bağları tahrip olmuştur. Dahası İsrail’in atıkları Filistin sınırına taşınmış ve Filistinliler, bu atıkların yol açtığı sağlık sorunlarını yaşamaya başlamıştır【1】 (Şeko, 2024).Böyle ekolojik felaketlere (nekbe) yol açan emperyalist araçlar geçmişten günümüze dünyanın birçok yerinde uygulanmış ve uygulanmaktadır. Tekno-kapitalizmin hızla gelişmesi; bu çerçevede biyolojik, kimyasal ve nükleer tahrip ve soykırım silahlarının belli emperyal ülkelerin tekelinde özel olarak geliştiriliyor olması; biyo-teknolojinin gen manipülasyonunda kullanılacak düzeyde kullanıma hazır hale getirilmesi mazlumlar coğrafyasında, işgal altında bulunan topraklarda ekolojik emperyalizmin kurumsallaşmasını ve dolayısıyla yerel/yerli halkın bütün tarihsel-kültürel ve yaşamsal varlıklarıyla yok edilmeleri sürecini kolaylaştırmaktadır. ABD’nin Irak’ı işgal ettiğinde yaptığı ilk işlerden birinin Irak tohumuna müdahale etmek olması bu çerçevede anlamlıdır (Zeybek, 2012).Ekolojik emperyalizm çağı ilerledikçe tohum, su, biyo-çeşitlilik gibi ekolojik unsurların petrolden daha önemli olacağı şimdiden belli olmaya başlamıştır. Gerçek şu ki, petrolü olmayan halklar da varlıklarını bir şekilde devam ettirebilirler oysa tohumu ve biyo-çeşitliliği yok edilmiş ülkeler kadim topraklarında yaşama imkânı bulamayacakları için bütün ulusal varlıklarıyla birlikte yok olma, başkalaşma veya kaybolma riskini taşıyabilirler. O yüzen en kalıcı ve etkili işgalin ekolojik emperyalizm ile birlikte yerleşen işgal olduğunu net olarak söylemek mümkündür. Ekim 2023 ile çok daha net bir biçimde ortaya çıktığı gibi Filistinliler, sadece işgalci bir güç olan İsrail’in klasik sömürüsüne karşı mücadele etmemekte, yok olmamak için ekolojinin doğal ve toplumsal tüm unsurlarını korumaya çalışarak var olmaya çalışmaktadırlar.
Ekolojik emperyalizm, doğrudan doğruya insan topluluklarına, toplumsal varlıklara, toplumsal sistemlere veya ilişkilere değil, insanın da içerisinde yer aldığı ekosistemlere yönelen ve bu açıdan aynı ekosistem içerisinde yer alan bütün canlı-cansız varlıkları ontolojik olarak yok ederek o ekosistem veya habitattaki insan-kültür varlığını da ortadan kaldıran ekolojik kriz çağının sonucu ortaya çıkan yeni bir emperyalizm biçimdir. “Ekolojik Emperyalizm” terimini bu çerçevede daha çok “çevresel tahribatların tarihi” içerisinde biyo-ekolojik bir açıklamayla ilk kez araştırmacı Alfred Crosby (1991) kullanmıştır.
Ekolojik emperyalizm, emperyal süreç ile yeniden şekillenen, bozulan, başkalaşan, sömürülen ekosistemi açıklamak üzere kullanılan bir kavramdır. Özellikle insanın da içinde bulunduğu canlılar dünyasının devamlılığı için “olmazsa olmaz” unsurları ifade eden, yani olmadığında ortaya çıkan sonuç yaşamın sonu demek olan su, gıda, tohum ve gen kaynakları üzerine kurulan emperyalist tahakkümü açıklayan bir kavramdır. Bu yüzden sadece emperyalizm demek Filistin’de yaşananları açıklamak için yetersiz kalacağından ekolojik emperyalizm kavramını kullanmak çok daha anlamlı olacaktır (Reyhan, 2012: 148).
Gerçekten de şu anda İsrail’in Filistin’deki işgalci konumu sadece klasik emperyalizm olgusuyla açıklanamaz. Zira İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır yürütmekte olduğu sömürgeci-emperyalist işgal ve talan süreci aynı zamanda bir “ekolojik emperyalizm” sürecidir. Filistinli bilim insanları İsrail işgalinin yarattığı ekolojik sonuçlara “ekolojik nekbe” (ekolojik felaket) demektedirler. Buna göre; İsrail, Filistin topraklarını işgal ettiği süre içerisinde, on yıllardır, bir yandan insani felaketler yaşanırken öte yandan Filistinli varlığını da o topraklarda yaşayamaz kılmak için ekolojik kıyımlar gerçekleştirilmiştir. Örneğin Filistin habitatının doğal türleri olan meşe, keçiboynuzu, alıç ile tarımsal üretimin büyük bir bölümünü içeren zeytin, incir, badem gibi meyve ağaçları planlı bir şekilde toprağından sökülmüş, onların yerlerine dökülen asidik yapraklarıyla biyo-çeşitliliğe büyük zarar veren ve yangınlara da sebep olan Avrupa tarzı çamlar dikilmeye başlanmıştır. Yine daha önce Filistinliler tarafından tarım veya otlak amacıyla kullanılan 50 kilometrekare alana yollar yapılmıştır. Suların yönü değiştirilerek Filistinlilerin hayatı iyice zorlaştırılırken biyo-çeşitliliğe büyük bir darbe vurulmuştur. Pestisit ve gübre üretimi yapmaya başlayan birçok İsrailli sanayi kuruluşunun yol açtığı kirlilik sonucu narenciye ağaçları ve üzüm bağları tahrip olmuştur. Dahası İsrail’in atıkları Filistin sınırına taşınmış ve Filistinliler, bu atıkların yol açtığı sağlık sorunlarını yaşamaya başlamıştır【1】 (Şeko, 2024).
Böyle ekolojik felaketlere (nekbe) yol açan emperyalist araçlar geçmişten günümüze dünyanın birçok yerinde uygulanmış ve uygulanmaktadır. Tekno-kapitalizmin hızla gelişmesi; bu çerçevede biyolojik, kimyasal ve nükleer tahrip ve soykırım silahlarının belli emperyal ülkelerin tekelinde özel olarak geliştiriliyor olması; biyo-teknolojinin gen manipülasyonunda kullanılacak düzeyde kullanıma hazır hale getirilmesi mazlumlar coğrafyasında, işgal altında bulunan topraklarda ekolojik emperyalizmin kurumsallaşmasını ve dolayısıyla yerel/yerli halkın bütün tarihsel-kültürel ve yaşamsal varlıklarıyla yok edilmeleri sürecini kolaylaştırmaktadır. ABD’nin Irak’ı işgal ettiğinde yaptığı ilk işlerden birinin Irak tohumuna müdahale etmek olması bu çerçevede anlamlıdır (Zeybek, 2012).
Ekolojik emperyalizm çağı ilerledikçe tohum, su, biyo-çeşitlilik gibi ekolojik unsurların petrolden daha önemli olacağı şimdiden belli olmaya başlamıştır. Gerçek şu ki, petrolü olmayan halklar da varlıklarını bir şekilde devam ettirebilirler oysa tohumu ve biyo-çeşitliliği yok edilmiş ülkeler kadim topraklarında yaşama imkânı bulamayacakları için bütün ulusal varlıklarıyla birlikte yok olma, başkalaşma veya kaybolma riskini taşıyabilirler. O yüzen en kalıcı ve etkili işgalin ekolojik emperyalizm ile birlikte yerleşen işgal olduğunu net olarak söylemek mümkündür. Ekim 2023 ile çok daha net bir biçimde ortaya çıktığı gibi Filistinliler, sadece işgalci bir güç olan İsrail’in klasik sömürüsüne karşı mücadele etmemekte, yok olmamak için ekolojinin doğal ve toplumsal tüm unsurlarını korumaya çalışarak var olmaya çalışmaktadırlar.
Crosby, Alfred W. (1991). Ecological Imperialism the Biological Expansion of Europe, 900-1900. Cambridge: Cambridge University Press. Reyhan, Hakan (2012). Ekolojik Emperyalizm. Ankara: Alter Yayınları. Şeko, Yeter Ada (2024). “Çevresel Nekbe”. AA. Erişim Tarihi: 10.02.2025, https://www.aa.com.tr/tr/yesilhat/yesil-sozluk/cevresel-nekbe/1824965.Zeybek, Sezai Ozan (2012). “Bağdat Nasıl Fethedildi? GDO’lu “Demokrasi” Tohumları”. Yeşil Gazete. Erişim Tarihi: 24.02.2025, https://yesilgazete.org/bagdat-nasil-fethedildi-gdolu-demokrasi-tohumlari.
[1]
Ayrıca bkz. Su Hakkı , Sağlık Hakkı
| apa | Reyhan, H. (2026). Ekolojik Emperyalizm. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 434-435) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Reyhan, Hakan. “Ekolojik Emperyalizm”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 434-435. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Ekolojik Emperyalizm" maddesi için tartışma başlatın