
Hürmüz Boğazı Krizi (2026), 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun 2 Mart 2026’da Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin kapatıldığını açıklamasıyla askeri ve ticari boyut kazanan kriz sürecidir. 25 Mart 2026 itibariyle Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiği fiilen durma noktasına gelmiştir.
Hürmüz Boğazı - (Anadolu Ajansı)
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’nin ağzında yer alan dar bir su yoludur ve Orta Doğu’daki petrol ile sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimini Umman Denizi ve Hint Okyanusu üzerinden dünya pazarlarına bağlamaktadır.
Boğazdan, dünyadaki günlük petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık gelen yaklaşık 20 milyon varil petrol geçmektedir. Bu stratejik geçit, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Kuveyt ve İran’ın önemli miktarda petrolünü ve Katar’ın tüm sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatını uluslararası pazarlara ulaştırmaktadır.
Dünyadaki LNG ihracatının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden yapılmaktadır. En büyük LNG ihracatçılarından biri olan Katar’ın neredeyse tüm LNG ihracatı bu güzergah üzerinden uluslararası piyasalara ulaşmaktadır. Sevkiyatın önemli bölümü Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi Asya ülkelerine yönelmektedir.
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) verilerine göre, Hürmüz Boğazı’ndan tarihsel ortalamada günde 138 gemi geçiş yapmaktadır.
28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılar başlatmasının ardından çatışmalar bölgeye yayılmıştır. İran, İsrail’in yanı sıra bölgedeki ABD üslerine ve hedeflerine saldırılar düzenlemiştir.
İran basınında, gemilerin ve petrol tankerlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin durdurulmasıyla Boğaz’ın “fiilen” kapatıldığı iddia edilmiştir. Uluslararası medyada bir Avrupa Birliği yetkilisine dayandırılarak yayımlanan haberlerde, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) Hürmüz Boğazı’nı kullanacak gemilere “Hiçbir geminin geçişine izin verilmiyor.” mesajları ilettiği bildirilmiştir.
Bununla birlikte 28 Şubat'ta İran’dan Hürmüz Boğazı’nın kapandığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmamıştır. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO), yayımladığı uyarıda bölgede “önemli ölçüde” askeri faaliyet bulunduğunu ve denizcilerin Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) ile diğer seyir veya haberleşme sistemlerinde aksama dahil olmak üzere artan elektronik parazit ve karışma ihtimallerini dikkate alması gerektiğini bildirmiştir.
UKMTO ayrıca, Basra Körfezi’nde faaliyet gösteren gemilerin uluslararası çağrı kanalı VHF Kanal 16 üzerinden yapılan yayınlarda Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığına ilişkin iddialarla ilgili birden fazla rapor aldığını duyurmuştur. Bu iddiaların doğrulanamadığı, VHF Kanal 16’daki açıklamaların hukuken bağlayıcılığı olmadığı ve uluslararası hukuk uyarınca seyrüsefer üzerinde bir kısıtlama teşkil etmediği açıklanmıştır. UKMTO, gemilerin seyrine çok dikkatli devam etmeleri uyarısında bulunmuştur.
28 Şubat 2026 tarihinde, Hürmüz Boğazı’nda ticari gemi trafiğinin yoğun şekilde devam ettiği ancak bazı konteyner gemilerinin Umman Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda U dönüşü yaptığı, bazı ticari gemilerin ise Körfez’de beklemeye geçtiği bildirilmiştir.
1 Mart 2026 tarihinde, İran devlet televizyonu, “uyarıları dikkate almadan Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan” bir petrol tankerinin vurulduğunu bildirmiştir.
Habere göre, Hürmüz Boğazı’ndan uyarıları dikkate almadan “yasa dışı” geçiş yapmaya çalışan bir petrol tankeri hedef alınmıştır. Tankerin vurulduktan sonra alevler içinde ve batmak üzere görüldüğü görüntüler yayımlanmıştır.
Aynı tarihte Almanya merkezli ve dünyanın en büyük konteyner taşımacılık şirketlerinden biri olan Hapag-Lloyd, Hürmüz Boğazı’ndan tüm gemi geçişlerinin bir sonraki duyuruya kadar askıya alındığını bildirmiştir.
Şirketten Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlere ilişkin yapılan açıklamada, "Orta Doğu'daki çatışma ve bölgede gelişen güvenlik durumu kapsamında ilgili makamlar tarafından Hürmüz Boğazı'nın resmi olarak kapatılması nedeniyle, Hapag-Lloyd bir sonraki duyuruya kadar bu su yolundan tüm gemi geçişlerini askıya almaktadır." ifadeleri kullanılmıştır.
Açıklamada, mürettebatın, gemilerin ve yüklerin emniyet ve güvenliğinin en yüksek öncelik olmaya devam ettiği belirtilmiş, alınan tedbirin isteğe bağlı olmadığı, mevcut koşullar ve düzenleyici kısıtlamalar karşısında gerekli bir adım olduğu kaydedilmiştir.
Açıklamada, çok hızlı değişen gelişmelerin yakından takip edildiği ve yetkili makamlarla sürekli temas halinde bulunulduğu belirtilerek, şu bilgilendirme paylaşılıştır:
"Bu durumun sonucunda, Basra Körfezi limanlarına uğrayan servislerde gecikmeler, alternatif rotalara yönlendirmeler veya sefer programlarında değişiklikler yaşanabilir. Aksamayı en aza indirmek için çalışıyoruz ve etkilenen gönderilerle ilgili önemli değişiklikleri mümkün olan en kısa sürede bildireceğiz."
1 Mart 2026 tarihinde, Danimarka merkezli ve dünyanın en büyük konteyner taşımacılık şirketlerinden Maersk, Hürmüz Boğazı’ndan tüm gemilerinin geçişlerini bir sonraki duyuruya kadar durdurduğunu bildirmiştir.
Şirketten yapılan yazılı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırıları sonrasında İran’ın geçişleri kapattığı öne sürülen Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin bilgilere yer verilmiştir.
Açıklamada, Maersk’e ait gemilerdeki mürettebatın, gemilerin ve gemilerdeki yüklerin güvenliğinin şirket için öncelikli olduğu belirtilmiş; “Bir sonraki duyuruya kadar Hürmüz Boğazı’ndaki tüm gemi seferlerini askıya alıyoruz.” ifadesi kullanılmıştır.
Bölge limanlarına uğrayan seferlerde gecikmeler, rota değişiklikleri veya sefer saatlerinde düzenlemeler yapılabileceği kaydedilmiştir.
1 Mart 2026 tarihinde, Fransız kanalı BFMTV, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın misilleme saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı trafiğinde sıkışma yaşandığını ve Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle’ün Doğu Akdeniz’e doğru hareket ettiğini bildirmiştir.
Habere göre, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran’ın İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılar düzenlemesi ve Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinde sıkışma yaşanması üzerine Fransa’nın nükleer enerjiyle çalışan uçak gemisi Charles de Gaulle ve ona bağlı gemiler, Baltık Denizi’ndeki görevlerini yarıda kesmiştir. Charles de Gaulle ve ona bağlı gemilerin Doğu Akdeniz’e gönderildiği bildirilmiştir.
Fransız Armatörler Derneği Armateurs de France Genel Temsilcisi Laurent Martens, ulusal basına yaptığı açıklamada, Fransız bayrağı taşıyan veya Fransız şirketlerine ait olan 60 geminin Basra Körfezi’nde mahsur kaldığını belirtmiştir.
Martens, bu gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiklerini ve Fransız donanmasının güvenli bir yere sığınmaları yönündeki talimatının ardından bölgedeki bazı limanlara çekildiklerini ifade etmiştir. Mürettebatın güvende olduğu aktarılmıştır. Martens, Fransız gemilerinin İran saldırılarında “öncelikli hedef” olmadığı yönünde değerlendirmede bulunmuştur.
1 Mart 2026 tarihinde, İngiltere Deniz Ticaret Örgütü (UKMTO), son 24 saatte Umman Körfezi, Musandam yakınları ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kıyı sularında birden fazla ticari gemiye yapılan saldırıların teyit edilmesinin ardından Hürmüz Boğazı’na yönelik deniz güvenliği durumunun en üst düzey risk seviyesi olan “kritik” seviyeye çıktığını duyurmuştur.
UKMTO’dan yapılan açıklamada, Umman Körfezi, Musandam yakınları ve BAE kıyı sularında birden fazla gemiye yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarının teyit edildiği bildirilmiştir. Son 24 saatte “SKYLIGHT, MKD VYOM ve SEA LA DONNA” isimli ham petrol ve petrol tankerlerine saldırı yapıldığı kaydedilmiştir.
Açıklamada, bu gemileri saldırı için uygun bir aday haline getirecek herhangi bir bağlantı bulunamadığı aktarılmış; “Hürmüz Boğazı'nın resmi olarak kapatıldığı ilan edilmemiş olsa da operasyonel ortam bu bölgede aktif kinetik tehlike koşullarını yansıtıyor.” ifadesine yer verilmiştir.
Hürmüz Boğazı’ndan günlük ortalama 138 gemi geçişi olduğu, ancak son 24 saatte bu sayının yüzde 20’den fazla azalarak yaklaşık 110’a gerilediği bildirilmiştir. Bu düşüşün yapısal bir düşüşten ziyade geçici bir tepki olduğu belirtilmiştir.
Gemi operatörlerinin bölgedeki durum daha fazla netlik kazanana kadar Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri ertelemeleri nedeniyle BAE kıyı limanları, Umman açıkları ve Hürmüz Boğazı’ndaki demirleme alanları yakınlarında gemi yoğunluğunun artmasının beklendiği ifade edilmiştir.
2 Mart 2026 tarihinde, bazı denizcilik sigorta şirketleri, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hafta sonu başlayan ortak saldırılarının ardından bölgedeki gemiler için savaş riski sigortalarını iptal ettiklerini açıklamıştır.
İngiltere merkezli NorthStandard ve London P&I Club, Norveç merkezli Gard ve Skuld ile American Club, internet sitelerinde yayımladıkları bildirimlerde, İran ve Basra Körfezi’ndeki savaş riskleriyle ilgili reasürörlerinden iptal bildirimi aldıklarını duyurmuştur.
Yayımlanan bildirimlere göre, İran sularında, Körfez ve komşu sularda savaş riski teminatı hariç tutulacaktır. Söz konusu kararın 5 Mart 2026 itibarıyla uygulamaya konulacağı belirtilmiştir.
2 Mart 2026 tarihinde, Hürmüz Boğazı’nda güvenlik riskinin en üst seviyeye çıkmasıyla petrol tankerlerinin geçişi durma noktasına gelmiş, 700’ün üzerinde tanker Boğaz’ın her iki yakasında birikmiştir.
Gerçek zamanlı veri analitik şirketi Kpler’in analizine göre, 27 Şubat 2026 tarihinde Hürmüz Boğazı’ndan 21 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü taşıyan 15 tanker geçiş yapmıştır. 28 Şubat 2026 tarihinde ise geçişler 18 gemiyle 21,6 milyon varile yükselmiştir.
Bölgede gerilimin artmasıyla birlikte 1 Mart 2026 tarihinde Hürmüz Boğazı’ndan sadece 3 tanker geçiş yapmıştır. Bu tankerlerde toplam 2,8 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü taşınmıştır. Tankerlerden birinde yaklaşık 2 milyon varil ham petrol bulunduğu belirtilmiştir.
2 Mart itibarıyla, İranlı olmayan 706 tankerin Hürmüz Boğazı’nın iki yakasında beklediği duyurulmuştur. Bu tankerlerin dağılımı şu şekildedir:
Bu tankerler, Orta Doğu Körfezi (Boğaz’ın batısı), Umman Körfezi (Boğaz’ın doğusu) ve Arap Denizi’nde farklı noktalarda demirlemiş durumdadır.

Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer aksaklığı nedeniyle gemiler BAE limanlarına yöneliyor, 2 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
2 Mart 2026 tarihinde, İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Danışmanı Tuğgeneral İbrahim Cebbari, Hürmüz Boğazı’nın geçişlere kapatıldığını açıklamıştır.
İran devlet televizyonunda konuşan Cebbari, ABD-İsrail’in saldırılarına karşılık olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçişlere izin verilmeyeceğini belirtmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır:
“Hürmüz Boğazı kapatıldı. Geçmeye çalışan her gemiye saldıracağız ve ateşe vereceğiz. (Geçmeye çalışan gemiler) Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri'ndeki kahramanlarımız tarafından yakılacaktır. Bu bölgeye gelmeyin. Petrolün fiyatı 82 dolara ulaştı ve dünya kesinlikle en az 200 dolara ulaşmasını bekliyor. Petrol boru hatlarına da saldıracağız ve bölgeden tek bir damla petrolün çıkmasına izin vermeyeceğiz.”
İran Devrim Muhafızları Ordusu aynı gün yayınladığı bir başka bildiride "Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Hürmüz Boğazı’ndaki ABD ordusuna ait sabit ve mobil hedeflere 26 insansız hava aracı ve 5 balistik füze ateşlendiği" söylemiştir.
3 Mart 2026 tarihinde, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte Körfez’e ve Körfez’den deniz trafiği durma noktasına gelmiştir. Çok sayıda geminin 3 Mart itibariyle bölgede mahsur kaldığı bildirilmiştir. Tedarikte yaşanan aksamalar sonrasında, küresel enerji tedarikine yönelik endişeler artmış ve uluslararası piyasalarda fiyat artışlarını yaşanmıştır.
Denizcilik araştırma şirketi Drewry, Hürmüz Boğazı’nın kapanması sonrası Körfez’e ve Körfez’den deniz trafiğinin durması nedeniyle nakliyecilerin Körfez dışındaki alternatif limanlardan kara taşımacılığı ve yüklemeleri içeren çözümleri aramaya yönelmesinin beklendiği belirtilmiştir.
Körfez ülkelerinde hava sahasının önemli ölçüde kapanmasının hava kargo operasyonlarını ve mürettebat hareketlerini aksattığı, yeniden açılma için kesin bir zaman çizelgesi bulunmadığı bildirilmiştir.
Bu çerçevede, nakliyecilerin Süveyş Kanalı’ndan geçişleri daha da azaltabileceği ve Ümit Burnu üzerinden rota belirlemeye öncelik verebileceği aktarılmıştır.
Hürmüz Boğazı’na yönelik gelişmeler doğrultusunda kargo sahiplerinin artan navlun ücretleri, daha uzun transit süreleri, tedarik zinciri gecikmeleri ve ekipman kıtlığı riskiyle karşı karşıya kaldığı, yakıt maliyetlerinde artış beklendiği bildirilmiştir.
Windward verilerine göre, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişleri 2 Mart 2026 tarihinde 7’ye, 3 Mart 2026 tarihinde ise 4’e gerilemiştir. Bu geçişler, son 7 günlük gemi sayısına kıyasla yüzde 90 azalış göstermiştir.

Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği, 5 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
MarineTraffic verilerine göre, aynı tarihte Hürmüz Boğazı’ndaki petrol tankeri trafiği de saldırılardan önceki seviyeye göre yüzde 90 gerilemiştir.
3 Mart 2026 tarihinde, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve Katar Enerji’ye (Qatar Energy) ait bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisinde üretimin durması sonrasında Avrupa gaz fiyatlarındaki artışın yüzde 100’ü aştığı bildirilmiştir.
İran’dan fırlatılan insansız hava araçlarından birinin, Katar’ın Ras Laffan Sanayi Şehri’ndeki Qatar Energy’ye ait LNG üretim tesisini hedef aldığı, şirketin de tesisteki LNG üretimini durdurduğu bildirilmiştir. Boğaz’dan LNG sevkiyatının yapılamaması ve küresel LNG üretimi açısından kritik önemde bulunan Katar’daki tesiste üretimin durmasının, Avrupa gaz fiyatlarındaki artışı hızlandırdığı bildirilmiştir.
Avrupa’da derinliği en fazla olan Hollanda merkezli sanal doğal gaz ticaret noktası TTF’de, nisan vadeli kontratlarda megavatsaat başı gaz fiyatı 3 Mart 2026 itibarıyla 65,5 avroya yükselmiştir. Fiyatların, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları öncesinde 27 Şubat 2026 tarihinde megavatsaat başı 31,95 avrodan kapandığı belirtilmiştir.
Bu veriler doğrultusunda Avrupa’da gaz fiyatlarının saldırılar öncesine göre yüzde 100’ü aştığı, aynı gün içinde bir önceki kapanışa göre artışın ise yüzde 47’yi bulduğu bildirilmiştir.
3 Mart 2026 tarihinde, ABD Başkanı Donald Trump, gerekmesi halinde ABD donanmasının Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlere refakat edeceğini açıklamıştır.
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu’na (DFC) derhal yürürlüğe girecek şekilde Körfez’den geçen tüm deniz ticaretinin, özellikle de enerjinin finansal güvenliği için siyasi risk sigortası ve teminat sağlanması talimatı verdiğini belirtmiştir. Bu uygulamanın tüm nakliye şirketleri için geçerli olacağı ifade edilmiştir.
Trump, açıklamasında “Gerekirse ABD donanması en kısa sürede Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlere refakat etmeye başlayacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.
4 Mart 2026 tarihinde, İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD-İsrail saldırılarının başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’nda ilan edilen “geçiş yasağı” sonrasında, uyarıları dikkate almadan Boğaz’dan geçmeye çalışan 10’dan fazla petrol tankerinin vurulduğunu duyurmuştur.
Yarı resmi Fars Haber Ajansı’nın, Devrim Muhafızları Ordusu’nun açıklamasına dayandırdığı haberde, Hürmüz Boğazı’nın güvenli olmadığı yönündeki tekrarlanan uyarılara rağmen bu uyarıları dikkate almayan tankerlerin çeşitli mühimmatlarla vurularak kullanılamaz hale getirildiği belirtilmiştir.
Haberde, Hürmüz Boğazı’nın savaş koşulları altında olduğu; füze veya başıboş insansız hava araçlarından gemilere zarar gelme olasılığının bulunduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle gemilerin söz konusu bölgeden geçmemesi gerektiği bildirilmiştir.
4 Mart tarihinde İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Muhammed Ekberzade, Hürmüz Boğazı’nın “tam kontrolleri altında” olduğunu açıklamıştır. Fars Haber Ajansı’na konuşan Ekberzade, İran tarafından Hürmüz Boğazı’nda “geçiş yasağı” ilan edilmesinin ardından petrol, ticaret ve balıkçı gemilerinin Boğaz’dan geçişinin mümkün olmadığını ifade etmiştir.
Ekberzade, dünya deniz trafiğine gönderilen mesajda, Hürmüz Boğazı’nın baştan sona savaş koşulları altında olduğunun ve gemilerin roket veya insansız hava araçları tarafından hasara maruz kalabileceğinin bildirildiğini belirtmiştir. Bu nedenle gemilerin söz konusu bölgeden geçmemesi gerektiğini dile getirmiştir.
Uyarıları dikkate almayan 10’dan fazla petrol tankerinin çeşitli mühimmatlarla hedef alındığını ve tahrip edildiğini aktaran Ekberzade, “Şu anda Hürmüz Boğazı, İran Deniz Kuvvetleri’nin tam kontrolü altındadır.” ifadelerini kullanmıştır.
5 Mart tarihinde İran Devrim Muhafızları Ordusu Hatemu'l Enbiya Yapı Karargahı Komutan Yardımcısı Kiyomers Haydari, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmadığını savunmuştur.
İran devlet televizyonuna konuşan Haydari, Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığı yönündeki eleştirilerin gerçeği yansıtmadığını ifade etmiştir. Haydari, şu açıklamayı yapmıştır: “Bizi Hürmüz Boğazını kapatmakla eleştiriler gerçeği yansıtmıyor. Biz kapatmadı ki ABD kapattı. Hürmüz Boğazı savaşımızın küçük bir unsurudur. Başka birçok seçeneğe sahibiz. Hürmüz Boğazı'nı kapatmadık, uluslararası protokollere uyan gemiler seyirlerine devam ediyor.” Haydari, uluslararası protokollere uyan gemilerin seyrine devam ettiğini belirtmiştir.
Aynı gün İran Devrim Muhafızları Ordusu, Basra Körfezi’nde bir ABD petrol tankerinin füzeyle vurulduğunu duyurmuştur. Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri, Basra Körfezi’nin kuzeyinde füzeyle vurulan ABD petrol tankerinin alev aldığını ve yanmaya devam ettiğini bildirmiştir.
Devrim Muhafızları, savaş zamanı Hürmüz Boğazı’ndan geçişin kontrolünün İran’a ait olduğunu ileri sürmüştür. Açıklamada, ABD, İsrail, Avrupa ülkeleri ve destekçilerinin askeri veya ticari gemilerine geçiş izni verilmeyeceği; tespit edilmeleri halinde hedef alınacakları ifade edilmiştir.
5 Mart 2026 tarihinde Yunanistan’da denizcilik sektörü çalışanları, Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalan Yunan denizciler nedeniyle 24 saatlik greve gitmiştir. Denizcilik Federasyonu öncülüğünde Atina’da Yunan Armatörler Birliği önünde toplanan eylemciler, Denizcilik ve Ada Politikaları Bakanlığına yürümüştür. Eylemciler, bölgede bulunan Yunan denizcilerin güvenli şekilde ülkeye dönmesini talep etmiş ve Yunanistan hükümetinin ABD ile İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a başlattığı saldırılara müdahil olmamasını istemiştir.
Grev kapsamında ülke genelinde deniz ulaşımına 24 saat süreyle ara verilmiştir. Yunanistan Denizcilik ve Ada Politikaları Bakan Yardımcısı Stefanos Gikas, Parlamentoda yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ve çevresinde Yunanistan bayrağı taşıyan 32 gemi bulunduğunu, bölgede Yunanistan ile ilişkili gemi sayısının ise 160’a ulaştığını bildirmiştir.
5 Mart günü İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği, İran’ın Hürmüz Boğazı'nı kapattığı iddiasının temelsiz ve saçma olduğunu duyurmuştur. Açıklamada, "İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapattığı iddiası temelsiz ve saçmadır. İran uluslararası hukuka ve seyrüsefer özgürlüğüne bağlılığını sürdürmektedir. Gerçekte, deniz güvenliğini tehlikeye atan ABD'dir." ifadeleri paylaşılmıştır.
Aynı açıklamada, İran’a ait Dena fırkateyninin ABD tarafından batırıldığı belirtilmiştir. Fırkateynin, İran kıyılarından yaklaşık 2 bin deniz mili uzakta, Hindistan donanmasının misafiri olarak ziyaret gerçekleştirdiği sırada uluslararası sularda bir ABD denizaltısı tarafından uyarı yapılmadan vurularak batırıldığı ve 100’den fazla denizcinin hayatını kaybettiği ifade edilmiştir. Açıklamada, "Bu pervasız saldırı, uluslararası hukukun ve seyrüsefer özgürlüğünün temel ilkelerini ihlal etmektedir." denilmiştir.
5 Mart 2026 tarihinde Brent petrolün varil fiyatı uluslararası vadeli piyasalarda 85 doların üzerine çıkmıştır. Bir önceki günü 81,40 dolardan tamamlayan Brent petrol, aynı gün saat 22.18 itibarıyla yaklaşık yüzde 5,4 artışla 85,82 dolar seviyesine yükselmiştir. Aynı saatlerde Batı Teksas türü (WTI) ham petrolün varili 81,41 dolardan işlem görmüştür.
Fiyat artışı, Orta Doğu’da ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan çatışmaların enerji üretimi, petrol sevkiyatı ve deniz taşımacılığı üzerindeki riskleri artırmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bahreyn’de ulusal petrol şirketine ait bir tesisin İran’dan düzenlenen misilleme saldırısında hedef alındığı ve Irak’ın Basra kentindeki Hor el-Zubair Limanı’nda ABD şirketine ait bir petrol tankerine saldırı düzenlendiği bildirilmiştir. Brent petrolde teknik olarak 87,42 dolar seviyesi direnç, 82,83 dolar seviyesi ise destek olarak izlenmiştir.
6 Mart 2026 tarihinde ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Hint rafinerilerinin Rus petrolü alımına izin veren 30 günlük geçici bir muafiyet yayımlandığını açıklamıştır. Bessent, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump’ın enerji gündeminin ülkenin petrol ve doğal gaz üretiminin şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyelere ulaşmasıyla sonuçlandığını belirtmiş ve “Petrolün küresel piyasaya akmaya devam etmesini sağlamak amacıyla, Hazine Bakanlığı Hint rafinerilerinin Rus petrolü satın almasına izin veren 30 günlük geçici bir muafiyet yayımlıyor.” demiştir.
Bessent, önlemin kasten kısa vadeli tasarlandığını ve yalnızca halihazırda denizde mahsur kalmış petrolü içeren işlemlere yetki verdiğini ifade etmiştir. Açıklamasında, bu nedenle Rus hükümetine kayda değer bir mali fayda sağlamayacağını belirtmiştir. Bessent ayrıca Hindistan’ın ABD’nin önemli bir ortağı olduğunu vurgulamış ve “Yeni Delhi'nin ABD petrolü alımlarını artırmasını bekliyoruz. Bu geçici önlem, İran'ın küresel enerjiyi rehin alma girişiminin yol açtığı baskıyı hafifletecektir.” diye eklemiştir.
6 Mart 2026 tarihinde Katar, Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin durma noktasına gelmesinin ardından, ülkedeki gıda ve tıbbi malzeme stoklarının yeterli düzeyde olduğunu açıklamıştır.
Katar İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, ülke genelinde stokların yeterli olduğu ve piyasalar ile sağlık kuruluşlarının normal işleyişini sürdürdüğü belirtilmiştir.
Açıklamada, “Gıda ve tıbbi malzeme stokları, tedarikin sürekliliğini sağlamak ve toplumun ihtiyaçlarını onaylanmış acil durum planları doğrultusunda karşılamak için yeterli düzeydedir.” ifadesine yer verilmiştir. Vatandaşlara ve ülke sakinlerine yönelik sağduyu çağrısı yapılmış; piyasa istikrarının korunmasının önemi vurgulanmıştır.
Kamuoyuna yönelik açıklamada, “Kamuoyunu sorumlu tüketim davranışlarını sürdürmeye, bilinçli hareket etmeye ve piyasa istikrarına katkı sağlamak amacıyla gereksiz stok yapmaktan kaçınmaya davet ediyoruz.” denilmiştir.
6 Mart 2026 tarihinde ABD Enerji Bakanı Chris Wright, ABD donanmasının gerekmesi halinde Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlere refakat etmesine ilişkin soruya “Mümkün olduğunca çabuk.” yanıtını vermiştir.
Wright, ABD’nin mevcut askeri varlıklarının odak noktasının “İran'ın komşularına ve bölgedeki Amerikalılara zarar verme kapasitesini bastırmak” olduğunu belirtmiş ve “Bu nedenle önce onların sorun çıkarma yeteneklerini büyük ölçüde azaltmalıyız. Ardından makul olduğu anda gemileri boğazdan geçirmeli ve enerji akışını yeniden sağlamalıyız.” demiştir.
Hindistan’ın Rus petrolü alımına neden izin verildiği sorusu üzerine Wright, bunun pragmatik bir adım olduğunu belirtmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: “Bu Rusya'ya karşı politikada bir değişiklik değil. Ancak Güney Asya'da Hindistan rafinerilerinin yakınında birçok Rus petrol tankeri var. Hindistan ve tüm Asya ülkeleri Hürmüz Boğazı üzerinden çok fazla petrol alıyor. Sorun da burada. Rafinerilerin çalışmaya devam edebilmesi için petrolü getirmeye yönelik pragmatik çözümler istiyoruz.”
Wright, Amerikan petrolünün bölgeye sevkiyatının daha uzun sürdüğünü ifade etmiş ve piyasada bulunan bazı “yüzen varillerin” rafinerilere taşınmasına karar verildiğini belirtmiştir.
Benzin fiyatlarının düşüş süresine ilişkin olarak Wright, “En kötü ihtimalle birkaç hafta süreceğini düşünüyorum, birkaç ay değil.” ifadesini kullanmıştır. Aynı açıklamasında, “İran 47 yıldır, tüm rejimin tarihi boyunca, enerji fiyatlarının yükselmesine neden oldu. Şu anda onların yıkım yaratma, Amerikalıları öldürme ve komşularını terörize etme yeteneklerine nihayet son vermek için küçük bir kesinti yaşıyoruz.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
ABD yönetiminin enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla nükleer tesisleri yeniden açmayı düşünüp düşünmediği sorusuna ise Wright, “Kesinlikle.” yanıtını vermiştir.
6 Mart 2026 tarihinde İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin olarak İran’ın bölgesel ülkeleri hedef almadığını, operasyonların ABD ve İsrail’e yönelik olduğunu belirtmiştir. “Hürmüz Boğazı'nı kapatmadık ve kapatmayacağız.” ifadesini kullanan Şikarçi, Boğaz’ın küresel ticaret açısından hayati bir güzergâh olduğunu ve İran’ın bu uluslararası su yolunun güvenliğine önem verdiğini söylemiştir.
İranlı general, Boğaz’dan gemi geçişinin engellenmeyeceğini ancak savaş koşullarında güvenliğin garanti edilemeyeceğini belirtmiş ve “Hürmüz Boğazı'nda iki tür gemiye izin vermeyeceğiz. Amerikan ve Siyonist rejimlere bağlı gemiler. Bunlar geçmeye çalışırsa vurulacaklar. Sadece iki bayrağın geçmesine izin verilmiyor. Amerikan bayrağı ve Siyonist bayrağı. Diğer ülkeler diledikleri bayrak altında geçebilirler.”
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ABD gemilerine eskort gönderileceğine dair açıklamasına işaret eden Şikarçi, "İran, petrol tankerlerine eşlik edilmesini ve Hürmüz Boğazı'ndan geçiş için ABD güçlerinin varlığına dair iddiaları memnuniyetle karşılıyor ve onların varlığını bekliyoruz." diye konuşmuştur.
Şikarçi, İran'ın ABD ve İsrail güçlerini kısıtlama olmaksızın hedef almaya devam edeceğini belirterek, "yakında daha gelişmiş silahların kullanılacağı" uyarısında bulunmuş ve Bahreyn'deki bir ABD üssünde yaşanan olayla ilgili daha fazla ayrıntının yarın açıklanmasının beklendiğini kaydetmiştir. İranlı general, "Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejime yönelik saldırılarımız her geçen gün daha da artacaktır. ABD ve Siyonist rejim için daha fazla sürpriz açıklayacağız." diye eklemiştir.
7 Mart 2026 tarihinde İran, Hürmüz Boğazı’nda “uyarıları dikkate almayan” bir petrol tankerinin insansız hava aracıyla (İHA) vurulduğunu duyurmuştur. İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada, İran Donanması’nın Hürmüz Boğazı’nın güvenli olmadığı ve trafiğe kapalı olduğu yönündeki tekrarlanan uyarılarına rağmen Boğaz’dan geçmeye çalışan “Prima” adlı petrol tankerinin İHA ile hedef alındığı bildirilmiştir. Açıklamada, saldırının söz konusu uyarıların dikkate alınmaması üzerine gerçekleştirildiği belirtilmiştir.
İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi’nin daha önce Hürmüz Boğazı’ndan geçişlere ilişkin yaptığı açıklamalar da yeniden gündeme gelmiştir. Şikarçi “Hürmüz Boğazı'nda iki tür gemiye izin vermeyeceğiz. Amerikan ve Siyonist rejimlere bağlı gemiler. Bunlar geçmeye çalışırsa vurulacaklar. Sadece iki bayrağın geçmesine izin verilmiyor. Amerikan bayrağı ve Siyonist bayrağı. Diğer ülkeler diledikleri bayrak altında geçebilirler.” demiştir.
7 Mart 2026 tarihinde ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fox Business kanalına yaptığı açıklamada, küresel petrol arzının sürdürülmesine yönelik adımlar kapsamında Rus petrolüne ilişkin bazı yaptırımların hafifletilebileceği mesajını vermiştir.
Bessent, daha önce Hint rafinerilerinin Rus petrolü alımına izin veren 30 günlük geçici muafiyeti hatırlatmış ve Hindistan’ın petrol tedariki konusunda “iyi bir tutum” sergilediğini ifade etmiştir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın misillemeleri sonrasında küresel petrol arzında yaşanan dalgalanmalara değinen Bessent, piyasaya petrol akışının devam etmesinin öncelikli olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede, Rus petrolüne yönelik bazı yaptırımların kaldırılma ihtimaline işaret etmiş ve küresel arzın korunmasına yönelik ilave adımların değerlendirildiğini aktarmıştır.
7 Mart 2026 tarihinde İran, Basra Körfezi’nde Marshall Adaları bayrağı taşıyan “Louise P” isimli bir petrol tankerinin “ABD’ye ait olduğu gerekçesiyle” vurulduğunu açıklamıştır. İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre, söz konusu tanker öğle saatlerinde Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafından insansız hava aracı (İHA) ile hedef alınmıştır. Açıklamada, geminin ABD’ye ait bir varlık olduğu gerekçesiyle vurulduğu belirtilmiştir. Devrim Muhafızları daha önce bölgede bulunan ABD ve İsrail’e ait tüm varlıkların meşru hedef olarak değerlendirileceğini duyurmuştu.
9 Mart 2026 tarihinde Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Orta Doğu’daki gerilimin artması üzerine enerji arz güvenliğine ilişkin tedbirlerin hızlandırılması talimatını vermiştir.
Lee, bakanlıklar arası toplantıda yaptığı değerlendirmede, “Orta Doğu'daki kriz derinleşirken yerel ve küresel ekonomik çevrede belirsizlik önemli ölçüde genişliyor, bu da büyük oranda Orta Doğu'dan enerji ithalatı ve ticarete dayanan Güney Kore ekonomisine ciddi yük teşkil ediyor.” ifadelerini kullanmıştır. Durumun seyrinin öngörülemez olduğunu belirten Lee, “Hükümet, en kötü senaryoları bile göz önünde bulundurarak aciliyet duyusuyla önleyici müdahale tedbirleri hazırlamalı.” demiştir.
Lee, hükümet ve Güney Kore Merkez Bankası’na döviz piyasasındaki “istikrarsızlığa” karşı hazırlıklı olunması talimatını vermiş; gerekirse yaklaşık 67 milyar dolarlık (100 trilyon won) piyasa istikrar programının genişletilebileceğini belirtmiştir. Enerji arzına ilişkin olarak Lee, “Stratejik ortağımız olan ülkelerle Hürmüz Boğazı'ndan geçmek zorunda olunmayacak alternatif rotaların derhal keşfedilmesi konusunda işbirliği yapacağız.” ifadesini kullanmıştır.
Ayrıca Lee, rafineriler ile benzin istasyonları arasındaki gizli anlaşmalar, fiyat ayarlamaları ve stokçuluğa karşı sert önlemler alınmasını istemiş; ihlallere sıkı cezalar uygulanması ve benzin ile mazota tavan fiyat sistemi getirilmesi talebinde bulunmuştur.
9 Mart 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın misillemeleri sürerken yükselen benzin fiyatlarına ilişkin endişe duymadığını belirtmiştir.
Gazetecilerin benzin fiyatlarıyla ilgili kaygı duyup duymadığı sorusuna Trump, “Hayır, bu 47 yıldır yapılması gereken bir şeyin kısa bir denemesi. 47 yıl, bunu yapmak için bu kadar zaman gerekti. Ve hiçbir başkan bunu yapmaya cesaret edemedi.” yanıtını vermiştir.
Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine ilişkin değerlendirmede bulunan Trump, bölgedeki gemilerin ABD’ye katıldığını ancak çalışmaların henüz tamamlanmadığını ifade etmiş; “(İran) Onların donanmasını yok ettik, donanmaları şu anda denizin dibinde, bu bir seçim.” demiştir.
Petrol fiyatlarının yükselebileceğini öngördüklerini belirten Trump, söz konusu fiyatların “çok hızlı düşeceğini” savunmuştur. Ayrıca, “Yaptığımız şey sadece ülkemiz, İsrail, Orta Doğu için değil, tüm dünya için harika bir şey.” ifadesini kullanmıştır. ABD’nin henüz kullanmadığı “muazzam miktarda petrolü olduğunu” belirten Trump, “Dışarıda çok fazla petrol var. Bu çok hızlı bir şekilde iyileşecek.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından tırmanan askeri gerilim, Basra Körfezi’nde güvenlik dengelerinin yanı sıra kruvaziyer turizmi ve ulaşım sektörünü de etkilemiştir. Körfez ülkelerinde hava sahalarının kapanması, liman faaliyetlerinde yaşanan aksamalar ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri, uluslararası seyahat ve deniz turizmini doğrudan etkileyen bir sürece dönüşmüştür.
Dubai, Abu Dabi ve Doha limanlarında demirleyen en az 6 kruvaziyer gemisinde bulunan binlerce yolcu gemilerden ayrılamamış, bölgedeki hava trafiğinin durması ise yolcuların ülkelerine dönüşünü belirsiz hale getirmiştir. Gemilerin limanlarda beklemek zorunda kalması şirketlerin operasyonel maliyetlerini artırmış; iptal edilen seferler ve geri ödemeler finansal yük oluşturmuştur.
Sezonun sonuna yaklaşılması nedeniyle gemilerin Avrupa sularına yeniden konumlandırılamaması, yaz aylarında Akdeniz ve Avrupa kruvaziyer programlarında zincirleme aksama riskini gündeme getirmiştir. Askeri gerilimin uzaması halinde Körfez Bölgesi’nin turizm gelirlerinde kayıp yaşanabileceği ve özellikle kruvaziyer turizmi ile hava ulaşımı merkezli ekonomik faaliyetlerin belirsizlikle karşı karşıya kalabileceği belirtilmiştir.
Amerikalı kruvaziyer turizmi uzmanı Stewart Chiron, Basra Körfezi’nde seyreden 6 kruvaziyer gemisinin güvenli liman aramak amacıyla Abu Dabi ve Dubai’ye yöneldiğini ifade etmiştir. Chiron, şirketlerin yolcuların ve gemilerin güvenliğini sağlamak için çalıştığını belirterek, “Gemiler, denize açılmanın güvenli olduğuna karar verildiğinde limanlardan ayrılacak. Bölgedeki gelecek seferlerin ise iptal edildiği bildirildi.” demiştir.
Chiron ayrıca, Körfez Bölgesi’ndeki mevcut sezonun fiilen sona ermiş durumda olduğunu ifade etmiş; kruvaziyer şirketlerinin güvenli görülmesi halinde gemilerini başka bölgelere kaydırabileceğini ve alternatif destinasyonlara yönelerek programlarını yeniden düzenleyebileceğini belirtmiştir. Gelecek sezon planlamalarının ise bölgedeki durumun seyrine bağlı olacağı aktarılmıştır.
9 Mart 2026 tarihinde Bangladeş hükümeti, küresel gelişmeler kaynaklı elektrik ve yakıt krizine karşı tasarruf tedbirleri kapsamında üniversitelerde Ramazan Bayramı tatilinin erken başlatılmasına karar vermiştir.
Daily Star gazetesinde yer alan habere göre Dakka yönetimi, jeopolitik gelişmelerin küresel düzeyde elektrik ve yakıt krizine yol açma ihtimali karşısında önleyici adımlar atmıştır. Bangladeş Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan yönerge uyarınca, devlet ve özel tüm üniversitelerde Ramazan Bayramı tatili 9 Mart itibarıyla başlatılmıştır. Yönergede ayrıca üniversitelerden, doğal ışığın yeterli olduğu gündüz saatlerinde kapı ve pencerelerin açık tutulması, gereksiz tüm ışık ve elektrikli aletlerin kapatılması ve araç kullanımının sınırlandırılması istenmiştir.
9 Mart 2026 tarihinde Japonya’da Halk için Demokratik Parti (Kokumin) lideri Tamaki Yuiçiro, Orta Doğu’da yayılan savaşın enerji fiyatları üzerindeki etkilerine dikkat çekerek ülkedeki tüm nükleer enerji santrallerinin derhal tam kapasiteyle faaliyete geçirilmesi çağrısında bulunmuştur.
Tamaki, ABD-İsrail ile İran arasında genişleyen çatışmanın Japonya’nın enerji arzı üzerinde ciddi tehdit oluşturduğunu belirtmiştir. Japonya’nın petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 95’ini, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatının ise yüzde 11’ini Orta Doğu’dan karşıladığını ifade eden Tamaki, savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapalı olmasının riskleri artırdığını vurgulamıştır.
Tamaki açıklamasında “İran'daki gerilimin tırmanmasıyla birlikte, nükleer santralleri yurt dışına bağımlılığı azaltan karbonsuz enerji kaynakları olarak tam kullanmalıyız, aksi takdirde elektrik fiyatlarının yükselmesi kaçınılmazdır. Halkın geçim kaynaklarını korumak için politika değişikliği gereklidir.” demiştir.
9 Mart 2026 tarihinde İngiltere merkezli otomobil hizmetleri kuruluşu Royal Automobile Club (RAC), Hürmüz Boğazı’nda petrol ticaretinin durması sonrası artan akaryakıt fiyatları karşısında sürücülere yakıtı verimli kullanma çağrısında bulunmuştur.
Orta Doğu’da tırmanan çatışmalar ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatına yönelik tehditler nedeniyle Brent petrolün varil fiyatı 100 doların üzerine çıkmıştır. Dünya petrol tedarikinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda sevkiyatın aksaması, küresel akaryakıt fiyatlarına yansımıştır.
RAC Politikalar Başkanı Simon Williams, son günlerde ortalama benzin ve dizel fiyatlarının hızla arttığını belirtmiş ve benzinin litre fiyatının 28 Şubat’tan bu yana yaklaşık yüzde 4, dizelin ise yüzde 6,3 yükseldiğini açıklamıştır. Williams, sürücülere normal şekilde yakıt almaya devam etmelerini, ancak istasyonlar arasındaki fiyat farklılıklarını araştırmalarını tavsiye etmiştir. Açıklamada, sert hızlanma ve frenlemeden kaçınılması ile lastiklerin doğru basınçta tutulmasının, yakıt tasarrufuna katkı sağlayabileceği ifade edilmiştir.
9 Mart 2026 tarihinde Brüksel’de düzenlenen Avro Grubu toplantısında, Orta Doğu’daki çatışmaların ekonomik etkileri ve hızla artan petrol fiyatları ele alınmıştır. AB Komisyonu’nun Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis, “Avro Grubu toplantısının odak noktası Orta Doğu'daki çatışmanın ekonomik etkisi olacak.” ifadelerini kullanmıştır. Dombrovskis, ekonomik etkinin çatışmanın süresine ve bölgesel yayılımına bağlı olduğunu belirtmiştir.
Dombrovskis, Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye aksamaları ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik saldırıların uzaması halinde bunun küresel ve Avrupa ekonomisinde stagflasyon şokuna yol açabileceğini, bunun da daha yüksek enerji fiyatları, artan enflasyon, güven kaybı, tedarik zinciri aksamaları ve daha sıkı finansman koşulları doğurabileceğini ifade etmiştir.
Enerji arzındaki aksamaların ve enerji fiyatlarının ekonomi üzerindeki birincil etki kanalı olduğunu belirten Dombrovskis, üzerinde durulan seçeneklerden birinin petrol rezervlerinin serbest bırakılması olduğunu açıklamıştır.
Aynı gün İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinde yaşanan aksamaya ilişkin açıklamada bulunmuştur. Laricani, Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalar ve gemi trafiğinin aksamasının ABD ve İsrail’in bölgede yürüttüğü askeri faaliyetlerden kaynaklandığını belirtmiştir. Açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştır: “ABD ve İsrail’in bölgede çıkardığı savaş ateşi nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin sağlanması mümkün değil. Bu da, bizzat bu savaşa arka çıkmada rol oynayanların bir planıdır.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle bölgedeki petrol üretiminin tümüyle sona erebileceğini belirterek, Avrupa ile enerji alanında tekrar çalışmaya hazır olduklarını söylemiştir.
Putin, başkent Moskova’da Rus hükümet yetkilileriyle enerji sektöründe yaşanan gelişmelere ilişkin düzenlenen toplantıda konuşmuştur. Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle petrol fiyatlarının bir haftada yüzde 30 arttığına işaret eden Putin, "Mevcut yüksek emtia fiyatlarının kesinlikle geçici olduğunu anlamak gerekiyor. Bu çok açık bir şey." demiştir. Putin, Rus şirketlerinin mevcut yüksek enerji fiyatlarından faydalanmaları gerektiğinin altını çizmiştir.
Avrupa’nın Rus doğal gazı ithalatını tümüyle durdurmayı planladığını belirten Putin, Rusya’nın da daha öncesinde Avrupa’ya doğal gaz sevkiyatını durdurabileceğini söylemiştir. Putin, Hürmüz Boğazı’nın gelişmeler nedeniyle kapandığına dikkati çekerek, "Bu güzergah üzerindeki nakliyeye bağlı petrol üretimi gelecek ay tamamen durabilir." ifadesini kullanmıştır. Rusya’nın güvenilir ortaklarına enerji sevkiyatını sürdürdüğünü dile getiren Putin, "Avrupalı şirketler bize uzun vadeli, sürdürülebilir, siyasi konjonktürden bağımsız ortak bir çalışma sunmaya karar verirlerse, Avrupalılarla çalışmaya hazırız." diye konuşmuştur. Bununla birlikte Putin, ortak çalışma için Avrupa’dan "sinyal" gelmesi gerektiğini söylemiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan CBS News kanalına telefonla verdiği mülakatta İran ile yürütülen savaşın gidişatına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Trump, İran’la savaştaki hedeflerine büyük ölçüde ulaştıklarını belirterek, “Savaşın büyük ölçüde tamamlandığını düşünüyorum. Donanmaları yok, iletişim araçları yok, hava kuvvetleri yok.” ifadelerini kullanmıştır. İran konusunda ilk başta öngörülen hedeflere 4-5 haftalık süreden çok daha erken ulaşıldığını iddia etmiştir.
İran’ın yeni lideri Mücteba Hamaney’e ilişkin olarak Trump, “Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok. Hiçbir şey.” demiş ve Hamaney’in yerine geçecek birini düşündüğünü belirtmiş, ancak ayrıntı vermemiştir.
Trump, Hürmüz Boğazı’na ilişkin olarak ise boğazın kontrolünü ele geçirmeyi düşündüğünü ifade etmiş ve İran’a yönelik olarak “Ateş edecekleri her şeyi ateşlediler, şirinlik yapmaya kalkışmasalar iyi olur, yoksa o ülkenin sonu gelir.” sözlerini kullanmıştır.
9 Mart akşam saatlerinde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmanın ekonomik etkilerine karşı iki ay süreyle uygulanacak tasarruf tedbirlerini açıklamıştır.
Şerif, gelecek iki ay boyunca resmi araçların yakıt ödeneğinin yüzde 50 azaltılacağını, hükümet birimlerine ait araçların yüzde 60’ının kullanımının durdurulacağını belirtmiştir. Kabine üyelerinin iki ay boyunca maaşlarından feragat edeceğini, milletvekili maaşlarının ise yüzde 25 oranında kesileceğini bildirmiştir. Devlet dairelerinin giderlerinin yüzde 20 azaltılacağını, hükümet yetkililerinin yurt dışı seyahatlerinin ülkenin çıkarları için gerekli olanlar hariç yasaklandığını ifade etmiştir.
Şerif, temel hizmetler dışında memurların yüzde 50’sinin evden çalışacağını, devlet dairelerinin haftada dört gün açık olacağını ve tüm yükseköğretim kurumlarının çevrim içi eğitime başlayacağını açıklamıştır. Bu talimatların tüm eyalet hükümetlerine gönderildiğini belirtmiştir.
Küresel petrol piyasasının çatışmaya sert tepki verdiğini dile getiren Şerif, “Uluslararası piyasada ham petrol fiyatı aniden 60 dolar seviyelerinden 100 doların üzerine çıktı. Pakistan’daki günlük yaşam, Körfez bölgesinden gelen petrol ve gaz tedarikine büyük ölçüde bağımlı.” ifadelerini kullanmıştır.
10 Mart'ın ilk saatlerinde İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan yazılı açıklamada, topraklarından İsrail ve ABD büyükelçilerini sınır dışı eden Arap veya Avrupa ülkelerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabileceği duyurulmuştur. Açıklamada, “Topraklarından İsrail ve ABD büyükelçilerini sınır dışı eden her Arap veya Avrupa ülkesi, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş konusunda tam yetki ve özgürlüğe sahip olacaktır.” ifadelerine yer verilmiştir.
Aynı saatlerde Trump, Miami’de düzenlediği basın toplantısında, yükselen enerji fiyatlarına ilişkin olarak, “Fiyatları düşürmek için petrol ile ilgili bazı yaptırımları da kaldırıyoruz.” ifadelerini kullanmıştır. Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine değinen Trump, “Dünyaya enerji ve petrol akışını sürdürmeye odaklanıyoruz ve terörist bir rejimin dünyayı rehin almasına ve küresel petrol arzını durdurmaya çalışmasına izin vermeyeceğim. İran bunu yapmaya kalkışırsa, çok daha sert bir şekilde karşılık görecek.” demiştir.
Trump, uzun vadede İran gemileri, insansız hava araçları, füzeleri ve nükleer tehdidi olmadan petrol tedarikinin daha güvenli hale geleceğini savunmuş, Hürmüz Boğazı’nın güvenli kalmaya devam edeceğini belirtmiştir. Boğazdaki gemi trafiği aksamasının ABD’den ziyade Çin’in de aralarında olduğu diğer ülkeleri etkilediğini ifade etmiştir.
ABD’nin ihtiyacından fazla petrol ve gaz rezervine sahip olduğunu dile getiren Trump, Venezuela’dan şimdiye kadar 100 milyon varil petrol çıkarıldığını ve 100 milyon varilin daha geleceğini söylemiştir. Trump, “(Hürmüz) Boğaz açılana kadar yaptırımları kaldıracağız. Sonra kim bilir, belki de yaptırım uygulamamız gerekmeyecek.” ifadelerini kullanmış; petrol fiyatlarının düşündüğünden daha az yükseldiğini belirtmiştir. Kaldırılacak yaptırımlara dair sorulan soru üzerine Trump, petrol fiyatlarını düşük tutmaya çalıştıklarını vurgulayarak, fiyatların yapay olarak yükseldiğini kaydetmiştir. Trump, "Bunu yaparsam petrol fiyatlarının yükseleceğini biliyordum ve yükseldi de muhtemelen düşündüğümden daha az. Ama sanırım bu kadar çabuk başarılı olacağımızı kimse tahmin etmemişti." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Günün ilerleyen saatlerinde Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Eğer İran, Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışını durduracak herhangi bir şey yaparsa, ABD tarafından şimdiye kadar gördüklerinden 20 kat daha sert vurulacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.
İran’ın bu yönde bir adım atması halinde ABD’nin “kolayca yok edilebilecek hedefleri” vuracağını belirten Trump, bunun İran’ın yeniden bir ülke olarak inşa edilmesini neredeyse imkânsız hale getireceğini savunmuştur. Trump ayrıca Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının, başta Çin olmak üzere boğazı yoğun şekilde kullanan ülkeler için bir “ABD hediyesi” olduğunu ifade etmiştir.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Ali Muhammed Naini, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın askeri gücünün sona erdiğine ilişkin ifadelerine tepki göstermiştir. İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamada Naini, Trump’ın “yalan ve aldatmayla İran’a karşı psikolojik baskı uygulamaya çalıştığını” savunmuş ve “İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı cesur ve güçlü iradeyle direniyor. Biz savaşı tüm gücümüzle sürdürüyoruz ve savaşın sonunu İran belirleyecek.” ifadelerini kullanmıştır.
Naini, bölgedeki ABD’ye ait tüm askeri altyapının yok edildiğini öne sürmüş ve “İran silahlı kuvvetleri, Hürmüz Boğazı'ndaki ABD donanmasını ve ‘Gerald Ford’ uçak gemisini bekliyor.” demiştir. Ayrıca “Trump, ABD halkına yalan söyleyerek savaşı başlattı. Ancak şimdi İran'ın cevapları onu şaşkın ve çaresiz bir duruma düşürdü.” ifadelerine yer vermiştir.
Trump’ın konuşmasının ardından Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Hatemul Enbiya Merkez Karargahı tarafından yapılan yazılı açıklamada ise “Ateşkes yok ve saldırıların hacmini artırıyoruz.” denilmiştir.
10 Mart 2026 tarihinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Amerikan PBS kanalının News Hour programında ABD ile olası müzakerelere ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Erakçi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Amerikalılarla yeniden müzakere ihtimaline ilişkin olarak, “Amerikalılarla görüşme veya Amerikalılarla tekrar müzakere etme meselesinin masada olacağını sanmıyorum, çünkü Amerikalılarla görüşme konusunda oldukça acı bir deneyimimiz var.” ifadelerini kullanmıştır.
Şubat ayında Tahran ile Washington yetkilileri arasında yapılan temaslarda Amerikalıların saldırı niyetlerinin olmadığını söylediklerini belirten Erakçi, buna rağmen ABD’nin İran’a saldırdığını ifade etmiştir. İran’da yeni lider olarak seçilen Mücteba Hamaney’in ABD ile olası yeni müzakerelere ilişkin henüz bir yorum yapmamasına dair soruya ise “Henüz oldukça erken.” yanıtını vermiştir.
Petrol taşımacılığına ilişkin değerlendirmesinde Erakçi, sevkiyatın yavaşlamasının İran’ın planı olmadığını belirterek, “Petrol taşımacılığı bizim yüzümüzden değil, İsraillilerin ve Amerikalıların bize karşı yaptığı saldırılar ve saldırganlık yüzünden yavaşladı veya durdu. Bütün bölgeyi güvensiz hale getirdiler.” demiştir. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmadığını ifade eden Erakçi, “(Biz) Boğazı kapatmadık. Onların boğazdan geçmelerini engellemiyoruz.” şeklinde konuşmuştur.
ABD ve İsrail’in saldırılarını “tam anlamıyla yasa dışı bir saldırganlık eylemi” olarak nitelendiren Erakçi, İran’ın yalnızca kendini savunduğunu belirtmiş ve ABD’nin saldırıları halinde bölgedeki Amerikan üslerinin hedef alınacağı yönünde daha önce uyarıda bulunduklarını ifade etmiştir.
Aynı tarihte Mısır Petrol ve Maden Kaynakları Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle petrol ürünleri ve doğal gaz fiyatlarına zam yapıldığı duyurulmuştur. Açıklamada, benzin ve dizel gibi petrol ürünlerine yüzde 14 ila 17, LPG’ye yüzde 30 ve mutfak tüpü için kullanılan gaza yüzde 22 oranında zam yapıldığı belirtilmiştir. Zam kararının, Orta Doğu’daki güvenlik durumunun küresel enerji piyasalarına doğrudan etkisi ve ithalat ile yerli üretim maliyetlerindeki ciddi artışlar nedeniyle alındığı ifade edilmiştir.
Tedarik zincirindeki aksamalar, artan risk seviyeleri ile nakliye ve sigorta maliyetlerindeki yükseliş sonucunda küresel ham petrol ve petrol ürünleri fiyatlarında “yıllardır görülmemiş bir sıçrama” yaşandığına dikkat çekilmiştir.
10 Mart günü Vietnam Endüstri ve Ticaret Bakanlığı da , Orta Doğu’daki gerilim nedeniyle yakıt tedarikinde oluşan baskıya karşı tasarruf tedbirleri alınması çağrısında bulunmuştur. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, bazı bölgelerde yakıt sıkıntıları yaşanabileceği uyarısında bulunulmuş; vatandaşlara yakıtı etkili kullanmaları, yolculuklarını azaltmaları, toplu taşıma araçlarını tercih etmeleri ve mümkün olan durumlarda evden veya uzaktan çalışma imkânlarını değerlendirmeleri tavsiye edilmiştir. İş yerlerine de uzaktan çalışma uygulamasına geçme çağrısı yapılmıştır.
Açıklamada, komşu ülkelerin de benzer tasarruf tedbirleri uyguladığı belirtilmiş; halkın ve işletmelerin panik yapmaması ve stokçuluktan kaçınması gerektiği ifade edilmiştir.
Tayland hükümeti, Orta Doğu’daki gerilimin yakıt tedariki üzerindeki baskısı nedeniyle kamu kurumlarında tasarruf tedbirleri uygulanmasına karar vermiştir. Bangkok Post’un aktardığına göre, kamu hizmetlerinden sorumlu birimler hariç olmak üzere devlet kurumlarında çalışan personele evden çalışma talimatı verilmiştir. Ayrıca yurt dışı konferans ve resmi gezilerin askıya alınması gerektiği bildirilmiştir.
Enerji Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, kamu ve özel sektör çalışanlarına gereksiz elektrikli aletlerin kapatılması, asansör ve fotokopi makinelerinin kullanımının azaltılması ve çevrim içi toplantıların teşvik edilmesi önerilmiştir.
10 Mart tarihinde İran’ın, Bangladeş’e ait petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşıyan gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli şekilde geçişine izin verdiği bildirilmiştir. The Business Standard gazetesinin haberine göre, Orta Doğu’daki çatışmaların Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini tehdit etmesi üzerine Dakka yönetimi, Bangladeş bayraklı tankerlerin güvenli geçişi konusunda İran’dan güvence talep etmiştir. İran ise boğaza giriş öncesinde yetkililere bilgi verilmesi şartıyla Bangladeş’e ait petrol ve LNG taşıyan gemilerin güvenli geçişine izin vermeyi kabul etmiştir.
Söz konusu gelişmenin, Bangladeşli ve İranlı yetkililer arasında Dakka’da gerçekleştirilen enerji işbirliği ve deniz taşımacılığı görüşmelerinin ardından gerçekleştiği belirtilmiştir. Bangladeş Elektrik, Enerji ve Maden Kaynakları Bakanlığına bağlı Enerji ve Maden Kaynakları Birimi yetkilileri de gelişmeyi doğrulamıştır.
Öte yandan Hindistan ve Çin’in de Bangladeş’e yakıt tedariki konusunda destek vermeye hazır olduklarını açıkladığı bildirilmiştir. Bangladeş Maliye Bakanı Amir Khasru Mahmud Chowdhury, “Sadece Hindistan ve Çin değil, yakıt tedarikini güvence altına almak ve onlarla iletişimi sürdürmek için birkaç ülkeyle temasa geçtik. Yakıt krizi için hiçbir neden yok.” ifadelerini kullanmıştır. Çin’in Dakka Büyükelçisi Yao Wen de Çin’in enerji tedarikine ilişkin sorunların çözümü için Bangladeş ile çalışacağını ve yakıt desteği sağlamaya istekli olduğunu belirtmiştir.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, ABD-İsrail bağlantılı gemilere kapatıldığı belirtilen Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamada bulunmuştur. Laricani, sosyal medya platformundaki paylaşımında, “Hürmüz Boğazı, ya herkes için barış ve refah boğazı olacak ya da savaş kışkırtıcıları için yenilgi ve acı boğazı olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.
Aynı gün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ortak basın toplantısı düzenlemiştir. General Caine, ABD’nin üç ana askerî hedefinin bulunduğunu belirterek, ABD ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik saldırıları önlemek amacıyla İran’ın balistik füzeleri ve insansız hava araçlarının imha edilmeye devam edileceğini ifade etmiştir.
Caine, komuta ve kontrol merkezlerinin hedef alınacağını belirterek, “Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sürdürmek için İran Donanmasını hedef almaya devam ediyoruz.” demiştir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) şu ana kadar 5 binden fazla hedefi vurduğunu açıklayan Caine, tek yönlü insansız hava aracı fabrikalarının da hedef alındığını belirtmiştir.
10 Mart günü Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, İran’a yönelik ABD operasyonlarının ne zaman sona ereceğine ilişkin olarak, “Başkan, askeri hedeflerin tam olarak gerçekleştirildiğine ve bunu söyleseler de söylemeseler de İran’ın koşulsuz teslimiyet noktasına geldiğine karar verdiğinde operasyonlar sona erecektir.” ifadelerini kullanmıştır. Daha önce belirtilen 4–6 haftalık takvimin önünde olunduğunu belirtmiştir.
Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eskort sağlanması seçeneğinin masada olduğunu ifade eden Leavitt, “ABD Donanması şu ana dek boğazda herhangi bir tanker veya gemiye eşlik etmedi ancak bu bir seçenek. Başkan, gerektiğinde kesinlikle bu seçeneği kullanacağını söyledi.” demiştir. Ayrıca, “Başkan ve enerji ekibi piyasaları yakından takip ediyor ve ABD ordusu, Başkan'ın talimatı üzerine Hürmüz Boğazı'nı açık tutmaya devam etmek için ilave seçenekler hazırlıyor.” açıklamasında bulunmuştur.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nda petrol akışını durdurmaya yönelik adım atması halinde daha sert karşılık verileceği belirtilmiş, Tahran yönetimine bu konuda uyarıda bulunulmuştur. Pentagon’un İran’da ABD’ye ait olduğu belirtilen bir Tomahawk füzesiyle vurulan okula ilişkin soruşturmasının sürdüğü aktarılmıştır. Leavitt, “Başkan, Pentagon’un bu olayla ilgili soruşturmasının sonucunu kabul edeceğini söyledi. Sonucu her ne olursa olsun.” demiştir.
ABD askerlerinin İran’a gönderilmesi ihtimali hakkında, “Oraya asker gönderilmesine gelince, Başkan bu konuyu göz ardı etmiyor.” değerlendirmesinde bulunmuştur. İran’daki yeni lider seçimine ilişkin olarak ise Leavitt, “Başkan Trump, yeni Ayetullah'ın huzur içinde yaşayabileceğine inanmıyor ve yeni İran liderinin seçilmesinde rol alması gerektiğini birkaç açıklamasında dile getirmişti.” ifadelerini kullanmıştır.
Basın toplantısında ayrıca, İran’la yaşanan çatışmalarda yaklaşık 150 civarında ABD askerinin yaralandığı yönündeki haberler sorulmuş, Leavitt kesin rakamı teyit edemeyeceğini ancak sayının bu civarda olduğunu bildiğini belirtmiştir.
10 Mart 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’na mayın döşemesi halinde bunun “askeri sonuçları” olacağı yönünde açıklamada bulunmuştur. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Eğer İran Hürmüz Boğazı'na herhangi bir mayın döşediyse ve elimizde bununla ilgili hiçbir rapor yoksa, bunların derhal kaldırılmasını istiyoruz.” ifadesini kullanmıştır.
Aynı paylaşımda, “Herhangi bir nedenle mayın döşenmişse ve derhal kaldırılmazsa, İran için askeri sonuçlar daha önce hiç görülmemiş bir seviyede olacak. Öte yandan, yerleştirilmiş olabilecekleri kaldırırlarsa, bu doğru yönde atılmış dev bir adım olacak.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Trump, konuya ilişkin başka bir açıklamasında ise Hürmüz Boğazı’nda bazı mayın döşeme botlarının vurulduğunu belirtmiş ve “Son birkaç saat içinde 10 adet aktif olmayan mayın döşeme botu ve gemisini vurarak tamamen imha ettiğimizi ve daha fazlasını da imha edeceğimizi bildirmekten memnuniyet duyarım.” ifadelerini kullanmıştır.
CNN’in istihbarat raporlarına aşina iki kaynağa dayandırdığı haberinde ise İran’ın Hürmüz Boğazı’na mayın döşemeye başladığı iddia edilmiştir. Haberde, son günlerde boğaza “birkaç düzine mayın” yerleştirildiği öne sürülmüş; İran’ın yüzlerce mayın döşeyebilme kapasitesine sahip olduğu belirtilmiştir.
11 Mart 2026 tarihinde İngiltere Deniz Ticaret Örgütü (UKMTO) tarafından yapılan açıklamaya göre, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Ras el-Hayme kentinin 25 deniz mili kuzeybatısında bulunan bir kargo gemisine bilinmeyen bir cisim isabet etmiş ve gemide yangın meydana gelmiştir.
Geminin kaptanının, geminin “bilinmeyen bir cisimden hasar gördüğünü ancak mürettebatta can kaybı ya da yaralanma olmadığını” bildirdiği aktarılmıştır. Konteyner gemisindeki hasarın boyutunun incelendiği belirtilmiştir.
Aynı gün ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Hürmüz Boğazı yakınlarında İran’a ait 16 mayın döşeme gemisinin imha edildiğini iddia etmiştir.
CENTCOM'un Hürmüz Boğazı yakınlarında İran'a ait mayın döşeyen gemileri imha ettiğini iddia ettiği video, 11 Mart 2026 - (ABC7)
CENTCOM tarafından ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformu üzerinden yapılan paylaşımda, ABD’nin bir gün önce Hürmüz Boğazı yakınlarında İran’a ait çok sayıda savaş gemisini hedef aldığı belirtilmiştir.
İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves, ham petrol fiyatlarındaki artışın frenlenmesi amacıyla yürütülen uluslararası çabaların parçası olarak stratejik petrol rezervlerinin piyasaya sürülmesine hazır olduklarını açıklamıştır.
Hazine Komitesi’nde milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Reeves, İngiltere’nin stratejik rezervleri kullanarak petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturmak ve arzın güçlü kalmasını sağlamak için hazır olduğunu “çok net bir şekilde” ifade ettiklerini belirtmiştir.
Reeves, Orta Doğu’daki gerilimin İngiltere ekonomisini etkileyeceği uyarısında bulunmuş, ancak bu etkilerin boyutunu ölçmek için henüz erken olduğunu söylemiştir. İngiltere’nin uluslararası enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başladığı döneme kıyasla daha az maruz kaldığını belirten Reeves, “Çünkü bu fiyat dalgalanmalarından etkilenmeyen yerli ve yenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım yaptık. Önümüzdeki birkaç yıl içinde, daha fazla yenilenebilir enerji kaynağı devreye girerken ve bunları şebekeye daha iyi bağlamak için altyapı kurarken, bu dalgalanmalardan daha da az etkileneceğiz.” ifadelerini kullanmıştır.
Aynı gün Tayland Donanması, Hürmüz Boğazı yakınlarında Tayland bandıralı bir dökme yük gemisine füze saldırısı düzenlendiğini açıklamıştır.
Bangkok Post gazetesinin aktardığına göre, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bir limandan Hindistan’a gitmek üzere hareket eden geminin, Hürmüz Boğazı’nı geçmesinin ardından iki füzeyle hedef alındığı bildirilmiştir. Saldırı sonucunda geminin arka bölümünde ve makine dairesinde patlama meydana geldiği belirtilmiştir.
Gemide bulunan 23 Tayland vatandaşı mürettebattan 20’sinin cankurtaran botlarıyla Umman’daki bir limana ulaştığı, 3 kişiden ise haber alınamadığı ifade edilmiştir. Umman Donanmasına bağlı birliklerin gemide olduğu değerlendirilen 3 kişiye ulaşmak için çalışma yürüttüğü aktarılmıştır. Tayland Donanmasının, mürettebatın tamamının Tayland’a güvenli şekilde dönüşü için gerekli işbirliklerini sürdürdüğü bildirilmiştir.
11 Mart günü Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, Orta Doğu’daki gerilimin petrol fiyatlarında sert artışa yol açabileceği endişesiyle ülkenin petrol rezervlerinin kullanılmaya başlanacağını açıklamıştır.
Kyodo ajansının aktardığına göre Takaiçi, gazetecilere yaptığı açıklamada, benzin ve diğer petrol ürünlerinde olası fiyat artışlarına karşı önlem amacıyla petrol rezervlerinin en erken 16 Mart 2026 tarihinden itibaren kullanılabileceğini belirtmiştir.
Takaiçi, bu kapsamda ilk olarak özel sektörün elinde bulunan 15 günlük petrol rezervinin piyasaya sunulacağını, ardından hükümetin kontrolündeki 30 günlük petrol rezervinin devreye alınacağını ifade etmiştir. Söz konusu kararın, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile koordineli bir karar beklenmeden uygulanacağını bildirmiştir.
Aynı gün Japonya merkezli Mitsui O.S.K. Lines (MOL) şirketine ait bir konteyner gemisinin Basra Körfezi’nde hasar gördüğü bildirilmiştir. MOL tarafından yapılan açıklamaya göre, Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 97 kilometre açığında demirli bulunan “One Majesty” isimli konteyner gemisinin arka kısmında hasar tespit edilmiştir. Olayda mürettebatın yaralanmadığı, gemide su baskını, yangın veya petrol sızıntısının meydana gelmediği belirtilmiştir. Hasarın nedeninin araştırılması için ilgili taraflarla birlikte çalışma yürütüldüğü aktarılmıştır.
NHK’nin haberinde, söz konusu hasarın geminin devrilmesine yol açacak büyüklükte olmadığı ve geminin seyir kabiliyetini koruduğu ifade edilmiştir. Japonya Dışişleri Bakanlığından bir yetkili, “Saldırı gibi görünmüyor. Bazı hasarlar var ancak mürettebat güvende. Geminin seyrinde bir aksama olmadı.” açıklamasında bulunmuştur.
Kabine Baş Sekreteri Minoru Kihara ise Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut durumun “hayatta kalmayı tehdit eden bir durum” oluşturmadığını ancak Tokyo hükümetinin gelişmeleri “ciddi bir endişeyle” izlediğini belirtmiştir.
Güney Kore hükümeti, Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) yükselen petrol fiyatlarını düşürmek amacıyla koordineli petrol rezervi salımı önerisine ilişkin yürütülen görüşmelere “yakından dahil olduğunu” açıklamıştır.
Yonhap ajansının haberine göre, IEA’nın petrol fiyatlarını düşürmek amacıyla tarihindeki en büyük petrol rezervi salımını önermeyi değerlendirdiğine dair haberler üzerine Seul yönetimi açıklamada bulunmuştur.
Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Kaynaklar Bakanlığından yetkililer, hükümetin söz konusu görüşmelere katıldığını doğrulamış ve “IEA'nın kararıyla rezervlerimizden ne kadar petrolün salınacağına henüz karar vermedik.” ifadelerini kullanmıştır. Wall Street Journal gazetesinin yetkililere dayandırdığı habere göre, IEA’ya üye ülkelerin aynı gün bir araya gelerek öneri hakkında karar vermesi beklenmektedir.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in uluslararası ekonomik işbirliğinden sorumlu özel temsilcisi Kiril Dmitriyev, Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle bir gübre krizinin ortaya çıktığını belirterek “Sırada gıda güvenliği krizi var.” açıklamasında bulunmuştur.
Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı da olan Dmitriyev, ABD merkezli X sosyal medya platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, Hürmüz Boğazı’nın küresel gübre ticaretindeki önemine dikkat çeken bir gönderiyi alıntılamıştır. Dmitriyev, “Bir hafta önce tahmin edildiği gibi şimdi gübre krizi ortaya çıkıyor. Gıda güvenliği krizi de bunu takip edecek.” ifadelerini kullanmıştır.
Dmitriyev ayrıca Avrupa’nın tarihinin en büyük enerji kriziyle karşı karşıya kalacağını öne sürmüş ve bunun Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in enerji alanındaki stratejik hataları ve tutumu nedeniyle yaşanacağını iddia etmiştir.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD ve İsrail’le bağlantılı olduğu belirtilen iki geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışırken füzelerle hedef alındığını duyurmuştur. Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın “ABD ve ortaklarının geçişlerine kapatıldığı” yeniden vurgulanmıştır.
Açıklamada, “Siyonist rejime ait, Liberya bayrağı taşıyan Express Rome gemisi, bu sabah Donanmanın uyarılarını dikkate almadan ve Hürmüz Boğazı'ndan yasadışı bir şekilde geçmekte ısrar etmesi üzerine, İran füzeleriyle vuruldu. Konteyner gemisi Mayuree Naree de birkaç saat önce İranlı savaşçılar tarafından vurulmuştu.” ifadelerine yer verilmiştir.
Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın İran’ın kontrolü altında olduğu belirtilmiş ve “Amerikalı saldırganların ve ortaklarının buradan geçme hakkının olmadığı” ifade edilmiştir.
Yunanistan hükümeti, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından artan fiyatlarla mücadele amacıyla petrol ve gıda ürünlerinde tavan kar marjı uygulamasına geçileceğini açıklamıştır. Başbakan Kiryakos Miçotakis, Cumhurbaşkanı Konstantinos Tasulas ile gerçekleştirdiği aylık olağan görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, Orta Doğu’daki gelişmelerin yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlarının da Yunanistan açısından önemli olduğunu belirtmiştir. Miçotakis, petrol ve süpermarket ürünlerindeki kar marjları için tavan uygulamasının yürürlüğe konulacağını duyurmuştur.
Miçotakis, fiyat artışlarının tamamen engellenemeyeceğini ifade ederek, “Bu ekonomik kargaşanın vurgunculuğa fırsat vermemesi gerektiğine dair bir mesaj gönderiyoruz.” demiştir. Başbakan Yardımcısı Kostis Hacidakis, düzenlenen özel basın toplantısında Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu’daki durumun ekonomik sonuçlarının Avrupa Birliği ülkeleriyle birlikte değerlendirileceğini ve bu doğrultuda kararlar alınacağını belirtmiştir. Hacidakis, Yunanistan açısından şu aşamada petrol arzında bir sıkıntı bulunmadığını açıklamış ve “Vurgunculukla mücadele için elimizdeki tüm araçları kullanacağız.” ifadelerini kullanmıştır.
Çevre ve Enerji Bakanı Stavros Papastavru, 30 Haziran 2026’ya kadar petrolde kar marjı için tavan fiyat uygulanacağını bildirmiştir. Buna göre, toptan satışta litre başına kârın 5 senti, benzinliklerdeki perakende satışta ise litre başına 12 senti aşamayacağı açıklanmıştır. Kalkınma Bakanı Takis Theodorakis ise tavan kar marjı uygulamasının gıda ürünleri için de geçerli olacağını belirtmiş ve düzenlemeye uymayanlara 5 milyon avroya kadar para cezası uygulanabileceğini ifade etmiştir.
11 Mart 2026 tarihinde Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkeler, kurum tarihindeki en yüksek miktar olan 400 milyon varil stratejik petrol rezervinin piyasaya sürülmesi konusunda oy birliğiyle anlaşmaya varmıştır.
IEA Başkanı Fatih Birol, Paris’teki merkezde yaptığı açıklamada, Orta Doğu’daki gerilimin küresel petrol ve gaz piyasaları üzerinde büyük etkiler yarattığını belirtmiştir. Birol, Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 15 milyon varil ham petrol ve 5 milyon varil petrol ürünü taşındığını, bu miktarın deniz yoluyla taşınan küresel petrol ticaretinin yüzde 25’ini oluşturduğunu ifade etmiştir.
Birol, Hürmüz Boğazı’nda petrol, gaz ve diğer emtiaların geçişinin neredeyse tamamen durduğunu; alternatif güzergâhların yetersizliği ve mevcut depolama kapasitesinin dolması nedeniyle Orta Doğu’daki üreticilerin üretimi kısmaya başladığını aktarmıştır. Enerji altyapılarında da zarar meydana geldiğini ve özellikle jet yakıtı ile dizel tedarikinin ciddi şekilde etkilendiğini belirtmiştir.
Gaz piyasalarında da zorluk yaşandığını kaydeden Birol, özellikle Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından sağlanan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kargolarının alternatifinin sınırlı olduğunu ifade etmiştir. Küresel enerji tedarikinin yaklaşık yüzde 20 azaldığını, mevcut durumdan en fazla Asya’nın etkilendiğini dile getirmiştir.
Birol açıklamasında “IEA ülkeleri, Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasıyla kaybedilen arzı telafi etmek için 400 milyon varil petrolü piyasaya sunacak. Bu, piyasalardaki aksaklıkların acil etkilerini hafifletmeyi amaçlayan önemli bir önlemdir. Ancak açıkça belirtmem gerekir ki, petrol ve gaz akışının istikrarlı hale gelmesi için en önemli gelişme, Hürmüz Boğazı üzerinden transit geçişin yeniden başlamasıdır.” demiştir.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), sivillere Hürmüz Boğazı boyunca İran tarafından kullanılan limanlardan uzak durmaları yönünde uyarıda bulunmuştur. CENTCOM tarafından yapılan açıklamada, İran’ın Hürmüz Boğazı boyunca sivil limanları “askeri operasyonlar yürütmek için kullandığı” iddia edilmiştir. Bu durumun sivillerin hayatını tehlikeye attığı ifade edilmiştir.
Açıklamada, askeri amaçlarla kullanılan sivil limanların koruma statüsünü kaybederek uluslararası hukuk uyarınca meşru askeri hedefler haline geldiği belirtilmiştir. İran’daki sivillere, İran Deniz Kuvvetlerinin faaliyet gösterdiği tüm liman tesislerinden derhal uzak durmaları çağrısında bulunulmuştur.
CENTCOM açıklamasında “ABD ordusu, İran rejiminin askeri amaçlarla kullandığı tesislerin içinde veya yakınında sivillerin güvenliğini garanti edemese de, Amerikan kuvvetleri sivillere zarar vermeyi en aza indirmek için mümkün olan her türlü önlemi almaya devam edecektir.” demiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Orta Doğu’daki çatışmaların küresel ekonomik sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Hepimiz aynı küresel ekonomik sonuçlarla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullanmıştır.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron - (Anadolu Ajansı)
Macron, G7 ülke ve hükümet liderlerinin katılımıyla düzenlenen ve Orta Doğu’daki çatışmaların ekonomik sonuçlarının ele alındığı video konferansın açılışında konuşmuştur. “Nükleer ve balistik programını sonlandırması için İran’a karşı başlatılan operasyonlarda” 11. güne girildiğini hatırlatmıştır.
Konferansta üç ana başlığa odaklanılacağını belirten Macron, ilk olarak sahadaki son durum ve devam eden saldırıların değerlendirileceğini ifade etmiştir. İkinci olarak Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün yeniden güvence altına alınmasına yönelik koordinasyonun ele alınacağını aktarmıştır. Üçüncü başlıkta ise ekonomik işbirliğinin görüşüleceğini belirtmiştir.
11 Mart 2026 tarihinde İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, İran limanlarına yönelik olası tehditlere ilişkin açıklamada bulunmuştur. İran basınına göre Şikarçi, katıldığı bir televizyon programında, ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığının (CENTCOM) İran’daki sivil liman çalışanları ve mürettebata yönelik “askeri faaliyetlerin yürütüldüğü tesislerden derhal uzak durmaları” çağrısını değerlendirmiştir.
Devrim Muhafızları Ordusunun tüm unsurlarıyla sahada olduğunu vurgulayan Şikarçi, Basra Körfezi’nin kontrolünün İran’da olduğunu belirtmiştir. Şikarçi, “Eğer limanlarımıza karşı en küçük bir tehdit dahi olursa, Fars (Basra) Körfezi’nde hiçbir liman ve iskele güvenli olmayacak ve bölgedeki tüm liman ve ekonomik alanlar meşru hedefimiz haline gelecek.” ifadelerini kullanmıştır. Şikarçi ayrıca, bölge ülkelerine topraklarını ABD saldırıları için kullandırmamaları yönünde çağrıda bulunmuştur.
11 Mart günü Avrupa Birliği (AB) kurumlarının liderleri, Rusya Federasyonu’na yönelik mevcut yaptırım rejiminin sürdürülmesi gerektiğini ve Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat mekanizmasının kaldırılmaması gerektiğini bildirmiştir. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, G7 ülke ve hükümet liderlerinin katılımıyla Orta Doğu’daki çatışmaların ekonomik sonuçlarına ilişkin düzenlenen video konferansın ardından sosyal medya platformu üzerinden ortak açıklama yapmıştır.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen - (Anadolu Ajansı)
Açıklamada, İran ve Orta Doğu’daki gelişmelere karşı G7 ortaklarıyla koordineli bir yanıt geliştirilmesi amacıyla görüş alışverişinde bulunulduğu belirtilmiş ve “Güvenlik ve küresel enerji piyasası üzerindeki etkiyi en aza indirmeye odaklanmış durumdayız.” ifadesine yer verilmiştir.
Enerji akışının sürdürülmesinin öncelikli olduğu vurgulanan açıklamada, özellikle küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip olan Hürmüz Boğazı’ndan geçişin devamının sağlanmasının önemine dikkat çekilmiştir.
Rusya’ya yönelik yaptırımların gevşetilmemesi gerektiğinin altı çizilen açıklamada, “Petrol tavan fiyatı uygulaması, piyasaları istikrara kavuşturmaya ve Rusya’nın gelirlerini sınırlamaya yardımcı olacaktır. Rusya’ya uygulanan yaptırımları gevşetmenin zamanı değil.” ifadeleri kullanılmıştır.
Açıklamada ayrıca, çatışmanın genişlemesini önlemek ve istikrarın yeniden tesis edilmesini sağlamak amacıyla bölgedeki ortaklarla yakın işbirliği yapılması konusunda mutabakata varıldığı belirtilmiş ve Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) 400 milyon varillik acil durum petrol rezervini piyasaya sunma kararının memnuniyetle karşılandığı ifade edilmiştir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) AK Parti Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlamıştır. Bakan Uraloğlu, Hürmüz Boğazı’nda 15 Türk sahipli geminin bulunduğunu, bu gemilerin Türk bayraklı olmadığını ve gemilerde görev yapan personelle irtibatın sürdürüldüğünü belirtmiştir. Uraloğlu, “Hürmüz Boğazı'nda 15 Türk sahipli gemi var. Türk bayraklı değil. Onların bütün personeliyle irtibat halindeyiz. Bunlar bekleme noktasında. Sadece orada olma mağduriyetleri var, onun haricinde ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında bir sıkıntı yok.” ifadelerini kullanmıştır.
Boğazdaki durumun yakından takip edildiğini belirten Uraloğlu, Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin normale dönmesi halinde gemilerin bölgeden ayrılmasının sağlanacağını ifade etmiştir. Ayrıca söz konusu gemilere yönelik herhangi bir saldırının gerçekleşmediğini bildirmiştir.
Bakan Uraloğlu, Orta Doğu’daki güvenlik riskleri nedeniyle Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün’e yönelik uçuşların durumuna ilişkin soruya cevaben hava trafiğinde ciddi risk bulunduğunu ve risk yönetiminin sürdürüldüğünü belirtmiştir. Umman ve Suudi Arabistan üzerinden kara yoluyla bölge ülkelerine ulaşılarak Türk ve yabancı vatandaşların İstanbul’a ve buradan da diğer ülkelere taşınmasına yönelik ilave seferler düzenlendiğini, bu konuda ilgili ülkelerle anlaşmalar yapıldığını açıklamıştır.
İran, Suriye ve Irak’la kara yolu ulaşımında bir sorun bulunmadığını belirten Uraloğlu, İran’da bulunan Pegasus ve Türk Hava Yollarına ait iki uçağın ekiplerinin Türkiye’ye getirildiğini, uçakların ise savaşın seyrine göre ilerleyen süreçte alınabileceğini ifade etmiştir.
11 Mart günü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) AK Parti Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlamıştır. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından enerji arz güvenliğine ilişkin değerlendirmede bulunan Bayraktar, “Hem akaryakıtta hem doğal gazda bir sıkıntı öngörmüyoruz şu anda ama gelişmeleri yakından takip ediyoruz.” ifadelerini kullanmıştır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar - (Anadolu Ajansı)
Bir gazetecinin doğal gaz konusunda endişe duyulup duyulmaması gerektiğine ilişkin sorusu üzerine Bayraktar, “Doğal gaz konusunda endişe duymayın.” yanıtını vermiştir. Arz güvenliği konusunda bir sorun bulunmadığını vurgulamıştır.
Brent petroldeki fiyat artışına ilişkin değerlendirmede bulunan Bayraktar, küresel ölçekte arz kesintisi endişesinin ve fiili arz kesintilerinin fiyatların yükselmesine neden olduğunu belirtmiştir. Bayraktar, petrol fiyatlarının savaşın sona ermesi ve arzın normale döneceğine yönelik beklentiler doğrultusunda bir miktar gevşediğini ifade etmiştir. Akaryakıt fiyatlarındaki artışa yönelik yeni bir önlem alınıp alınmayacağı sorusuna karşılık Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarını bildirmiştir. Yılın geri kalanına ilişkin daha önce 60 dolar civarında bir Brent petrol fiyatı öngördüklerini, ancak mevcut durumda savaş ortamının etkili olduğunu belirtmiştir.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına ilişkin soruya yanıt olarak Bayraktar, Türkiye’nin ağırlıklı enerji alımlarının Hürmüz dışındaki güzergâhlardan gerçekleştirildiğini belirterek, “Bizim ağırlıklı alımlarımız Hürmüz dışında, dolayısıyla bizim açımızdan şu anda bir risk gözükmüyor.” ifadesini kullanmıştır.
12 Mart tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, boğazları yakından izleyeceklerini belirterek İran’ın askeri kapasitesine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Air Force One uçağından inişi sırasında gazetecilere konuşan Trump, İran’ın neredeyse “yolun sonuna” geldiğini savunarak, “Bu, bunu hemen bitireceğimiz anlamına gelmez ama durumları öyle.” demiştir. İran’ın donanması, hava kuvvetleri ve kontrol sistemleri olmadığını öne süren Trump, ABD’nin ülkede “serbest şekilde hareket ettiğini” iddia etmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, 11 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
Trump, boğazlara ilişkin olarak, “Boğazlar çok iyi durumda. (İran'ın) Tüm gemilerini batırdık. Bazı füzeleri var ama çok fazla değil. Bence çok iyi durumdayız.” ifadelerini kullanmıştır.
“Asıl meselenin kazanmak olduğunu” belirten Trump, “Haberleri izliyorum. Çoğu insan zaten kazanıldığını söylüyor. Sadece ne zaman olacağı sorusu var. Ne zaman duracağız? Bunun yeniden büyümesine izin vermek istemiyoruz ve ideal olarak, orada ne yaptığını bilen birini görmek istiyoruz.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Trump, Tahran’ın bazı bölgelerini ve diğer yerleri de vurabileceklerini belirterek, bunun İran’ın yeniden inşasını neredeyse imkânsız hale getirebileceğini savunmuştur. İran’ın elektrik kapasitesini bir saat içinde yok edebileceklerini ve bunun yeniden inşasının 25 yıl sürebileceğini iddia eden Trump, “Bu yüzden ideal olarak bunu yapmayacağız.” demiştir.
İran Silahlı Kuvvetleri, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün kendilerinde olduğunu ve ABD ile saldırının ortaklarına Boğaz’dan geçiş hakkı tanımayacaklarını açıklamıştır.
İran Silahlı Kuvvetlerine bağlı savaşı yürüten birim Hatemu'l Enbiya Karargahı tarafından yapılan açıklamada, “Hiç şüphe veya ihmal olmaksızın, Hürmüz Boğazı, Devrim Muhafızları'nın cesur deniz kuvvetlerinin akıllıca yönetimi altındadır. Amerikan saldırganlarının ve ortaklarının buradan geçme hakkı yoktur.” ifadeleri kullanılmıştır.

Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Hindistan’a giden Liberya bayraklı Shenlong Suezmax adlı petrol tankeri Mumbai’de, 12 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
12 Mart günü İngiltere Deniz Ticaret Örgütü (UKMTO), Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Cebel Ali Limanı’nın yaklaşık 65 kilometre kuzeyinde bir konteyner gemisinin “bilinmeyen bir cisim” tarafından vurulduğunu açıklamıştır.
UKMTO tarafından yapılan açıklamada, gemi kaptanının konteyner gemisinde küçük bir yangın çıktığını, karanlık nedeniyle hasarın tam boyutunun tespit edilemediğini raporladığı belirtilmiştir.
Tüm mürettebatın güvende olduğu ve çevresel bir etkinin bildirilmediği ifade edilmiştir.
Yetkililerin olayla ilgili soruşturma yürüttüğü aktarılmış, bölgede seyreden gemilere dikkatli olmaları ve şüpheli faaliyetleri UKMTO’ya bildirmeleri tavsiye edilmiştir.
12 Mart tarihinde İngiltere, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkelerin stratejik petrol rezervlerinden toplam 400 milyon varilin koordineli şekilde piyasaya sürülmesi kararına katıldığını ve bu miktarın 13,5 milyon varilini karşılayacağını açıklamıştır.
İngiltere Enerji Güvenliği ve Sıfır Emisyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, petrol stoklarının serbest bırakılmasına yönelik koordineli eylemin piyasa istikrarı açısından önemli olduğu belirtilmiş; tankerlerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişinin sağlanmasının kalıcı çözüm için hayati önem taşıdığı ifade edilmiştir. İngiltere’nin, Orta Doğu’daki gelişmeleri yakından takip ederek ortaklarıyla iş birliğini sürdüreceği kaydedilmiştir. Bakanlık verilerine göre ülkenin halihazırda 76,6 milyon varil acil durum petrol stoku bulunmaktadır.
IEA Başkanı Fatih Birol, IEA üyesi ülkelerin kurum tarihindeki en yüksek miktar olan 400 milyon varil stratejik petrol rezervinin piyasaya sürülmesi konusunda anlaşmaya vardığını duyurmuştur. Bu karar, 1974’te kurulan IEA’nın bu kapsamda aldığı altıncı koordineli serbest bırakma kararı olmuştur. Daha önce benzer kararlar 1991, 2005, 2011 ve 2022 yıllarında (iki kez) alınmıştır.
IEA üye ülkeleri, net petrol ithalatlarının 90 gününe eşdeğer miktarda acil durum petrol stoku bulundurmakla yükümlüdür. Mevcut durumda IEA üyelerinin 1,2 milyar varili aşan acil durum stokunun yanı sıra hükümet yükümlülüğü altında 600 milyon varil endüstri stoku bulunmaktadır. Bu stoklar rafineriler ve büyük tedarikçiler tarafından tesislerde depolanmaktadır.

Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Hindistan’a giden Liberya bayraklı Shenlong Suezmax adlı petrol tankeri Mumbai’de, 12 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
ABD merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü (Institute for the Study of War – ISW), İran’ın Hürmüz Boğazı’na 10’dan az deniz mayını yerleştirdiğini bildirmiştir. ISW tarafından sosyal medya platformu üzerinden yapılan açıklamada, İran’ın boğaza sınırlı sayıda mayın döşediği ifade edilmiştir.
Geniş çaplı bir mayınlamanın yalnızca yabancı gemileri değil, tüm deniz trafiğini ciddi şekilde aksatabileceğine dikkat çekilen açıklamada, böyle bir adımın İran’ın Çin ile ilişkilerini olumsuz etkileyebileceği ve petrol gelirlerine büyük ölçüde bağımlı Irak ekonomisine zarar verebileceği değerlendirilmiştir.
12 Mart 2026 tarihinde Bangladeş’in, Orta Doğu’daki artan gerginlik nedeniyle ABD’den Rus petrolü alımına izin veren geçici bir muafiyet talebinde bulunduğu bildirilmiştir.
Dhaka Tribune’un haberine göre, Bangladeş Maliye ve Planlama Bakanı Amir Khasru Mahmud Chowdhury, ABD’nin Dakka Büyükelçisi ile görüşme gerçekleştirmiştir. Chowdhury, ABD’nin Hint rafinerilerine Rus petrolü alımı için tanıdığı geçici muafiyeti hatırlatarak, benzer bir uygulamanın Bangladeş için de geçerli olmasını talep etmiştir.
Chowdhury, “Bangladeş’e de böyle bir fırsat verilirse, bunun ekonomimiz için büyük bir destek olacağını aktardık. Konunun Washington’a iletileceğini söylediler.” ifadelerini kullanmıştır.
Hindistan merkezli NDTV kanalının haberine göre, İran’ın Hindistan bandıralı en az iki tankerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişine izin verdiği öne sürülmüştür.
Tahran’dan ismi paylaşılmayan bir kaynak ise NDTV’ye yaptığı açıklamada, Hindistan bandıralı tankerlerin geçişine izin verildiği yönündeki iddiayı reddetmiştir.
12 Mart günü Tayland Dışişleri Bakanlığı, Hürmüz Boğazı yakınlarında Tayland bandıralı dökme yük gemisine “tanımlanamayan, füze benzeri merminin” isabet etmesinin ardından İran’ın Bangkok Büyükelçisi Nassereddin Heidari’yi bakanlığa çağırmıştır.
Tayland merkezli The Nation gazetesinin haberine göre, Tayland Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Panidol Pachimsawat, günlük basın toplantısında konuya ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Panidol, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın misillemeleri sonucu artan gerilim nedeniyle Tayland’ın “derin endişe” duyduğunu ifade etmiştir.
Panidol, Tayland bandıralı gemiye “tanımlanamayan, füze benzeri merminin” isabet etmesi üzerine İran’ın Bangkok Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığına çağrıldığını belirtmiştir. Ayrıca Tayland Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow’un, Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi ile gemi mürettebatına yönelik arama kurtarma çalışmalarına ilişkin telefon görüşmesi yapacağını aktarmıştır. Panidol, Orta Doğu’dan 381 Tayland vatandaşının tahliye edildiğini bildirmiştir.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Hürmüz Boğazı’ndan tanker geçişlerinin kısa sürede normale dönmemesi halinde mart ayında Körfez ülkelerinde günlük yaklaşık 7,9 milyon varil ham petrol ve toplamda 9,9 milyon varil sıvı yakıt üretiminin geçici olarak askıya alınabileceğini tahmin ettiğini açıklamıştır.
IEA’nın Petrol Piyasası Raporu’na göre, Orta Doğu’daki savaşın Hürmüz Boğazı üzerinden tanker geçişlerini fiilen durdurması nedeniyle küresel petrol arzı mart ayında ciddi gerileme göstermektedir. Bu durumun Körfez’deki petrol üreticisi ülkelerde yaygın üretim kısıntılarına ve bazı sahalarda üretimin tamamen durdurulmasına yol açtığı belirtilmiştir.
Raporda, 2025 yılında Hürmüz Boğazı üzerinden günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü sevk edildiği, savaşın başlamasından bu yana sevkiyatların kriz öncesi seviyelerin yüzde 10’undan daha azına gerilediği ifade edilmiştir.
IEA, alternatif ihracat güzergâhlarının sağlayabileceği sınırlı esnekliğe rağmen, tanker geçişlerinin normale dönmemesi halinde mart ayında Körfez’de günlük 7,9 milyon varil ham petrol ve toplam 9,9 milyon varil sıvı yakıt üretiminin durdurulabileceğini öngörmüştür.
Aynı dönemde küresel petrol arzının günlük 8 milyon varil düşerek 98,8 milyon varile gerilemesinin ve 2022’nin ilk çeyreğinden bu yana en düşük seviyeye inmesinin beklendiği kaydedilmiştir. Raporda, Körfez’den yapılan kesintili sevkiyatların yarattığı kayıpların Kuzey Amerika üretiminin kış koşullarının ardından toparlanması ile Kazakistan ve Rusya arzının şubat ayındaki aksaklıkların ardından yeniden başlaması sayesinde kısmen hafifletildiği belirtilmiştir.
Bununla birlikte, raporun hazırlandığı dönemde çatışmalarda hafifleme işareti veya Hürmüz Boğazı üzerinden akışların toparlanmasına ilişkin net bir zaman çizelgesi bulunmadığı ve mart ayı tahmini ile sonrası için yüksek belirsizlik düzeyinin sürdüğü ifade edilmiştir.
12 Mart akşam saatlerinde İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nda uyarıları dikkate almadığı belirtilen Marshall Adaları bayrağı taşıyan “Safesea Vishnu” adlı ABD’ye ait petrol tankerinin vurulduğunu duyurmuştur.
Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, sabah saatlerinde söz konusu tankerin Hürmüz Boğazı’nda tekrarlanan uyarılara uymadığı ve bu nedenle Boğaz’ın kuzeyinde vurulduğu belirtilmiştir.
Açıklamada ayrıca Basra Körfezi ile Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin artan risk altında olduğu ifade edilmiş, bu durumun sorumlusu olarak ABD gösterilmiştir. Ticari gemilerin, füzelerden etkilenmemek için İran’ın denizcilik düzenlemelerine uymaları gerektiği vurgulanmıştır.
12 Mart 2026 tarihinde ABD Enerji Bakanı Chris Wright, petrol fiyatlarının varil başına 200 dolara ulaşmasının olası olmadığını açıklamıştır.
Wright, CNN televizyonuna verdiği röportajda, ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmalar nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda tanker trafiğinin durma noktasına gelmesi sonucu petrol arzında yaşanan aksama ve yükselen fiyatlara ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Kısa süreli bir aksamanın yaşanacağı birkaç haftayı alternatif yollarla petrolü piyasaya sürerek atlatacaklarını ifade etmiş, Hürmüz Boğazı’nın açılması gerektiğini ve açılacağını belirtmiştir.
ABD ordusunun uzun vadeli bir sorunu çözmek amacıyla bölgede bulunduğunu söyleyen Wright, “Uzun vadeli bir sorunu çözmek için kısa vadeli acılara katlanmak zorundasınız.” demiştir. “Ciddi bir küresel petrol krizinin ortasında mıyız?” sorusuna ise “Uzun vadede enerji akışının güvenliğini sağlamak için kısa vadede önemli bir aksamanın ortasındayız.” yanıtını vermiştir.
İranlı yetkililerin petrol fiyatlarının varil başına 200 dolara çıkabileceği yönündeki mesajlarının hatırlatılması üzerine Wright, “Olası değil derim.” ifadesini kullanmış; askeri operasyona ve sorunun çözümüne odaklandıklarını belirtmiştir. Kısa vadeli fiyat hareketleri konusunda tahminde bulunmayacağını, fiyatların petrol akışından çok piyasa psikolojisine dayandığını dile getirmiştir.
Wright, CNBC televizyonuna verdiği röportajda ise ABD donanmasının Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlere refakat edip etmeyeceğine ilişkin soruya, bunun nispeten yakında gerçekleşebileceğini ancak henüz hazır olunmadığını söylemiştir. ABD’nin askeri varlıklarının şu anda İran’ın saldırı kabiliyetlerini ve bunlara tedarik sağlayan imalat sanayisini hedef almaya odaklandığını ifade etmiştir.
ABD donanmasının Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlere ay sonuna kadar refakat etmesinin “oldukça muhtemel” olduğunu belirten Wright, ordunun bu konu üzerinde çalıştığını açıklamıştır.
Ayetullah Ali Hamaney’in ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybetmesinin ardından Uzmanlar Meclisi tarafından lider seçilen Mücteba Hüseyni Hamaney, göreve gelmesinden sonra ilk mesajını yayımlamıştır. Mesaj devlet televizyonunda sunucu tarafından okunmuş, yeni liderin görüntüsüne ve sesine yer verilmemiştir.

İran’ın Yeni Lideri Mücteba Hüseyni Hamaney - (Anadolu Ajansı)
Hamaney mesajında, İran’ın haksız yere saldırıya uğradığını belirterek, “Düşmanın yolunu ezici darbelerle kapatan ve onları sevgili vatanı ele geçirme ve muhtemelen bölme yanılsamasından kurtaran cesur savaşçılarımıza içten şükranlarımı sunarım.” ifadelerini kullanmıştır.
İran Silahlı Kuvvetlerine seslenen Hamaney, halkın “etkili ve pişman edici savunmaya” devam edilmesini istediğini vurgulamış ve şu ifadeleri kaydetmiştir: “Hürmüz Boğazı'nın kapatılması kozu da kesinlikle devam ettirilmelidir. Düşmanın az deneyime sahip olduğu ve son derece savunmasız olacağı diğer cephelerin açılması konusunda da çalışmalar yapıldı. Savaş durumunun devam etmesi halinde ve çıkarların gözetilmesi esasına göre bu cepheler aktif hale getirilecektir.”
Hamaney, toplumsal birliğin korunmasına da değinerek, “Bu koltuğa oturmak çok ağır bir iştir. Millet birliğini korumalıdır.” demiştir.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Ali Rıza Tengsiri, İran’ın yeni lideri Mücteba Hüseyni Hamaney’in talimatı doğrultusunda “Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması stratejisinin” devam edeceğini açıklamıştır.
Tengsiri, sosyal medya platformu üzerinden Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Açıklamasında, “düşmana darbe vurmaya devam edeceklerini” ifade etmiş ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasına yönelik stratejinin sürdürüleceğini belirtmiştir.
13 Mart 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabı üzerinden İran’a yönelik yeni açıklamalarda bulunmuştur. Trump, İran donanmasının ve hava kuvvetlerinin yok edildiğini yineleyerek, Tahran yönetiminin elindeki füze, insansız hava araçları (İHA) ve diğer askeri unsurların imhasının devam ettiğini savunmuştur. Paylaşımında, “Eşi benzeri görülmemiş bir silah gücümüz, sınırsız mühimmatımız ve bolca zamanımız var. Bugün bu deli pisliklerin başına neler geleceğini izleyin.” ifadelerini kullanmıştır.
Trump aynı gün, Fox News kanalına verdiği röportajında Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan gemilere ilişkin olarak ise “Korkulacak bir şey yok. Bir donanmaları yok, tüm gemilerini de batırdık.” ifadelerini kullanmıştır.
13 Mart 2026 tarihinde ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Sky News kanalına verdiği röportajda Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Bessent, ABD Donanması’nın, “askeri olarak mümkün olur olmaz” Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerine eşlik edeceğini düşündüğünü belirtmiştir. Uluslararası bir koalisyon ihtimaline işaret ederek, “Benim inancım, askeri olarak mümkün olur olmaz ABD Donanması'nın belki de uluslararası bir koalisyonla birlikte gemilere eşlik edeceği yönünde.” ifadelerini kullanmıştır.
Boğazdan İran tankerleri ve bazı Çin bayraklı tankerlerin geçtiğini belirten Bessent, bu nedenle İran’ın boğaza mayın döşemediğini düşündüğünü söylemiştir.
Bessent ayrıca savaşın ABD’ye yaklaşık 11 milyar dolara mal olduğunu aktarmış, bu maliyetin ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşı sürdürme kararını etkileyecek düzeyde olup olmadığına ilişkin soruya “Kesinlikle hayır.” yanıtını vermiştir.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ile düzenlediği ortak basın toplantısında Hürmüz Boğazı’na yeni mayın döşendiğine ilişkin iddialara değinerek, buna dair “açık bir kanıt olmadığını” belirtmiştir. “Şu anda boğazdan geçişi engelleyen tek şey İran'ın gemilere ateş açması. İran bunu yapmadığı sürece geçişe açık. Bu, tartışmalı kalmasına izin vereceğimiz bir boğaz değil.” ifadelerini kullanmıştır.
ABD basınında yer alan “Trump yönetiminin İran savaşının Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini hafife aldığı” yönündeki haberleri “gülünç ve ciddiyetsiz” olarak nitelendirmiştir. Çatışmanın temposunun ve zamanlamasının ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlendiğini belirterek, “Bu çatışmanın hızını, temposunu ve zamanlamasını o belirleyecek. Direksiyon tamamen onun elinde.” demiştir.
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine de İran'a yönelik saldırıların 13. gününe girildiğini belirtmiş, İran’ın mayın döşeme kapasitesi ve boğaz trafiğini tehdit eden unsurların hedef alındığını ifade etmiştir. Caine, “Şu anda boğazlardan ticari trafiği ve akışı engelleyen tek şey İran.” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından sonra Irak'taki Ümm Kasr limanını, 13 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
13 Mart 2026 tarihinde Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Muhammed Ekberzade, ABD yönetiminin İran donanmasının ve hava kuvvetlerinin yok edildiğine yönelik açıklamalarına yanıt vermiştir.
İran basınına göre Ekberzade, ABD’nin söz konusu iddialarına ilişkin olarak, “ABD, İran donanmasının yok olduğunu iddia ediyorsa nasıl oluyor da Hürmüz Boğazı hala kapalı ve tek bir tanker bile geçemiyor?” ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca, hava kuvvetlerinin yok edildiği yönündeki iddialara karşılık, İran’ın füze ve insansız hava araçlarının hedeflerini vurmayı sürdürdüğünü belirtmiştir.
Ekberzade, Devrim Muhafızları Ordusunun stratejik füze ve İHA kapasitesinin kara, deniz ve hava unsurlarıyla birlikte operasyon yürüttüğünü savunarak, Hürmüz Boğazı’nın kontrol altında tutulduğunu ifade etmiştir. “Bugün Hürmüz Boğazı, İran’ın stratejik gücünü ortaya koymaktadır.” demiştir.
ABD ve müttefiklerinin bölgedeki hedeflerine ulaşamadığını ileri süren Ekberzade, üst düzey askeri yetkililere yönelik suikastlara rağmen İran’ın askeri yapısının faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtmiştir.
Ekberzade ayrıca, mevcut şartlarda küresel petrol fiyatlarındaki artışın devam edebileceğini ifade ederek, petrol fiyatlarının varil başına 95–100 dolar seviyesinde bulunduğunu ve durumun sürmesi halinde ABD ekonomisinin ciddi bir krizle karşı karşıya kalabileceğini ileri sürmüştür.
13 Mart 2026 tarihinde ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon), Orta Doğu’ya 5 bin deniz piyadesi ve denizciden oluşan bir amfibi hazır grubu göndereceği iddia edilmiştir.
Wall Street Journal’a (WSJ) bilgi veren üç ABD’li yetkiliye dayandırılan haberde, ABD’nin Orta Doğu’daki asker sayısını ve askeri varlığını artırdığı belirtilmiştir. Yetkili kaynaklara göre, İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik saldırılarını artırması üzerine ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, birkaç savaş gemisi ile birlikte 5 bin deniz piyadesi ve denizciden oluşan bir amfibi hazır grubunun ve ona bağlı Deniz Piyade seferi birliğinin bölgeye sevk edilmesini onayladığı öne sürülmüştür.
Haberde, söz konusu talebin ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığından (CENTCOM) geldiği aktarılmıştır. Japonya merkezli USS Tripoli ve ona bağlı Deniz Piyadeleri birliğinin Orta Doğu’ya doğru ilerlediği bilgisi paylaşılmıştır.
13 Mart 2026 tarihinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin olarak ise bölgede en üst seviyede güvenlik ilan edildiğini belirtmiştir. Türk bayraklı gemi bulunmadığını, ancak Türk sahipli gemilerle Ana Arama Kurtarma Merkezi aracılığıyla sürekli irtibat halinde olunduğunu ifade etmiştir. Hürmüz Boğazı’nda 14 Türk sahipli geminin beklediğini, daha önce 15 gemi bulunduğunu, bunlardan birinin İran makamlarından izin alınarak İran limanını kullanması nedeniyle geçiş yaptığı bilgisini paylaşmıştır. İran tarafıyla temasların sürdürüldüğünü, bekleyen 14 geminin herhangi bir sorun yaşamadığını belirtmiştir.
Uraloğlu ayrıca, çeşitli sınıflarda yaklaşık 800 geminin Hürmüz Boğazı’nda bulunduğunu ve 6 kruvaziyer gemisinin yolcularıyla birlikte bekleme konumunda olduğunu açıklamıştır.
13 Mart 2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin fiilen durması, küresel enerji ticareti ve sanayi üretimi üzerinde zincirleme etki yaratmıştır. ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı askeri saldırılar ve İran’ın misillemeleri sonrasında İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Hürmüz Boğazı’nı bu ülkelerle bağlantılı gemi geçişlerine kapatması, küresel ticaret üzerinde baskıyı artırmıştır.
Dünya genelindeki günlük petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’si ile sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmaktadır. Ancak geçiş risklerinin artması nedeniyle S&P Global Energy verilerine göre Basra Körfezi’nde 10’un üzerinde ham petrol tankeri Hürmüz Boğazı’nın batısında yükleme için hazır beklemekte, yaklaşık 75 tanker ise boş halde boğaz dışında demirlemiş bulunmaktadır. Körfez’de denizde bekleyen ham petrol miktarının yaklaşık 126 milyon varile ulaştığı belirtilmiştir.
Bu gelişmeler, enerji üretim ve işleme tesislerinde mücbir sebep ilanlarını beraberinde getirmiştir. Mücbir sebep, şirketlerin kontrolü dışında gelişen olağanüstü durumlar nedeniyle sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunu ifade etmektedir.
İlk mücbir sebep ilanı, Katar’ın Ras Laffan Sanayi Şehri’ndeki QatarEnergy’ye ait LNG tesisinden gelmiştir. İran’dan fırlatılan bir insansız hava aracının tesisi hedef almasının ardından şirket üretimi askıya almış ve LNG ile ilgili ürünler için mücbir sebep ilan etmiştir. Söz konusu tesis, dünyanın en büyük LNG ihracat tesisi olarak bilinmektedir.
Katar, küresel LNG ihracatının yaklaşık yüzde 20’sini karşılamakta; üretiminin yüzde 90’ından fazlasını Çin, Japonya, Hindistan ve Güney Kore başta olmak üzere Asya ülkelerine göndermektedir. Katar’ın Avrupa’ya da LNG ihracatı bulunmaktadır.
QatarEnergy’nin bildirimi sonrasında Hindistan’ın en büyük LNG ithalatçısı Petronet, GAIL, Indian Oil Corporation ve Bharat Petroleum Corporation’a yaptığı tedariklerde mücbir sebep ilan etmiştir. Bu durum, Petronet’in QatarEnergy ile yaptığı yıllık 7,5 milyon tonluk uzun vadeli LNG sözleşmesini etkilemiştir. Gujarat Gas da 6 Mart’tan itibaren sanayi müşterilerine mücbir sebep bildirimi göndermiştir.
Uluslararası basında yer alan bilgilere göre Shell de müşterilerine mücbir sebep ilan etmiştir. ABD merkezli Chevron ise İsrail’in Leviathan gaz sahasındaki üretimin geçici olarak durdurulmasının ardından mücbir sebep ilan eden şirketler arasında yer almıştır.
Hürmüz Boğazı üzerinden günlük yaklaşık 15 milyon varil ham petrol ve 5 milyon varil petrol ürünü olmak üzere toplam 20 milyon varillik petrol ticareti gerçekleşmektedir. Sevkiyatların aksaması sonucu bölgedeki üretim tesisleri depolama kapasitesi baskısı yaşamaya başlamış ve bazı ülkeler üretimi azaltma kararı almıştır.
Kuveyt Petrol Şirketi (KPC), petrol üretimini azaltmaya başladığını ve mücbir sebep ilan ettiğini açıklamıştır. Kararın geçici olduğu ve koşulların uygun hale gelmesi halinde üretimin artırılabileceği bildirilmiştir. Suudi Arabistan ve Irak’ın da üretim azaltma kararı aldığı belirtilmiştir.
KPC’nin kararının ardından Kuveyt Stiren Şirketi (TKSC), ham madde tedarikindeki kesintiler nedeniyle yıllık 450 bin ton kapasiteli etilbenzen-stiren monomer (EBSM) tesisi için mücbir sebep ilan etmiştir.
Hindistan’ın devlet rafineri şirketi MRPL, mart ve nisan ayları için planlanan tüm benzin ihracat sevkiyatlarında mücbir sebep ilan etmiştir. MRPL’nin Karnataka’daki rafinerisi günlük 500 bin varil kapasiteye sahip olup üretimin yaklaşık yüzde 40’ı ihraç edilmektedir.
Bahreyn Petrol Şirketi (BAPCO) da 9 Mart’ta mevcut koşullar ve Sitra rafinerisindeki bir ünitenin hedef alınması nedeniyle mücbir sebep ilan etmiştir. Sitra rafinerisinin günlük 450 bin varil kapasitesi bulunmaktadır.
Aluminium Bahrain, Orta Doğu’daki çatışmaların genişlemesi nedeniyle sevkiyatlarını durdurarak mücbir sebep ilan etmiştir. Norveç merkezli Norsk Hydro’nun ortak girişimi Qatalum da üretimi kontrollü biçimde durdurma sürecini başlatmış ve müşterilerine mücbir sebep bildirimi göndermiştir.
Çin merkezli Wanhua Chemical, Orta Doğu’dan petrol arzının kesintiye uğraması nedeniyle 9 Mart’ta mücbir sebep ilan etmiş ve bazı ürünlerde fiyat artışına gitmiştir. Longhua New Materials, 10 Mart’ta Orta Doğu’ya yönelik sevkiyatlar için mücbir sebep hükümlerini devreye almıştır.
Güney Kore’nin Yeochun NCC Co (YNCC) şirketi nafta tedarikindeki sorunlar nedeniyle mücbir sebep ilan etmiş ve üretim tesislerini asgari kapasitede çalıştırdığını açıklamıştır. Singapur merkezli poliolefin üreticisi TPC ise Jurong Adası’ndaki birden fazla tesisini kapatmış ve 9 Mart’ta mücbir sebep ilan etmiştir.
Mart 2026’nın ilk 11 günü itibarıyla Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi sayılarına ilişkin veriler yayımlanmıştır. İngiltere merkezli denizcilik veri sağlayıcısı Lloyd’s List Intelligence tarafından paylaşılan raporda, ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından bölgesel gelişmelerin boğazdaki gemi trafiğine etkisine yer verilmiştir.
Rapora göre, 1–11 Mart 2026 tarihleri arasında Hürmüz Boğazı’ndan 77 gemi geçiş yapmıştır. Geçen yılın aynı döneminde (1–11 Mart 2025) ise boğazdan 1229 gemi geçiş yaptığı kaydedilmiştir.
Verilerde, boğazdan geçen gemilerin yüzde 26’sının İran, yüzde 13’ünün Yunanistan ve yüzde 12’sinin Çin bağlantılı gemilerden oluştuğu belirtilmiştir. Mevcut geçişlerin önemli bir kısmının Rusya ve İran bağlantılı ve Batı yaptırımlarını aşmak amacıyla kullanılan “gölge filo” kapsamındaki gemilere ait olduğu ifade edilmiştir.
Lloyd’s List Intelligence kıdemli analisti Bridget Diakun’un değerlendirmesine yer verilen raporda, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden ihracat faaliyetlerini sürdürdüğü belirtilmiştir. Diakun, “Geçiş yapan tankerlerin ve gaz taşıyıcıların yarısından fazlası gölge filolardan oluşuyor. Bu gemiler aksamalara alışkınlar.” açıklamasında bulunmuştur. Gölge filo kapsamındaki gemilerin çoğunlukla bakımsız, sigortasız ve mülkiyet yapısı şüpheli eski gemilerden oluştuğu aktarılmıştır.
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO), mart ayının başından itibaren 9’u petrol tankeri olmak üzere toplam 20 ticari geminin saldırıya uğradığını veya olay bildiriminde bulunduğunu açıklamıştır. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ise bölgede 8’i petrol tankerlerini kapsayan toplam 16 olayı kayda geçirmiştir.
14 Mart 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, hafta sonu tatilini geçirmek üzere Washington’dan Florida’ya giderken havalimanında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ABD donanmasının “yakın bir zamanda” Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerine eşlik etmeye başlayacağını belirtmiş, ancak kesin bir tarih vermemiştir.
İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sona erdirme konusunda ABD ile aynı düşünüp düşünmediğine ilişkin soruya Trump, “Sanıyorum onlar bu konuda biraz farklı olabilir. Sonuçta farklı ülkeleriz.” yanıtını vermiştir.
İran’a yönelik saldırıların ne zaman sona ereceğine dair değerlendirmesinde ise kesin bir takvim paylaşmayacağını ifade etmiş, aklında bir zaman çizelgesi bulunduğunu ve saldırıların gerektiği müddetçe devam edebileceğini belirtmiştir. Trump, “Planladığımız takvimin çok önündeyiz.” demiştir.
Trump ayrıca İran’ın askeri kapasitesini büyük oranda yok ettiklerini savunmuş ve “İran şu anda kötü bir durumda.” ifadesini kullanmıştır.
Aynı gün yapılan bir başka açıklamada Trump, İran’ın Hark Adası’nı hedef aldıklarını belirtmiştir. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Orta Doğu tarihinin en şiddetli hava saldırılarından birini gerçekleştirdiğini ileri sürmüştür.
Trump, “İran’ın en değerlisi olan Hark Adası’ndaki tüm askeri hedeflerin tamamen yok edildiğini” iddia etmiştir.
Adadaki petrol altyapısına saldırılmamasını tercih ettiğini belirten Trump, ancak Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin serbest ve güvenli geçişine müdahale edilmesi halinde bu kararını yeniden değerlendireceğini ifade etmiştir.
Trump, 14 Mart 2026 tarihinde yaptığı bir diğer açıklamada, birçok ülkenin Hürmüz Boğazı’nın açık ve güvenli kalmasını sağlamak amacıyla bölgeye savaş gemileri göndereceğini ileri sürmüştür.
Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Özellikle İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişiminden etkilenen birçok ülke, Boğaz’ın açık ve güvenli kalmasını sağlamak amacıyla, ABD ile eşgüdüm içinde bölgeye savaş gemileri gönderecek.” ifadesine yer vermiştir.
Trump, İran’ın askeri kapasitesinin tamamının yok edildiğini öne sürmüş, bununla birlikte Tahran yönetiminin hâlâ Hürmüz Boğazı’nın herhangi bir noktasına “insansız hava aracı gönderme, boğaza mayın döşeme ya da kısa menzilli füze fırlatma” kapasitesinin bulunduğunu belirtmiştir.
Trump, “Umarız Çin, Fransa, Japonya, Güney Kore, Birleşik Krallık ve bu yapay kısıtlamadan etkilenen diğer ülkeler bölgeye gemi gönderir. Böylece Hürmüz Boğazı, askeri gücü tamamen felce uğratılmış bir ulus (İran) tarafından artık bir tehdit unsuru olmaktan çıkar.” ifadesini kullanmıştır. Ayrıca, “Öyle ya da böyle, Hürmüz Boğazı’nı çok yakında yeniden açık, güvenli ve özgür bir hale getireceğiz.” demiştir.
Trump, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin “buradan petrol tedarik eden ülkeler tarafından” sağlanması gerektiğini belirtmiş ve “Hürmüz Boğazı üzerinden petrol tedarik eden ülkeler bu geçidin güvenliğini sağlamalıdır.” ifadesini kullanmıştır. ABD’nin bu ülkelere büyük ölçüde yardım edeceğini ve koordinasyon içinde çalışacağını kaydetmiştir.
14 Mart 2026 tarihinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD’nin İran’ın Hark Adası’na yönelik saldırısına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Erakçi, ABD merkezli MS NOW televizyonuna verdiği röportajda, söz konusu saldırının komşu ülkelerin topraklarından gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür. “Bu saldırıları komşularımızın topraklarından gerçekleştirdiler. Artık, bize bu tür roketlerle saldırmak amacıyla komşularımızın topraklarını bir üs olarak kullandıkları gerçeği, su götürmez bir açıklık kazanmıştır.” ifadesini kullanmıştır.
Erakçi, saldırıları “an be an” takip ettiklerini belirterek, roketlerden birinin Ra’sül-Hayme’den, diğerinin ise Dubai kentine çok yakın bir mevkiden olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri topraklarından ateşlendiğinin “netlik kazandığını” söylemiştir.
Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin yasaklanmasına ilişkin bir soruya ise Erakçi, “Aslına bakarsanız, Hürmüz Boğazı şu an itibarıyla geçişlere açıktır. Boğaz, yalnızca düşmanlarımıza, yani bize saldıran taraflar ve müttefiklerine ait tankerlerle gemilerin geçişine kapatılmıştır.” yanıtını vermiştir.
Aynı gün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Erakçi, “ABD, şimdi Hürmüz Boğazı’nda güvenliği sağlamak için diğer ülkelerden, hatta Çin’den, yardım istemek zorunda kaldı.” ifadesini kullanmıştır. Ayrıca, “ABD’nin yıllardır övündüğü güvenlik şemsiyesinin artık delik deşik olduğu ortaya çıktı.” ve “Bu şemsiye sadece caydırıcılık sağlamada başarısız olmakla kalmadı aynı zamanda gerilim ve krize yol açtı.” sözlerine yer vermiştir. Erakçi, “İran, kardeş komşulardan, yabancı saldırgan güçleri topraklarından çıkarmalarını istiyor, bu güçlerin tek kaygısı İsrail'i savunmaktır.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
14 Mart 2026 tarihinde İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Ali Rıza Tengsiri de ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarına yanıt vermiştir.
Tengsiri, sosyal medya platformundaki paylaşımında, Trump’ın açıklamalarını alıntılayarak, “ABD’liler İran Donanması’nın yok edildiği ve ardından tankerleri korudukları yönünde yalan iddialarda bulundular. Şimdi ise başkalarından yardım istiyorlar.” ifadesini kullanmıştır.
Tengsiri, Hürmüz Boğazı’nın askeri olarak kapatılmadığını vurgulamış ve Boğaz’ın yalnızca kontrol altında tutulduğunu belirmiştir.
14 Mart 2026 tarihinde CNN’e konuşan ve ismi açıklanmayan üst düzey bir yetkiliye dayandırılan haberde, İran’ın petrolün Çin yuanı ile işlem görmesi şartıyla sınırlı sayıda petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin vermeyi değerlendirdiği ileri sürülmüştür.
Haberde, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişe izin verme konusunu değerlendirdiği ve bu olası adımın, boğazdan geçen petrol tankerlerinin akışını yönetmeye yönelik yeni bir plan üzerinde çalışıldığı dönemde gündeme geldiği belirtilmiştir.
Uluslararası referans kabul edilen Brent türü ham petrolün vadeli varil fiyatı, saldırılar öncesindeki son işlem günü olan 27 Şubat 2026’da 72,48 dolar seviyesinden kapanmıştır.
Saldırıların ardından piyasaların açıldığı 2 Mart 2026’da, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in hayatını kaybettiğine ilişkin haberlerin de etkisiyle Brent petrol 82,37 dolara kadar yükselmiş ve günü 77,74 dolardan tamamlamıştır. Günlük bazda artış oranı yüzde 7,26 olarak kaydedilmiştir.
Takip eden günlerde Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditler, İran’ın bölgedeki ABD üsleri ve enerji tesislerine yönelik misillemeleri, sigorta şirketlerinin savaş poliçelerini askıya alması, tanker ve konteyner şirketlerinin geçişleri durdurması ve bazı üreticilerin güvenlik gerekçesiyle üretimi azaltması gibi gelişmeler fiyatlar üzerinde etkili olmuştur. Bu süreçte Brent petrol 78–86 dolar aralığında işlem görmüştür.
6 Mart 2026’da Brent petrolün varil fiyatı 94,64 dolara kadar çıkmış ve haftayı 92,69 dolardan tamamlamıştır. İlk haftanın sonunda Brent petrol, haftalık bazda yüzde 27,8 artış göstermiştir.
İkinci haftada fiyat hareketliliği sürmüştür. 9 Mart 2026’da Brent petrolün vadeli varil fiyatı 119,5 dolara kadar yükselmiştir. Aynı gün G7 ülkelerinin acil petrol rezervlerini ortak kullanıma açabileceğine ilişkin beklentiler ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la savaşın yakında sona erebileceğine dair açıklamaları sonrasında fiyat 98,96 dolardan kapanmıştır.
10 Mart 2026’da, ABD Enerji Bakanı Chris Wright’ın ABD donanmasının bir tankere Hürmüz Boğazı’nda eşlik ettiğini öne süren ve daha sonra silinen sosyal medya paylaşımı sonrasında fiyat hareketliliği artmıştır. Brent petrol gün içinde 81,16 dolara kadar gerilemiş, İran’ın Boğaz’a mayın döşediğine ilişkin haberlerin ardından günü 87,8 dolardan tamamlamıştır.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkelerin stratejik petrol rezervlerini piyasaya sürme kararı fiyat artışını sınırlamıştır. Ancak Basra Körfezi’nde petrol tankerlerine yönelik saldırıların ardından 12 Mart 2026’da Brent petrol yeniden 100 doların üzerine çıkmıştır.
İki haftalık dönemin sonunda Brent petrolün varil fiyatı, saldırı öncesi seviyeye göre yüzde 42,3 artışla 103,14 dolar seviyesinden haftayı kapatmıştır.
Lojistik ve arz güvenliği gelişmeleri doğal gaz piyasasına da yansımıştır. Katar’ın Ras Laffan tesislerinde üretimi durdurması ve “mücbir sebep” ilan etmesi küresel LNG arzı üzerinde etkili olmuştur.
Avrupa’nın referans doğal gaz piyasası olan Hollanda merkezli TTF’te işlem gören nisan vadeli kontrat, 27 Şubat 2026’da megavatsaat başına 31,9 avrodan kapanmıştır.
Saldırıların ardından 2 Mart 2026’da kontrat fiyatı yüzde 39 artışla 44,5 avroya yükselmiştir.
Artan arz güvenliği endişeleriyle 9 Mart 2026’da fiyat 56,4 avroya kadar çıkmıştır.
İki haftalık dönemin sonunda Avrupa doğal gaz fiyatları, saldırı öncesi seviyeye göre yüzde 57 artışla 50,1 avrodan kapanmıştır.
Asya piyasaları için referans kabul edilen Newcastle kömür nisan vadeli kontratı, 27 Şubat 2026’da ton başına 118,5 dolar seviyesinden kapanmıştır. 2 Mart 2026’da kontrat fiyatı yüzde 8,6 artışla 128,7 dolara yükselmiştir. 9 Mart 2026’da fiyat 143,8 dolara kadar çıkmıştır. İki haftalık dönemin sonunda kömür fiyatları saldırı öncesi seviyelere göre yüzde 15,8 artışla 137,3 dolar seviyesinden haftayı tamamlamıştır.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 11 Mart 2026 tarihinde üye ülkelerin toplam 400 milyon varillik stratejik petrol rezervini piyasanın kullanımına açma konusunda anlaşmaya vardığını açıklamış; 15 Mart 2026’da ise bu kararın uygulama detaylarını paylaşmıştır.
Açıklamaya göre:
Plan kapsamında:
Asya-Okyanusya’daki IEA üyesi ülkelerin stokları “hemen” piyasaya verilecektir. Amerika kıtası ve Avrupa’daki IEA üyesi ülkelerin stokları ise ay sonundan itibaren piyasaya sürülecektir. Bu karar, IEA tarihinde koordineli stratejik rezerv kullanımına ilişkin 6’ncı karar olma özelliği taşımaktadır. Daha önceki kararlar, 1991, 2005, 2011 ve iki kez 2022'de Rusya-Ukrayna savaşı başladığında alınmıştır.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD-İsrail saldırılarının 16’ncı gününde Amerikan CBS kanalına verdiği röportajda çeşitli açıklamalarda bulunmuştur. Erakçi, isim vermeden, Hürmüz Boğazı'ndan gemileri için güvenli geçiş isteyen birçok ülkenin kendileriyle görüştüğü ve İran ordusunun, "farklı ülkelere ait bir grup geminin" boğazı geçmesine izin verdiği bilgisini paylaşmıştır.
İran'da tutuklu bulunan 4 ABD vatandaşının güvende olup olmadığı sorulan Erakçi, "Eğer ABD ve İsrail hapishanelerimize saldırmazsa, sanırım güvendeler." cevabını vermiştir.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 15 Mart 2026’da ABD Başkanı Donald Trump ve Kanada Başbakanı Mark Carney ile telefon görüşmeleri gerçekleştirmiştir. İngiltere Başbakanlık Ofisi 10 Numara’dan yapılan açıklamaya göre, görüşmelerde Orta Doğu’daki gelişmeler ve Hürmüz Boğazı’ndaki durum ele alınmıştır.
Starmer ve Trump, küresel deniz taşımacılığında maliyet artışlarına neden olan aksaklıkların sona erdirilmesi için Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının önemini ele almıştır. Starmer ayrıca İran’ın misillemeleri sırasında hayatını kaybeden ABD askerleri için Trump’a taziyelerini iletmiştir.
Starmer ile Kanada Başbakanı Carney arasındaki görüşmede de Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının uluslararası deniz taşımacılığı üzerindeki etkileri gündeme gelmiştir.

ABD Başkanı Donald Trump - (Anadolu Ajansı)
ABD Başkanı Donald Trump’ın 14 Mart 2026 tarihinde yaptığı ve birçok ülkenin Hürmüz Boğazı’nın açık ve güvenli kalmasını sağlamak amacıyla bölgeye savaş gemileri göndereceğini ileri sürdüğü açıklamanın ardından, Güney Kore ve Japonya’dan değerlendirmeler gelmiştir.
Güney Kore Devlet Başkanlığı Ofisinden ismi paylaşılmayan bir sözcü, Trump’ın sosyal medya paylaşımından haberdar olduklarını belirtmiş ve "uluslararası deniz yollarının güvenliği ile seyrüsefer serbestisinin uluslararası hukuk çerçevesinde tüm ülkelerin çıkarına uygun olduğunu" ifade etmiştir. Sözcü, ABD’nin talebinin “dikkatle değerlendirileceğini” kaydetmiş ve küresel deniz lojistik ağının normalleşmesine yönelik temennilerini dile getirmiştir.
Japonya’da iktidardaki Liberal Demokratik Partinin (LDP) politika sorumlusu Kobayaşi Takayuki ise yerel NHK kanalında yaptığı açıklamada, Japonya’nın Hürmüz Boğazı’na gemi göndermesinin “aşılması son derece zor bir eşik” olduğunu ifade etmiştir. Kobayaşi, "yasal açıdan bu olasılığın tamamen dışlanmadığını ancak mevcut koşullar altında konunun dikkatle ele alınması gerektiğini" belirtmiştir.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, ülkesinin Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve İran’a yönelik saldırılar bağlamında uluslararası bir askeri operasyona katılmayacağını yinelemiştir.
Wadephul, ARD televizyonunda yayımlanan Bericht aus Berlin programında yaptığı açıklamada, Almanya’nın söz konusu çatışmanın aktif bir parçası olmayacağını belirtmiş ve “Yakında bu çatışmanın aktif bir parçası olacak mıyız? Hayır.” ifadelerini kullanmıştır.
Alman hükümetinin bu konudaki tutumunun net olduğunu vurgulayan Wadephul, bu yaklaşımın Başbakan Friedrich Merz ve Savunma Bakanı Boris Pistorius tarafından da açık şekilde dile getirildiğini ifade etmiştir.
Dışişleri Bakanı, olası bir diplomatik müzakere sürecine dahil olmayı arzuladıklarını belirtmiş; Hürmüz Boğazı’ndaki güvenliğin kalıcı biçimde sağlanmasının ancak diplomatik bir çözüm ve İran ile yürütülecek görüşmeler yoluyla mümkün olabileceğini aktarmıştır.
Wadephul ayrıca, Avrupa Birliği’nin Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla başlattığı Aspides askeri misyonunun beklenen etkiyi göstermediğini ifade etmiştir. Misyonun Hürmüz Boğazı’na genişletilmesinin ek güvenlik sağlayıp sağlamayacağı konusunda şüpheleri bulunduğunu belirtmiştir.
Bir soru üzerine Wadephul, petrol fiyatlarının ancak bölgedeki çatışmanın çözülmesi halinde yeniden normale dönebileceğini söylemiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün en hızlı şekilde yeniden sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Macron, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştur. Görüşmede, İran’ın bölge ülkelerine yönelik saldırılarına değinen Macron, “Bu saldırılar ister doğrudan ister Lübnan ve Irak’taki gibi vekil güçleri aracılığıyla yapılmış olsun, İran’ın bölge ülkelerine yönelik kabul edilemez saldırılarına derhal son vermesi çağrısında bulundum.” ifadelerini kullanmıştır.
Macron, Fransa’nın bölgede kendi çıkarlarını, ortaklarını ve seyrüsefer özgürlüğünü korumak amacıyla yalnızca savunma çerçevesinde hareket ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, Fransa’nın hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade ettiğini aktarmıştır.
Görüşmede gerilimin kontrolsüz biçimde tırmanmasının bölgeyi ciddi sonuçlar doğurabilecek bir kaosa sürüklediğini değerlendiren Macron, İran halkının da bu durumdan etkilendiğini söylemiştir.
Macron, yeni bir siyasi ve güvenlik çerçevesine ihtiyaç olduğunu belirterek, “Bu tarz bir çerçeve, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmamasını garanti altına almalı, aynı zamanda onun balistik füze programının ve bölgesel ile uluslararası alanda istikrarı bozan faaliyetlerinin oluşturduğu tehditlere de çözüm getirmeli. Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü en hızlı şekilde yeniden sağlanmalı.” ifadelerini kullanmıştır.
Avustralya ve Japonya, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak amacıyla Orta Doğu’ya savaş gemisi gönderme yönünde bir planlarının bulunmadığını açıklamıştır. Avustralya Ulaştırma Bakanı Catherine King, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na gemi gönderilmesi yönündeki çağrısına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Hürmüz Boğazı’na bir gemi göndermeyeceğiz. Bunun ne kadar son derece önemli olduğunu biliyoruz ancak bu bizden istenen bir şey değil ve biz de bu konuda bir katkıda bulunmuyoruz.” ifadelerini kullanmıştır.
King ayrıca, talep edilen yardımlara hangi kapsamda katkı sağlanacağı konusunda net olduklarını belirterek, yalnızca Birleşik Arap Emirlikleri’ne savunma alanında destek amacıyla uçak gönderileceğini bildirmiştir.
Japonya tarafında ise Başbakan Takaiçi Sanae, Orta Doğu’da Japonya ile bağlantılı gemilerin ve mürettebatın güvenliğinin nasıl sağlanacağına ilişkin değerlendirmelerin sürdüğünü ifade etmiştir. ABD’den bu yönde resmi bir talep gelmediğini belirten Takaiçi, varsayımsal bir soruya yanıt vermeyeceğini ancak konunun çalışıldığını dile getirmiştir.
Japonya Savunma Bakanı Koizumi Şinciro da hükümetin Orta Doğu’ya Japonya Öz Savunma Kuvvetleri gönderme konusunda şu aşamada herhangi bir planı bulunmadığını açıklamıştır.
Güney Kore’nin başkenti Seul’de protestocular, Güney Kore savaş gemilerinin Hürmüz Boğazı’na gönderilmesine karşı gösteri düzenlemiştir.

Güney Kore’de savaş gemilerinin Hürmüz Boğazı’na gönderilmesine karşı protesto düzenleniyor, 16 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
Gösteriler, Mavi Saray (Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi) ile ABD Büyükelçiliği önünde gerçekleştirilmiştir. Protestocular, Güney Kore’nin Hürmüz Boğazı’ndaki askeri varlığa dahil olmaması yönünde çağrıda bulunmuştur.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın misillemeleri sürerken, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması konusunda 7 ülkeyle görüşmeler yürüttüklerini açıklamıştır.
Trump, Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, söz konusu ülkelerin boğazdan taşınan petrolün büyük bölümünü temin ettiğini belirterek, “Petrolün büyük bir kısmını, yani yaklaşık yüzde 90’ını boğazdan temin ediyorlar. Ben de ‘Girmek ister misiniz?’ dedim. Bakalım ne olacak. Belki gelirler, belki de gelmezler.” ifadelerini kullanmıştır.
Trump ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan deniz yoluyla taşınan ham petrolün büyük bölümünü kullanan Çin’e de işbirliği teklif ettiklerini aktarmıştır. Savaşın sona ermesiyle birlikte petrol fiyatlarının düşeceğini savunan Trump, çatışmanın “oldukça hızlı bir şekilde” sona ereceğini belirtmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, Financial Times gazetesine verdiği röportajda, müttefiklerinin Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaması halinde NATO’nun geleceğinin “çok kötü” olacağını ifade etmiştir.
Trump, Avrupa ve Çin’in Körfez’den gelen petrole ABD’den daha fazla bağımlı olduğunu belirterek, “Boğazdan faydalananların, orada kötü bir şey olmamasını sağlamaya yardımcı olmaları son derece uygundur.” demiştir.
Müttefiklerden olumlu bir yanıt gelmemesi halinde bunun NATO açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını belirten Trump, “Eğer yanıt gelmezse ya da olumsuz yanıt gelirse, bunun NATO’nun geleceği için çok kötü olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullanmıştır.
Ukrayna konusunda NATO’ya yardım ettiklerini dile getiren Trump, “Biz onlar için orada oluruz ama onlar bizim için olmaz. Olacaklarından da emin değilim.” demiştir. Nasıl bir yardım beklendiği sorusuna ise “Ne gerekiyorsa.” yanıtını vermiştir. Avrupa’nın ABD’den daha fazla mayın tarama gemisine sahip olduğunu belirten Trump, bu gemilerin bölgeye gönderilmesi gerektiğini söylemiştir.
Trump, İngiltere’nin mevcut tutumundan rahatsız olduğunu ifade ederek, “İngiltere, en büyük müttefik olarak görülebilir, en eski müttefik vb. Ama gelmelerini istediğimde gelmek istemediler.” şeklinde konuşmuştur.
Trump, ay sonunda gerçekleştirmesi planlanan Çin ziyaretine ilişkin olarak, Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapacağı zirve öncesinde Pekin’in de Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yardımcı olmasını beklediğini belirtmiştir.
“Bence Çin de yardım etmeli çünkü Çin, petrolünün yüzde 90’ını bu boğazdan alıyor.” diyen Trump, zirveye kadar beklemenin geç olabileceğini ve ziyaretini erteleyebileceğini ifade etmiştir.
Japonya hükümeti, Orta Doğu’daki gerilimin enerji tedarikinde yarattığı endişeleri hafifletmek amacıyla rezervlerinden petrolü piyasaya sürmeye başladığını açıklamıştır.
Kyodo ajansının haberine göre, ilk aşamada özel sektörün elinde bulunan 15 günlük petrol rezervi piyasaya sunulmuştur. Bunu, hükümetin kontrolündeki bir aylık stratejik rezervin izlemesi planlanmaktadır.
Hükümet ayrıca, petrol rafinerileri ve ticari şirketler için zorunlu olan 70 günlük rezerv tutma yükümlülüğünü 55 güne indirerek, mevcut stokların piyasaya arz edilmesine imkân tanıyacağını bildirmiştir.
Kabine Baş Sekreteri Minoru Kihara, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması nedeniyle Japonya’nın ham petrol ithalatının mart ayı sonundan itibaren önemli ölçüde azalmasının beklendiğini belirtmiştir. Kihara, serbest bırakılan petrolün piyasaya sorunsuz şekilde aktarılması için çalışmalar yürütüldüğünü ifade etmiştir.
Çin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemi taşımacılığının sürdürülmesini sağlamak amacıyla kurmayı planladığı öne sürülen uluslararası koalisyona katılma konusunda temkinli bir tutum sergilemiştir.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Cien, Pekin’de düzenlenen olağan basın toplantısında, Çin’in söz konusu koalisyona katılması yönünde bir çağrı alıp almadığı ve böyle bir çağrı gelmesi halinde gemi gönderip göndermeyeceğine ilişkin soruları yanıtlamaktan kaçınmıştır.
Sözcü Lin, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki sularda yaşanan gerilimin uluslararası mal ve enerji nakil hatlarını olumsuz etkilediğini ve bölgesel ile küresel barış ve istikrara zarar verdiğini ifade etmiştir. Lin, “Çin, bir kez daha tüm taraflara askeri operasyonlara son verme, gerilimi daha fazla yükseltmekten kaçınma ve bölgesel kargaşanın küresel ekonomik büyümeye daha büyük bir darbe vurmasını engelleme çağrısı yapıyor.” demiştir.
ABD’den bu yönde bir talep gelip gelmediğine ilişkin soruya ise Lin, Çin’in tüm taraflarla iletişim halinde olduğunu ve gerilimi düşürmeye yönelik çabalarını sürdürdüğünü belirtmiştir.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak amacıyla uluslararası bir koalisyon oluşturma girişimine Avrupa ülkelerinden farklı açıklamalar gelmiştir.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere deniz kuvvetleriyle eşlik edilmesi ihtimaline ilişkin soruya, “Şu anda deniz yollarının askeri olarak korunması konusunda düşünmek için bir neden görmüyorum.” yanıtını vermiştir.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, ülkesinin Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim bağlamında uluslararası bir askeri operasyona katılmayacağını yinelemiştir. İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles, İspanya’nın şu aşamada Hürmüz Boğazı’na gemi göndermeyi düşünmediğini açıklamıştır.
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, “Hürmüz’de askeri operasyonlara dahil değiliz. Hiçbir Avrupa ülkesi, Hürmüz Boğazı’nda askeri operasyonlara dahil olma isteğini dile getirmedi.” ifadelerini kullanmıştır.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması için Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri bir çözümün mümkün olup olmadığının değerlendirildiğini bildirmiştir. Kallas, konuyu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile ele aldıklarını açıklamıştır.
Kallas, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının yalnızca enerji değil, gübre tedariki açısından da etkiler doğurabileceğini belirterek, “Eğer bu yıl gübrede kıtlık yaşanırsa, bunun sonucu gelecek yıl gıda yetersizliği olabilir.” demiştir.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile ABD Başkanı Trump arasındaki telefon görüşmesinde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının önemi ele alınmıştır.
İngiltere Enerji Güvenliği ve Sıfır Emisyon Bakanı Ed Miliband, ülkesinin Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için “her türlü seçeneği” değerlendirdiğini belirtmiştir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hürmüz Boğazı’nın kademeli olarak açılması amacıyla konteyner gemileri ve tankerlere eşlik edecek bir misyon oluşturmayı planladıklarını açıklamıştır. Macron, bu misyonun savunma amaçlı olacağını ifade etmiştir.
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot da seyrüsefer özgürlüğünün deniz hukuku kapsamına girdiğini belirterek, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin emniyetini sağlamak için bir misyon oluşturmak istediklerini yinelemiştir.
Yunanistan Başbakan Yardımcısı Kostis Hacidakis, Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu’daki gelişmelerin ekonomik sonuçlarını diğer AB ülkeleriyle birlikte inceleyeceklerini belirtmiştir.
Avusturya, Macaristan, Çekya ve Slovakya’dan ise Hürmüz Boğazı’na ilişkin net bir askeri pozisyon açıklaması yapılmamıştır. Avusturya diplomasi çağrısında bulunmuş; Macaristan ve Slovakya petrol sevkiyatındaki aksamalara odaklanmış; Çekya ise savunma harcamalarının artırılmasına yönelik niyetini açıklamıştır.
Güney Kore’de ana muhalefette bulunan Halkın Gücü Partisi (PPP) yetkilileri, Hürmüz Boğazı’na savaş gemisi gönderilmesi halinde bunun Ulusal Meclisin onayını gerektireceğini belirtmiştir.
PPP’nin Ulusal Meclisteki Grup Başkanı Song Eon-seog, orduyu çatışma riski yüksek bir bölgeye konuşlandırma kararının ciddi bir adım olduğunu ifade ederek, “Bu, anayasa ve ilgili kanunlara uygun olarak Ulusal Meclisin onayını gerektiren bir konudur.” açıklamasında bulunmuştur.
Song’un açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açık ve güvenli kalmasını sağlamak amacıyla birçok ülkenin bölgeye savaş gemileri göndereceğini ileri sürmesinin ardından yapılmıştır.
Güney Kore Devlet Başkanlığı Ofisi’nden daha önce yapılan açıklamada, ABD’nin talebinin “dikkatle değerlendirileceği” belirtilmişti. Aynı dönemde Avustralya ve Japonya da Hürmüz Boğazı’na gemi gönderme yönünde bir planlarının bulunmadığını açıklamıştır.
NATO, ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiklerin Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamamasının “NATO’nun geleceği için çok kötü” olacağı yönündeki açıklamasının ardından konuya ilişkin değerlendirmede bulunmuştur.
Adının açıklanmasını istemeyen bir NATO yetkilisi, ittifakın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinde rol üstlenip üstlenmeyeceğine ilişkin soruya yazılı yanıt vermiştir. Yetkili, “Müttefikler Akdeniz’de ilave güvenlik sağlamak için zaten adımlar attı.” ifadesini kullanmıştır.
Açıklamada ayrıca, üye ülkelerin bireysel olarak Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik bağlamı da dahil olmak üzere daha fazla ne yapılabileceği konusunda ABD ve diğer taraflarla görüşmeler yürüttüğü belirtilmiştir.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Letonya Savunma Bakanı Andris Spruds ile Berlin’de düzenlenen ortak basın toplantısında, Almanya’nın Orta Doğu’daki gerilim ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik tartışmaları kapsamında askeri bir operasyona katılmayı planlamadığını belirtmiştir.
“Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişin sağlanması için diplomatik katkı sunmaya hazırız. Ancak askeri müdahale söz konusu olmayacak.” diyen Pistorius, askeri seçeneğin gündemlerinde bulunmadığını vurgulamıştır.
Pistorius, İran’daki rejimin sona erdirilmesi hedefini paylaştığını ifade etmiş, ancak bunun nasıl gerçekleşeceği konusunun tartışmalı olduğunu belirtmiştir. ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a saldırı yolunu tercih ettiğini söyleyen Pistorius, Almanya’nın bu yaklaşımı ölçülü biçimde eleştirdiğini aktarmıştır.
Hürmüz Boğazı’ndaki askeri varlık konusuna da değinen Pistorius, “Dünya ve Donald Trump ne bekliyor? Hürmüz Boğazı’nda Amerikan donanmasının tek başına başaramayacağı bir şeyi birkaç Avrupa fırkateyninden mi bekliyor?” sorusunu yöneltmiştir.
NATO bölgesi dışında bir karar alınmadan önce bunun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Pistorius, “Bunu yapmak için hiçbir neden görmüyorum. Bu bizim savaşımız değil. Biz başlatmadık.” demiştir. Ayrıca, bölgede daha fazla savaş gemisi bulunmasının sorunun çözümüne katkı sağlamayacağını belirtmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen Trump-Kennedy Center yönetim kurulu toplantısı öncesinde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, enerji ihtiyacını Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerle karşılayan ülkelere çağrıda bulunmuştur. Trump, “Ekonomileri bizimkinden çok daha fazla Hürmüz Boğazı'na bağlı olan diğer ülkeleri burayı koruma konusunda teşvik ediyoruz.” demiştir.
Trump, İran’ın askeri kabiliyetlerini önemli ölçüde yok ettiklerini ileri sürerek, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı mayınlamak için kullandığı birçok gemiyi de vurduklarını söylemiştir. İran’ın halen boğazı mayınlayıp mayınlamadığını tam olarak bilmediklerini belirten Trump, “İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemileri tehdit etme yeteneğini ciddi şekilde zayıflattık. 30'dan fazla mayın döşeme gemilerini imha ettik.” ifadelerini kullanmıştır.
ABD’nin dışarıdan petrol ithal etmeye ihtiyacı olmadığını ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün ABD’nin toplam alımının sadece yüzde 1’i kadar olduğunu ifade eden Trump, şunları söylemiştir:
“Ekonomileri bizimkinden çok daha fazla Hürmüz Boğazı’na bağlı olan diğer ülkeleri burayı koruma konusunda teşvik ediyoruz. Çin yüzde 90, Japonya yüzde 95, Güney Kore yüzde 35.”
Trump, birçok Avrupa ülkesinin de petrol ihtiyacını karşılamada Hürmüz Boğazı’na ihtiyaç duyduğunu vurgulamış ve ABD’nin bu boğazı yıllardır “bedavaya” koruduğunu belirtmiştir. Ayrıca, “Birçok ülke Hürmüz Boğazı konusunda yardıma geleceklerini söyledi bana, bazıları çok istekli, bazıları ise o kadar değil, bazıları da yardıma gelmeyecek.” demiştir.
NATO’ya ilişkin değerlendirmesinde ise Trump, ABD’nin NATO’ya her zaman yardım ettiğini ancak ABD’nin ihtiyacı olduğunda NATO ülkelerinin yardıma gelmediğini savunmuştur. İran’da İsrail ile birlikte yaklaşık 7 bine yakın hedefi vurduklarını ifade eden Trump, şu sözleri kullanmıştır:
“İran'ın savunma sanayisi altyapısını çökerttik, füze ve insansız hava aracı kapasitesini yeniden inşa etme imkanı neredeyse sıfıra indi. Şu anda kağıttan kaplan İran'la uğraşıyoruz, birkaç hafta önce öyle değillerdi ama şu anda öyleler.”
Hürmüz Boğazı geçişleri açısından stratejik öneme sahip İran’a ait Hark Adası’na ilişkin olarak ise Trump, adadaki boru hatları hariç her şeyi vurduklarını belirtmiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmenin iyi geçtiğini aktaran Trump, Fransa’nın Hürmüz konusunda ABD’ye yardım etmesini beklediğini ifade etmiştir. İngiltere’ye yönelik değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullanmıştır: “İngiltere beni çok şaşırttı çünkü iki hafta önce onlara, 'Neden bize gemi göndermiyorsunuz?' demiştim. Gerçekten bunu yapmak istemiyorlar. Birleşik Krallık'a kızgınım, ancak bence onlar da bu sürece dahil olacaklar. Hatta bu sürece büyük bir şevkle katılmalılar. Yıllardır NATO aracılığıyla bu ülkeleri koruyoruz.”
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, savaşın kısa sürede ve belirli bir çerçevede sona erdirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Merz, Berlin’de Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında değerlendirmelerde bulunmuştur.
Görüşmede ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının da ele alındığını aktaran Merz, bölgenin hedefleri belirsiz ve süresi öngörülemeyen bir çatışma ortamına sürüklenmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Çatışmaların yayılmasının Orta Doğu ve Körfez bölgesindeki ortaklar açısından riskler doğuracağını dile getiren Merz, aynı durumun İran’ın devlet düzeni, toprak bütünlüğü, devlet yapısı ve ekonomisi bakımından da geçerli olduğunu belirtmiştir.
Merz, “Bu savaş mümkün olan en kısa sürede, net bir plan ve stratejiyle sona erdirilmeli.” demiştir. Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile saldırıların ilk gününde yaptıkları açıklamada, ABD ve İsrail gibi İran’ın nükleer ve füze programının sona ermesini istediklerini ifade ettiklerini hatırlatmıştır.
Almanya’nın çatışmaya taraf olmadığını vurgulayan Merz, “Ancak biz bu savaşa katılmıyoruz. Bunu ilk günden beri söyledik. Alman hükümeti için bu durum değişmeyecek. Bu, savaş devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı'nda serbest deniz seyrini askeri yollarla güvence altına almaya katkıda bulunmayacağımız anlamına da geliyor.” ifadelerini kullanmıştır.
Merz, bugüne kadar böyle bir askeri operasyonun nasıl başarılı olabileceğine dair bir planın ortaya konmadığını belirtmiş, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) veya NATO tarafından verilmiş bir görevlendirme bulunmadığını ifade etmiştir. “Bu savaşın NATO'nun meselesi olmadığı her zaman açıktı.” diyen Merz, ABD ve İsrail’in saldırılar öncesinde Almanya’ya danışmadığını söylemiştir.
Almanya Başbakanı, ortak bir kararın bulunmadığını ve bu nedenle Berlin’in askeri katkısına ilişkin bir durumun söz konusu olmadığını vurgulamıştır. Ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın iki hafta önce yük paylaşımı kapsamında Almanya’nın NATO’nun doğu ve kuzey kanatlarındaki varlığını sürdürmesini talep ettiğini ve Almanya’nın da bunu yerine getirdiğini belirtmiştir.
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine ilişkin “Hürmüz'ün güvenliği, bence, güçlendirilmiş diyalog yoluyla garanti altına alınmalıdır. Amerikalılar ve İranlıların seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alan bir anlaşma hakkında konuşabilmeleri için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Hürmüz Boğazı'nın önemli ölçüde kapatılması sadece sanayileşmiş ülkeleri değil, daha yoksul ülkeleri de olumsuz etkiliyor.” yanıtını vermiştir.
Tajani, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının gelecek aylarda gıda krizine yol açma riski taşıdığına işaret ederek, “Çin ve diğer ülkeler de petrol ve doğal gaza bağımlı oldukları için daha fazla zarar görüyorlar ancak en yoksul ülkeleri de göz önünde bulundurmalıyız ve onlara yardım etmek için gereken her şeyi yapmaya hazırız.” demiştir.
İtalya’nın pozisyonuna ilişkin olarak Tajani, şu ifadeleri kullanmıştır: “Pozisyonumuzu tekrarladım. Savaşta değiliz, savaşa girmek istemiyoruz ve savaşa girmeyeceğiz. Bunu hükümet olarak Parlamento'da söyledik ve Yüksek Savunma Konseyi toplantısında da tekrarladık. İtalya savaş halinde değil, savaşa girmeyecek ve başka hiçbir misyona dahil olmayacağız. Saldırıya uğrayan bir AB ülkesi olduğu için, Kıbrıs'ı donanmamızla korumaya devam edeceğiz. Hem Kızıldeniz'de hem de (Hint) okyanusta Atalanta misyonuyla donanmamızla varlığımızı sürdüreceğiz.”
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine yönelik taleplere karşı açık fikirli olması gerektiğini belirtmiştir.
Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde basına konuşan Rasmussen, ABD’nin Danimarka’dan Hürmüz Boğazı’na ilişkin herhangi bir talepte bulunmadığını ifade etmiştir. Rasmussen, “Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferin korunmasına katkı sağlayacak taleplere karşı açık fikirli olunmalı.” demiştir.
Danimarka’nın denizci bir ulus olduğunu vurgulayan Rasmussen, ülkesinin konuya katkı sağlamaya açık olduğunu belirtmiştir.
Orta Doğu’daki krizi “gerçekten ciddi” olarak nitelendiren Rasmussen, “Oradaki durum Ukrayna’daki savaş için de büyük önem taşıyor. Petrol fiyatları yükseliyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaş sandığı doluyor. ABD ve diğer herkesin dikkati Ukrayna'dan uzaklaşıyor.” ifadelerini kullanmıştır.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın misilleme olarak Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından, Boğaz’dan “İran’a ait olmayan” ilk ham petrol tankerinin geçiş yaptığı bildirilmiştir.
28 Şubat 2026’dan itibaren Boğaz’dan geçen gemilerin büyük kısmının İran bayraklı olduğu belirtilmiştir. Anlık takip platformu MarineTraffic verilerine göre, Orta Doğu’daki gerilimin üçüncü haftasında Abu Dabi’nin Das ham petrolünü taşıyan Aframax sınıfı “Karachi” adlı tanker, otomatik tanımlama sistemi (AIS) açık şekilde Hürmüz Boğazı’ndan geçen İran’a ait olmayan ilk gemi olmuştur.
Yaklaşık 237 metre uzunluğundaki tanker, 15 Mart 2026’da Türkiye saatiyle 14.33’te İran’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’ne girmiş ve saat 17.43 civarında Hürmüz Boğazı’nı geçmiştir.
Pakistan bayraklı tanker, AIS sistemi aktif halde geçişini tamamladıktan sonra Umman Körfezi’nde ilerlemeye devam etmiştir.
Irak Başbakan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Hayyan Abdulgani, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatının durması nedeniyle alternatif ihracat planları hazırlandığını ve Kerkük–Türkiye petrol boru hattının bir hafta içinde yeniden devreye alınabileceğini açıklamıştır.
Abdulgani, videolu açıklamasında Irak’ın ham petrol üretiminin OPEC kotasına göre günlük yaklaşık 4,4 milyon varil olduğunu belirtmiştir. Ancak bölgede savaşın başlamasından birkaç gün sonra Körfez’deki askeri gelişmeler ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle petrol ihracatının durduğunu ifade etmiştir.
Irak’ın daha önce günlük yaklaşık 3,4 milyon varil petrolü, başta Basra Petrol Limanı olmak üzere güney limanları üzerinden ihraç ettiğini kaydeden Abdulgani, Boğaz’ın kapanması sonrasında üretimin azaltıldığını bildirmiştir.
Açıklamaya göre, petrol üretimi rafineriler ve elektrik santrallerinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla günlük 1,5–1,6 milyon varile düşürülmüştür. Rafinerilerin tasarım kapasitelerinin en üst seviyesinde çalışarak benzin, dizel, beyaz petrol ürünleri ve LPG üretimini sürdürdüğü, ayrıca acil durumlar için belirli miktarda stok tutulduğu belirtilmiştir.
Abdulgani, yeniden ihracatı başlatmak amacıyla Türkiye’deki Ceyhan Limanı üzerinden sevkiyatın değerlendirildiğini, Suriye’deki Banyas Limanı ve Akabe hattı üzerinden ihracat için de ihaleler açıldığını aktarmıştır.
Kerkük petrolünü Türkiye’ye taşıyan Irak–Türkiye boru hattının günlük 200–250 bin varil kapasiteye sahip olduğunu belirten Abdulgani, hattın son test ve bakım çalışmalarının sürdüğünü ifade etmiştir. Yaklaşık 100 kilometrelik bölümde kalan hidrostatik testin bir hafta içinde tamamlanmasının beklendiğini dile getiren Abdulgani, petrolün Kerkük sahalarından doğrudan hatta verilerek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarından geçmeden Türkiye’ye gönderilebileceğini söylemiştir.
Katar, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını sağlamak amacıyla çeşitli taraflarla temasların sürdüğünü açıklamıştır. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, düzenlediği basın toplantısında, mal ve enerji taşımacılığı açısından stratejik öneme sahip olan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının herkes için tehdit oluşturduğunu belirtmiştir.
Ensari, enerji güvenliğine yönelik her türlü ihlalin reddedildiğini ifade ederek, “Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını sağlamak için çeşitli taraflarla temasların devam ettiğini” bildirmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Hürmüz Boğazı’nın statüsüne ilişkin yaptığı açıklamada, boğazın ABD, İsrail ve bu ülkelere müttefik olan aktörler dışındaki ülkelere açık olduğunu belirtmiştir.
Tahran’da Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü tarafından düzenlenen basın toplantısında konuşan Erakçi, İran’ın ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı meşru savunma yürüttüğünü ifade etmiştir. Savaşın başlangıcında ABD’nin “koşulsuz teslimiyet” talebinde bulunduğunu ileri süren Erakçi, daha sonra ateşkes çağrısının gündeme geldiğini belirtmiştir.
Erakçi, “Biz herhangi bir mesaj göndermedik ve ateşkes talebinde bulunmadık ancak bu savaş, düşmanların saldırganlığı bir daha düşünemeyeceği bir şekilde sona ermeli. Onlar zaten iyi bir ders aldılar. Karşılarında nasıl bir millet olduğunu anladılar. İran, kendini savunmakta tereddüt etmeyecek ve gerektiği sürece savaşa devam edecek.” ifadelerini kullanmıştır.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin olarak ise Erakçi, “Bizim görüşümüze göre boğaz açık, ancak sadece düşmanlara ve müttefiklerine kapalı. Gururla direniş gösteriyoruz ve tereddüt etmeden devam edeceğiz.” açıklamasında bulunmuştur.
Japonya Dışişleri Bakanı Motegi Toşimitsu, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı telefon görüşmesinde, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve Orta Doğu’daki gelişmeleri ele almıştır.
Japonya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, görüşmede İran ve çevresindeki mevcut durum dahil olmak üzere Orta Doğu’daki gelişmeler hakkında fikir alışverişinde bulunulmuştur. Motegi, Japonya’nın İran’ın Körfez ülkelerini hedef alan misillemelerini ve “Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğini tehdit eden faaliyetlerini” kınadığını ifade etmiştir.
Motegi, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin enerji güvenliği açısından uluslararası toplum için kritik öneme sahip olduğunu belirtmiş ve Japonya’nın ABD dahil uluslararası taraflarla koordinasyon içinde diplomatik çabalarını sürdüreceğini kaydetmiştir.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio ise ülkesinin konuya ilişkin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi vermiştir. Taraflar, bölgedeki gelişmelere ilişkin yakın temas ve iletişim içinde kalma konusunda mutabık kalmıştır.
Japonya daha önce, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak amacıyla Orta Doğu’ya gemi gönderme yönünde bir planı bulunmadığını açıklamıştır. ABD Başkanı Donald Trump ise 14 Mart’ta yaptığı açıklamada, birçok ülkenin Hürmüz Boğazı’nın açık ve güvenli kalmasını sağlamak amacıyla bölgeye savaş gemileri göndereceğini ileri sürmüş ve “Umarız Çin, Fransa, Japonya, Güney Kore, Birleşik Krallık ve bu yapay kısıtlamadan etkilenen diğer ülkeler bölgeye gemi gönderir.” ifadelerini kullanmıştır.
Rusya Dışişleri Bakanlığından Orta Doğu bölgesindeki krize ilişkin yazılı açıklama yapılmıştır. İsrail ile ABD'nin Orta Doğu'daki eylemlerinin eleştirildiği açıklamada, şunlar kaydedilmiştir: "ABD ve İsrail, İran'a yönelik sinsice sebepsiz saldırı düzenleyerek, Orta Doğu'da benzeri görülmemiş şiddet döngüsünü başlattı ve bunun sonu görünmüyor. ABD ile İsrail'in saldırganlığı sonucu binlerce kişi hayatını kaybetti, sivil altyapı hasar gördü. Komşu ülkeler de İran'ın misilleme saldırılarından zarar görüyor. Küresel ekonomi için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği felç oldu."
Basra Körfezi bölgesinin kaotik ve belirsiz duruma sürüklendiği belirtilen açıklamada, "Washington ve Tel Aviv'in başlattığı bu maceranın ekonomiye sonuçlarının tüm dünyada hissedildiği" vurgulanmıştır. Tarafların müzakereler yerine saldırıları sürdürdüğüne işaret edilen açıklamada, "Tüm taraflara çatışmaları derhal sonlandırma, durumu siyasi ve diplomatik çözüm yoluna döndürme yönündeki çağrımızı yineliyoruz. Öncelikle, sivil unsurlara ve altyapılara yönelik saldırılardan vazgeçilmesi, hem Basra Körfezi'ndeki Arap ülkelerinde hem de İran'da sivillerin ölümüne ve acı çekmesine son verilmesi gerekiyor." ifadeleri kullanılmıştır.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Hürmüz Boğazı’nın mümkün olan en kısa sürede yeniden geçilebilir hale getirilmesi gerektiğini ve savaşın bir an önce sona ermesi gerektiğini ifade etmiştir. Berlin’de Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis ile düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Wadephul, Basra Körfezi üzerinden petrol ve doğal gazın yanı sıra gübre taşımacılığının da gerçekleştirildiğine dikkat çekmiştir. Wadephul, bu taşımacılığın kesintiye uğramasının küresel gıda güvenliği üzerinde yıkıcı etkiler doğurabileceğini belirtmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut durumun ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın bir sonucu olduğunu ifade etmiştir.
Erakçi, ABD ve İsrail’in askeri saldırılarının uluslararası hukukun temel ilkelerini ihlal ettiğini belirterek, BM’nin bu saldırganlığı açık şekilde kınaması ve sorumluların hesap vermesini sağlaması gerektiğini vurgulamıştır. Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik faaliyetlerinin aksamasının da söz konusu askeri operasyonların bir sonucu olduğunu ifade etmiştir.
Ayrıca İsrail’in bölgedeki saldırılarına yönelik uluslararası tepkisizliğin, bölgesel güvensizliği artırdığını dile getirmiştir.
Japonya Dışişleri Bakanı Motegi Toşimitsu, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile yaptığı görüşmede Hürmüz Boğazı’ndaki tüm gemilerin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması çağrısında bulunmuştur. Görüşmede, İran’ın ABD ve İsrail saldırılarına karşılık olarak bölgedeki hedeflere yönelik misillemeleri nedeniyle duyulan endişe dile getirilmiştir.
Japonya, ayrıca küresel çatışmalara yönelik çözüm arayışlarını güçlendirmek amacıyla “Uluslararası Barış Arabuluculuğu Birimi” kurulduğunu açıklamış ve bu adımla arabuluculuk faaliyetlerinde daha etkin rol üstlenmeyi hedeflediğini bildirmiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin Hürmüz Boğazı’nın açılması veya güvenliğinin sağlanmasına yönelik askeri operasyonlara katılmayacağını açıklamıştır. Macron, Fransa’nın çatışmanın tarafı olmadığını ve mevcut koşullarda askeri müdahaleye dahil olmayacağını ifade etmiştir.
Fransa’nın önceliğinin bölgedeki vatandaşlarını ve askeri unsurlarını korumak olduğunu belirten Macron, aynı zamanda çatışmanın coğrafi olarak yayılmasını sınırlamayı hedeflediklerini vurgulamıştır. Macron, çatışmaların sona ermesi durumunda, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere refakat sağlanmasına yönelik uluslararası girişimlere katkı sunabileceklerini belirtmiştir.
Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin kısıtlı kalmaya devam ettiği ve son üç gün içerisinde toplam 15 geminin geçiş yaptığı belirlenmiştir. Anlık veri takip şirketi MarineTraffic verilerine göre, Boğaz’daki geçişlerin sınırlı seviyede sürdüğü kaydedilmiştir.
Geçiş yapan gemilerin sekizini kuru yük gemileri, beşini tankerler ve ikisini LPG taşıyan gemiler oluşturmuştur. Geçişlerin yüzde 87’sinin Boğaz’dan çıkış yönünde gerçekleştiği, birçok geminin İran karasularından geçerek “alışılmadık rotalar” izlediği tespit edilmiştir.
Son üç gün içerisinde Boğaz’dan geçen gemilerin yalnızca yüzde 13’ünün Körfez’e giriş yaptığı, bu durumun trafik akışındaki dengesizliğin devam ettiğini gösterdiği ifade edilmiştir.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, ülkesinin Hürmüz Boğazı’nda herhangi bir askeri operasyona katılmayacağını açıklamıştır. Miçotakis, Avrupa Birliği’nin Kızıldeniz’de yürüttüğü Aspides misyonunun coğrafi sınırlarının belirli olduğunu ve Hürmüz Boğazı’nı kapsamadığını ifade etmiştir.
Avrupa Birliği içinde böyle bir görevlendirmeye yönelik ortak bir karar olmadan Yunanistan’ın tek taraflı bir askeri operasyona katılmayacağını vurgulamış; mevcut koşullarda böyle bir ihtimalin düşük olduğunu belirtmiştir.
Bahreyn Dışişleri Bakanlığı, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz taşımacılığı açısından stratejik önemine dikkat çekerek, seyrüsefer özgürlüğünün korunması için uluslararası toplumun kararlı bir şekilde harekete geçmesi çağrısında bulunmuştur.
Açıklamada, İran’ın Boğaz’ı kapatma yönündeki tehditlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğu ve bölgesel güvenliği tehdit ettiği ifade edilmiştir. Ayrıca petrol arzı ve küresel ticaretin güvenliğinin sağlanmasının önemine vurgu yapılmıştır.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı’ndaki durumun savaş öncesi koşullara dönmeyeceğini ifade etmiştir. Kalibaf, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Boğaz’daki mevcut durumun kalıcı bir değişim sürecine işaret ettiğini belirtmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün sağlanması durumunda bazı müttefik ülkelerin daha hızlı harekete geçeceğini ileri sürmüştür. Sosyal medya paylaşımında Trump, ABD’nin Boğaz’ı doğrudan kullanmadığını belirtmiş ve mevcut durumda müttefiklerin yeterli tepki vermediğini ifade etmiştir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında Boğaz’daki gemi trafiğinde önemli düşüş yaşanırken, İran’ın bölgedeki ABD üsleri ve bazı Körfez ülkelerine yönelik saldırılarla karşılık verdiği belirtilmiştir. İranlı yetkililer, söz konusu saldırılarda ölü ve yaralı sayısının yüksek seviyelere ulaştığını açıklamıştır.
İsrail basınında yer alan haberlere göre, Tel Aviv yönetiminin, İran’ın uyguladığı abluka nedeniyle küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün sağlanmasına yönelik planlanan askeri operasyonda ABD ve Körfez ülkelerine istihbarat desteği sağlamayı değerlendirdiği bildirilmiştir.
KAN tarafından aktarılan bilgilere göre, İsrail yönetimi, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmeye yönelik hazırlık içinde olduğu değerlendirmesini yapmaktadır. Bu kapsamda ABD’nin, İran’ın stratejik ticaret yolu üzerindeki ablukasını sona erdirmeyi amaçladığı ifade edilmiştir.
Haberde, ABD’nin bölgeye yönelik askeri yığınağını artırdığı ve Japonya merkezli USS Tripoli ile ona bağlı Deniz Piyadeleri birliklerinin de operasyon hazırlıkları kapsamında bölgeye sevk edildiği belirtilmiştir. Bu askeri hareketliliğin, olası bir deniz ve hava operasyonunun altyapısını oluşturduğu aktarılmıştır.
İsrailli kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, planlanan operasyonun birkaç hafta sürebileceği öngörülmekte olup, İsrail’in ilk aşamada doğrudan askeri katılım yerine ABD güçleri ve Körfez ülkelerine istihbarat desteği sağlayacağı ifade edilmiştir.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan sevkiyat aksaklıkları ve Orta Doğu’da ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan çatışmalar, küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) piyasasında arz daralmasına yol açmıştır. İskoçya merkezli araştırma şirketi Wood Mackenzie’nin verilerine göre, krizin başlangıcından itibaren her hafta yaklaşık 1,5 milyon ton LNG küresel pazarlara ulaştırılamamaktadır.
Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve LNG üretiminde kritik öneme sahip tesislerde üretimin durması, arz kesintisinin temel nedenlerinden biri olarak öne çıkmıştır. İran’ın misilleme saldırıları sonucunda Katar’da yıllık 80 milyon ton kapasiteye sahip Ras Laffan tesisi ile BAE’de 4,6 milyon ton kapasiteli Das Island tesislerinde üretim kesintiye uğramış, Katar Enerji şirketi 4 Mart tarihinde mücbir sebep ilan ederek üretimi durdurmuştur.
Savaşın 19. günü itibarıyla, özellikle Katar ve BAE’nin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirdiği LNG sevkiyatlarının durma noktasına gelmesi sonucunda toplamda yaklaşık 4 milyon ton LNG’nin küresel piyasaya sunulamadığı hesaplanmaktadır. Katar’ın küresel LNG arzındaki yaklaşık yüzde 20’lik payı dikkate alındığında, bu kesintinin uluslararası enerji piyasaları üzerindeki etkisinin geniş ölçekli olduğu belirtilmektedir.
İran’da, küresel enerji ve ticaret açısından stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden geçiş ücreti alınmasına yönelik bir yasa tasarısı hazırlanmıştır. Yarı resmi ISNA Haber Ajansı’nın bir milletvekiline dayandırdığı habere göre, söz konusu tasarının İran Meclisi’nde görüşülmesi planlanmaktadır.
Hazırlanan yasa tasarısının, Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiği, enerji taşımacılığı ve gıda güvenliği açısından güvenli bir güzergah olarak kullanılması durumunda, bu hattı kullanan ülkelerin İran’a geçiş ücreti ve vergi ödemesini öngördüğü belirtilmiştir. Tasarı kapsamında, boğazdan geçen uluslararası ticaret ve enerji akışının ekonomik bir düzenleme çerçevesine bağlanması hedeflenmektedir.
Konuya ilişkin açıklamada bulunan İran lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’in danışmanı Muhammed Muhbir, Hürmüz Boğazı için yeni bir sistem tanımlanacağını ifade etmiştir. Bu açıklama, mevcut deniz geçiş rejiminin yeniden düzenlenmesine yönelik bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamaya yönelik uluslararası bir misyona destek vermeye hazır olduklarını, ancak bunun belirli koşullara bağlı olduğunu ifade etmiştir.
Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği Liderler Zirvesi öncesinde basına açıklamalarda bulunan Merz, söz konusu desteğin ancak Orta Doğu’daki çatışmaların sona ermesi ve gerekli uluslararası yetkinin sağlanması durumunda mümkün olabileceğini belirtmiştir. Devam eden çatışma ortamında böyle bir askeri ya da güvenlik misyonuna katılımın söz konusu olmayacağını vurgulamıştır.
Merz, Avrupa’nın artan küresel rekabet ortamında savunma kapasitesi ve enerji arz güvenliği açısından yeni bir denge kurması gerektiğini ifade etmiş, bu sürecin güçlü bir ekonomik yapı ile mümkün olabileceğini dile getirmiştir. Avrupa genelinde enerji fiyatlarında gözlenen artışın Orta Doğu’daki gelişmelerle doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, bu konunun zirvede öncelikli başlıklar arasında yer aldığını aktarmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump’ın çatışmaları sona erdirmeye yönelik açıklamalarını olumlu karşıladığını ifade eden Merz, bu sürecin İran’ın nükleer programından vazgeçmesi, terör faaliyetlerini sonlandırması ve müzakere sürecine katılması gibi koşullara bağlı olduğunu belirtmiştir. Almanya’nın, çatışmaların sona ermesi ve uluslararası meşruiyetin sağlanması sonrasında Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini temin etmeye yönelik çok taraflı bir misyona katkı sunabileceği, ancak mevcut koşullarda bu tür bir girişimin gündemde olmadığı ifade edilmiştir.
Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda ve İngiltere, küresel enerji ve ticaret açısından stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik ortak bir açıklama yayımlamıştır. Söz konusu ülkelerin liderleri tarafından yapılan açıklamada, boğazda ticari gemi trafiğinin güvenliğini temin etmeye yönelik uluslararası çabalara katkı sağlamaya hazır olunduğu belirtilmiştir.
Ortak açıklamada, İran tarafından Körfez bölgesinde silahsız ticari araçlara yönelik gerçekleştirildiği öne sürülen saldırılar ile petrol ve doğal gaz tesisleri başta olmak üzere sivil altyapıya yönelik eylemler kınanmıştır. Ayrıca İran Silahlı Kuvvetleri tarafından Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına ilişkin gelişmelerin uluslararası güvenlik açısından endişe verici olduğu ifade edilmiştir.
Açıklamada, İran’a yönelik olarak tehditlerin, mayın döşeme faaliyetlerinin, insansız hava araçları ve füze saldırılarının durdurulması çağrısı yapılmış ve ticari seyrüseferi engelleyen tüm girişimlerin sonlandırılması talep edilmiştir. Bu kapsamda İran’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2817 sayılı kararına uyması gerektiği vurgulanmıştır.
Seyrüsefer özgürlüğünün uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olduğu belirtilen açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin etkilerinin küresel ölçekte hissedildiği ifade edilmiştir. Küresel deniz taşımacılığına yönelik müdahalelerin ve enerji tedarik zincirlerinin kesintiye uğramasının uluslararası barış ve güvenlik açısından risk oluşturduğu belirtilmiştir.
Açıklamada ayrıca, bölgedeki petrol ve doğal gaz tesisleri dahil olmak üzere sivil altyapıya yönelik saldırıların durdurulması çağrısında bulunulmuş, enerji piyasalarının istikrara kavuşturulması amacıyla üretici ülkelerle iş birliği yapılacağı ifade edilmiştir. Bu kapsamda Uluslararası Enerji Ajansı tarafından stratejik petrol rezervlerinin koordineli şekilde kullanıma açılmasının memnuniyetle karşılandığı belirtilmiştir.
Ortak açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla yürütülecek hazırlık planlamalarına katkı sunan ülkelerin taahhütlerinin olumlu karşılandığı ifade edilmiş ve tüm ülkeler uluslararası hukuka uymaya davet edilmiştir.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda İran tarafından uygulandığı belirtilen ablukayı sona erdirmeye yönelik askeri bir misyonun gündemde olmadığını ifade etmiştir.
Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği Liderler Zirvesi sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Meloni, Avrupa ülkelerinin mevcut çatışmaya doğrudan askeri müdahalede bulunma niyetinde olmadıklarını, bunun yerine diplomatik çözüm yollarına öncelik verdiklerini belirtmiştir. Zirvede Orta Doğu’daki kriz, enerji güvenliği, göç ve çok taraflılık gibi başlıkların ele alındığı aktarılmıştır.
Meloni, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda ve İngiltere tarafından yapılan ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına katkı sunulabileceğini ifade eden ortak açıklamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş, bu açıklamaların askeri müdahale olarak yorumlanmasının doğru olmadığını vurgulamıştır.
Başbakan Meloni, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün sağlanmasına yönelik katkının ancak çatışmaların sona ermesi, uygun koşulların oluşması ve taraflar arasında açık bir mutabakatın sağlanması halinde mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Bu çerçevede Avrupa ülkelerinin yaklaşımının çatışma sonrası dönemde uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmek olduğu belirtilmiştir.
Meloni ayrıca, Orta Doğu’daki gelişmelerin Avrupa’ya yönelik olası göç hareketleri üzerindeki etkilerine dikkat çekmiş ve Avrupa’nın dış sınırlarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. İtalya ve Danimarka’nın, 2015 yılında yaşanan göç krizinden çıkarılan dersler doğrultusunda benzer bir durumun önlenmesine yönelik önerilerini zirve gündemine taşıdığı aktarılmıştır.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın güç kullanılarak açılmasına yönelik herhangi bir girişime Fransa’nın katılmayacağını açıklamıştır.
Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği Liderler Zirvesi kapsamında basın toplantısı gerçekleştiren Macron, Fransa’nın Orta Doğu’daki yaklaşımının savunma odaklı olduğunu ve bölgedeki gerilimin azaltılmasına katkı sağlamayı hedeflediğini ifade etmiştir. Bu çerçevede, enerji ve su altyapıları başta olmak üzere sivil hedeflere yönelik saldırıların durdurulması çağrısında bulunulduğu belirtilmiştir.
Macron, bayram dönemine girilen süreçte çatışmalara ara verilmesi, silahların susması ve müzakere temelli bir çözüm sürecine fırsat tanınması gerektiğini vurgulamıştır. Bölgedeki durumun sakinleşmesi halinde Fransa’nın diğer ülkelerle birlikte Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etme konusunda sorumluluk almaya hazır olduğu ifade edilmiştir.
Bu kapsamda, olası bir güvenlik mekanizmasının denizcilik sektöründeki aktörlerin katılımını ve İran ile yürütülecek diplomatik görüşmeleri içermesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak mevcut koşullarda devam eden bombardıman ve askeri operasyonlar nedeniyle, Hürmüz Boğazı’nın askeri güç kullanılarak açılmasına yönelik herhangi bir girişime katılımın söz konusu olmadığı ifade edilmiştir.
Macron ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile Gazze’deki insani durumu görüştüklerini ve bölgeye insani yardımın engelsiz ulaştırılması gerektiğini dile getirdiklerini açıklamıştır. Hürmüz Boğazı’na ilişkin olası bir uluslararası çerçevenin Birleşmiş Milletler kapsamında ele alınabileceği belirtilmiş, ancak bu sürecin çok taraflı karar mekanizmalarına bağlı olduğu vurgulanmıştır.
Enerji arz güvenliği bağlamında stratejik rezervlerin kullanılabileceği ifade edilirken, Avrupa ülkelerinin enerji fiyatlarındaki artışa karşı önlemler üzerinde çalıştığı belirtilmiştir. Macron, ayrıca İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki faaliyetlerini eleştirmiş ve Lübnan’a yönelik askeri operasyonların kabul edilemez olduğunu ifade etmiştir.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalma süresine bağlı olarak petrol fiyatlarında önemli artışlar yaşanabileceğine ilişkin senaryolar yayımlamıştır. Fitch tarafından yapılan açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın 6 ay boyunca fiilen kapalı kalması durumunda Brent petrolün varil fiyatının 2026 yılı ortalamasında 120 dolara ulaşabileceği belirtilmiştir. Aynı açıklamada, boğazın 3 ay kapalı kalması halinde ise yıllık ortalama fiyatın yaklaşık 100 dolar seviyesinde gerçekleşebileceği ifade edilmiştir.
Üç aylık kapanma senaryosunda Brent petrol fiyatının kapanma süresi boyunca ortalama 130 dolar seviyesine yükselebileceği, yıl sonuna doğru ise yaklaşık 90 dolar seviyesine gerileyebileceği öngörülmüştür. Altı aylık kapanma senaryosunda ise fiyatların kapanma süresince 130 ila 170 dolar aralığına yükselmesi ve yıl sonunda yeniden 90 dolar seviyesine düşmesi beklenmektedir.
Açıklamada, 2026 yılı için Brent petrolün temel senaryoda ortalama varil fiyatının 70 dolar olarak öngörüldüğü, savaş öncesinde ise küresel arz fazlası nedeniyle bu beklentinin 63 dolar seviyesinde olduğu hatırlatılmıştır. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının günlük yaklaşık 15 milyon varillik petrol geçiş hacminde kayba yol açabileceği belirtilmiş, bununla birlikte sınırlı miktarda petrol akışının devam edebileceği ifade edilmiştir. Fitch, petrol fiyatlarında dalgalanmaların süreceğini, jeopolitik risk priminin yüksek seviyede kaldığını ve çatışmanın süresi ile boğazın kapalı kalma süresine ilişkin belirsizliklerin fiyat oluşumunda belirleyici olmaya devam ettiğini bildirmiştir.
Belçika hükümeti, küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanmasına yönelik olası bir uluslararası misyona, belirli koşulların sağlanması halinde katılım gösterebileceğini açıklamıştır.
Belga tarafından aktarılan bilgilere göre, kabine toplantısında Almanya, Fransa, İtalya, Japonya, Hollanda ve İngiltere ile birlikte Belçika’nın Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin sağlanmasına katkı sunmasına yönelik talep ele alınmıştır. Toplantı sonucunda, Belçika’nın ancak kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve açık bir uluslararası çerçeveye sahip bir misyonun oluşturulması durumunda katkı sunmaya hazır olduğu ifade edilmiştir.
Hükümet tarafından yapılan değerlendirmede, nihai kararın söz konusu şartların oluşmasının ardından tüm unsurlar dikkate alınarak verileceği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, Belçika’nın askeri katılımını doğrudan çatışma koşullarından bağımsız bir uluslararası meşruiyet çerçevesine bağladığını göstermektedir.
Kabine toplantısında ayrıca Umman, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan tarafından iletilen askeri destek talepleri de değerlendirilmiştir. Bu taleplerin daha ayrıntılı şekilde incelenmesine karar verilmiş ve sürecin Savunma Bakanlığı yerine Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik kanalları üzerinden yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Belçika’nın bölgedeki diplomatik temsilciliklerinin, söz konusu taleplerin kapsamını netleştirmesi ve ülkenin askeri alanın ötesinde sunabileceği katkı seçeneklerini değerlendirmesi öngörülmektedir.
21 Mart 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, İran ile devam eden çatışmalara ilişkin yaptığı açıklamada ateşkes istemediğini belirtmiştir. Trump, Beyaz Saray’dan ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’a yönelik saldırılar sürerken ateşkes ihtimalini değerlendirerek, "Ateşkes yapmak istemiyorum. Bilirsiniz, karşı tarafı kelimenin tam anlamıyla yok ederken ateşkes yapmazsınız." ifadelerini kullanmıştır.
Trump, İsrail’in saldırıları ABD ile eş zamanlı olarak sonlandırmaya hazır olup olmayacağına ilişkin soruya, "Sanırım öyle. İlişkimiz çok iyi. Aşağı yukarı benzer şeyler istiyoruz. Ne mi istiyoruz? İkimiz de zafer istiyoruz." yanıtını vermiştir.
Aynı açıklamada Trump, saldırıların başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin sert şekilde düştüğünü belirtmiş ve ABD’nin boğazı kullanmadığını ifade etmiştir. Bu bağlamda, Avrupa, Güney Kore, Japonya ve Çin’in sürece dahil olması gerektiğini savunmuştur. Trump ayrıca İran’ın askeri kapasitesine ilişkin değerlendirmesinde, "Askeri açıdan tek yaptıkları, boğazı tıkamak. Askeri açıdan bakıldığında işleri bitik." ifadelerini kullanmıştır.
Trump aynı gün sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı başka bir açıklamada, "Hürmüz Boğazı, gerektiğinde onu kullanan diğer ülkeler tarafından korunmalı ve denetlenmelidir. ABD kullanmıyor. İstenirse, bu ülkelerin Hürmüz çabalarına yardımcı olacağız, ancak İran'ın tehdidi ortadan kalktıktan sonra buna gerek kalmamalı. Daha da önemlisi, bu onlar için kolay bir askeri operasyon olur." demiştir.
21 Mart 2026 tarihinde ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, denizde bekleyen İran petrolünün satışına izin veren dar kapsamlı ve kısa süreli bir genel lisans yayımlandığını açıklamıştır.
Bessent, ABD yönetiminin küresel enerji arzını artırmak ve piyasa istikrarını sağlamak amacıyla bu adımı attığını belirtmiş ve "İran'ın küresel enerji altyapısına yönelik terörist saldırılarına yanıt olarak Trump yönetimi, dünyaya enerji akışını en üst düzeye çıkarmak, küresel arzı güçlendirmek ve piyasa istikrarını sağlamak amacıyla Amerika'nın ekonomik ve askeri gücünü kullanmaya devam edecek." ifadelerini kullanmıştır.
Açıklamada, yaptırım altındaki İran petrolünün özellikle Çin tarafından stoklandığı belirtilmiş ve bu mevcut arzın geçici olarak serbest bırakılmasıyla yaklaşık 140 milyon varil petrolün küresel piyasaya sunulacağı ifade edilmiştir. Bu adımın, küresel enerji arzını artırarak piyasalardaki baskıyı hafifletmeyi amaçladığı aktarılmıştır.
Bessent, ayrıca "Esasen, 'Destansı Öfke Operasyonuna' devam ederken, fiyatları düşük tutmak için İran'ın petrolünü Tahran'a karşı kullanacağız." değerlendirmesinde bulunmuştur. Yayımlanan genel lisansın yalnızca halihazırda denizde bulunan ve 20 Mart yerel saatle 00.01’den önce gemilere yüklenmiş petrol ile sınırlı olduğu, yeni üretim veya satışlara izin verilmediği belirtilmiştir. Söz konusu iznin 19 Nisan yerel saatle 00.01’e kadar geçerli olacağı ifade edilmiştir.
Bessent ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik azami baskı politikasını sürdüreceğini ve İran’ın uluslararası finans sistemine erişiminin kısıtlanmaya devam edeceğini belirtmiştir. Bununla birlikte, ABD yönetiminin daha önce attığı adımlarla küresel pazara yaklaşık 440 milyon varil ek petrol sunmayı hedeflediği ve bu durumun İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaları kendi lehine kullanma kapasitesini zayıflattığı ifade edilmiştir.
Aynı gün İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaşa ilişkin yaptığı açıklamada, ateşkes çağrılarını reddettiklerini belirtmiştir. Erakçi, savaşın sona ermesine yönelik şartlarını açıklayarak, "Geçen yıl yaşananların tekrarlanmasını istemediğimiz için ateşkesi kabul etmiyoruz. Savaş tamamen ve kalıcı olarak sona ermeli ve bu durumun tekrar yaşanmayacağına dair güvenceler verilmelidir. İran'a verilen zararlar da tazmin edilmelidir" ifadelerini kullanmıştır.
Japonya’nın Kyodo Haber Ajansına verdiği röportajda Erakçi, Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut durumun ABD ve İsrail’in saldırılarından kaynaklandığını belirtmiş ve "Hürmüz Boğazı'nı biz kapatmadık, Boğaz açık. Yalnızca İran'a saldırılara katılan ülkelere ait gemilere kısıtlama getirdik." açıklamasında bulunmuştur.
Erakçi ayrıca, diğer ülkelere ait gemilerin geçişine destek verildiğini ifade ederek, Japonya gibi ülkelerin İran ile koordinasyon sağlaması halinde boğazdan güvenli geçişin mümkün olacağını belirtmiştir.
21 Mart günü Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, ülkesinin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın misillemelerine ilişkin tutumuna dair açıklamalarda bulunmuştur. Albanese, İngiltere koordinasyonunda hazırlanan ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamaya yönelik çabaları içeren ortak bildiriyi imzaladıklarını ve bu bildirinin arkasında olduklarını belirtmiştir.
Açıklamasında, "Bizden istenenleri yaptık. Daha önce de belirttiğim gibi çeşitli zamanlarda yapılan yorumlar var. Başkalarının söylediklerine yorum yapma niyetinde değilim." ifadelerini kullanan Albanese, ülkesinin mevcut süreçte üzerine düşeni yerine getirdiğini savunmuştur. Albanese ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının kritik olduğunu vurgulamış ve İran yönetimine saldırıları durdurma çağrısında bulunmuştur.
21 Mart 2026 tarihinde İran Meclisinin, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden geçiş ücreti alınmasını öngören yasa tasarısını onaylamaya hazırlandığı bildirilmiştir. Yarı resmi ISNA Haber Ajansına konuşan Meclis Ekonomi Komisyonu Üyesi Said Rahmetzade, söz konusu düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve "Bu, ülkenin gelir kaynaklarını güçlendirmeye ve bu güzergahtaki güvenlik ve denizcilik hizmetleri seviyesini iyileştirmeye yardımcı olabilir. Bu bağlamda Meclis, Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçiş için ücret alınmasını öngören yasa tasarısını onaylamaya hazırdır." ifadelerini kullanmıştır.
Rahmetzade, boğazlardan geçiş ücreti alınmasının dünyadaki birçok önemli denizcilik güzergahında yaygın bir uygulama olduğunu belirtmiştir.
21 Mart 2026 tarihinde, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik 19 Mart’ta yapılan ortak açıklamaya katılan ülke sayısının 22’ye yükseldiği bildirilmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin de katılımıyla genişleyen ortak açıklamada, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Japonya, Kanada, Güney Kore, Yeni Zelanda, Danimarka, Letonya, Slovenya, Estonya, Norveç, İsveç, Finlandiya, Çekya, Romanya, Bahreyn, Litvanya ve Avustralya’nın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için uygun çabalara katkı sağlamaya hazır olduklarını bildirdikleri ifade edilmiştir.
19 Mart tarihli ortak açıklamada, "İran tarafından Körfez'de silahsız ticari araçlara yönelik son saldırıları, petrol ve doğal gaz tesisleri başta olmak üzere sivil altyapılara yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı'nın İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kapatılmasını şiddetle kınıyoruz." ifadelerine yer verilmiştir.
Açıklamada ayrıca, "İran'ı tehditlerini, mayın döşeme operasyonlarını, insansız hava aracı ve füze saldırılarını, ticari seyrüsefere yönelik boğazı tıkayan tüm girişimlerini durdurmaya ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2817 no'lu kararına uymaya çağırıyoruz." denilmiştir.
Metinde, seyrüsefer özgürlüğünün uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olduğu vurgulanmış ve enerji tedarik zincirlerine yönelik müdahalelerin küresel güvenlik açısından tehdit oluşturduğu belirtilmiştir. Ayrıca, "Boğazda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için uygun çabalara katkı sağlamaya hazırız. Hazırlık planlamasına katkı sağlayan ülkelerin taahhüdünü memnuniyetle karşılıyoruz." ifadelerine yer verilmiştir.
22 Mart 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın açılmaması halinde askeri müdahalede bulunacaklarını belirtmiştir.
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İran’a doğrudan seslenerek, "Eğer İran, tam olarak şu andan itibaren 48 saat içinde Hürmüz Boğazı’nı tehdit olmaksızın tamamen açmazsa, ABD, en büyüğünden başlayarak İran’ın çeşitli elektrik santrallerini vuracak ve yerle bir edecektir." ifadelerini kullanmıştır.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin tehditlerine karşılık açıklamada bulunmuştur.
Tesnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan yazılı açıklamada, İran’ın enerji altyapısına yönelik olası bir saldırıya karşılık verileceği belirtilmiş ve "Daha önce yapılan uyarılara istinaden, eğer İran’ın yakıt ve enerji altyapısına düşman tarafından saldırı gerçekleşirse, bölgede ABD ve siyonist rejime ait tüm enerji, bilişim teknolojileri ve tatlı su arıtma altyapıları hedef alınacaktır." ifadeleri kullanılmıştır.
22 Mart 2026 tarihinde İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın Yardımcısı İsmail Sekab İsfahani, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarına yanıt olarak bölge halkına yönelik bir mesaj yayımlamıştır.
İsfahani, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, İsrail ve Körfez ülkelerindeki halka "48 saat içinde su depolayıp, telefonlarınızı şarj edin" çağrısında bulunmuştur.
Açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin ABD Başkanı Trump üzerinde baskı oluşturduğu ileri sürülmüş ve olası İran saldırılarının ABD ve İsrail’e ait altyapılar üzerinde etkili olabileceği ifade edilmiştir.
Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, İran altyapısına yönelik bir saldırının sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, "İran altyapısına yapılacak saldırı, bölgede yaygın bir elektrik kesintisine yol açacaktır." ifadelerini kullanmıştır.
22 Mart 2026 tarihinde İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Alaaddin Burucerdi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen bazı gemilerden 2 milyon dolar geçiş ücreti alındığını açıklamıştır.
Burucerdi, katıldığı televizyon programında yaptığı değerlendirmede, İran’ın 47 yıl sonra Hürmüz Boğazı’nda yeni bir egemenlik anlayışı ortaya koyduğunu belirtmiş ve ülkesinin bazı gemilerden bu tutarda ücret tahsil ettiğini ifade etmiştir.
Açıklamasında, Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerde ücret alınmasının İran’ın gücünü gösterdiğini savunduğu aktarılmıştır.
Aynı gün İran Silahlı Kuvvetlerinin savaşı yürüten birimi Hatemu'l Enbiya Merkez Karargahı, ABD ve İsrail’in İran’ın enerji altyapısına yönelik olası saldırılarına karşılık verileceğini açıklamıştır.
Yayımlanan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin tehditlerinin ardından İran’ın misilleme planına dair detaylar paylaşılmıştır. Açıklamada, "Hürmüz Boğazı tamamen kapatılacak ve yıkılan enerji santrallerimiz yeniden inşa edilene kadar açılmayacaktır. Siyonist rejimin tüm elektrik santralleri, enerji altyapısı ve bilgi teknolojisi (BİT) tesisleri geniş çapta hedef alınacaktır. Bölgede Amerika ortaklığındaki tüm şirketler tamamen yok edilecektir. Bölgede ABD üssüne ev sahipliği yapan ülkelerin elektrik santralleri meşru hedefimiz olacaktır." ifadeleri yer almıştır.
Açıklamada ayrıca, İran’ın savaşı başlatan taraf olmadığı belirtilmiş ve "Ancak düşman enerji santrallerimize zarar verirse, ülkemizi ve halkımızın çıkarlarını savunmak için her şeyi yapacağız. Belirtilen hedeflerin durmaksızın yok edilmesi süreci başlayacak. ABD ile müttefiklerinin bölgedeki enerji, petrol ve sanayi altyapısını yok etme operasyonlarımızın devamını hiçbir şey engelleyemez." denilmiştir.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin değerlendirmede ise, boğazın yalnızca ABD ve İsrail ile bağlantılı "zararlı trafiğe" kapalı olduğu belirtilmiş ve henüz tamamen kapatılmadığı, belirli koşullar altında geçişin sürdürülebileceği ifade edilmiştir.
22 Mart günü İran Dışişleri Bakanlığı, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerine ilişkin yeni koşulları açıklamıştır. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, İran’a yönelik saldırılara katılmamış ülkelere ait gemilerin “Tahran'ın koordinasyonuyla Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabileceği” belirtilmiştir.
Açıklamada ayrıca, İsrail ve ABD ile bağlantılı gemilerin boğazdan geçişine izin verilmeyeceği ifade edilmiştir. Metinde, Hürmüz Boğazı’nda oluşabilecek güvenlik risklerinden ABD ve İsrail’in sorumlu olduğu belirtilmiş ve bölgede kalıcı güvenliğin sağlanabilmesi için askeri saldırıların sonlandırılması gerektiği vurgulanmıştır.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Orta Doğu’daki çatışmalara ilişkin yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın açılmasını talep etmiştir.
Sanchez, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, "İspanya hükümeti, Hürmüz Boğazı'nın açılmasını ve Orta Doğu'daki tüm enerji rezervlerinin korunmasını talep ediyor. Küresel bir dönüm noktasındayız. Daha fazla tırmanma, tüm insanlık için uzun vadeli bir enerji krizini tetikleyebilir. Dünya bu savaşın sonuçlarına katlanmamalı." ifadelerini kullanmıştır.
Japonya Dışişleri Bakanı Motegi Toşimitsu, Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, ateşkes sağlanması halinde Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme operasyonlarına Japonya’nın asker gönderebileceğini belirtmiştir.
Motegi, Japonya Öz Savunma Kuvvetlerinin mayın temizleme teknolojisinin ileri seviyede olduğunu ifade ederek, ateşkes durumunda bu alanda katkı sunulabileceğine işaret etmiştir. Açıklamasında, "Eğer tam bir ateşkes sağlanırsa, varsayımsal olarak, mayın temizleme gibi konular gündeme gelebilir. Bu tamamen varsayımsal bir durum. Ancak ateşkes sağlanırsa ve deniz mayınları bir engel oluşturuyorsa, o zaman bunun dikkate alınması gereken bir şey olduğunu düşünüyorum." ifadelerini kullanmıştır.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik askeri destek konusunda müttefik ülkelerin tutumuna ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Rutte, NATO müttefiklerinin bu konuda tereddüt yaşamasının “anlaşılabilir” olduğunu belirtmiş ve ülkelerin bu sürece hazırlanmak zorunda olduğunu ifade etmiştir.
Açıklamasında, "Bunun biraz zaman alacağı konusunda Başkan Trump'ın hayal kırıklığını anlıyorum, ancak yine de biraz anlayış rica ediyorum, çünkü ülkeler buna hazırlanmak zorunda. İran'a yönelik ilk saldırı hakkında bilgileri yoktu ve bunun için geçerli nedenleri vardı, ancak şimdi Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlayabilmek için bir araya geliyorlar." ifadelerini kullanmıştır. Rutte ayrıca, müttefik ülkelerin zaman içinde Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması için ortak hareket etmeye başladığını belirtmiştir.
23 Mart 2026 tarihinde ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik müttefik ülkelerin tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Waltz, müttefiklerin bu konuda ABD’nin yaklaşımına destek vermeye başladığını ifade etmiş ve "Müttefiklerimizin olması gerektiği gibi dediğimize geldiğini görüyoruz." açıklamasında bulunmuştur. Açıklamada, Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae’nin Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri korumak amacıyla donanmasının bir kısmını tahsis etme taahhüdüne dikkat çekilmiştir.
Waltz ayrıca, "Müttefiklerimizin olması gerektiği gibi dediğimize geldiğini görüyoruz. Ancak aynı zamanda Başkan, bu rejimi desteklemeyecek. Zira bu rejim, soykırım niyetiyle elli yıldır dünyanın enerji kaynaklarını rehin almaya çalışmakta ve tehditlerde bulunmaktadır." ifadelerini kullanmıştır.
Donald Trump, İsrail’in Kanal 13 televizyonuna verdiği röportajda, İran’ın boğazı açmaması halinde enerji santrallerine yönelik saldırı tehdidinin "çok iyi" sonuç vereceğini ifade etmiş ve "Yakında göreceksiniz, çok iyi olacak." demiştir. Trump ayrıca, bu sürecin "İran'ın tamamen yok edilmesine" yol açabileceğini ileri sürmüştür.
Açıklamasında, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda destek vermedikleri gerekçesiyle NATO müttefiklerini eleştiren Trump, bu ülkelerin "hiçbir şey yapmadığını" öne sürmüştür.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Cien, sivil altyapıya yönelik ayrım gözetmeyen saldırıların bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyebileceğini belirterek, "Eğer çatışma sivil altyapıya yönelik ayrım gözetmeyen saldırılara dönüşürse bu bölgeyi kaosa sürükleyecektir." ifadelerini kullanmıştır.
Açıklamada, askeri güç kullanımının gerilimi artıracağı vurgulanmış ve taraflara askeri operasyonlara son verilmesi, diyalog ve müzakere sürecine dönülmesi çağrısında bulunulmuştur.
Lin ayrıca, Orta Doğu’daki çatışmaların küresel enerji güvenliği ve ticaret üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirterek, "İlgili ülkeler derhal askeri operasyonlara son vererek bölgesel kargaşanın küresel ekonomik büyümeye daha büyük zarar vermesini önlemeli." ifadelerini kullanmıştır. Çin’in Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapan gemilere ilişkin tutumuna dair soruya doğrudan yanıt verilmemiş, ancak tüm taraflarla iletişim halinde olunduğu ve gerilimin düşürülmesinin teşvik edildiği belirtilmiştir.
23 Mart günü İran Savunma Konseyi'nin, ABD ve İsrail’in İran kıyılarına ve adalarına yönelik olası saldırılarına ilişkin açıklamasında "Düşmanın, İran kıyılarına veya adalarına yönelik herhangi bir saldırı girişimi, Fars (Basra) Körfezi'ndeki tüm ulaşım hatlarının çeşitli deniz mayınlarıyla döşenmesiyle sonuçlanacaktır." ifadelerine yer verilmiştir. Açıklamada, bu durumun Basra Körfezi’nde uzun süreli geçiş kısıtlamalarına yol açabileceği ve bölgenin Hürmüz Boğazı’na benzer şekilde ciddi bir geçiş sınırlamasıyla karşı karşıya kalabileceği belirtilmiştir.
Savunma Konseyi ayrıca, İran’a yönelik saldırılara destek vermeyen ülkelere ait gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabilmesi için İran ile koordinasyon sağlaması gerektiğini bildirmiştir. Açıklamada, İran’ın enerji altyapısını hedef alan herhangi bir saldırıya "derhal ve kesin bir yanıt verileceği" ifade edilmiştir.
Japonya hükümeti, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz’un, Japonya’nın Hürmüz Boğazı’nda görev yapmak üzere donanma unsuru tahsis edeceği yönündeki iddiasını yalanlamıştır. Kabine Baş Sekreteri Minoru Kihara, Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae’nin, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş için Japonya Deniz Öz Savunma Kuvvetlerinin bir kısmının görevlendirileceğine ilişkin kesin bir taahhütte bulunmadığını belirtmiştir.
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmalara ve Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin açıklamada bulunmuştur. Busaidi, yaptığı değerlendirmede, "İran hakkındaki görüşünüz ne olursa olsun, bu savaş onların eseri değil. Bu durum geniş çaplı ekonomik sorunlara yol açıyor ve savaş devam ederse bunların çok daha kötüleşeceğinden korkuyorum." ifadelerini kullanmıştır.
23 Mart 2026 tarihinde Saudi Aramco, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksamalara karşı Suudi Arabistan’ın batı kıyısındaki Yenbu Limanı üzerinden alternatif sevkiyat rotalarını devreye aldığını açıklamıştır.
Şirket tarafından yapılan açıklamada, sevkiyat planlarının bölgedeki gelişmelere göre güncellendiği belirtilmiş ve "Saudi Aramco, değişen bölgesel koşullara yanıt olarak Yenbu Limanı üzerinden alternatif ihracat rotalarıyla güvenilir enerji arzını sürdürmektedir. Ekiplerimiz, müşterilerimizle yakın işbirliği içinde çalışarak sevkiyatları güvenli ve verimli şekilde en üst düzeye çıkarmaya devam etmektedir." ifadelerine yer verilmiştir.
Açıklamada ayrıca, sevkiyat planlarının yeni koşullara göre düzenli olarak revize edildiği ve müşterilerin bilgilendirildiği belirtilmiştir.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından Yenbu Limanı’nın bölgedeki petrol ihracatı açısından öne çıktığı ve buradan yapılan ham petrol ihracatının son 5 günde ortalama 3,66 milyon varil olarak kaydedildiği aktarılmıştır.
Aynı tarihte İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Hatemül Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Albay İbrahim Zülfikari, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Zülfikari, İran’ın Umman Denizi ile Basra Körfezi’nin kontrolünü elinde bulundurduğunu ve Hürmüz Boğazı’nı tamamen kontrol altında tuttuğunu belirtmiştir.
Açıklamasında, Basra Körfezi’ne mayın döşemeye ihtiyaç duymadıklarını, ancak gerekli görülmesi halinde bu seçeneğin değerlendirilebileceğini ifade etmiştir. Zülfikari ayrıca, bölge dışı ülkelerin Basra Körfezi’ne müdahale etme hakkı olmadığını dile getirmiştir.
24 Mart 2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği, ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından yaşanan güvenlik riskleri ve İran tarafından alınan fiili kısıtlamalar nedeniyle ciddi ölçüde daralmış durumdadır. Boğaz, küresel enerji taşımacılığı açısından kritik bir hat olup, Orta Doğu’daki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimini Umman Denizi ve Hint Okyanusu üzerinden dünya pazarlarına bağlamaktadır.
Söz konusu gelişmeler öncesinde, dünya genelindeki günlük petrol tüketiminin ve LNG ticaretinin yaklaşık %20’si ile deniz yoluyla yapılan gübre ticaretinin yaklaşık üçte biri bu güzergâh üzerinden gerçekleşmekteydi. İngiltere Deniz Ticaret Örgütü verilerine göre, savaş öncesi dönemde Boğaz’dan günlük ortalama 138 gemi geçişi kaydedilmekteydi.
Ancak 1–23 Mart 2026 döneminde Boğaz’dan geçen toplam gemi sayısı 144 ile sınırlı kalmıştır. Bu rakam, savaş öncesinde yalnızca tek bir günde ulaşılan ortalama seviyeye denk gelmektedir. 28 Şubat 2026 tarihinde saldırıların başladığı gün Boğaz’dan 84 ticari gemi geçiş yaparken, bu sayı 1 Mart itibarıyla 16’ya düşmüş ve takip eden günlerde daha da gerilemiştir. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun, belirli ülkelere ait ticari gemilere yönelik geçişleri fiilen kısıtladığını açıklamasının ardından, birçok geminin rota değiştirerek U dönüşü yaptığı bildirilmiştir.
1–23 Mart döneminde Boğaz’dan geçen 144 geminin dağılımı şu şekildedir:
Sıvı yakıt tankerlerinden 43’ünün yüklü olduğu tespit edilmiştir. Aynı dönemde Boğaz’dan geçen gemilerin yaklaşık %20’sini İran bayraklı gemiler oluşturmuştur. İran’a ait olmayan tankerler arasında ise Çin, Hindistan, Güney Kore, Pakistan ve Singapur’a yönelen sevkiyatların öne çıktığı görülmüştür. Bu durum, Boğaz’daki sınırlı geçişlerin büyük ölçüde Asya pazarlarına yönelik enerji akışını sürdürmeye odaklandığını göstermektedir.
23 Mart 2026 tarihinde Boğaz’dan geçen gemi sayısı yalnızca 5 olarak kaydedilmiştir. Bu gemilerin 2’si LPG tankeri (Hindistan’a yönelen), 2’si sıvı yakıt tankeri ve 1’i kuru yük gemisi olmuştur. Panama bayraklı Bright Gold adlı tanker ile Singapur bayraklı Davina isimli ham petrol gemisinin bu tarihte Boğaz’dan geçen sıvı yakıt tankerleri arasında yer aldığı belirtilmiştir.
Kuru yük taşımacılığında da önemli bir daralma gözlemlenmiştir. 1–23 Mart arasında geçen 53 kuru yük gemisinin yalnızca 14’ünün yüklü olduğu, geri kalan gemilerin ise boş seyrettiği tespit edilmiştir. Yüklü gemilerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran limanlarından hareket ederek Hindistan, Avustralya, Hollanda, Yeni Zelanda, Suriye, Malezya ve Endonezya gibi ülkelere yöneldiği kaydedilmiştir.
LPG taşımacılığı açısından bakıldığında, aynı dönemde Boğaz’dan geçen 15 LPG gemisinin 12’sinin yüklü olduğu belirlenmiştir. Bu gemilerin büyük ölçüde Hindistan ve Çin’e yöneldiği, bazı gemilerin ise Basra Körfezi’nden yükleme yapmak üzere Boğaz’ı kullandığı ifade edilmiştir. 23 Mart’ta geçen LPG tankerlerinin Jag Vasant ve Pine Gas olduğu bildirilmiştir.
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer gelişme ise, 20 Mart 2026 tarihinde bir LNG tankerinin “zombi gemi” olarak tanımlanan yöntemle Boğaz’dan geçiş yapmasıdır. Yapay zeka tabanlı denizcilik takip sistemi Windward verilerine göre, söz konusu tanker gerçek kimliği yerine hurdaya ayrılmış bir geminin kimlik bilgilerini kullanarak Boğaz’dan geçiş gerçekleştirmiştir. Geminin 13 Mart’ta Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Al Hamriyah demirleme sahasında sinyal verdiği ve 20 Mart’ta bilinmeyen bir varış noktasıyla Boğaz’dan geçtiği, ardından sinyalini kapattığı kaydedilmiştir.
Windward analizlerine göre, özellikle Çin ve Hindistan bağlantılı gemilerin, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun kontrolünde olduğu belirtilen belirli bir deniz koridoru üzerinden geçiş yapabildiği ifade edilmiştir.
24 Mart 2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı’nda yaşanan fiili blokaj ve deniz trafiğindeki keskin daralma, küresel enerji piyasalarında doğrudan ve geniş çaplı bir arz krizine yol açmıştır. Boğazın ticari gemilerin büyük çoğunluğuna kapalı hale gelmesi nedeniyle sevkiyatların aksaması, petrol üreticilerinin depolama kapasitesinin dolmasına ve üretimlerini kısmak zorunda kalmasına neden olmuştur.
İngiltere merkezli veri analitik şirketi Vortexa’nın Başekonomisti David Wech’in hesaplamalarına göre, Orta Doğu’daki savaşın etkisiyle küresel petrol piyasasında oluşan toplam kayıp 500 milyon varile ulaşmıştır. Bu kaybın yaklaşık 190 milyon varilinin Körfez’de mahsur kalan tankerlerde bulunduğu, geri kalan 310 milyon varilin ise üretim ve yükleme faaliyetlerindeki düşüşten kaynaklandığı belirtilmiştir. Söz konusu kayıp, günlük ortalamada yaklaşık 17 milyon varillik arz kesintisine karşılık gelmektedir.
Hürmüz Boğazı, dünya genelinde günlük petrol talebinin yaklaşık %20’sinin (yaklaşık 20 milyon varil) taşındığı ana güzergâh olması nedeniyle, bu hattaki kesinti küresel enerji tedarik zincirinde ciddi kırılmalara yol açmıştır. İran’ın ihracatı hariç tutulduğunda, Orta Doğu’dan Asya pazarlarına deniz yoluyla gerçekleştirilen ham petrol ve kondensat sevkiyatının mevsimsel olarak rekor düşük seviyelere gerilediği kaydedilmiştir.
Ülke bazlı kayıplara bakıldığında, toplam 500 milyon varillik arz daralmasının:
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 11 Mart 2026 tarihinde üye ülkelerin toplam 400 milyon varillik stratejik petrol rezervini piyasaya sürme kararı aldığını açıklamıştır. Ancak mevcut arz kaybının bu miktarı aşması nedeniyle, piyasaya sunulan rezervlerin krizi telafi etmekte yetersiz kalabileceği değerlendirilmiştir. IEA Başkanı Fatih Birol, yaşanan kesintinin 1973 petrol krizinden bu yana görülen en büyük tedarik şoku olduğunu ifade etmiştir.
Enerji arzındaki daralma, özellikle Avrupa’da ekonomik etkilerini hızla göstermiştir. Orta Doğu’daki çatışmaların ve Hürmüz Boğazı’ndaki blokajın etkisiyle enerji fiyatlarında sert artışlar yaşanmış, Brent petrolün varil fiyatı 119 dolara kadar yükselmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Avrupa genelinde bazı ülkelerde akaryakıt fiyatlarının litre başına 2 avro seviyesini aştığı kaydedilmiştir.
Avrupa hükümetleri, artan maliyet baskısını dengelemek amacıyla geniş kapsamlı ekonomik önlemler devreye almıştır. Bu kapsamda:
Ursula von der Leyen, enerji krizinin Avrupa üzerindeki en doğrudan etkisinin enerji sektöründe hissedildiğini belirterek, üye ülkelere devlet yardımları ve mali destek mekanizmalarının hızla devreye alınması çağrısında bulunmuştur. António Costa ise artan fosil yakıt fiyatlarına karşı vatandaşların ve şirketlerin korunması için acil ve hedefli önlemler alınması gerektiğini ifade etmiştir.
Avrupa genelinde uygulanan önlemler arasında; Almanya’da akaryakıt fiyatlarının günlük tek değişimle sınırlandırılması, İtalya’da litre başına 25 sent vergi indirimi, İspanya’da ise 5 milyar avroluk destek paketi ve KDV oranlarının düşürülmesi gibi uygulamalar yer almıştır. Bunun yanı sıra, Uluslararası Enerji Ajansı enerji tüketimini azaltmaya yönelik olarak uzaktan çalışma ve hız sınırı gibi tasarruf önlemlerinin uygulanması çağrısında bulunmuştur.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı’ndaki uygulamaları hakkında yaptığı açıklamada, “Bu çatışmadan derin endişe duyuyorum.” ifadesini kullanmıştır. Von der Leyen, İran’ın deniz trafiğini hedef alan faaliyetlerine atıfta bulunarak, “İran, mayın döşeme, insansız hava araçları ve füze saldırıları ile ticari gemi geçişlerini engellemeye yönelik diğer girişimlere derhal son vermelidir.” açıklamasında bulunmuştur.
Von der Leyen ayrıca, İran’ın silahsız ticari gemilere yönelik saldırıları ile petrol ve gaz tesisleri dahil olmak üzere sivil altyapıya yönelik eylemlerini eleştirerek, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılmasının kabul edilemez olduğunu ve kınanması gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede seyrüsefer özgürlüğünün uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olduğu vurgulanmıştır.
Aynı gün yapılan ikinci açıklamada Von der Leyen, Orta Doğu’daki gelişmelerin küresel enerji piyasaları üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, mevcut durumun yalnızca bölgesel değil küresel enerji arz güvenliği açısından kritik bir aşamaya ulaştığını ifade etmiştir. Bu kapsamda, “Müzakere masasına dönmenin ve çatışmaları sona erdirmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz.” ifadesiyle diplomatik çözüm çağrısı yapılmıştır.
Von der Leyen, enerji fiyatlarındaki artışın Avrupa ekonomileri üzerindeki etkisine değinerek, “Hepimiz doğal gaz ve petrol fiyatlarının zincirleme etkilerini hissediyoruz.” açıklamasında bulunmuş ve bu durumun hem işletmeler hem de toplumlar üzerinde doğrudan etkiler yarattığını belirtmiştir. Açıklamasında, kalıcı çözümün ancak müzakere edilmiş bir anlaşmayla sağlanabileceği vurgulanmıştır.
Ayrıca Avrupa Birliği’nin Hürmüz Boğazı’ndaki olası rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Von der Leyen, AB liderlerinin çatışmaların sona ermesi durumunda bölgede bir operasyon ya da misyon ihtimalini gündeme aldıklarını ifade etmiş, ancak mevcut aşamada bu konuda alınacak kararların teknik ve siyasi değerlendirmelere bağlı olduğunu belirtmiştir.
Japonya yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin enerji arz güvenliği üzerindeki etkilerine karşı somut ekonomik tedbirler açıklamıştır. Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan kriz nedeniyle petrol rezervlerinin ikinci kez kullanıma açılacağını duyurmuştur.
Yapılan açıklamaya göre Japonya, daha önce özel sektör stoklarını devreye sokmasının ardından, bu kez ülke içinde depolanan uluslararası ortak petrol rezervlerini de kullanıma açma kararı almıştır. Bu adımın, Orta Doğu’daki kriz nedeniyle ortaya çıkan arz risklerini dengelemeyi ve Japon ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri sınırlamayı amaçladığı belirtilmiştir.
Takaiçi, Orta Doğu’daki istikrarın Japonya ve uluslararası toplum açısından kritik önemde olduğunu vurgulamış, ayrıca ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmede, İran tarafından fiilen kapatılan Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüseferin sağlanması ve enerji arzının sürdürülmesi konusunda mutabakata varıldığını ifade etmiştir.
Japonya’nın yaklaşık 470 milyon varillik petrol stoku ile ortalama 254 günlük iç tüketimi karşılayabilecek kapasiteye sahip olduğu belirtilmiş, bu durumun kriz karşısında ülkenin enerji güvenliği stratejisinin temel unsurlarından biri olduğu kaydedilmiştir.
24 Mart 2026 tarihinde Hindistan yönetimi, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin küresel ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çeken açıklamalarda bulunmuştur. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın misillemelerinin dünya ekonomisini sarstığını belirterek, “Mevcut kriz tüm dünyanın ekonomilerini sarstı. Dünyanın, Batı Asya'da şimdiye kadarki kayıpları atlatması uzun sürecek.” ifadesini kullanmıştır.
Modi, Hindistan parlamentosunun üst kanadı olan Rajya Sabha’da yaptığı konuşmada, ülkesinin enerji arz güvenliğini sağlamak amacıyla son yıllarda stratejik petrol rezervlerini geliştirdiğini ve yeterli ham petrol stokuna sahip olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, Hürmüz Boğazı üzerinden önemli miktarda petrol ve doğal gaz taşındığına dikkat çekerek, enerji tedarikinin kesintisiz sürdürülebilmesi için alternatif kaynaklara yönelme politikası izlediklerini ifade etmiştir.
Hindistan’ın enerji ithalatında çeşitlendirme stratejisi kapsamında, ham petrol ve sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) tedarikinin farklı ülkelerden sağlandığı ve ülkenin LNG ile LPG ihtiyacının 41 farklı ülkeden karşılandığı belirtilmiştir. Modi, bu yaklaşımın tek bir kaynağa bağımlılığı azaltmayı amaçladığını vurgulamıştır.
Aynı gün içerisinde Modi’nin Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde de Hürmüz Boğazı’nın durumu gündeme gelmiştir. Görüşmede, tarafların Orta Doğu’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu ve bölgedeki gerilimin azaltılması ile barışın yeniden tesis edilmesine yönelik çabaların desteklenmesi konusunda mutabık kaldıkları ifade edilmiştir.
Modi, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı'nın açık, güvenli ve erişilebilir kalmasının sağlanması tüm dünya için önem taşımaktadır.” ifadesini kullanmış, Boğaz’ın küresel enerji arzı açısından kritik rolüne dikkat çekmiştir.
24 Mart 2026 tarihinde Hürmüz Boğazı’na ilişkin İran tarafından yapılan açıklamalarda, Boğaz’ın tamamen kapatıldığı yönündeki değerlendirmelere karşı farklı bir çerçeve sunulmuştur. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Boğaz’daki geçiş rejimine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Erakçi, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası enerji ve ticaret açısından kritik bir hat olduğunu vurgulayarak, “Hürmüz Boğazı herkese açıktır ve tüm gemiler güvenle geçebilir fakat (bizimle) savaşan ülkeler söz konusu değildir.” ifadesini kullanmıştır. Bu açıklama, Boğaz’ın tamamen kapatılmadığı, ancak belirli ülkelere yönelik seçici bir kısıtlama uygulandığı yönünde bir yaklaşımı ortaya koymuştur.
Erakçi ayrıca, İran’ın geçici değil kapsamlı bir ateşkes talep ettiğini belirtmiş ve tarafların gerilimi artırmak yerine düşürmeye yönelik adımlar atması gerektiğini ifade etmiştir. İran’ın, Çin’den çatışmaların sona erdirilmesi ve barış sürecinin teşvik edilmesi yönünde daha aktif rol üstlenmesini beklediği aktarılmıştır.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise yaptığı değerlendirmede, krizlerin güç kullanımıyla değil diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiğini vurgulamış, Çin’in tarafsız ve dengeli bir tutum sürdürerek bölgesel barış ve istikrara katkı sağlamayı hedeflediğini ifade etmiştir.
Açıklamalarda ayrıca, Çin’in petrol ithalatının yaklaşık %45’inin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiği belirtilmiş, bu durumun Boğaz’daki gelişmelerin Asya ekonomileri üzerindeki doğrudan etkisini ortaya koyduğu ifade edilmiştir. Hürmüz Boğazı’nın, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Irak ve İran kaynaklı petrolün Asya pazarlarına ulaştırılmasında merkezi rol oynadığı ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin bu güzergâh üzerinden gerçekleştiği vurgulanmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump, 24 Mart 2026 tarihinde Hürmüz Boğazı’na ilişkin yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgede askeri olarak üstünlük sağladığını ifade etmiştir. Trump, İran’a yönelik operasyonlara atıfta bulunarak, “İstediğimiz her şeyi biz kontrol edeceğiz.” değerlendirmesinde bulunmuş, ancak bu ifadeye ilişkin detay vermemiştir.
Trump ayrıca, yürütülen askeri süreçlere ilişkin olarak “Biz bu savaşı kazandık, sanırım bunu sona erdireceğiz.” açıklamasını yapmıştır.
25 Mart 2026 tarihinde Kuveyt, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan güvenlik sorunları ve deniz trafiğine yönelik tehditler nedeniyle ham petrol üretiminde yeniden kısıtlamaya gidildiğini duyurmuştur. Kuveyt Petrol Kurumu tarafından yapılan açıklamada, Boğaz’da “serbest seyrüseferin hedef alınması” sonucunda üretimin düşürülmek zorunda kaldığı belirtilmiştir.
Açıklamada, bölgede devam eden askeri gerilimin “küresel enerji piyasalarının istikrarını tehdit eden tehlikeli bir gerilim” oluşturduğu ifade edilmiş, mevcut koşullar altında üretim kapasitesinin korunmasının mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Bu çerçevede, Kuveyt’in petrol üretimini sürdürülebilir şekilde devam ettirebilmesi için arzı kontrollü biçimde azaltma yoluna gittiği kaydedilmiştir.
Kuveyt yetkilileri, savaşın sona ermesi halinde üretimin yeniden artırılacağını belirtmiş, ancak tam kapasiteye dönüş sürecinin 3 ila 4 ay sürebileceğini açıklamıştır.
25 Mart'ta İran, Boğaz’daki geçişlerin tamamen durdurulmadığını, ancak belirli şartlara bağlandığını açıklamıştır. İran’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi Temsilciliği tarafından yapılan açıklamada, ABD ve İsrail ile bağlantılı olmayan gemilerin, belirli koşullar altında Boğaz’dan geçiş yapabileceği belirtilmiştir. Açıklamada, “düşman olmayan gemilerin”, İran’a karşı saldırgan eylemlere katılmamaları veya bu eylemleri desteklememeleri ve ilan edilen güvenlik düzenlemelerine uymaları şartıyla, yetkili İran makamlarıyla koordinasyon halinde güvenli geçişten yararlanabilecekleri ifade edilmiştir.
Bu çerçevede İran’ın uyguladığı rejim, Boğaz’ı tamamen kapatmaktan ziyade, geçişleri siyasi ve güvenlik kriterlerine bağlı olarak kontrol eden bir sistem şeklinde tanımlanmıştır. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun daha önce yaptığı açıklamalarda, ABD, İsrail ve bu ülkelerle bağlantılı unsurların Boğaz’dan geçişine izin verilmeyeceği belirtilmiştir.
Ayrıca İran Meclisi’nin, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden geçiş ücreti alınmasını öngören bir yasa tasarısı üzerinde çalıştığı açıklanmış, bu durum Boğaz’daki geçişlerin yalnızca güvenlik değil aynı zamanda ekonomik ve egemenlik temelli bir düzenlemeye tabi tutulabileceğini göstermiştir.
Günün ilerleyen saatlerinde İran Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Yarbay İbrahim Zülfikari tarafından yapılan açıklamada ise, mevcut durumun geçici olmadığı vurgulanmıştır. Zülfikari, “Hürmüz Boğazı’nın durumu eskisine dönmeyecek.” ifadesini kullanarak, Boğaz’daki geçiş kurallarının kalıcı biçimde yeniden belirlendiğini açıklamıştır.
Zülfikari ayrıca, ABD ve İsrail ile bağlantılı hiçbir unsurun geçiş hakkı bulunmadığını belirtmiş ve Boğaz’dan geçişlere ilişkin nihai kararın İran tarafından verileceğini ifade etmiştir.
25 Mart 2026 tarihinde ABD ile İran arasında çatışmaların sonlandırılmasına yönelik çeşitli diplomatik girişimlere ilişkin iddialar ve açıklamalar kamuoyuna yansımıştır. İsrail basınında yer alan haberlere göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları sonlandırmak amacıyla 15 maddelik bir plan önerdiği ileri sürülmüştür.
Haberde, söz konusu planın Pakistan aracılığıyla Tahran’a iletildiği ve ABD yönetiminin bu çerçevede bir aylık geçici ateşkes ilan edilmesini öngördüğü iddia edilmiştir. İddialara göre plan kapsamında, İran’ın nükleer kapasitesinin sonlandırılması, nükleer silah elde etmeyeceğine dair taahhütte bulunması ve İsfahan, Natanz ile Fordo’daki nükleer tesislerin devre dışı bırakılması gibi maddeler yer almıştır.
Ayrıca İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması ve elindeki yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na devretmesinin talep edildiği belirtilmiştir. Plan kapsamında ayrıca Hürmüz Boğazı’nın yeniden gemi trafiğine açılması, İran’ın füze programının sınırlandırılması ve bölgedeki vekil güçlere desteğinin kesilmesi gibi şartların bulunduğu ifade edilmiştir. Buna karşılık İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasının öngörüldüğü ileri sürülmüştür.
İsrailli kaynaklar, İran’ın söz konusu teklifi kabul etme konusunda isteksiz olabileceğini belirtmiş ve ABD’nin önce genel bir çerçeve anlaşması oluşturmayı, ardından detayları müzakere etmeyi planladığı yönünde değerlendirmelerde bulunmuştur.
Aynı gün İran tarafından yapılan açıklamalarda ise ABD’nin teklifinin reddedildiği bildirilmiştir. İran basınına dayandırılan haberlere göre, üst düzey bir İranlı yetkili, savaşın sonlandırılması için beş şart öne sürüldüğünü ifade etmiştir.
Bu şartların, “saldırı ve suikastların sona erdirilmesi, savaşın tekrar başlamayacağının garanti edilmesi, tazminat ödenmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğinin tanınması ve İran ile birlikte çatışmalara katılan vekil gruplarına yönelik saldırıların durdurulması” olduğu aktarılmıştır.
İranlı yetkili, ABD’nin müzakere talebinde bulunduğunu ve çeşitli öneriler sunduğunu, ancak bu önerilerin “aşırı talepler içerdiği” gerekçesiyle kabul edilmediğini belirtmiştir. Ayrıca İran’ın söz konusu şartlar yerine getirilene kadar “kendini savunmaya devam edeceği” ve çatışmaların sona ermesinin İran’ın kararına bağlı olduğu ifade edilmiştir.
25 Mart 2026 tarihinde Hindistan’da, Orta Doğu’da tırmanan gerilim ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatlara ilişkin belirsizlikler nedeniyle akaryakıt piyasasında hareketlilik yaşanmıştır. Ülke genelinde petrol arzında kesinti yaşanabileceğine dair iddiaların yayılması üzerine çok sayıda akaryakıt istasyonunda yoğunluk oluşmuştur.
Hindistan basınında yer alan haberlere göre, “petrol arzının duracağı ve ülkede akaryakıt sıkıntısı oluşacağı” yönündeki iddialar kısa sürede yayılmış ve bu durum endişeye yol açmıştır. Gucerat, Telangana ve Madya Pradeş eyaletleri başta olmak üzere ülke genelinde vatandaşların araçlarına yakıt alabilmek için istasyonlar önünde uzun kuyruklar oluşturduğu bildirilmiştir.
Petrol şirketleri yetkilileri, akaryakıt satışlarının normal seviyelere kıyasla 2 ila 3 kat arttığını ve bazı istasyonlarda kuyrukların 500 metreyi aştığını açıklamıştır. Yetkililer, ödeme sistemlerinde yapılan geçici bir değişiklik ve buna bağlı olarak yaşanan kısa süreli sevkiyat gecikmelerinin, kamuoyunda “stokların tükendiği” şeklinde yorumlandığını belirtmiştir.
Açıklamalarda, sistemin normale dönmesiyle birlikte istasyonlardaki yoğunluğun kısa sürede azalmasının beklendiği ifade edilmiştir. Ayrıca Orta Doğu’daki gerilim ve Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilen sevkiyatlarda yaşanabilecek olası aksamalara ilişkin endişelerin de söz konusu yoğunluğu artırdığı belirtilmiştir.
Yetkililer, kamuoyuna yönelik açıklamalarında “asılsız iddialara itibar edilmemesi gerektiğini” vurgulamış ve mevcut durumun geçici olduğu yönünde değerlendirmelerde bulunmuştur.
25 Mart 2026 tarihinde Rusya, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin küresel enerji sevkiyatını etkilediğini belirterek tedarik politikalarında değişikliğe gidileceğini açıklamıştır. Rusya Enerji Bakanı Sergey Tsivilev, Boğaz’daki abluka nedeniyle mevcut tedarik zincirlerinin risk altına girdiğini ifade etmiştir.
Tsivilev, yaptığı açıklamada, “Risklerin daha az olduğu, sınırlarımızdaki en yakın komşularımıza enerji kaynakları tedarikini gerçekleştireceğiz ve ayrıca petrol ürünleri tedarikine ilişkin diğer lojistik süreçleri de gözden geçireceğiz.” ifadelerini kullanmıştır.
Açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından küresel enerji sevkiyatında sorunlar yaşandığı belirtilmiş, bu gelişmelerin ardından Asya’daki çok sayıda ülkenin Rusya ile enerji tedariki konusunda temasa geçtiği aktarılmıştır. Tsivilev, “Daha önce tedarik yapılan ve kesintiye uğrayan tedarik zincirleriyle ilgili çok sayıda talep alıyoruz ve şu anda Rusya'dan enerji kaynakları tedarikine yönelik sözleşmelerin hazırlanması konusunda aktif bir şekilde çalışıyoruz.” demiştir.
Asya ülkelerinden gelen taleplerin özellikle sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), ham petrol ve petrol ürünlerini kapsadığı belirtilmiştir. Tsivilev, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin enerji tedarik rotalarını doğrudan etkilediğini ifade ederek, “Körfezin abluka altına alınması açısından hepimiz artık her türlü tedarik zincirinin tehlike altında olabileceğini biliyoruz.” açıklamasında bulunmuştur.
25 Mart 2026 tarihinde Romanya Başbakanı Ilie Bolojan, Hürmüz Boğazı’nda yürütülebilecek olası operasyonlara ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Bolojan, Orta Doğu’da ateşkes sağlanması halinde Romanya’nın Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme operasyonlarına katılabileceğini ifade etmiş ve “Hürmüz Boğazı için de benzer operasyonlara katılabiliriz ancak bu durum ateşkes halinde gerçekleşebilir.” demiştir.
Romanya’nın daha önce Karadeniz’de gözetleme ve mayın temizleme faaliyetlerinde yer aldığı belirtilmiş, ayrıca Bosna Hersek’te 1992–1995 yılları arasında yaşanan savaş sonrasında gerçekleştirilen mayın temizleme operasyonlarına da katıldığı hatırlatılmıştır.
Bolojan, ABD’nin Romanya’daki hava üslerini kullanmasına ilişkin değerlendirmesinde, “Ortağınız destek istediğinde, bence bunu sağlamalısınız. ABD, Romanya'daki üsleri yakıt ikmal uçakları için kullanıyor. ABD'ye bu kullanım için izin vermemizi doğru buluyorum.” ifadelerini kullanmıştır.
Açıklamada ayrıca, Orta Doğu’daki gelişmelerin Avrupa’daki enerji fiyatlarını etkilediği belirtilmiş ve bu kapsamda hükümetin akaryakıt fiyatlarına ilişkin bir acil durum yönetmeliği hazırladığı aktarılmıştır.
Hürmüz Boğazın’daki gemi trafiğinin durma noktasına gelmesiyle birlikte, enerji arzına ilişkin endişeler artmış ve çeşitli ülkeler stok durumlarına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Filipinler, mevcut yakıt rezervlerinin yaklaşık 45 gün yeteceğini açıklayarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından sonra “ulusal enerji acil durumu” ilan eden ilk ülke olmuştur.
Tayvan Ekonomi Bakanlığı, ülkenin yaklaşık 11 günlük LNG güvenlik stokuna sahip olduğunu duyurmuştur. Bangladeş Petrol Şirketi tarafından yayımlanan raporda ise ülkenin yakıt rezervlerinin 9 ila 14 gün arasında yeteceği belirtilmiştir.
Birçok Asya ülkesinde hükümetler, enerji arzındaki belirsizliklere karşı farklı tedbirler uygulamaya başlamıştır. Bu tedbirler arasında alternatif yakıt kullanımına yönelme, enerji tüketimini azaltmaya yönelik önlemler ve kamu hizmetlerinde düzenlemeler yer almıştır.
Bangladeş’in enerji sıkışıklığını hafifletmek amacıyla çeşitli ülkelerden dizel ithal ettiği, Filipinler’de ise “Euro 2” sınıfı daha düşük kaliteli petrol ürünlerinin sınırlı kullanımına izin verildiği açıklanmıştır. Hindistan’ın enerji tedarikini çeşitlendirmek amacıyla ithalat yaptığı ülke sayısını 27’den 41’e çıkardığı belirtilmiştir.
Takaiçi Sanae’nin, Fatih Birol ile yaptığı görüşmede, artan petrol fiyatlarına karşı rezervlerden piyasaya yeniden petrol sunulmasına yönelik hazırlık yapılmasını talep ettiği aktarılmıştır. Daha önce Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkelerin 400 milyon varillik stratejik rezervi piyasaya sunma kararı aldığı hatırlatılmıştır.
Enerji talebini azaltmaya yönelik olarak bazı ülkelerde uzaktan çalışma ve eğitim faaliyetlerinin geçici olarak durdurulması gibi uygulamalar gündeme gelmiştir. Şahbaz Şerif, devlet kurumlarında haftada dört gün çalışma modeline geçileceğini ve okullar ile üniversitelerin iki hafta süreyle kapatılacağını açıklamıştır. Bangladeş’te üniversitelerin tatil takviminin öne çekildiği, Endonezya’da hibrit eğitim ve uzaktan çalışma modellerinin değerlendirildiği bildirilmiştir. Vietnam ve Tayland’da da kamu kurumlarına yönelik uzaktan çalışma ve seyahat kısıtlamaları uygulanmasına ilişkin kararlar açıklanmıştır.
25 Mart 2026 tarihinde COSCO, Orta Doğu’daki gelişmelerin ardından Körfez bölgesine yönelik kargo taşımacılığına ilişkin yeni bir adım atmıştır. Şirket tarafından yapılan açıklamada, Uzak Doğu ülkelerinden Körfez’e yönelik genel kargo konteyner taşımacılığı için yeni rezervasyonların başlatıldığı duyurulmuştur.
Açıklamaya göre, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Irak’a yönelik konteyner taşımacılığı için rezervasyon yapılabileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte, Orta Doğu’daki mevcut güvenlik durumu nedeniyle söz konusu taşımaların ve rezervasyonların değişikliğe tabi olabileceği ifade edilmiştir.
Şirket açıklamasında, akaryakıt taşımacılığına veya petrol tankerlerine ilişkin rezervasyonların yeniden başlatıldığına dair bir bilgi yer almamıştır.
26 Mart 2026 tarihinde Avustralya’da artan akaryakıt fiyatları, stok yetersizliği endişeleri ve yükselen tüketici talebi nedeniyle enerji arzına ilişkin gelişmeler gündeme gelmiştir. Başbakan Anthony Albanese, söz konusu gelişmeleri ele almak üzere kabinenin ikinci kez acil olarak toplanacağını açıklamıştır.
Hükümet tarafından yapılan açıklamalarda, ülke genelinde yaklaşık 470 akaryakıt istasyonunda en az bir yakıt türünün tükendiği doğrulanmıştır. Bu durumun, özellikle lojistik, ulaşım ve günlük tüketim faaliyetleri üzerinde etkiler oluşturduğu belirtilmiştir.
Enerji Bakanı Chris Bowen, hükümetin yakıt sıkıntısını hafifletmeye yönelik çeşitli seçenekleri bulunduğunu, ancak mevcut aşamada bu önlemlerin uygulanmasına gerek duyulmadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte, eyalet yönetimleri tarafından federal hükümetten yakıt tedarikine ilişkin ulusal düzeyde koordinasyon talep edildiği bildirilmiştir. Başbakan Albanese ise yakıt dağıtımının eyaletlerin sorumluluğunda olduğunu vurgulamıştır.
Enerji piyasasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bağımsız Araştırmalar Merkezi Enerji Araştırmaları Direktörü Aidan Morrison, ülkenin Nisan 2026 ortasında ciddi bir yakıt yetersizliğiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunmuştur.
Ülkede, akaryakıt arzına ilişkin endişeler nedeniyle 13 Mart 2026 tarihinde acil durum stoklarından 6 günlük petrol ve 5 günlük dizel rezervleri serbest bırakılmıştır.
26 Mart 2026 tarihinde Fransa hükümeti, Orta Doğu’da tırmanan çatışmaların enerji piyasaları üzerindeki etkilerine karşı akaryakıt arz güvenliğini sağlamak amacıyla olağanüstü tedbirler almıştır. ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın misillemeleri sonucunda, küresel petrol arzına ilişkin endişelerin arttığı belirtilmiştir.
Hükümet tarafından alınan karar kapsamında, normal şartlarda teknik standartları karşılamayan soğuğa daha az dayanıklı akaryakıtların geçici olarak satışına izin verilmiştir. Mevcut düzenlemelere göre kış aylarında dağıtılan akaryakıtın -15°C’ye kadar kullanılabilir olması gerekirken, alınan kararla bu sınır 0°C’ye yükseltilmiştir.
Söz konusu uygulamanın, akaryakıt piyasasında oluşabilecek arz sıkıntısının önüne geçilmesi amacıyla yürürlüğe konulduğu ifade edilmiştir. Kararın, resmi mevzuat kapsamında yayımlanarak yürürlüğe girdiği bildirilmiştir.
26 Mart 2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı ve çevresinde deniz trafiği büyük ölçüde aksama göstermiştir. ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a yönelik başlattığı saldırılar ile İran’ın buna karşılık olarak boğazı belirli ülke bağlantılı ticari gemilere fiilen kapatmasının ardından, bölgede deniz ulaşımı durma noktasına gelmiştir.
Anlık gemi takip verilerine göre, başta Basra Körfezi olmak üzere boğaz çevresinde yaklaşık 1900 ticari gemi hareket edemez hale gelmiştir. Söz konusu gemilerin önemli bir kısmının açık denizde demirlediği ve geçiş izni beklediği bildirilmiştir.
Mahsur kalan gemilerin türlerine ilişkin dağılım incelendiğinde, 324 dökme yük gemisi, 315 petrol/kimyasal ürün tankeri, 267 petrol ürünleri tankeri ve 211 ham petrol tankeri bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bölgede 177 genel kargo gemisi, 174 konteyner gemisi, 98 LPG gemisi, 42 asfalt/bitüm gemisi, 37 ağır yük taşıyıcı gemi ve 34 LPG/kimyasal tankeri yer almıştır. Geri kalan kısmı ise Ro-Ro gemileri, yakıt ikmal tankerleri ve çeşitli ağır yük gemilerinden oluşmuştur.
Veri analitik şirketi Vortexa’nın değerlendirmelerine göre, mahsur kalan tankerlerde toplamda yaklaşık 190 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü bulunduğu hesaplanmıştır. Bu durum, küresel enerji arzı açısından önemli bir birikmeye işaret etmiştir.
İran tarafından yapılan açıklamalarda, boğazdan geçişlerin belirli koşullara bağlandığı ifade edilmiştir. Buna göre, İran’a yönelik saldırılara katılmayan veya destek vermeyen ülkelerin, ilan edilen güvenlik düzenlemelerine uymaları halinde geçiş yapabileceği bildirilmiştir. İran Silahlı Kuvvetlerine bağlı Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, boğazdaki geçiş kurallarının yeniden belirlendiğini açıklayarak, “Bu kurallar oldukça açıktır. (ABD ve İsrail) bağlantılı hiçbir unsurun geçiş hakkı yoktur. Boğazdan kimin geçip geçmeyeceğine biz karar veririz.” ifadelerini kullanmıştır.
Bölgede faaliyet gösteren uluslararası denizcilik şirketlerinin de krizden etkilendiği bildirilmiştir. Almanya merkezli Hapag-Lloyd, Basra Körfezi’nde bulunan 6 gemisinin mevcut gerilim nedeniyle hareket edemediğini açıklamıştır.
Öte yandan, günün ilerleyen saatlerinde yayımlanan bilgilerde, Umman Denizi ile Basra Körfezi arasında 350’den fazla tankerin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabilmek için İran’dan izin beklediği belirtilmiştir. Bu tankerlerin arasında 25 büyük petrol tankeri, 200 standart petrol tankeri ve 70 LNG gemisi bulunduğu ifade edilmiştir. İran makamlarının söz konusu gemilerden sistemlerini kapatarak beklemelerini talep ettiği aktarılmıştır.
26 Mart 2026 tarihinde Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, küresel enerji piyasalarındaki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamalarda, Rus petrolüne yönelik talebin arttığını ve fiyatlandırma dinamiklerinde değişim yaşandığını belirtmiştir. Novak, “Petrol ve petrol ürünlerimize talep var ve indirimler azaldı. Hatta bazı rotalarda artık primli satışlar bile yapılıyor.” ifadelerini kullanmıştır.
Açıklamalarda, küresel petrol arzında daralma yaşandığı vurgulanmış ve bu durumun Rus petrolüne olan talebi artırdığı belirtilmiştir. Rusya’nın üretim kapasitesini artırma imkânına sahip olduğu, ancak bunun zaman, yatırım ve finansman gerektiren kademeli bir süreç olduğu ifade edilmiştir.
Novak, ihracat güzergahlarının çeşitlendirilmesine yönelik planlara da değinerek, gerekli görülmesi halinde Kazakistan üzerinden geçen boru hatları ile Karadeniz ve Baltık Denizi limanlarının kullanılabileceğini açıklamıştır. Ayrıca, küresel ticarette artan rekabet ve arz daralması nedeniyle bazı rotalarda Rus petrolünün primli fiyatlarla satıldığı bilgisi paylaşılmıştır.
Orta Doğu’daki gelişmelerin deniz taşımacılığı maliyetlerine etkisine de dikkat çeken Novak, Hürmüz Boğazı’nda çok sayıda tankerin mahsur kalmasının, dünya genelinde petrol ve petrol ürünleri taşıyan tanker sayısını azalttığını ve bunun da navlun maliyetlerini yükselttiğini ifade etmiştir. Novak, bu durumun küresel enerji fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu belirtmiştir.
26 Mart 2026 itibarıyla Avrupa Birliği genelinde akaryakıt fiyatlarında, ABD-İsrail ile İran arasında 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan savaşın etkisiyle belirgin artışlar kaydedilmiştir. Orta Doğu’daki petrol arzında yaşanan kesintiler ve Hürmüz Boğazı’nda ticaretin durma noktasına gelmesi, küresel petrol fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur.
Avrupa Birliği Komisyonu verilerine göre, 23 Şubat haftasında ortalama 1,64 avro olan benzin litre fiyatı, 23 Mart itibarıyla 1,88 avroya yükselmiştir. Aynı dönemde dizel litre fiyatı ise 1,59 avrodan 2,03 avroya çıkmıştır. Böylece benzin fiyatlarında yüzde 14,6, dizel fiyatlarında ise yüzde 28,3 oranında artış gerçekleşmiştir.
Fiyat artışlarının ülkelere göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Almanya’da benzin fiyatı yüzde 13,7 artışla 2,07 avroya, dizel fiyatı ise yüzde 23,1 artışla 2,13 avroya yükselmiştir. Fransa’da benzin fiyatı yüzde 15,2 artışla 1,97 avroya, dizel fiyatı ise yüzde 27,9 artışla 2,11 avroya ulaşmıştır.
İtalya’da benzin fiyatı yüzde 7,9 artarak 1,78 avroya, dizel fiyatı yüzde 18,8 artarak 2,02 avroya çıkmıştır. İspanya’da benzin fiyatı yüzde 17,7 artışla 1,73 avroya, dizel fiyatı ise yüzde 32,4 artışla 1,88 avroya yükselmiştir. Belçika’da benzin fiyatı yüzde 20 artarak 1,8 avroya, dizel fiyatı yüzde 32,5 artarak 2,16 avroya ulaşmıştır.
Birleşik Krallık genelinde ise 26 Şubat’ta 1,32 sterlin seviyesinde olan benzin litre fiyatı, 25 Mart itibarıyla 1,49 sterline yükselmiştir. Dizel litre fiyatı da aynı dönemde 1,42 sterlinden 1,76 sterline çıkmıştır. Böylece ülkede benzin fiyatları yüzde 12,9, dizel fiyatları ise yüzde 23,9 oranında artış göstermiştir.
26 Mart 2026 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in uluslararası ekonomik işbirliğinden sorumlu özel temsilcisi Kiril Dmitriyev, küresel enerji piyasalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Dmitriyev, Moskova’da gerçekleştirilen Rusya Sanayiciler ve Girişimciler Birliği (RSPP) toplantısında yaptığı konuşmada, yaklaşan döneme ilişkin enerji krizi uyarısında bulunmuştur.
Dmitriyev, petrol fiyatlarının varil başına 150 ila 200 dolar seviyelerine ulaşabileceği ihtimaline dikkat çekmiş ve özellikle Avrupa Birliği ile Birleşik Krallık’ın bu olası krize hazırlıklı olmadığını ifade etmiştir. Konuşmasında, “İnsanlık tarihinin en şiddetli enerji krizinin yaklaştığını görüyoruz.” ifadesine yer verilmiştir.
Açıklamalarında Batılı ülkelerin Rus enerji kaynaklarından uzaklaşma politikalarına da değinen Dmitriyev, bu tercihlerin enerji arzı açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirtmiştir. Ayrıca, BRICS ülkelerinin yaklaşan enerji krizine karşı daha hazırlıklı olduğunu ifade etmiş ve bu ülkelerin mevcut zorlukları çözme kapasitesine sahip olduğunu dile getirmiştir.
Dmitriyev, enerji fiyatlarındaki artışın Rusya açısından olumlu sonuçlar doğurabileceğini belirterek, Avrupa ülkelerinden Rus enerji kaynaklarına yönelik talebin artabileceğini ve bu taleplere nasıl yanıt verileceğinin Rusya tarafından değerlendirileceğini ifade etmiştir.
26 Mart 2026 tarihinde Malezya Başbakanı Enver İbrahim, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a, Malezya’ya ait petrol tankerlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilmesi nedeniyle teşekkür etmiştir.
Yerel basına yansıyan açıklamalarda, Malezya’ya ait tankerlerin ve gemi mürettebatının serbest bırakılma sürecinin devam ettiği ve bu kişilerin ülkelerine dönüş yolculuğunu sürdürdüğü ifade edilmiştir. Enver İbrahim, Orta Doğu’daki gerilimi ele almak üzere İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile birlikte Abdulfettah es-Sisi ile de görüşmeler gerçekleştirdiğini açıklamıştır.
Açıklamalarda, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzındaki aksaklıkların Malezya’yı da etkileyebileceği belirtilmiş ve ülkenin bölgesel barış çabalarına katkı sunmayı sürdüreceği ifade edilmiştir.
Enver İbrahim ayrıca, İran’ın güvenlik garantileri ve bağlayıcı anlaşmalar olmadan barış girişimlerine temkinli yaklaştığını dile getirmiş ve bölgedeki çatışmaların etkilerinin geniş bir coğrafyaya yayıldığını vurgulamıştır.
26 Mart 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen müzakerelere ilişkin yaptığı açıklamada, İran’ın “iyi niyet göstergesi” olarak Hürmüz Boğazı’ndan petrol tankerlerinin geçişine izin verdiğini ifade etmiştir.
Beyaz Saray’da düzenlenen kabine toplantısında konuşan Trump, İranlı yetkililerin kendilerine, müzakerelerin ciddiyetini göstermek amacıyla 8 petrol tankerinin geçişine izin vereceklerini ilettiklerini aktarmıştır. Trump, daha sonra bu sayının artırıldığını ve toplamda 10 petrol tankerinin boğazdan geçişine izin verildiğini belirtmiştir.
Açıklamada, söz konusu tankerlerin geçişine ilişkin bilgilerin kamuoyuna yansıdığı ve tankerlerin Pakistan bayrağı taşıdığı yönünde değerlendirmelerde bulunulduğu ifade edilmiştir. Trump, bu gelişmeyi İran ile yürütülen temaslarda ilerleme işareti olarak değerlendirdiğini dile getirmiştir.
Aynı gün Marco Rubio, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, ABD’nin boğazdan geçen enerjiye sınırlı düzeyde bağımlı olduğunu ve bu nedenle çözüm sorumluluğunun daha fazla menfaati bulunan ülkelere ait olduğunu ifade etmiştir.
Rubio, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, “Bizim enerjimizin çok az bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu konuda büyük menfaati olan ülkeler var, bu yüzden onlar harekete geçip bu sorunu çözmelidir.” ifadelerini kullanmıştır.
Açıklamasında, İran’ın küresel deniz taşımacılığını tehdit eden uygulamalarını sonlandırması halinde krizin kısa sürede çözülebileceğini dile getiren Rubio, uluslararası topluma bu konuda daha aktif rol üstlenme çağrısında bulunmuştur. Ayrıca, İran ile yürütülen dolaylı temaslarda aracı ülkeler üzerinden mesaj iletiminin sürdüğü ve belirli düzeyde ilerleme kaydedildiği belirtilmiştir.
Rubio, boğazdan geçen enerji miktarında kısmi bir artış yaşandığını, ancak bu artışın normal seviyelerin altında kaldığını ifade etmiştir.
27 Mart 2026 itibarıyla, Hürmüz Boğazı’nda ticari gemi geçişlerinin belirgin biçimde azaldığı kaydedilmiştir. Anlık gemi takip verilerine göre, 25 ve 26 Mart tarihlerinde boğazdan toplam 7 ticari gemi geçiş yapmıştır. Bu gemilerin 3’ünü petrol ürünü tankerleri, 2’sini LPG tankerleri ve 2’sini kuru yük gemileri oluşturmuştur.
25 Mart’ta, otomatik tanımlama sistemi (AIS) açık şekilde yalnızca 2 gemi boğazdan geçiş yapmıştır. Bu tarihte Egret ve Savona adlı petrol/kimyasal yük tankerlerinin, yüksüz halde boğazın doğusundan batısına doğru ilerlediği belirlenmiştir.
26 Mart’ta ise geçiş yapan gemi sayısı 5’e yükselmiştir. Bu kapsamda kuru yük gemileri Christianna ve Nj Jupiter, doğu-batı yönünde yüklü şekilde geçiş gerçekleştirmiştir. Aynı gün, LPG tankerleri Niba ve Salute ile kirli petrol ürünü tankeri Alexandra, boğazın batısından doğusuna doğru seyretmiştir. İngiltere Deniz Ticaret Örgütü verilerine göre, normal koşullarda boğazdan günlük ortalama 138 gemi geçiş yapmaktadır.
27 Mart 2026 tarihinde İran, İran Devrim Muhafızları Ordusu aracılığıyla yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın ABD, İsrail ve bu ülkelerle bağlantılı aktörlere ait gemilere kapalı olduğunu yeniden bildirmiştir.
Açıklamada, “İsrail-Amerikan ittifakı” ile bağlantılı limanlara giden veya bu limanlardan gelen tüm gemilerin boğazdan geçişinin rota gözetmeksizin yasaklandığı ifade edilmiştir. Ayrıca yasağa uymayan gemilerin “sert karşılıkla” karşılaşacağı belirtilmiştir.
Aynı gün içinde yaşanan bir olayda, farklı ülkelere ait 3 konteyner gemisinin, izin verilen gemiler için belirlenmiş koridoru kullanarak boğazdan geçmeye çalıştığı, ancak İran Devrim Muhafızları Donanması tarafından uyarılarak geri çevrildiği aktarılmıştır.
27 Mart 2026 tarihinde, Güney Kore yetkilileri, Hürmüz Boğazı’nda bulunan ticari gemilere askeri personel konuşlandırıldığını açıklamıştır. Güney Kore Askeri İnsan Gücü İdaresi (MMA) Başkanı Hong So-young tarafından yapılan açıklamaya göre, bölgede bulunan 17 gemide toplam 40 yedek askeri personel görev yapmaktadır. Söz konusu personelin, boğazdaki güvenlik koşulları çerçevesinde gemilerde konuşlandırıldığı belirtilmiştir.
Hong, ilgili bakanlıklarla birlikte personelin durumunun günlük olarak takip edildiğini, güvenlikleri ve ihtiyaçlarının öncelikli olarak değerlendirildiğini ifade etmiştir.
27 Mart 2026 tarihinde, Suudi Arabistan, Körfez bölgesindeki limanlarını Ürdün ve kuzeydeki ülkelere bağlayacak uluslararası bir lojistik koridoru devreye alacağını açıklamıştır.
Suudi Arabistan Demiryolları Şirketi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu koridorun ülkenin Körfez’e açılan limanlarını, Ürdün ile Suudi Arabistan arasındaki Hadise Sınır Kapısı üzerinden bağlayacağı belirtilmiştir. Bu hat aracılığıyla, Körfez limanlarından Ürdün’e ve bölgenin kuzeyindeki ülkelere doğrudan bağlantı sağlanmasının hedeflendiği ifade edilmiştir.
Açıklamada, projenin yüksek verimli bir kara hattı üzerinden bölgesel ticareti destekleyeceği, demiryolu ağı üzerinden konteyner taşımacılığı ile ihracat faaliyetlerinin daha hızlı ve güvenilir hale getirileceği aktarılmıştır. Suudi Arabistan’ın doğusundaki limanlardan başlayarak Hadise Sınır Kapısı’na uzanan bu hat sayesinde, alternatif güzergâhlara kıyasla mesafenin önemli ölçüde kısaltılacağı belirtilmiştir.
Uluslararası lojistik koridorun 1700 kilometreyi aşan mesafeyi yarı yarıya azaltacağı ve tren başına 400’den fazla konteyner kapasitesi ile taşımacılıkta hız ve verimlilik sağlayacağı ifade edilmiştir.
27 Mart 2026 tarihinde, Japonya hükümeti, Orta Doğu’daki çatışmaların tetiklediği enerji arz güvenliği endişeleri nedeniyle stratejik petrol rezervlerini kullanıma açmıştır.
Kyodo ajansına dayandırılan bilgilere göre, Tokyo yönetimi, enerji arzında istikrarı sağlamak amacıyla ülke içi yaklaşık 30 günlük tüketime eş değer 8,5 milyon kilolitre petrolü piyasaya sürmüştür. Söz konusu arzın, ülke genelindeki 11 depolama noktasından başlatıldığı ve Nisan ayı sonuna kadar kademeli olarak devam edeceği bildirilmiştir.
Ayrıca, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından Japonya içinde depolanan petrolün de ülke tüketimine katkı sağlamak amacıyla kullanıma açıldığı ve bunun yaklaşık 6 günlük tüketime karşılık geldiği belirtilmiştir.
Takaiçi Sanae yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin küresel enerji arzı açısından kritik olduğunu ifade ederek, Asya ülkelerinin önemli zorluklarla karşı karşıya bulunduğunu dile getirmiştir. Japonya Petrol Birliği Başkanı Kito Şunichi ise hükümetten Mayıs ayında da ek rezerv salımı yapılmasını talep etmiştir.
27 Mart 2026 tarihinde, Fransa hükümeti, enerji fiyatlarındaki artıştan etkilenen sektörlere yönelik 70 milyon avroluk bir destek paketi açıkladığını duyurmuştur.
Açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş sürecinde Hürmüz Boğazı’nda enerji akışının aksamasının, akaryakıt fiyatlarında artışa yol açtığı belirtilmiştir. Bu kapsamda hazırlanan destek paketinin, özellikle kara yolu taşımacılığı, balıkçılık ve tarım sektörlerini kapsadığı ifade edilmiştir.
Hükümet, söz konusu desteğin Nisan ayı ile sınırlı, sektör bazlı ve kademeli şekilde uygulanacağını bildirmiştir. Ayrıca, enerji piyasalarında yaşanabilecek arz krizine karşı geçici önlemler kapsamında, normal standartları karşılamayan akaryakıtların satışına sınırlı süreyle izin verildiği açıklanmıştır.
27 Mart günü Cho Hyun ile Allison Hooker arasında Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler ve Orta Doğu’daki gerilim ele alınmıştır. Görüşme, Fransa’nın Cernay-la-Ville yerleşiminde düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında gerçekleştirilmiştir. Güney Kore tarafı, boğazın küresel enerji tedariki açısından kritik önemine dikkat çekmiş ve mevcut durumdan duyulan endişeyi ifade etmiştir.
Cho, enerji tedarik zincirlerinin istikrara kavuşturulması için tüm gemilerin, Güney Kore bandıralı gemiler de dahil olmak üzere, çatışmayı azaltıcı çabalara katkı sağlamasının önemini vurgulamıştır. ABD tarafı ise Güney Kore’nin uluslararası girişimlere katılımını ve İran’ın deniz yolunu kapatmasına karşı alınan ortak tutumu desteklediğini belirtmiştir.
Aynı gün Endonezya hükümeti, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapacak gemilerinin güvenliği için İran ile doğrudan temas kurduğunu açıklamıştır. Endonezya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vahd Nabyl A. Mulachela, Endonezya’ya ait gemilerin geçişi için Tahran’daki diplomatik temsilcilik aracılığıyla İran makamlarıyla koordinasyon sağlandığını belirtmiştir. İran tarafının bu girişime “olumlu yanıt” verdiği ve teknik ile operasyonel süreçlerin sürdüğü ifade edilmiştir.
Yerel kaynaklara göre, Endonezya’nın devlet enerji şirketi Pertamina’ya ait iki geminin güvenlik gerekçesiyle Basra Körfezi’nde beklediği bildirilmiştir.
27 Mart 2026 tarihinde, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Hürmüz Boğazı’na ilişkin diplomatik çözüm arayışlarının sürdüğünü açıklamıştır.
Kallas, boğazın yeniden açılmasına yönelik askeri bir çözümün uygun görülmediğini ve diplomatik bir çıkış yolunun gerekli olduğunu belirtmiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, seyrüsefer serbestliğinin sağlanmasına yönelik destek seçeneklerini değerlendirdiği ifade edilmiştir.
Ayrıca, İran’ın boğazdan geçişlere tek taraflı karar vermesinin kabul edilmediği vurgulanmış ve deniz trafiğinin serbest ve açık olması gerektiği dile getirilmiştir. Kallas’ın, Hindistan, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Brezilya temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde de aynı konunun ele alındığı aktarılmıştır.
27 Mart 2026 tarihinde, G7 ülkelerinin dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün kalıcı olarak sağlanması çağrısında bulunmuştur. Fransa’nın Cernay-la-Ville yerleşiminde düzenlenen toplantı sonrasında yayımlanan ortak bildiride, Orta Doğu’daki çatışmanın bölgesel ortaklar, siviller ve altyapı üzerindeki etkilerinin azaltılması gerektiği belirtilmiştir. Açıklamada, sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıların durdurulması çağrısı yapılmıştır.
Bildiride ayrıca, enerji, ticaret ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıkların küresel ekonomik etkilerine dikkat çekilmiş ve bu etkilerin azaltılması için uluslararası iş birliğinin artırılması gerektiği ifade edilmiştir.
G7 ülkeleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararı doğrultusunda, Hürmüz Boğazı’nda serbest ve güvenli seyrüseferin kalıcı olarak sağlanmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.
27 Mart 2026 tarihinde, Donald Trump, İran ile yürütülen temaslara ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin gelişmelere dair açıklamalarda bulunmuştur.
Trump, İran’ın elektrik santrallerini hedef alma kararının 6 Nisan 2026’ya kadar durdurulması sürecine ilişkin olarak, İran tarafının kendisinden 7 gün süre talep ettiğini, ancak bu sürenin 10 güne çıkarıldığını ifade etmiştir. Açıklamasında, “Benden 7 gün istediler. Bense onlara 10 gün süre verdim.” ifadelerini kullanmıştır.
Trump, bu sürenin uzatılmasının gerekçesine ilişkin olarak, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan bazı gemilerin geçişine izin verdiğini belirtmiş ve şu ifadeleri dile getirmiştir: “Boğazdan sekiz gemi geliyor. Bu tam olarak bize vereceklerini söyledikleri şeydi. Sonra iki tane daha eklediler. Bu bana doğru kişilerle iş yaptığımızı kanıtladı.”
Ayrıca Trump, ABD’nin enerji arzı açısından Hürmüz Boğazı’na bağımlı olmadığını ifade ederek, “Hürmüz Boğazı’na ihtiyacımız yok. Beni rahatsız eden şey, buna ihtiyaç duyan ülkelerin bu konuda hiçbir şey yapmaması.” açıklamasında bulunmuştur.
27 Mart 2026 tarihinde, Marco Rubio, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yürüttüğü askeri operasyonlara ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Fransa’da düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrasında konuşan Rubio, operasyonların planlanandan daha ileri aşamada olduğunu belirterek, “Aylar değil, haftalar içinde uygun zamanda (saldırıları) tamamlamayı bekliyoruz.” ifadelerini kullanmıştır.
Ayrıca Rubio, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda ücretli bir geçiş sistemi oluşturabileceği yönündeki ihtimali “yasa dışı” ve “kabul edilemez” olarak nitelendirmiştir. Bu durumun küresel ticaret ve enerji güvenliği açısından risk oluşturduğunu ifade ederek, uluslararası toplumun bu ihtimale karşı hazırlıklı olması gerektiğini dile getirmiştir.
28 Mart 2026 tarihinde, Birleşik Krallık’ta akaryakıt fiyatlarındaki artışın devam ettiği ve bazı istasyonlarda geçici tedarik kısıtları yaşandığı bildirilmiştir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş sürecinde Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin durma noktasına gelmesi, küresel petrol ve gaz piyasalarında arz baskısını artırmıştır. Bu gelişmelerin etkisiyle ülkede benzinin litre fiyatı 1,5 sterlinin üzerine çıkmış, dizel fiyatı ise 1,77 sterlin seviyesine ulaşmıştır.
Ulusal basına yansıyan haberlerde açıklamalarına yer verilen İngiltere'nin en büyük perakende zincirlerinden Asda İcra Kurulu Başkanı Allan Leighton, Asda'nın akaryakıt istasyonlarının "küçük bir bölümünde geçici kısıt" yaşandığını belirterek, fiyat dalgalanmaları nedeniyle "çok güçlü bir talep artışı" gördüklerini ifade etmiştir. Yakıt satış hacimlerinin önemli ölçüde arttığını kaydeden Leighton, "Açıkça talep arzın önüne geçti. Arz sıkışık ve hepimiz bu konuda yoğun çaba gösteriyoruz. Sorun geçici. Teslimat beklenen dönemlerde bazı aksaklıklar yaşanabilir ve bunun bir süre daha devam etmesini bekliyoruz." ifadelerini kullanmıştır.
28 Mart 2026 tarihinde, Myanmar’da akaryakıt fiyatlarının, 2021 yılındaki askeri darbeden bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı bildirilmiştir.
Orta Doğu’daki çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’ndaki enerji akışının kesintiye uğraması, ülkede akaryakıt krizini derinleştirmiştir. Benzin istasyonlarındaki stokların yeniden tükenmesi üzerine, askeri yönetim yakıt alımına sınırlama getirmiştir.
Bu kapsamda, sürücülerin haftada yalnızca iki kez ve en fazla 45 litre yakıt alabilmesine izin veren kota uygulaması başlatılmıştır.
28 Mart 2026 tarihinde, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, İran’ın Pakistan bayraklı gemilere yönelik yeni bir geçiş izni kararı aldığını açıklamıştır.
Dar, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, "İran hükümetinin, Pakistan bayraklı 20 geminin daha Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermeyi kabul ettiğini ve günde 2 geminin boğazdan geçeceğini bildirmekten mutluluk duyuyorum." ifadesini kullanmıştır.
Bu adımı memnuniyetle karşıladıklarını ve bunun İran tarafından yapılmış "yapıcı bir jest" olduğunu vurgulayan Dar, "Bu, barış habercisidir ve bölgede istikrarın sağlanmasına yardımcı olacaktır." değerlendirmesinde bulunmuştur Dar, "Diyalog, diplomasi ve böylesine güven tesis edici adımlar, ileriye dönük yegane adımlardır." görüşünü paylaşmıştır.
29 Mart 2026 tarihinde, Hindistan bayraklı iki sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) tankerinin Hürmüz Boğazı’nı güvenli şekilde geçtiği bildirilmiştir.
Hindistan Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, toplam 94 bin metrik ton LPG taşıyan iki tankerin boğazdan geçişini tamamladığı ve tankerlerden birinin 31 Mart, diğerinin ise 1 Nisan 2026 tarihinde Hindistan’a ulaşmasının beklendiği ifade edilmiştir.
Açıklamada ayrıca, bölgede bulunan 18 Hindistan bayraklı gemide toplam 485 denizcinin görev yaptığı, son 24 saat içerisinde bu gemilere ilişkin herhangi bir güvenlik olayının bildirilmediği aktarılmıştır.
29 Mart 2026 itibarıyla, Hürmüz Boğazı kaynaklı sevkiyat aksamalarının küresel gübre piyasasında ciddi bir tedarik krizi ve fiyat dalgalanmasına yol açtığı bildirilmiştir.
Orta Doğu’daki çatışmalar ve boğazdaki sevkiyat kısıtlamaları, küresel tarımın temel girdilerinden biri olan gübre arzını doğrudan etkilemiştir. Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), tanker trafiğinde yaşanan yüzde 90’a varan düşüşün küresel gıda güvenliği için “sistematik bir şok” oluşturduğu uyarısında bulunmuştur.
Enerji maliyetlerindeki artış ve lojistik kısıtlamalar nedeniyle gübre üretim tesislerinde duraklamalar yaşanmış, özellikle doğal gaz temelli üretim süreçlerinde ciddi aksaklıklar meydana gelmiştir. QatarEnergy tarafından sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretiminin durdurulduğu ve küresel ihtiyacın yaklaşık yüzde 14’ünü karşılayan üre tesisinde üretimin askıya alındığı açıklanmıştır. Bu gelişmelerin, Hindistan’da 3 ve Bangladeş’te 4 gübre fabrikasında üretimin durmasına yol açtığı aktarılmıştır.
Emtia piyasalarında arz-talep dengesinin bozulmasıyla birlikte gübre fiyatlarında hızlı artış gözlenmiştir. Orta Doğu çıkışlı üre fiyatlarının 27 Şubat’ta ton başına 482 dolar seviyesinden, mart sonu itibarıyla yaklaşık yüzde 56 artışla 750 dolara yükseldiği belirtilmiştir. Analistlere göre, krizin sürmesi halinde azotlu gübre fiyatlarının iki katına çıkabileceği ve fosfat fiyatlarında yüzde 50’yi aşan artışlar yaşanabileceği ifade edilmektedir.
Verilere göre, Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamaların küresel gübre tedarik zincirinde yaklaşık yüzde 33’lük daralmaya yol açtığı tahmin edilmektedir. Körfez Bölgesi’nin küresel gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 30’unu ve sülfür arzının yarısını karşılaması, bölgedeki aksaklıkların etkisini artırmaktadır. Ayrıca, yıllık yaklaşık 22 milyon tonluk üre ihracatının durma noktasına geldiği ve küresel üre arzının yaklaşık yüzde 46’sının doğrudan bu bölgeden sağlandığı kaydedilmiştir.
Kuzey Yarımküre’de kritik bahar ekim sezonuna denk gelen kriz, tarımsal üretim üzerinde doğrudan risk oluşturmuştur. ABD’de gübre stoklarının mevsimsel ortalamanın yüzde 25 altına gerilediği, üreticilerin yüksek maliyet ile düşük verim riski arasında karar vermek zorunda kaldığı belirtilmiştir.
Gelişmelerin küresel ölçekte etkileri farklı bölgelerde hissedilmiştir. Hindistan’ın gübre ihtiyacının yüzde 40’tan fazlasını Körfez Bölgesi’nden karşıladığı, Brezilya’nın ise gübre tedarikinin yaklaşık yarısı için Hürmüz Boğazı rotasına bağımlı olduğu ifade edilmiştir. Bangladeş’te ise kamuya ait gübre fabrikalarında üretimin durdurulması nedeniyle tarımsal üretim sürecinde belirsizlik yaşandığı kaydedilmiştir.
Maximo Torero, mevcut duruma ilişkin değerlendirmesinde, “Çatışmalar bugün sona erse bile maliyetlerin istikrara kavuşması 2 ila 3 ay sürebilir.” ifadesini kullanmıştır. Torero, krizin uzaması halinde gübre ve enerji maliyetlerinin artmaya devam edeceğini ve bunun tarımsal üretim zincirini daha da zorlayacağını belirtmiştir.
Ayrıca, küresel piyasalarda daralmanın üretici ülkelerin ihracat kısıtlamalarıyla derinleştiği bildirilmiştir. Rusya’nın amonyum nitrat ihracatını geçici olarak durdurduğu, Çin’in ise bazı gübre türlerinin ihracatını askıya aldığı belirtilmiştir. Bu gelişmelerin, küresel gıda arzı ve fiyatları üzerinde ek baskı oluşturduğu ifade edilmiştir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş sürecinde Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişlerin aksaması, Filipinler’in enerji tedarik zincirinde ciddi kesintilere yol açmıştır. Filipinler merkezli petrol rafineri şirketi Petron Corp., bu gelişmelerin ardından tedarik güvenliğini sağlamak amacıyla Rusya’dan yaklaşık 2,48 milyon varil ham petrol satın almıştır. Şirket tarafından yapılan açıklamada, söz konusu alımın rutin ticari planlamanın bir parçası olmadığı, “zorunluluk kapsamında alınmış acil bir önlem” olduğu belirtilmiştir.
Açıklamada, kriz nedeniyle yaklaşık 8 gün içinde 4 milyon varil ham petrole erişimin kaybedildiği ifade edilmiştir. Bu kaybın temel nedeninin, Hürmüz Boğazı’nda güvenli deniz geçişlerinin sağlanamaması ve sevkiyatların kesintiye uğraması olduğu aktarılmıştır. Rusya’dan yapılan petrol tedarikinin, ülkenin mevcut stoklarını Haziran 2026’ya kadar desteklemesinin beklendiği belirtilmiştir. Ayrıca, Orta Doğu’daki kriz koşullarının devam etmesi ve alternatif tedarik kaynaklarına ulaşılamaması durumunda, Rusya’dan petrol alımının yeniden değerlendirileceği ifade edilmiştir.
Petron’un söz konusu hamlesinin, Filipinler hükümetinin desteğiyle gerçekleştirildiği ve temel amacın ülkenin enerji güvenliğinin korunması olduğu kaydedilmiştir. Filipinler’in ham petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 98’ini Orta Doğu’dan karşılaması, ülkeyi Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere doğrudan bağımlı hale getirmiştir. Ülkedeki tek rafineriyi işleten Petron’un, toplam yakıt arzının yaklaşık yüzde 30’unu sağladığı belirtilmiştir.
Kriz, Filipinler’in iç piyasasında da doğrudan etkiler göstermiştir. Filipin Ulusal Polisi (PNP) tarafından yapılan açıklamada, petrol arzındaki aksama ve tedarik kısıtlamaları nedeniyle yüzlerce akaryakıt istasyonunun faaliyetlerini durdurduğu bildirilmiştir. Akaryakıt istasyonlarının kapanmasının başlıca nedenleri arasında, ürün teslimatlarının yapılamaması ve mevcut stokların tükenmesi yer almıştır. Stokları yenilenen bazı istasyonların yeniden açılmasıyla birlikte, kapalı istasyon sayısının 425’ten 365’e düştüğü aktarılmıştır.
Ayrıca, ülkede yakıt stokçuluğu ve fahiş fiyat uygulamalarıyla ilgili vaka sayısının 7’ye yükseldiği belirtilmiş, Filipinler Enerji Bakanlığının bu tür uygulamaların önlenmesi amacıyla güvenlik birimlerinden destek talep ettiği ifade edilmiştir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş sürecinde Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin aksaması, Fransa’da akaryakıt tedarikinde kesintilere yol açmıştır. Sürücü bildirimlerine dayalı olarak istasyonların durumunu izleyen platform verilerine göre, ülke genelinde yüzlerce akaryakıt istasyonunda tedarik sorunu yaşandığı bildirilmiştir. Aynı verilere göre 32 istasyonun tamamen hizmet veremediği, ayrıca 261 istasyonda bazı yakıt türlerinin temininde aksaklıklar bulunduğu belirtilmiştir.
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapandığı tarihten itibaren sisteme 20 bini aşkın sürücü bildirimi yapılmıştır. 27 Mart 2026 itibarıyla hizmet veremeyen veya kısmi kesinti yaşayan istasyon sayısının yaklaşık 200 civarında olduğu, 30 Mart itibarıyla ise bu sayının 300’e yaklaştığı ifade edilmiştir. Bu artış, akaryakıt arzındaki kesintinin kısa sürede ülke genelinde yaygınlaştığını göstermiştir.
Enerji tedarikindeki bu aksama, akaryakıt fiyatlarında artışa yol açmış ve Fransa’da çeşitli sektörleri doğrudan etkilemiştir. Fransız hükümeti, başta kara yolu taşımacılığı, tarım ve balıkçılık olmak üzere fiyat artışından en çok etkilenen sektörlere yönelik 70 milyon avroluk bir destek paketi açıklamıştır. Söz konusu yardımın nisan ayına kadar geçerli olacağı belirtilmiştir.
Ancak açıklanan destek paketinin yetersiz bulunduğu ifade edilmiştir. Bu çerçevede, başta Paris olmak üzere çeşitli şehirlerde karayolu taşımacılığı sektöründe çalışan şoförler protesto eylemleri düzenlemiştir. Avrupa Karayolu Taşımacılığı Örgütü’nün (OTRE) çağrısıyla gerçekleştirilen eylemlerde, kamyon ve otobüs şoförleri trafiği yavaşlatma eylemleri yapmış, bazı bölgelerde ise yolların geçici olarak trafiğe kapatıldığı bildirilmiştir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş sürecinde, bölgedeki enerji altyapısına yönelik gelişmeler kapsamında, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) Hürmüz Boğazı’nı bypass eden kritik petrol hatlarından biri olan Habshan–Fujairah boru hattında yangın meydana gelmiştir. Uydu görüntülerine dayanan veriler, söz konusu hattın iki ayrı pompa istasyonunda yangın çıktığını ortaya koymuştur.
Soar Atlas platformu tarafından paylaşılan 29 Mart 2026 tarihli yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerine göre, Abu Dabi’nin Al Azeezah bölgesi üzerinden geçen boru hattı güzergâhında yoğun duman yükseldiği tespit edilmiştir. Görüntüler, Abu Dabi’den Fujairah Limanı’na ham petrol taşıyan boru hattı üzerindeki iki pompa istasyonunun yangından etkilendiğini göstermiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırılarını sürdürdüğü süreçte, İran ile yürütülen görüşmelere ilişkin yaptığı açıklamada, anlaşmaya varılmaması halinde İran’ın enerji altyapısının hedef alınacağını bildirmiştir. Trump, açıklamasını Truth Social platformu üzerinden yayımlamıştır.
Trump, ABD’nin İran’daki askeri saldırılarını sona erdirmek amacıyla “yeni ve daha makul bir rejimle” ciddi görüşmeler yürüttüğünü ve bu süreçte “büyük ilerleme” kaydedildiğini ifade etmiştir. Ancak açıklamasında, kısa süre içerisinde bir anlaşmaya ulaşılamaması durumunda izlenecek askeri senaryoya ilişkin ayrıntılı ifadeler kullanmıştır.
Trump, özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılmasını bir şart olarak öne sürmüş, bu şartın karşılanmaması halinde İran’daki kritik enerji ve altyapı tesislerinin hedef alınacağını belirtmiştir. Açıklamasında şu ifadelere yer vermiştir: “Ancak herhangi bir nedenle kısa süre içinde bir anlaşmaya varılamazsa, ki muhtemelen varılacak, ve Hürmüz Boğazı hemen 'hizmete açılmazsa' tüm elektrik üretim santrallerini, petrol kuyularını ve Hark Adası'nı (ve muhtemelen tüm tuzdan arındırma tesislerini) havaya uçurarak ve tamamen yok ederek, İran'daki güzel 'bulunuşumuzu' sonlandıracağız.”
Trump, söz konusu "yok edecek saldırıyı", "(İran'daki) eski rejimin 47 yıllık terör saltanatı boyunca İran'ın katlettiği ve öldürdüğü birçok askerin intikamı" olarak nitelendirmiştir.
Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, ülkesinin uluslararası bir koalisyon kapsamında Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaya açık olduğunu açıklamıştır. Belçika resmi haber ajansı Belga’ya dayandırılan açıklamada, bölgedeki durumun istikrara kavuşmasının ardından Belçika’nın mayın avlama gemilerini bölgeye konuşlandırabileceği ifade edilmiştir.
Prévot, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un konuya ilişkin Belçika Başbakanı Bart De Wever ile temas kurduğunu aktarmış, Belçika’nın yarısı Avrupa Birliği üyelerinden oluşacak 32 ülkeli bir koalisyona katılarak “orantılı katkı” sunmaya hazır olduğunu belirtmiştir. Açıklamada, söz konusu girişimin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına destek anlamına gelmediği, bu saldırıların “uluslararası hukuk dışında” başladığı vurgulanmıştır.
Bununla birlikte Prévot, mevcut durumun Avrupa ekonomileri üzerinde etkiler oluşturduğunu ve bu nedenle “yönetilmesi gerektiğini” ifade etmiştir. ABD’nin İran’da rejim değişikliği iddialarına ilişkin olarak ise, “Zafer ilan etmek için henüz erken.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Belçika Savunma Bakanı Theo Francken de yaptığı açıklamada, Belçika’nın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisini güvence altına almak amacıyla “gönüllüler koalisyonuna” katılacağını bildirmiştir. Francken, bölgede bir ateşkes sağlanmasının ardından Fransa ve diğer istekli ülkelerle birlikte koalisyonun oluşturulması için çalışmalar yürütüldüğünü belirtmiş ve “Seyrüsefer serbestisi, güvenliğimiz ve ekonomik istikrarımız açısından hayati öneme sahiptir.” ifadesini kullanmıştır.
Belçika Başbakanı Bart De Wever ise Flaman kamu yayıncısı VRT’ye yaptığı açıklamada, Belçika’nın yalnızca kalıcı bir ateşkes sağlanması ve uluslararası bir yetki çerçevesi oluşması halinde Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için katkı sunacağını ifade etmiştir. De Wever, ülkesinin doğrudan çatışmaya taraf olmayacağını vurgulayarak, “Savaşa katılmayacağız, bunu çok açık bir şekilde belirtelim. Kimsenin böyle bir niyeti yok.” açıklamasında bulunmuştur.
31 Mart 2026 tarihinde Marco Rubio, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışma sürecinin ardından boğazın yeniden açılacağına ilişkin değerlendirmede bulunmuştur. Rubio, El-Cezire’ye verdiği röportajda, ABD ile İran içinde bazı aktörler arasında aracı kişiler üzerinden yürütülen temasların sürdüğünü belirtmiş; bu temasların hem mesaj alışverişi hem de sınırlı doğrudan görüşmeleri içerdiğini ifade etmiştir.
Rubio, sürecin sonunda boğazın yeniden açılacağını “Bu operasyon bittiğinde Hürmüz Boğazı bir şekilde açılacak.” sözleriyle dile getirmiştir. Ayrıca, İran’ın çatışmalar sonrasında boğazı kapalı tutması durumunda “ciddi sonuçlarla” karşılaşacağı yönünde uyarıda bulunmuştur.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı haberde, Trump ve ekibinin, boğazın derhal yeniden açılmasına yönelik askeri operasyonun çatışmaları uzatacağı değerlendirmesinde bulunduğu aktarılmıştır. Bu çerçevede, Hürmüz Boğazı kapalı kalsa da İran’a yönelik saldırıların sonlandırılmasına hazır olunduğu iddia edilmiştir.
Haberde ayrıca, ABD yönetiminin askeri operasyon yerine İran’ın deniz ve füze kapasitesini zayıflatmayı hedeflediği ve eş zamanlı olarak Tahran yönetimine diplomatik baskı uygulamayı planladığı ileri sürülmüştür. Diplomatik girişimlerin başarısız olması durumunda ise United States yönetiminin, Avrupa ve Körfez bölgesi müttefiklerinin öncülüğünde boğazın yeniden açılmasını beklediği kaydedilmiştir.
World Food Programme Tedarik Zinciri Direktörü Corinne Fleischer, krizin, Kovid-19 dönemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan bu yana en önemli tedarik zinciri aksaklığına neden olduğunu belirtmiştir. Fleischer, Orta Doğu’daki çatışmaların WFP’ye ait 70 bin ton gıda sevkiyatını etkilediğini ifade etmiş; sevkiyatların geciktiğini veya limanlarda bekletildiğini aktarmıştır.
Fleischer, Hürmüz Boğazı ile bağlantılı daha geniş aksaklıklar nedeniyle sevkiyatların geciktiğini veya ürünlerin limanlarda takılı kaldığını belirterek, "Bu durum, gemilerin limanlarda sıkışıp kalmasına, limanlara yanaşamamasına, limanlardan ayrılamamasına ve konteynerlerin boşaltılamamasına yol açan, küresel tedarik zincirinde büyük bir aksamaya neden olan bir etkiye sahip." demiştir. Bu durumun etkisinin Orta Doğu'nun ötesine uzandığı konusunda uyarıda da bulunan Fleischer, gemilerin Afrika'yı dolaşarak yeniden yönlendirmenin yaklaşık 25 ila 30 gün nakliye süresi eklediğine ve maliyetleri yüzde 15 ila 25 artırdığına dikkati çekmiştir.
Fleischer, WFP'nin öncelikli kargo erişimi aradığını ve ek ücretlerden muafiyetler için müzakerede bulunduğunu kaydederek, "Şu ana kadar yaklaşık 1,5 milyon dolarlık maliyet tasarrufu sağladık." diye konuşmuştur. Artan insani ihtiyaçlar konusunda da uyarıda bulunan Fleischer, "Tahminlerimize göre, hazirana kadar 45 milyon daha fazla insan şiddetli açlık çekecek." ifadesini kullanmıştır. Fleischer, artan ihtiyaçlar, yüksek maliyetler ve mevcut düşük insani yardım operasyonları finansmanıyla insanlara ulaşma konusunda sorunlar yaşanacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
Aynı gün, Volodimir Zelenskiy, ülkesinin, ABD-İsrail ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin geçişine kapatılan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yardımcı olabileceğini ifade etmiştir. Zelenskiy, Politico internet sitesinin Hürmüz Boğazı'na ilişkin sorusunu yanıtlamış "Ukrayna'nın Rusya'nın Karadeniz ablukasını kırmadaki başarısının" Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yardımcı olabilecek bir uzmanlık sağladığını belirterek, "Bunu gündeme getirdik (Hürmüz'deki durum) çünkü hepimizin görebileceği gibi tüm dünya açısından acı verici ve acil bir mesele. Bir enerji krizi var. Bu alandaki uzmanlığımıza güvenebileceklerini biliyorlar ve bunu (yetkililerle) ayrıntılı şekilde ele aldık." demiştir.
31 Mart 2026 tarihinde Pete Hegseth, Hürmüz Boğazı’na ilişkin yaptığı açıklamada ABD’nin İran ile anlaşma sağlamak istediğini, aksi durumda savaşa devam etmeye hazır olduğunu belirtmiş; ABD’nin çağrısına rağmen boğaza destek göndermeyen müttefik ülkeleri isim vermeden eleştirerek "Bu mesele, yalnızca ABD Donanmasının omuzlarında değildir." ifadesini kullanmış ve müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Hegseth ayrıca, Russia ve China’nın bölgedeki faaliyetlerinin yakından takip edildiğini belirterek, "Rusya ve Çin'e gelince, onların tam olarak ne yaptıklarını, neyi yapıp neyi yapmadıklarını gayet iyi biliyoruz. Tüm bu detayları kamuoyu önünde ifşa etmemiz gerekmiyor ancak icap eden her durumda, sorunu ele alıyor, etkilerini hafifletiyor veya doğrudan karşısına dikiliyoruz." ifadelerini kullanmıştır.
31 Mart 2026 tarihinde, İran Meclisi'nde, Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerde ücret uygulanmasını öngören yasa tasarısı, Ulusal Güvenlik Komisyonu tarafından kabul edilmiştir. Mojtaba Zarei (Mücteba Zarii), tasarının ilgili komisyonda onaylandığını açıklamış ve düzenlemenin kapsamına ilişkin bilgi vermiştir.
Zarii, tasarının içeriğinde, "mali düzenlemeler ve ülkenin ulusal para birimi riyal bazlı geçiş ücretinin uygulanması, ABD ve İsrail'e geçiş yasağı, İran'a karşı tek taraflı yaptırımlara katılan ülkelere yasak getirilmesi, İran'ın egemenlik rolünün ve silahlı kuvvetlerinin yetkisinin uygulanması, boğaz ve deniz taşımacılığı güvenliği, çevresel konular ve Umman ile hukuki işbirliği" konularının yer aldığını belirtmiştir.
Söz konusu tasarının yürürlüğe girebilmesi için, komisyon onayının ardından İran Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilmesi gerekmektedir. Bu süreci takiben tasarının, Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından incelenmesi ve son aşamada Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması gerekmektedir.

ABD Başkanı Donald Trump, 24 Mart 2026 - (Anadolu Ajansı)
31 Mart 2026 tarihinde Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krize ilişkin yaptığı açıklamalarda, jet yakıtı tedarikinde sorun yaşayan ülkelere yönelik önerilerde bulunmuş, boğazın yeniden açılmasına yönelik girişimlere ilişkin tutumunu ortaya koymuş ve krizin çözümünde diğer ülkelerin rolüne vurgu yapmıştır. Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, "Hürmüz Boğazı yüzünden jet yakıtı alamayan tüm ülkeler, örneğin İran'ın başsız bırakılmasına karışmayı reddeden Birleşik Krallık gibi, size bir önerim var. Birincisi, ABD'den satın alın, bizde bol miktarda var ve ikincisi, biraz cesaret toplayın, Boğaz'a gidin ve onu alın." ifadelerini kullanmış; ayrıca ülkelerin "kendi başlarına savaşmayı öğrenmeleri gerektiğini" savunarak "ABD artık size yardım etmeyecek, tıpkı sizin bize yardım etmediğiniz gibi. İran esasen yerle bir edildi. Zor kısım bitti. Gidin kendi petrolünüzü alın!" değerlendirmesinde bulunmuştur.
Trump, aynı gün yaptığı başka bir açıklamasında ise "Fransa'nın İsrail'e giden askeri malzeme yüklü uçakların kendi hava sahasını kullanmasına izin vermediğini, Paris yönetiminin, başarıyla ortadan kaldırılan 'İran Kasabı' ile ilgili çok da yardımcı olmadığını, ABD'nin bunu unutmayacağını" belirtmiştir.
Aynı gün içerisinde CBS News’e verdiği demeçte, İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açtırmaya yönelik girişimlerden "henüz" vazgeçmeye hazır olmadığını ifade eden Trump, "Bir noktada bunu yapacağım ancak henüz değil. Ülkelerin devreye girip durumu kendilerinin çözmesi gerekiyor." demiştir. Günün ilerleyen saatlerinde yaptığı değerlendirmede ise, "Benim yaklaşımım şu; ben o ülkeyi yerle bir ettim, artık güçleri kalmadı, boğazı kullanan ülkeler gidip boğazı açsın." sözleriyle boğazın açılması konusunda sorumluluğu diğer ülkelere yüklemiş; ayrıca "Orada çok fazla kalmayacağız. Şu anda onları tamamen yok ediyoruz, bu tam bir yok ediş. Ancak orada çok fazla kalmamız gerekmeyecek." ve "Bence boğaz otomatik olarak açılacak. Benim yaklaşımım şu; ben o ülkeyi yerle bir ettim, artık güçleri kalmadı, boğazı kullanan ülkeler gidip boğazı açsın. Petrolü kontrol eden hangi ülkelerse onlar boğazı açmaktan çok memnun olacaktır." ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca İran’daki yönetim değişimine ilişkin olarak "Bir bakıma orada aslında rejim değişti." değerlendirmesinde bulunmuş ve yürütülen müzakerelere dair soruya "Size stratejimi söyleyemem." yanıtını vermiştir.
1 Nisan 2026 tarihinde, ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik sürdürülen saldırılar kapsamında, Hürmüz Boğazı üzerinde bulunan sahil kenti Bender Abbas’ta yer alan Şehit Hakkani Limanı hedef alınmıştır.
Tesnim Haber Ajansı’na göre, Hürmüzgan Vali Yardımcısı Ahmed Nefisi saldırıya ilişkin "ABD ve İsrail güçleri, yolcu ve ticari amaçla kullanılan Bender Abbas kentindeki Şehit Hakkani Limanı'nı hedef aldı." demiştir. Saldırının ardından arama-kurtarma ve itfaiye ekipleri olay yerine sevk edilmiştir. Yetkililer, müdahale çalışmalarının başlatıldığını bildirmiştir.
1 Nisan 2026 tarihinde, Donald Trump, ABD-İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Beyaz Saray’da düzenlenen imza töreninin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Trump, savaşın süresine ilişkin "Sanırım iki ya da üç hafta içinde. Sonra oradan çekileceğiz." demiştir.
Trump, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerle doğrudan ilişkili olmadığını vurgulayarak, enerji ihtiyacı bulunan ülkelerin bu konuda kendi adımlarını atması gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda şu açıklamayı yapmıştır: "Çok yakında oradan (İran’dan) ayrılacağız. Fransa ya da başka bir ülke petrol ya da doğal gaz almak isterse, Hürmüz Boğazı’ndan geçip oraya doğru gidecekler ve kendi başlarının çaresine bakabilecekler. Bizim bununla bir ilgimiz yok."
1 Nisan 2026 tarihinde, The Wall Street Journal tarafından yayımlanan haberde, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Hürmüz Boğazı’nın “zorla yeniden açılması” için ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşa dahil olmaya hazırlandığı iddia edilmiştir.
Haberde, Arap yetkililere dayandırılan bilgilere göre, BAE’nin İran ile doğrudan savaşa girmeme yönündeki politikasının değiştiği ve Körfez ülkeleri arasında çatışmanın seyrine ilişkin yeni bir yaklaşımın benimsendiği aktarılmıştır. Bu kapsamda yetkililer, Suudi Arabistan ve diğer bazı Körfez ülkelerinin savaşın “İran yönetimi devrilene kadar devam etmesini istediğini” ifade etmiştir.
İsmi açıklanmayan yetkililer, BAE’nin, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması amacıyla hazırlık yaptığını ileri sürmüştür. Ayrıca, BAE’nin bu tür bir askerî harekât için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde karar çıkarılması amacıyla girişimlerde bulunduğu ve "Boğaz'ın serbestleştirilmesine yönelik çabalara katılmaya hazır olduğunu" dile getirdiği öne sürülmüştür.
Haberde, BAE’li diplomatların ABD, Avrupa ve Asya’daki ülkelere yönelik olarak “zorla açma” temelli bir koalisyon kurulması çağrısı yaptığı, ayrıca "Boğaz'ın güvenliğinin sağlanması ve mayınların temizlenmesi" gibi seçeneklerin değerlendirildiği aktarılmıştır.
Yetkililer, Körfez ülkelerinin diplomatik çözümlerin İran’a Hürmüz Boğazı üzerinde belirleyici rol vermesinden çekindiğini belirterek, “ilk olarak askeri müdahale” seçeneğinin öne çıktığını savunmuştur.
1 Nisan 2026 tarihinde, Ali Nikzad, ABD ile müzakere süreci ve Hürmüz Boğazı’nın statüsüne ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Fars Haber Ajansı’na göre Nikzad, ABD-İsrail saldırılarına karşı düzenlenen protestolar sırasında yaptığı açıklamada "Hürmüz Boğazı asla açılmayacak, hiçbir müzakere olmadı ve olmayacak." demiştir.
Nikzad ayrıca, İran lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesine atıfla "Bu (Hamaney'e suikast), İran'a karşı yaptıkları en ağır komploydu ancak hain hedeflerine asla ulaşamayacaklar." diye eklemiştir. Aynı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump ile müzakere yürütüldüğü yönündeki iddialar da reddedilmiş ve şu ifadeye yer verilmiştir: "Bir şehidin kardeşi olan ve bu savaşta Tümgeneral olarak rol oynayan Sayın Muhammed Bakır Kalibaf'ın müzakere ettiğini söylüyorlar, oysa bu doğru değil ve sadece içeride bölünme oluşturmak içindir."
Nikzad, İran’da savaş, barış ve müzakere kararlarının anayasal çerçevede belirlendiğini vurgulayarak "Anayasanın 5. ve 110. maddelerine göre, savaş, barış veya müzakere kararı Veli-yi Fakih'in (...) yetkisindedir ve şimdiye kadar müzakere için hiçbir izin verilmemiştir." açıklamasını yapmıştır.
Aynı gün içerisinde, İbrahim Azizi de ABD’nin açıklamalarına yanıt vermiştir. Azizi, Trump’ın “rejim değişikliği” iddiasına ilişkin değerlendirmesinde "Trump sonunda 'rejim değişikliği' hayaline ulaştı ancak bu sefer bölgenin denizcilik rejiminde. Hürmüz Boğazı kesinlikle açılacak ama sizin için değil, İran'ın yeni yasalarına uyanlar için. 47 yıllık misafirperverlik dönemi sona erdi." demiştir. Açıklamalarda, Hürmüz Boğazı’nın ABD ve müttefiklerine kapalı tutulacağı yönündeki İran tutumu vurgulanmıştır.
1 Nisan 2026 tarihinde, Hindistan ve Güney Kore, Orta Doğu’daki çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıkların etkisiyle enerji alanında somut gelişmeler yaşamıştır.
Hindistan’da, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın küresel enerji piyasalarına yansıması sonucunda jet yakıtı ve sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) fiyatlarında artış meydana gelmiştir. Başkent Yeni Delhi’de ticari kullanımda olan 19 kilogramlık LPG tüpünün fiyatı yaklaşık 195 rupi artarak 2 bin rupiye yükselmiştir.
Indian Oil Corporation tarafından yapılan açıklamada, 1 Nisan itibarıyla jet yakıtı fiyatlarının metreküp başına yaklaşık 105 bin rupiye (yaklaşık 1125 dolar) yükseldiği bildirilmiştir.
Bu gelişmelerin, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması sonucu petrol ve LNG sevkiyatında yaşanan aksamalardan kaynaklandığı ifade edilmiştir.
Aynı gün, Güney Kore de enerji arzına ilişkin önlem almıştır. Güney Kore Ticaret Sanayi ve Enerji Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ülkede petrol arzında fiili aksaklıkların yaşanmaya başladığı belirtilmiştir.
Açıklamada şu ifadeye yer verilmiştir: "Yerel petrol arzındaki aksamaların somutlaşmaya başlaması ve küresel petrol fiyatlarındaki aşırı oynaklığın sürmesi nedeniyle bu karar alınmıştır." Bu kapsamda, ulusal enerji güvenliği alarm seviyesi ikinci en yüksek düzey olan “uyarı” seviyesine çıkarılmıştır.
1 Nisan 2026 tarihinde, Alice Rufo, NATO’nun Hürmüz Boğazı’ndaki olası rolüne ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Paris’te düzenlenen forumda konuşan Rufo, "NATO'nun ne olduğunu hatırlatayım: Avrupa-Atlantik bölgesi topraklarının güvenliğini ilgilendiren bir askeri ittifak." demiştir.
Rufo, NATO’nun Hürmüz Boğazı’nda bir operasyon yürütmesi konusuna ilişkin "NATO'nun Hürmüz Boğazı'nda uluslararası hukuka aykırı bir operasyon yürütmek için oluşturulmadığını" demiş ve ardından şu ifadeyi eklemiştir: "Bunu hatırlatmak gerekiyor."
Açıklamada ayrıca NATO’nun kolektif savunma ilkesine değinilerek "Birisi diğerini korumuyor. Bu ortak: buna ortak savunma ve aynı zamanda ortak caydırıcılık deniyor." ifadelerine yer verilmiştir.
Rufo, Fransa’nın ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmaya yönelik koalisyon girişimine olumlu yanıt vermediğini belirtmiş ve bu durumun ABD tarafından memnuniyetle karşılanmadığını ifade etmiştir. Fransa’nın yaklaşımına ilişkin olarak, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanması için saldırgan olmayan yöntemlerin tercih edildiği ve NATO çerçevesinde Avrupa savunmasının güçlendirilmesine odaklanıldığı aktarılmıştır.
1 Nisan 2026 itibarıyla, Hürmüz Boğazı’nda ticari faaliyetlerin yalnızca geçiş izni verilen gemilerle sınırlı şekilde sürdüğü bildirilmiştir. ABD-İsrail ile İran arasında 28 Şubat 2026’da başlayan savaşın ardından, İran’ın misilleme olarak boğazdaki geçişleri sınırlandırması sonucu deniz trafiğinde ciddi düşüş yaşanmıştır.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Kuruluşu (UNCTAD) verilerine göre, savaş öncesinde günlük ortalama 129 gemi geçişi gerçekleşirken, bu sayı mart ayı boyunca keskin şekilde azalmış ve savaş öncesine kıyasla ortalama yüzde 95 düşüş kaydedilmiştir.
Bu süreçte, 28 Şubat–31 Mart arasında toplam 292 ticari geminin boğazdan geçtiği, bunların 147’sinin boş olduğu tespit edilmiştir. Yüklü gemiler arasında:
Günlük geçiş verileri incelendiğinde, 28 Şubat’ta 78 gemi geçişi gerçekleşmiş, ardından 1 Mart’ta 30, 2 Mart’ta 12 ve 3 Mart’ta 3 gemiye kadar düşüş yaşanmıştır. 28 Mart’ta ise 15 gemiyle görece artış kaydedilmiş, bu tarihin 2 Mart’tan sonraki en yoğun gün olduğu belirtilmiştir.
31 Mart’ta boğazdan geçen 5 geminin yalnızca birinin yüklü olduğu, diğerlerinin boş olduğu tespit edilmiştir. Bu gemilerin bayrakları şu şekilde kaydedilmiştir: 2 Liberya, 1 Saint Kitts ve Nevis, 1 Barbados ve 1 Marshall Adaları.
Boğazdan geçişine izin verilen gemilerin neredeyse tamamının Asya ülkelerine yöneldiği, tankerlerin önemli bir bölümünün ise İran petrolü taşıdığı değerlendirilmiştir. Bu dönemde gemilerin güvenli geçiş sağlamak amacıyla davranışlarını değiştirdiği de gözlemlenmiştir. Liberya bayraklı Andermatt isimli geminin, otomatik tanımlama sisteminde (AIS) varış bilgisi "Santos’tan İran'a gıda" şeklinde güncellenmiştir.
Ayrıca, ABD yönetiminin denizde bulunan İran petrolüne 30 günlük istisna tanımasının ardından, Ping Shun adlı tankerle 600 bin varil ham petrolün Hindistan’a sevk edildiği bildirilmiştir. Bu sevkiyatın, Mayıs 2019’dan bu yana Hindistan’ın İran’dan aldığı ilk petrol olduğu belirtilmiştir.
Fars Haber Ajansı'na göre, İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Mücteba Zarii konuya ilişkin yaptığı açıklamada, tasarının içeriğinde, "mali düzenlemeler ve ülkenin ulusal para birimi riyal bazlı geçiş ücretinin uygulanması, ABD ve İsrail'e geçiş yasağı, İran'a karşı tek taraflı yaptırımlara katılan ülkelere yasak getirilmesi, İran'ın egemenlik rolünün ve silahlı kuvvetlerinin yetkisinin uygulanması, boğaz ve deniz taşımacılığı güvenliği, çevresel konular ve Umman ile hukuki işbirliği" konularının yer aldığını belirtilmiştir.
Ayrıca küresel petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin bu boğazdan geçtiği, bu nedenle yaşanan aksaklıkların enerji, gübre ve gıda tedarik zincirlerini doğrudan etkilediği belirtilmiştir.
Bu süreçte, Brent petrol fiyatlarının bir ayda yaklaşık yüzde 50 arttığı, Avrupa’da gaz fiyatlarının ve Asya’da LNG fiyatlarının da yükseldiği kaydedilmiştir. Gaz fiyatlarındaki artışın, gübre üretiminde kullanılan temel girdiler üzerinde baskı oluşturduğu ve bu durumun tarımsal üretimi etkilediği aktarılmıştır.
UNCTAD analizine göre, Orta Doğu’nun gübre üretiminde kullanılan kritik girdiler açısından önemli bir merkez olduğu ve deniz yoluyla taşınan gübrenin yaklaşık üçte birinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiği belirtilmiştir. Bu nedenle boğazdaki aksaklıkların, lojistik akışlar ve küresel tedarik sürekliliği üzerinde doğrudan risk oluşturduğu ifade edilmiştir.
Özellikle Körfez ülkelerine bağımlı olan Sudan, Tanzanya, Somali, Pakistan ve Tayland gibi ülkeler açısından, gübreye erişim ve tarımsal üretim süreçlerinde yeni risklerin ortaya çıktığı bildirilmiştir.
2 Nisan'ın ilk saatlerinde ABD ve İsrail’e ait hava unsurları, Hürmüz Boğazı çevresinde yer alan sivil ve ticari iskeleleri hedef almıştır. Keşm Adası’ndaki Doha balıkçı iskelesi ile Bender Çarek’te bulunan balıkçı ve ticari iskelelerin saldırıya uğradığı açıklanmıştır.
Hürmüzgan Vali Yardımcısı Ahmed Nefisi, ilk belirlemelere göre Keşm Adası’nda 2, Bender Çarek’te ise 3 kişinin yaralandığını belirtmiştir. Saldırılar sonrasında bölgeye arama ve kurtarma ekipleri sevk edilmiş, çalışmaların sürdüğü aktarılmıştır.
ABD ve İran’ın, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması karşılığında ateşkes sağlanmasına yönelik görüşmeler yaptığı öne sürülmüştür. ABD merkezli Axios platformuna konuşan üç ABD’li yetkili, Washington ve Tahran yönetimleri arasında bu kapsamda temasların sürdüğünü ifade etmiştir.
Yetkililer, görüşmelerin doğrudan mı yoksa arabulucular üzerinden mi yürütüldüğüne dair detay vermemiş, olası bir anlaşmanın sağlanıp sağlanamayacağının ise belirsizliğini koruduğunu belirtmiştir. Aynı kaynaklar, Donald Trump’ın söz konusu ihtimali hem yönetim içindeki hem de dışındaki yetkililerle değerlendirdiğini ileri sürmüştür.
Konu hakkında bilgi sahibi iki ayrı kaynak, Trump’ın Suudi Arabistan Veliaht Prensi Mohammed bin Salman ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve olası bir ateşkesi gündeme getirdiğini, ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Mohamed bin Zayed Al Nahyan ile de temas kurduğunu aktarmıştır.
Öte yandan, başka bir kaynak, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in 31 Mart 2026 tarihinde arabulucularla görüşmeler yaptığını ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması dahil taleplerin karşılanması halinde ABD’nin ateşkese açık olduğu mesajını İran’a ilettiğini belirtmiştir. Aynı kaynak, Vance’in, anlaşmaya varılamaması durumunda İran’ın altyapısının hedef alınabileceğine ilişkin Trump’ın açıklamalarını yinelediğini ifade etmiştir.
İran lideri Mücteba Hamaney’in Başdanışmanı Ali Akbar Velayati, Hürmüz Boğazı’nın ABD, İsrail ve bu ülkelere destek veren aktörlere kapalı kalacağını açıklamıştır. Velayeti, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Hürmüz Boğazı dünyaya açıktır ancak İran halkının düşmanlarına ve bölgedeki üslerine her zaman kapalı kalacaktır.” ifadelerini kullanmıştır. Açıklamada, Boğaz’ın kullanımına ilişkin politikanın seçici ve siyasi bir çerçevede uygulanacağı vurgulanmıştır.
Ayrıca Donald Trump’ın savaşın seyrine ilişkin değerlendirmelerine değinen Velayeti, “Savaş, saldırganların coşkusu ve hayalleriyle değil, İran’ın stratejisi ve otoritesiyle sona erecektir.” demiştir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında Hürmüz Boğazı’nda yaşanan arz kesintisi, küresel enerji piyasalarında geniş çaplı etkiler doğurmuştur. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu hatta yaşanan kesintiler sonucunda Brent petrol fiyatı savaş öncesine göre yaklaşık yüzde 50 artmış, doğal gaz fiyatlarında da hızlı yükseliş kaydedilmiştir.
Uluslararası Enerji Ajansı verileri ve hükümet açıklamalarına göre, birçok ülke talebi düşürmeye yönelik tasarruf politikalarını devreye almış, aynı zamanda vergi indirimleri, sübvansiyonlar ve fiyat kontrolleriyle hane halklarını korumaya yönelik önlemler uygulamıştır.
Orta Doğu enerji kaynaklarına yüksek bağımlılığı bulunan Asya ülkelerinde doğrudan tüketimi azaltmaya yönelik kısıtlayıcı önlemler uygulanmıştır. Çin’de rafine petrol ürünlerine fiyat sınırlamaları getirilmiş, Bangladeş’te kamu binalarında klima sıcaklığı 25 derece ile sınırlandırılmış, üniversiteler geçici olarak kapatılmış ve toplu taşıma teşvik edilmiştir.
Endonezya’da haftada bir gün uzaktan çalışma uygulaması başlatılmış, kamu görevlilerinin seyahatleri sınırlandırılmış ve enerji tasarrufu politikaları sıkılaştırılmıştır. Hindistan’da sanayide doğal gaz kullanımı sınırlandırılmış, LPG yerine boru hattı gazı kullanımının yaygınlaştırılması kararlaştırılmıştır.
Güney Kore’de kamu kurumlarında araç kullanımına sınırlama getirilmiş, Laos’ta haftalık eğitim süresi azaltılmış, Filipinler’de ise ulusal enerji acil durumu kapsamında 4 günlük çalışma sistemine geçilmiştir. Myanmar ve Sri Lanka’da yakıt kotası ve dönüşümlü kullanım sistemleri uygulanmış, Tayland ve Vietnam’da uzaktan çalışma ve toplu taşıma teşvik edilmiştir.
Afrika ülkelerinde enerji verimliliği ve tüketim azaltımı odaklı politikalar öne çıkmıştır. Nijerya’da sanayiye yönelik verimlilik çağrıları yapılmış, Etiyopya’da uzaktan çalışma teşvik edilmiş ve yakıt sübvansiyonları artırılmıştır.
Mısır’da kamu çalışanları için haftada bir gün uzaktan çalışma uygulaması başlatılmış, kamu binalarında enerji kullanımı sınırlandırılmış ve çalışma saatleri kısaltılmıştır. Senegal’de ise vatandaşlara enerji tasarrufu çağrısı yapılmıştır.
Avrupa ülkeleri enerji krizine ağırlıklı olarak ekonomik araçlarla müdahale etmiştir. Almanya’da akaryakıt fiyat artışları sınırlandırılmış, Fransa’da çeşitli sektörlere doğrudan mali destek paketleri açıklanmıştır. İspanya ve Portekiz’de vergi indirimleri uygulanmış, İsveç’te yakıt vergileri geçici olarak düşürülmüştür.
Polonya, Hırvatistan ve Sırbistan’da tavan fiyat uygulamaları devreye alınmış, İngiltere ve İrlanda’da kırılgan gruplara yönelik destek programları açıklanmıştır. Avrupa Birliği Komisyonu ise üye ülkelere daha az araç kullanımı, daha az uçuş ve uzaktan çalışma çağrısında bulunmuştur.
Latin Amerika ve diğer bölgelerde de fiyat kontrolleri ve vergi düzenlemeleri uygulanmıştır. Brezilya’da yakıt üreticilerine destek sağlanmış, Şili’de kerosen fiyatları dondurulmuş, Meksika’da akaryakıt fiyatlarını sınırlamaya yönelik anlaşmalar yapılmıştır. Arjantin’de vergi artışları ertelenmiş, Avustralya’da ise akaryakıt vergileri geçici olarak yarıya indirilmiş ve kar marjları sınırlandırılmıştır.
2 Nisan'da Güney Kore hükümeti, Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle kesintiye uğrayan enerji sevkiyatını telafi etmek amacıyla farklı ülkelerden petrol tedarikine yönelmiştir. Yetkililer, ülkenin normalde aylık yaklaşık 80 milyon varil petrol temin ettiği, ancak bu miktarın kriz nedeniyle yaklaşık 50 milyon varile düştüğünü açıklamıştır.
Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Kaynak Güvenliği Bakan Yardımcısı Yang Ghi-wuk, Suudi Arabistan, Umman, Kazakistan ve ABD başta olmak üzere alternatif tedarik kaynaklarıyla temas kurulduğunu belirtmiştir. Ayrıca alternatif tedarikin Mayıs ayında artırılmasının beklendiği ifade edilmiş, hükümetin enerji piyasalarını yakından izlemeye devam ettiği aktarılmıştır.
Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişin yeniden sağlanması gerektiğini açıklamıştır. Wong, Anita Anand ile yaptığı görüşmede, bölgedeki çatışmanın küresel enerji piyasaları üzerindeki etkilerini ele aldıklarını belirtmiştir.
Açıklamasında, "Hepimiz Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin yeniden sağlanmasını ve İran rejiminin Boğaz'ı rehin tutmasının sona ermesini istiyoruz." ifadelerini kullanmıştır.
Bulgaristan Dışişleri Bakanı Nadezhda Neynski, Hürmüz Boğazı’na ilişkin görüşmelere değinerek, İngiltere’nin İran tarafından kapatılan Boğaz’ın açılması için 35 ülkeyle yapacağı toplantıya Bulgaristan’ın da katılacağını açıklamıştır.
Neynski, bu davetin askeri bir operasyon anlamına gelmediğini vurgulayarak "Bu, kesinlikle bir askeri operasyon daveti değildir. Bizim Boğaz'ı açma kapasitemiz yok. NATO üyesiyiz ve güvenlik açısından sorumlu bir üye olmaya çalışıyoruz. Bulgaristan, Hürmüz Boğazı'nın açılması için kurulacak askeri koalisyona katılmayacak çünkü bunun için gerekli imkanlarımız yok. Ben toplantıya katılarak İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile durumu ve şartları yerinde değerlendireceğim." demiştir.
Filipinler Dışişleri Bakanı Maria Theresa Lazaro ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapan Filipinler bandıralı gemiler ve denizciler için yapılan görüşmede temas kurmuştur.
Görüşmede Erakçi, İran’ın Filipinler gemilerinin ve denizcilerinin Boğaz’dan engellenmeden, güvenli ve hızlı geçişini sağlayacağı konusunda teminat verdiğini bildirmiştir. Filipinler tarafı, bu gelişmenin denizcilerin güvenliği ve ülkenin enerji arzı açısından hayati önem taşıdığını ifade etmiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hürmüz Boğazı’nı açmak amacıyla askerî bir operasyonu gerçekçi bulmadığını açıklamıştır.
Macron, açıklamasında "Bugün vatandaşlarımız ve bizler bu savaşın mağdurlarıyız." ifadelerini kullanmış, Boğaz’ın yeniden açılmasının İran ile istişare edilerek sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca şu değerlendirmede bulunmuştur: "Bu operasyonda yardım almadıkları için üzüntü duyabilirler ancak bu operasyona kendileri karar verdi. Bu, bizim operasyonumuz değil. Bizler en hızlı şekilde barışın olmasını ve diplomatik bir çerçevenin oluşturulmasını istiyoruz."
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri ele almak üzere telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir.
Açıklamada, iki liderin krizin küresel enerji piyasaları ve ulusal ekonomiler üzerindeki etkilerini değerlendirdiği, ayrıca şu ifadelere yer verildiği aktarılmıştır: "İki lider, krizin bölgesel istikrar ve küresel enerji piyasaları üzerindeki etkisini, özellikle de ulusal ekonomilere olası yansımalarını ele aldı. Görüşme sırasında, bölgedeki ortakların güvenliğine yönelik tehditler konusunda ortak endişe yeniden dile getirilirken, Körfez ülkeleriyle yakın işbirliğinin önemi vurgulandı."
Ayrıca "Uluslararası toplumun, seyrüsefer özgürlüğünün tam olarak korunmasına duyduğu çıkarı vurgulayan Meloni ve Starmer, gerilimin düşürülmesine yönelik girişimler ve bölgedeki ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması için sürekli koordinasyon içinde olma konusunda mutabık kaldılar." ifadeleri kullanılmıştır.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Hürmüz Boğazı’nın açık ve güvenli hale gelmesinin askeri operasyonların sona ermesine bağlı olduğunu açıklamıştır. Mao, açıklamasında "Hürmüz Boğazı ancak askeri operasyonlar sona erdiğinde açık ve güvenli olabilir." demiştir.
Ayrıca şu değerlendirmede bulunmuştur: "Hürmüz Boğazı ve çevresindeki sular, mal ve enerji ticareti için önemli bir uluslararası rotadır. Tüm dünyanın gözü, Boğaz'da istikrarın yeniden tesis edilip trafiğin en kısa sürede devam etmesinde. Bunun anahtarı da askeri eylemlere son verilmesi. Uluslararası toplumun görmeyi istediği, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki sularda erken bir ateşkes ile barış ve istikrarın tesis edilmesi."
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Faisal bin Farhan Al Saud ile yaptığı görüşmede Hürmüz Boğazı’ndaki durumun çatışmanın yayılma etkisi olduğunu belirtmiştir. Vang, "Çatışma sürdükçe Hürmüz Boğazı istikrarsız kalacak. Acil öncelik ateşkes sağlamak ve çatışmaya en kısa sürede son vermek olmalı." demiştir.
Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüseferin sağlanmasına katkı sunmaya hazır olduklarını açıklamıştır.
Prevot, açıklamasında "Boğazın sürekli kapalı kalması, hepimiz için geniş kapsamlı ekonomik ve güvenlik sonuçları doğurmaktadır. Burada, Belçika'da, aileler bunu benzin istasyonlarında ve enerji faturalarında hissediyor. Açık ekonomimiz de doğrudan etkileniyor. Ancak etki, yakıt, gıda ve gübre fiyatlarındaki artışın en savunmasız kesimleri daha derin bir krize ittiği gelişmekte olan ülkeler için daha da yıkıcı." demiştir.
Ayrıca şu değerlendirmede bulunmuştur: "Bu parametreler çerçevesinde, Belçika'nın Hürmüz Boğazı'nda güvenli, yasal ve engelsiz seyrüseferin desteklenmesi konusundaki kararlılığını, barışa, uluslararası hukuka ve uzun vadeli bölgesel istikrara tam saygı göstererek ifade ettim. Belçika, mayın temizleme alanındaki tanınmış uzmanlığı da dahil olmak üzere katkıda bulunmaya hazırdır."
Bulgaristan Dışişleri Bakanı Nadezhda Neynski, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik tüm çabaları destekleyeceklerini ancak askerî müdahaleye katılmayacaklarını açıklamıştır.
Açıklamada, Bulgaristan’ın diplomatik girişimlere destek verdiği, ancak askeri seçeneklerin dışında kalacağı ifade edilmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler’in Hürmüz Boğazı ile ilgili alacağı kararların sorunu daha karmaşık hale getirebileceğini belirtmiştir.
Erakçi, Boğaz’daki durumun ABD ve İsrail saldırılarından kaynaklandığını ifade etmiş ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde alınacak kararların sorunun çözümüne katkı sağlamayabileceğini dile getirmiştir.
İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper ev sahipliğinde, Londra’daki Dışişleri ve Milletler Topluluğu Ofisi’nde düzenlenen sanal zirvede, Hürmüz Boğazı’nda gemi geçişlerinin yeniden sağlanmasına yönelik planlar ele alınmıştır. Toplantıya 30’dan fazla ülke katılmıştır.
Aynı kapsamda gerçekleştirilen geniş katılımlı çevrim içi toplantıda, 40’tan fazla ülkenin yanı sıra Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Avrupa Birliği temsilcileri de yer almıştır. Toplantıya ayrıca Türkiye adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katılmıştır.
Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, "İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, küresel refah için doğrudan tehdit oluşturmaktadır." ifadesine yer verilmiştir. Açıklamada, Boğaz’ın "dünyanın en önemli deniz koridorlarından biri" olduğu ve enerji ile ticaret açısından kritik rol oynadığı vurgulanmıştır.
Katılımcı ülkelerin, Hürmüz Boğazı’nın derhal ve koşulsuz olarak yeniden açılmasını, seyrüsefer özgürlüğüne ve deniz hukukunun temel ilkelerine saygı gösterilmesini talep ettikleri belirtilmiştir. Açıklamada şu ifadeler yer almıştır: "Toplantıda, olası ortak ve koordineli eylemlerin gerçekleştirilebileceği bir dizi alanı ele aldık: Bunlar, Birleşmiş Milletler (BM) dahil uluslararası diplomatik baskıyı artırarak, İran'a Hürmüz Boğazı'ndan engelsiz geçişe izin vermesi ve buradan geçmek isteyen gemilere geçiş ücreti uygulanmasını tamamen reddetmesi yönünde net ve koordineli mesajlar iletmeyi, boğazın kapalı kalması durumunda İran'a baskı uygulamak amacıyla yaptırımlar gibi koordineli ekonomik ve siyasi tedbirleri değerlendirmeyi, IMO ile işbirliği yaparak boğazda mahsur kalan binlerce gemi ve denizcinin serbest bırakılmasını sağlamayı ve deniz taşımacılığını yeniden canlandırarak, piyasa ve operasyonel güvenin artırılmasına yönelik ortak düzenlemeler ile tutarlı ve zamanında bilgi paylaşımını sağlamak amacıyla nakliye operatörleri ve sektör kuruluşlarıyla işbirliği yapmayı içermektedir."
Açıklamada ayrıca, ülkelerin deniz seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla koordinasyon içinde hareket etme konusunda mutabık kaldıkları ve "Uluslararası hukukun saygınlığı ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı tamamen yeniden açması hayati önem taşımaktadır." ifadelerine yer verilmiştir.
Toplantı sonrası konuşan Cooper, "İran'ın Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatması, küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde ciddi baskı yaratıyor" değerlendirmesinde bulunarak, ülkelerin "mümkün olan her türlü diplomatik, ekonomik ve koordineli önlemi" almaya kararlı olduğunu belirtmiştir.
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, Hürmüz Boğazı üzerinden gübre ve insani yardım malzemelerinin taşınmasının sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) yetkisiyle bir “insani koridor” oluşturulmasını önermiştir.
Tajani, İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ın ev sahipliğinde düzenlenen çevrim içi toplantıya katılarak, İtalya’nın gerilimin düşürülmesi ve diplomatik diyaloğa dönülmesi yönündeki tutumunu aktarmıştır. Açıklamasında, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın deniz ticaret yollarının güvenliği, küresel enerji tedariki ve gıda güvenliği üzerinde doğrudan etkiler yarattığını ifade etmiştir.
Ayrıca Tajani, çok taraflı girişimlere katılmaya hazır olduklarını, ancak bunun için BM’den açık bir yetki alınmasının temel unsur olduğunu vurgulamış, özellikle gübre ve insani yardım malzemelerinin taşınması için “BM öncülüğünde mümkün olan en kısa sürede bir insani koridor oluşturulması gerektiğini” dile getirmiştir.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Hürmüz Boğazı’nda gıda ve gübre sevkiyatının sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler’in insani koridor oluşturma çalışmalarını desteklediklerini açıklamıştır.
Kallas, Boğaz’ın küresel bir kamu malı olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası hukuk 'geçiş için ödeme' gibi uygulamaları tanımamaktadır.” ifadesini kullanmıştır. Ayrıca Avrupa Birliği’nin mevcut deniz misyonlarının genişletilebileceğini belirterek, “AB'nin geçişleri izleme ve kolaylaştırma araçları bu sürece katkı sağlayabilir.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı çevresinde gemi güvenliğinin sağlanması amacıyla “güvenli deniz koridorları” oluşturulması önerisinde bulunmuştur.
Motegi, bu kapsamda diğer ülkelere işbirliği çağrısı yapmış, ayrıca bölgedeki durumun bir an önce yatışmasının önemine dikkat çekerek, enerji arzının istikrarlı şekilde sürdürülmesi için ülkelerin gerekli adımları atması gerektiğini ifade etmiştir.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılar başlatmasının ardından bölgede gerilim tırmandı. İran basınında Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatıldığı iddia edildi, 2 Mart’ta İran Devrim Muhafızları geçişlerin kapatıldığını açıkladı. Güvenlik riskinin artmasıyla petrol tankerlerinin geçişi durma noktasına geldi ve yüzlerce gemi Boğaz’ın iki yakasında beklemeye başladı. Denizcilik şirketleri seferlerini askıya aldı, sigorta kuruluşları savaş riski teminatlarını iptal etti.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Hürmüz Boğazı Krizi (2026)" maddesi için tartışma başlatın
5 Mart 2026
Hürmüz Boğazı’nın Stratejik ve Ekonomik Önemi
5 Mart 2026
Krizin Başlangıcı (28 Şubat 2026)
5 Mart 2026
Denizcilik Şirketlerinin İlk Kararları
5 Mart 2026
1 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
5 Mart 2026
2 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
5 Mart 2026
İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Hürmüz Boğazı'nı Kapatması
5 Mart 2026
3 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
5 Mart 2026
4-5 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
11 Mart 2026
6 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
11 Mart 2026
7 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
11 Mart 2026
9 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
11 Mart 2026
10 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
11 Mart 2026
11 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
12 Mart 2026
12 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
12 Mart 2026
İran’ın Yeni Lideri Mücteba Hüseyni Hamaney’in İlk Mesajı ve Hürmüz Boğazı Açıklaması (12 Mart 2026)
16 Mart 2026
13 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
16 Mart 2026
Hürmüz Boğazı’nda Ticaretin Aksaması ve Küresel Ölçekte Mücbir Sebep İlanları
16 Mart 2026
Hürmüz Boğazı’ndan Geçiş Sayıları (1–11 Mart 2026)
16 Mart 2026
14 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
16 Mart 2026
Küresel Enerji Fiyatlarındaki Gelişmeler (28 Şubat – 14 Mart 2026)
17 Mart 2026
15 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
17 Mart 2026
Trump’ın Hürmüz Boğazı İçin Uluslararası Destek Çağrısı ve Ülkelerin Yanıtları (15-16 Mart 2026)
17 Mart 2026
16 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
17 Mart 2026
17-18 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
17 Mart 2026
19-20 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
17 Mart 2026
21 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
17 Mart 2026
İran Meclisi’nin Hürmüz Boğazı’ndan Geçiş Ücreti Alınmasına Yönelik Yasa Hazırlığı (21 Mart 2026)
17 Mart 2026
Hürmüz Boğazı’na İlişkin Ortak Açıklamaya Katılan Ülke Sayısının Artması (21 Mart 2026)
24 Mart 2026
22 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
24 Mart 2026
Uluslararası Tepkiler (22 Mart 2026)
24 Mart 2026
23 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
25 Mart 2026
24 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
25 Mart 2026
Boğazın Fiili Durumu ve Deniz Trafiği (24 Mart 2026)
25 Mart 2026
Enerji Arzı ve Küresel Ekonomik Etkiler (24 Mart 2026)
25 Mart 2026
Uluslararası Tepkiler ve Diplomatik Açıklamalar (24 Mart 2026)
25 Mart 2026
25 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
25 Mart 2026
Romanya’nın Olası Mayın Temizleme Operasyonu Açıklaması
25 Mart 2026
Asya Ülkelerinde Acil Enerji Tedbirleri
30 Mart 2026
26 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
30 Mart 2026
27 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
31 Mart 2026
28-29 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
31 Mart 2026
Küresel Gübre Piyasasında Tedarik Krizi ve Gıda Güvenliği Riski (29 Mart 2026)
31 Mart 2026
30 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
31 Mart 2026
31 Mart 2026 Tarihli Gelişmeler
31 Mart 2026
İran Meclisi’nde Hürmüz Boğazı’na İlişkin Ücretlendirme Tasarısı (31 Mart 2026)
31 Mart 2026
Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı Krizi, Enerji Tedariki ve Uluslararası Sorumluluklara İlişkin Açıklamaları (31 Mart 2026)
4 Nisan 2026
1 Nisan 2026 Tarihli Gelişmeler
4 Nisan 2026
Hürmüz Boğazı’nda Deniz Ticareti ve Küresel Etkiler
4 Nisan 2026
2 Nisan 2026 Tarihli Gelişmeler
4 Nisan 2026
Küresel Enerji Arz Krizi ve Tasarruf Politikaları (2 Nisan İtibariyle)
4 Nisan 2026
Diplomatik Açıklamalar ve Uluslararası Tepkiler (2 Nisan 2026)
4 Nisan 2026
Londra’da Hürmüz Boğazı Zirvesi ve Uluslararası Koordinasyon Kararları (2 Nisan 2026)
4 Nisan 2026
Deniz Güvenliği ve İnsani Koridor Girişimleri (2 Nisan 2026)