
İran-ABD-İsrail Savaşı sırasında geçici ateşkes ve İslamabad müzakereleri, 28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail ortak askeri harekatının ardından, Pakistan'ın arabuluculuğuyla 8 Nisan 2026 tarihinde ABD ile İran arasında varılan iki haftalık geçici ateşkesi ve akabinde Islamabad'da başlaması kararlaştırılan müzakere sürecini kapsamaktadır.
Ateşkes, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kısmi ablukadan çıkarma koşuluna bağlanmış, İran tarafından sunulan 10 maddelik plan ise kalıcı barış görüşmelerinin çerçevesini oluşturması amacıyla taraflarca müzakere zemini olarak kabul edilmiştir.
ABD ile İsrail, 28 Şubat 2026 tarihinde İran'a yönelik ortak bir askeri harekat başlatmıştır. ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, harekatın İran'ı bölgesel bir tehdit olmaktan çıkarmak ve nükleer silah edinmesini önlemek amacıyla zorunlu olduğunu savunmuştur. Uluslararası hukuk uzmanları ise söz konusu harekatı "uluslararası hukuku ihlal eden provokatif bir saldırı" olarak nitelendirmiştir.
Harekatın hemen ardından İran, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve dünya petrol ile doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde yirmisinin geçtiği Hürmüz Boğazı'na kısmi abluka uygulamaya başlamıştır. Bu durum küresel enerji piyasalarında ciddi çalkantılara yol açmış, petrol fiyatları dünya genelinde sert biçimde yükselmiş, başta ABD olmak üzere pek çok ülkede yakıt sıkıntısı baş göstermiştir. ABD'de Trump'ın destek tabanı dahil geniş bir kamuoyu kesiminin bu gelişmelere duyduğu hoşnutsuzluk, siyasi baskının artmasına neden olmuştur.
Çatışma kısa sürede bölgeye yayılmıştır. İran'ın Lübnan merkezli müttefiki Hizbullah, İran'ı desteklemek amacıyla İsrail'e saldırılar düzenlemiştir. Hizbullah, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in savaşın ilk gününde öldürülmesinin yanı sıra İsrail'in Kasım 2024'te imzalanan ateşkesi her gün ihlal etmesini gerekçe göstermiştir. Irak merkezli İslam Direnişi ile Yemen'deki Husilerin de İsrail'e saldırı düzenlemesiyle çatışma bölgesel bir boyut kazanmıştır. Öte yandan İran'ın misilleme saldırıları Körfez ülkelerine de sıçramış, Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik saldırılar yaşanmıştır.
Geçici ateşkesin ilan edildiği tarihe dek savaşta İran'da yaklaşık 2.076 kişi hayatını kaybetmiştir. Yakın Körfez devletlerinde ise 28 kişi ölmüştür. ABD, 13 askeri personelini yitirirken İsrail'de 26 kişi hayatını kaybetmiştir. Lübnan'da İsrail saldırıları sonucunda 1.500'den fazla kişi ölmüş, 1 milyondan fazla kişi yerinden edilmiştir.
Pakistan, savaşın ilk aşamasından itibaren ABD ile İran arasındaki müzakerelerde başlıca arabulucu konumunu üstlenmiştir. Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan da diplomatik çabalara katkıda bulunmuştur. Çin ise İran'ın en büyük ticaret ortağı sıfatıyla Tahran'ı müzakere masasına çekme yolunda baskı uyguladığı bildirilmiştir.
Trump, Mart 2023'ten itibaren birçok kez İran'ın enerji altyapısına saldırı tehdidinde bulunmuş ancak son dakika kararlarıyla bu tehditleri ertelemiştir. 23 Mart'ta beş günlük ek süre tanımış, 26 Mart'ta ise Nisan başına kadar uzanan yeni bir ertelemeyi duyurmuştur. Her iki ertelemede de müzakerelerde ilerleme kaydedildiği gerekçe olarak öne sürülmüştür.
Pakistan Başbakanı Shahbaz Sharif, 7 Nisan 2026'da Trump'ın son ultimatom tarihinden beş saatten kısa bir süre kala bir çağrıda bulunmuştur. Sharif, hem "Trump'tan son tarihi iki hafta uzatmasını hem de İran'dan bu süre zarfında iyi niyet jesti olarak Hürmüz Boğazı'nı açmasını" talep etmiştir. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, başkanın tekliften haberdar edildiğini ve bir yanıtın verileceğini doğrulamıştır.
Trump, belirlediği son tarihten yaklaşık bir buçuk saat önce, 7 Nisan 2026 Salı günü Doğu ABD saatiyle 18:32'de (22:32 GMT) Truth Social hesabından resmi açıklamasını paylaşmıştır. Açıklamada, "aynı gün akşam 20:00'de (00:00 GMT) yürürlüğe girecek olan saldırı planından vazgeçildiği" duyurulmuştur.
Trump, açıklamasında Pakistan Başbakanı Sharif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile yapılan görüşmelere atıfta bulunarak saldırı planının, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı "tam, derhal ve güvenli biçimde açması" koşuluna bağlı olarak "iki haftalığına askıya alındığını" ifade etmiştir.
"İran'dan 10 maddelik bir teklif alındığını ve bu teklifin müzakere için uygulanabilir bir zemin oluşturduğunu" belirtmiştir. Açıklamada ayrıca ABD'nin daha önce belirlenen tüm askeri hedefleri karşıladığının ve hatta aştığının, İran ile neredeyse tüm anlaşmazlık konularında mutabakat sağlandığının altı çizilmiştir. Trump, söz konusu iki haftalık sürenin kapsamlı bir anlaşmanın nihai şeklini alması için kullanılacağını vurgularken Orta Doğu'da kalıcı barışın sağlanmasına vesile olmayı kendisi için büyük bir onur olarak nitelendirmiştir.
ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı'ndaki yoğunluğu düzenlemeye yardımcı olacaklarını belirtmiştir. Trump, dünya barışı için "büyük bir gün" olduğunu belirterek, Hürmüz Boğazı'ndaki trafik yoğunluğunu düzenlemeye yardımcı olacaklarını ve pek çok olumlu adım atılacağını ifade etmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi adına ateşkese ilişkin resmi açıklamayı X platformu üzerinden kamuoyuyla paylaşmıştır. Arakçi, "İran'a yönelik saldırılar durdurulursa güçlü silahlı kuvvetlerimiz savunma operasyonlarına son verecektir" ifadesini kullanmıştır. Açıklamasında, "iki haftalık süre boyunca Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin teknik kısıtlamalar gözetilerek İran Silahlı Kuvvetleri ile koordineli biçimde mümkün kılınacağını belirtmiş, bu kararın Trump'ın İran'ın 10 maddelik teklifini genel çerçeve olarak kabul etmesi doğrultusunda alındığını" vurgulamıştır.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ise daha kapsamlı bir açıklama yayımlamıştır. Konsey açıklamasında "Amerikan tarafına duyulan tam güvensizlik" içinde de olsa müzakerelere katılma kararı alındığı belirtilmiş, İran'ın müzakereler için iki haftalık süre öngördüğü, bu sürenin tarafların mutabakatıyla uzatılabileceği ifade edilmiştir. Açıklamada ayrıca İran'ın "düşmanın yapacağı en küçük hataya dahi güçlü biçimde karşılık vermeye" hazır olduğu vurgulanmıştır.
Pakistan Başbakanı Sharif de savaşın taraflarının, Lübnan dahil her cephede derhal ateşkes konusunda mutabık kaldığını açıklamış ve kararın "derhal yürürlüğe girdiğini" bildirmiştir. Sharif, "10 Nisan 2026 Cuma günü Islamabad'da müzakerelerin başlaması için" her iki heyeti de Pakistan'a davet etmiştir.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, İran ile ABD arasında varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkes anlaşmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Pezeşkiyan, söz konusu ateşkesin İran’ın görüşlerinin temel ilkeler olarak kabul edildiği bir çerçevede şekillendiğini ifade etmiştir.
Pezeşkiyan, anlaşmayı, ABD ve İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden İran’ın önceki lideri Ali Hamaney’in “kanının meyvesi” ve İran halkının sahadaki varlığının bir başarısı olarak nitelendirmiştir. Açıklamada, ateşkesin yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal dayanışmanın bir sonucu olduğu vurgulanmıştır.
İran Cumhurbaşkanı, ülkenin diplomasi, savunma ve kamu hizmetleri alanlarında eş zamanlı şekilde hareket etmeye devam edeceğini belirterek, iç ve dış cephelerde birlik içinde olunmasının sürdürüleceğini ifade etmiştir.
İran, Pakistan aracılığıyla Beyaz Saray'a iletilen ve müzakerelerin çerçevesini belirlemesi öngörülen 10 maddelik bir barış planı sunmuştur. Trump, söz konusu planı müzakere için "uygulanabilir bir zemin" olarak nitelendirmiştir. İran devlet medyasının yayımladığı listede yer alan maddeler şu şekildedir:
1. İran'ın nükleer silah edinmeme taahhüdü.
2. İran ve müttefik gruplarına yönelik saldırıların tam olarak sona erdirilmesine zemin hazırlayacak hükümlerin hayata geçirilmesi.
3. ABD savaş güçlerinin bölgedeki üs ve konuşlanma noktalarından çekilmesi ve bu üslerden İran'a yönelik her türlü saldırının yasaklanması.
4. Hürmüz Boğazı'nda iki haftalık süre için "Güvenli Geçiş Protokolü" çerçevesinde ve İran'ın belirlediği kurallara uygun olarak sınırlı günlük gemi geçişine izin verilmesi.
5. İran'a yönelik birincil ve ikincil yaptırımların tamamıyla kaldırılması.
6. Savaş nedeniyle uğranılan zararların tazmin edilmesi amacıyla bir yatırım ve finansman fonu oluşturulması.
7. ABD'nin İran'ın nükleer malzeme zenginleştirme hakkını tanıması ve zenginleştirme düzeyi konusunun müzakereye açılması.
8. İran'ın bölgedeki ülkelerle ikili ve çok taraflı barış antlaşmaları müzakere etme yetkisinin tanınması.
9. Bölgedeki tüm direniş gruplarına karşı yürütülen operasyonlara son veren saldırmazlık politikasının kapsamının genişletilmesi.
10. Tüm taahhütlerin bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanması.
İran'ın Farsça yayımladığı versiyonunda "zenginleştirmenin kabul edilmesi" ibaresine açıkça yer verilmiş ancak bu ifadenin İranlı diplomatların gazetecilere ilettiği İngilizce versiyonunda yer almadığı dikkat çekmiştir. Uzmanlar ve analistler, bu taleplerin müzakerenin başlangıç pozisyonu niteliğinde olduğunu ve tamamının ABD tarafından kabul edilmesinin olası olmadığını değerlendirmiştir.
İran'ın planına göre, Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkına sahip gemilerden İran ve Umman tarafından gemi başına 2 milyon dolara kadar ücret tahsil edilmesi öngörülmüş, elde edilecek gelirin yeniden yapılanma masrafları için kullanılması kararlaştırılmıştır. Plan aynı zamanda İran'ın boğaz üzerinde hakimiyet ve denetim kurmasını da öngörmektedir. İran, çatışmanın başlamasından önce bu tür bir kontrol yetkisine sahip değildir.
Demokrat Senatör Chris Murphy, söz konusu düzenlemeyi son derece tehlikeli bulduğunu dile getirerek bu anlaşmanın boğaz üzerinde İran egemenliğini tesis etmesi halinde bunun "dünya için felaket" niteliği taşıyacağını söylemiştir..
Netanyahu'nun ofisi, ateşkes duyurusunun ardından yapılan açıklamada İsrail'in Trump'ın kararını desteklediğini ve İran'ın "nükleer, füze ve terör tehdidi" oluşturmaktan çıkarılmasını hedefleyen ABD girişimini onayladığını bildirmiştir. Beyaz Saray ise İsrail'in anlaşmaya katıldığını doğrulamıştır.
Öte yandan Netanyahu, iki haftalık ateşkesin Lübnan'ı kapsamadığını söylemiştir. Bu açıklama, Pakistan Başbakanı Sharif'in daha önce ateşkesin Lübnan dahil her cephede yürürlüğe girdiği yönündeki açıklamasıyla doğrudan çelişmektedir. İsrail'in Lübnan'daki kara harekatı ateşkes ilanının ardından da sürmüştür.
İsrail basınında yer alan haberlere göre, üst düzey bir İsrailli yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın iki haftalık ateşkes kararından İsrail’in son anda haberdar edildiğini öne sürmüştür. Söz konusu açıklama, ateşkes sürecine ilişkin koordinasyon düzeyine dair farklı değerlendirmeleri gündeme getirmiştir.
İsrail devlet televizyonu KAN’a konuşan yetkili, ABD ile İran arasında varılan ateşkes kararının İsrail tarafında şaşkınlık yarattığını ifade etmiştir. Yetkili, “Her şeyin sonuçlanmış gibi göründüğü son anda yeni bilgiler aldık” şeklindeki ifadeleriyle kararın son aşamada iletildiğini belirtmiştir.
İsrail ordusu, ABD-İran arasında sağlanan geçici ateşkes kapsamında, siyasi kademeden gelen talimat doğrultusunda İran’da ateşkes durumuna geçtiğini açıklamıştır. Açıklamada, ateşkes öncesinde İran’ın füze fırlatma kapasitesine yönelik hava saldırıları gerçekleştirildiği belirtilmiştir. İsrail ordusu, buna karşın Lübnan’a yönelik saldırıların, karadan operasyonlar dahil olmak üzere devam ettiğini vurgulamıştır.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkes anlaşmasının, İran’ın görüşlerinin temel ilkeler olarak kabul edildiği bir çerçevede şekillendiğini ifade etmiştir. Pezeşkiyan, açıklamasını savaşın 40’ıncı gününde kamuoyuyla paylaşmıştır.
Pezeşkiyan, söz konusu ateşkesi, ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybeden İran’ın önceki lideri Ali Hamaney’in “kanının meyvesi” ve “İran halkının sahadaki varlığının bir başarısı” olarak nitelendirmiştir.
Açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştır: “İran'ın görüşlerinin temel ilkeler olarak kabul edildiği ateşkes, büyük şehit liderimiz Hamaney'in kanının meyvesi ve tüm halkın sahnede varlığının bir başarısıdır. Bugün de aynı şekilde diplomasi meydanında, savunma meydanında sokakta ve hizmet ulaştırmada yan yana durmaya devam edeceğiz.”
Ateşkes duyurusu, dünya genelinde geniş çaplı olumlu karşılık görmüştür:
Birleşmiş Milletler: BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, ateşkes haberini memnuniyetle karşılamış ve tüm tarafları ateşkes şartlarına uyarak bölgede kalıcı ve kapsamlı bir barışın önünü açmaya davet etmiştir. Guterres, sivillerin korunması ve insani acıların dindirilmesi için çatışmaların ivedilikle sona erdirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamış; Pakistan'ı ve diğer arabulucu ülkeleri takdirle anmıştır.
Irak: Irak Dışişleri Bakanlığı ateşkesi memnuniyetle karşılamış ve kalıcı bir çözüme ulaşmak için hem ABD'nin hem de İran'ın taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Lübnan: Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ABD ile İran arasında Pakistan arabuluculuğunda sağlanan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını açıklamıştır. Avn, ateşkesin sağlanmasına katkıda bulunan Türkiye, Pakistan ve Mısır’ın diplomatik çabalarına dikkat çekmiştir.
Çin: Çin, ABD ile İran arasında Pakistan arabuluculuğunda varılan iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladığını bildirirken, ateşkeste doğrudan katkısı olduğuna ilişkin iddiaları doğrulamamıştır. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin'de düzenlenen olağan basın toplantısında, Pekin'in krizin başından bu yana ateşkesi ve çatışmanın siyasi yollarla çözümünü savunduğunu belirtmiştir.
Rusya: Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, ABD-İran arasındaki geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, "Bu çok önemli bir adım. İran ve Amerikan heyetleri arasında önümüzdeki günlerde doğrudan temasların gerçekleşeceğini umuyoruz." demiştir.
Mısır: Mısır Dışişleri Bakanlığı, ateşkesi olumlu bir fırsat olarak değerlendirmiş; barışın inşası sürecinde askeri operasyonların durdurulmasına ve uluslararası denizlerde serbest geçiş hakkına tam saygı gösterilmesine vurgu yapmıştır. Bakanlık ayrıca Pakistan ve Türkiye ile birlikte bölgede güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik çabalara devam edeceklerini bildirmiştir.
Umman: Umman Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ABD ve İran arasında sağlanan ateşkesin memnuniyetle karşılandığı kaydedilmiştir. Muskat'ın, Pakistan'ın bu konudaki çabaları ile savaşın sona ermesi çağrısında bulunan tüm tarafları takdir ettiği aktarılmıştır.
Ayrıca krizin kökten çözülmesini sağlayacak yolların bulunması, bölgede savaş ile saldırıların kalıcı şekilde sonlandırılması için sarf edilen çabaların artırılmasının önemi vurgulanmıştır.
Japonya: Japon Hükümeti Sözcüsü Minoru Kihara, iki haftalık ateşkesi olumlu bir gelişme olarak değerlendirmiş ve Orta Doğu'daki gerginliğin azaltılmasının Tokyo için birincil öncelik olmaya devam ettiğini belirtmiştir.
Malezya: Malezya Dışişleri Bakanlığı ateşkesi önemli bir adım olarak nitelendirmiş ve tüm tarafları anlaşmanın şartlarına iyi niyetle uymaya, bölgesel istikrarı zedeleyecek ya da küresel enerji güvenliğini tehdit edecek adımlardan kaçınmaya davet etmiştir.
Avustralya: Başbakan Anthony Albanese ve Dışişleri Bakanı Penny Wong ortak açıklamalarında, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatmasının ve ticari gemilere, sivil altyapıya ve enerji tesislerine yönelik saldırıların eşi görülmemiş bir enerji arz şokuna yol açtığını ifade etmiştir. Açıklamada, savaşın uzadıkça küresel ekonomiye verilen zararın daha da büyüyeceği ve insani bedelin ağırlaşacağının altı çizilmiştir. Avustralya, arabuluculuk sürecinde Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın katkılarına teşekkür etmiştir.
Yeni Zelanda: Dışişleri Bakanı Winston Peters, ateşkesi olumlu karşılamakla birlikte kalıcı bir ateşkesin sağlanması için önümüzdeki günlerde pek çok kritik adımın atılması gerektiğini belirtmiştir.
Azerbaycan: Azerbaycan Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, 2 haftalık ateşkesin memnuniyetle karşılandığı belirtilerek arabuluculuk yapan tüm tarafların çabalarının takdir edildiği vurgulanmıştır.
İspanya: İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ABD ile İran arasındaki iki haftalık ateşkesten memnun olduğunu ancak şimdi diplomasi, uluslararası hukuk ve barışa ihtiyaç duyulduğunu belirtmiştir.
Almanya: Almanya, ABD ve İran arasındaki 2 haftalık ateşkesi memnuniyetle karşılamıştır. Almanya Başbakanı Friedrich Merz yaptığı yazılı açıklamada, Alman hükümetinin, ABD ile İran arasında gece saatlerinde varılan 2 haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladığını ifade ederek bu önemli anlaşmanın sağlanmasında yaptığı aracılık için Pakistan'a teşekkürlerini ilettiklerini aktarmıştır.
Güney Kore: Güney Kore Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Park Il, 2 haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Sözcü Park, söz konusu adımın, küresel enerji tedariki açısından öneme sahip Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferin yeniden başlaması açısından zemin hazırladığını belirterek gemilerin boğazdan güvenli geçişine yönelik beklentilerini dile getirmiştir.
Kazakistan: Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, ABD ile İran arasında Pakistan arabuluculuğunda sağlanan iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşılamıştır. Tokayev, ateşkesin uzun vadeli olmasını temenni ettiğini ve bunun küresel ticaret ile ekonomik istikrara katkı sağlayacağını belirtmiştir.
Finlandiya: Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, ABD ile İran arasındaki geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını belirtmiş ve sürecin kalıcı bölgesel düzenlemelere dönüşmesini desteklediklerini ifade etmiştir.
Letonya: Letonya Başbakanı Evika Silina, iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını açıklamış ve anlaşmanın kalıcı barış için kritik önemde olduğunu vurgulamıştır.
Norveç: Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, ateşkesi olumlu bir gelişme olarak değerlendirmiş ve diplomasiye alan açılmasını desteklediklerini belirtmiştir.
İsveç: İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını ifade ederek sürecin uzun vadeli ve sürdürülebilir çözüme evrilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Danimarka: Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, ateşkesin küresel ekonomik riskleri azaltabilecek önemli bir adım olduğunu ifade etmiştir.
Estonya: Estonya Dışişleri Bakanı Margus Tsahkna, ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını belirtmiş ve sürecin kalıcı barış ve istikrara dönüşmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Türkiye: Dışişleri Bakanlığı, ateşkese ilişkin, "Bölgedeki savaşta ilan edilen geçici ateşkes kararını memnuniyetle karşılıyoruz. Geçici ateşkesin sahada tam olarak uygulanması gerektiğini vurguluyor ve tüm tarafların varılan mutabakata bağlı kalmasını ümit ediyoruz." açıklamasında bulunmuştur. Kalıcı barışa giden yolun ancak diyalog, diplomasi ve karşılıklı güvenle mümkün olacağı vurgulanan açıklamada, Türkiye'nin Pakistan'ın başkenti İslamabad’da yapılacak müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için her türlü desteği vermeyi sürdüreceği belirtilmiştir. Açıklamada, "Bu süreçte üstlendiği rolden dolayı kardeş Pakistan’ı tebrik ediyor, barışa katkı sunan tüm girişimlerin devamını diliyoruz." değerlendirmesi yer verilmiştir.
Hindistan: Hindistan, geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını ve bu adımın bölgede kalıcı barışa zemin hazırlamasını umduklarını bildirmiştir. Hindistan Dışişleri Bakanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Ateşkesi memnuniyetle karşılıyoruz ve bunun Batı Asya bölgesinde kalıcı barışa yol açmasını umuyoruz." ifadesi kullanılmıştır.
İtalya: İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, ABD ile İran arasındaki iki haftalık ateşkesi olumlu bir gelişme olarak nitelendirmiştir. Tajani, ateşkesin barış anlaşmasına giden yolda önemli bir adım olduğunu, aynı zamanda petrol fiyatlarının 100 doların altına düşmesiyle ekonomik açıdan rahatlama sağladığını ifade etmiştir. İtalya’nın müzakere sürecine katkı sunmayı sürdüreceği belirtilmiş; ayrıca İran’ın nükleer silaha sahip olmaması ve diplomatik çözümün öncelik taşıdığı vurgulanmıştır.
Vatikan: Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, geçici ateşkesi “umut verici bir gelişme” olarak değerlendirmiştir. Papa, “İki haftalık derhal yürürlüğe girecek bir ateşkesin ilanını memnuniyetle ve canlı bir umut işareti olarak karşılıyorum” ifadelerini kullanmış; savaşın sona ermesinin ancak diyalog ve diplomasi yoluyla mümkün olacağını belirtmiştir. Ayrıca sürecin dua ve diplomatik çabalarla desteklenmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Malta: Malta Başbakanı Robert Abela, geçici ateşkesi bölgede yaşayan insanlar için rahatlama ve umut sağlayan bir gelişme olarak nitelendirmiştir. Abela, “Gece saatlerinde varılan ateşkes, bölgede yaşayan insanlar için çok ihtiyaç duyulan bir rahatlama ve yenilenmiş bir umut sunan cesaret verici bir gelişmedir” açıklamasında bulunmuş; Malta’nın barış, diyalog ve istikrarı desteklemeye devam edeceğini vurgulamıştır.
Hırvatistan: Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenkovic, ABD ile İran arasındaki iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını belirtmiş ve gelişmenin özellikle enerji fiyatlarındaki düşüş açısından olumlu olduğunu ifade etmiştir.
Slovenya: Slovenya hükümeti, geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladığını açıklamış ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının bölgesel ve küresel güvenlik için önemli bir fırsat sunduğunu vurgulamıştır.
Özbekistan: Özbekistan Dışişleri Bakanlığı, ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladığını açıklamış ve gelişmenin bölgesel gerilimin azaltılması ile diplomatik diyaloğun yeniden tesis edilmesi açısından önemli bir adım olduğunu vurgulamıştır. Açıklamada ayrıca, taraflara itidal çağrısı yapılarak kalıcı barışın barışçıl yollarla sağlanması gerektiği ifade edilmiştir.
Afrika Birliği: Afrika Birliği ABD ile İran arasındaki geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladığını açıklamış ve gelişmeyi gerilimin azaltılmasına yönelik önemli bir adım olarak nitelendirmiştir. Açıklamada, ateşkesin insani etkileri hafifletmek ve diplomatik süreci güçlendirmek açısından kritik bir fırsat sunduğu vurgulanmıştır.
Sudan: Sudan yönetimi, ABD ile İran arasındaki iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladığını belirtmiş ve bu adımın bölgesel gerilimin azaltılması ile barış ve istikrarın sağlanmasına katkı sunabilecek olumlu bir gelişme olduğunu ifade etmiştir.
Güney Afrika: Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, ABD ile İran arasında sağlanan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını açıklamıştır. Ramaphosa, “Bunun çatışmanın kalıcı çözümü için zemin hazırlayacağını umuyoruz.” ifadelerini kullanmıştır. Ramaphosa ayrıca, kalıcı barışın ancak diyalog ve arabuluculuk yoluyla sağlanabileceğini vurgulamış ve tüm taraflara uluslararası hukuka, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterme çağrısında bulunmuştur.
Tacikistan: Tacikistan Dışişleri Bakanlığı, ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık geçici ateşkesi olumlu karşıladığını açıklamış ve gelişmenin uzun vadeli barış için önemli bir adım olduğunu belirtmiştir. Açıklamada, çatışmanın askeri çözümü olmadığı vurgulanarak taraflara uluslararası hukuk çerçevesinde diplomatik çözüm çağrısı yapılmıştır.
Libya: Libya Ulusal Birlik Hükümeti, ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladığını açıklamış ve sürecin kalıcı barış ve bölgesel güvenlik için önemli bir adım olduğunu belirtmiştir.
Kolombiya: Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, ABD ile İran arasındaki geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını açıklamış ve taraflara barış görüşmelerinin yeniden başlatılması çağrısında bulunmuştur.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile İran arasında sağlanan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkese ilişkin memnuniyetini dile getirmiştir. Erdoğan, 28 Şubat’tan bu yana bölgeyi etkisi altına alan savaşın ardından ilan edilen ateşkesin olumlu bir gelişme olduğunu ifade etmiştir.
Erdoğan, ateşkesin sahada eksiksiz şekilde uygulanmasının önemine dikkat çekerek, olası tahrik ve sabotaj girişimlerine fırsat verilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Açıklamada, ateşkes sürecine katkı sağlayan başta Pakistan olmak üzere tüm aktörlere teşekkür edilmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgenin uzun süredir savaş, çatışma ve istikrarsızlık ortamından etkilendiğini belirterek, Orta Doğu’nun en kısa sürede barış, huzur ve istikrara kavuşmasının temenni edildiğini ifade etmiştir. Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel düzeyde barışın sağlanmasına yönelik çabalarını sürdüreceği belirtilmiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD ile İran arasında varılan iki haftalık geçici ateşkese ilişkin, ateşkesin Lübnan’ı da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Macron, Elysee Sarayı’nda düzenlenen Savunma ve Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, mevcut ateşkesin sahada eksiksiz uygulanmasının önemine dikkat çekmiştir.
Macron, ateşkesin yalnızca askeri gerilimi azaltmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, bu sürecin İran’ın nükleer programı, balistik kapasitesi ve bölgesel faaliyetlerine ilişkin kalıcı bir çözüm için yürütülecek müzakerelere zemin hazırlaması gerektiğini ifade etmiştir.
teşkesi olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Macron, buna karşın Lübnan’daki durumun halen kritik olduğunu vurgulamış ve “Ateşkesin Lübnan’ın tamamını içermesini sağlamak istiyoruz” ifadelerini kullanmıştır.
Macron ayrıca, yaklaşık 15 ülkenin Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğini kolaylaştırmak amacıyla, İran ile koordinasyon içinde tamamen savunma amaçlı bir deniz misyonu oluşturulması için hazırlık yürüttüğünü belirtmiştir.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, ABD ile yürütülecek müzakerelerin 10 Nisan 2026 Cuma günü Pakistan'ın başkenti İslamabad'da başlayacağını açıklamıştır. İran, müzakereleri kendi 10 maddelik teklifine dayandırma tutumunu kararlılıkla korumuştur. Beyaz Saray Sözcüsü Leavitt ise yüz yüze görüşme imkanlarının değerlendirildiğini doğrulamış ancak kesinleşen bir bilginin yalnızca başkan ya da Beyaz Saray tarafından açıklanacağını hatırlatmıştır.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin açıklamasında müzakerelerin 15 gün içinde tamamlanması hedeflenmiş ve bu sürenin tarafların mutabakatıyla uzatılabileceği belirtilmiştir. Konsey ayrıca, İran'ın savaştaki hedeflerine ulaştığını ve sahadaki zaferin müzakere masasında da tescil ettirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. İran basınına göre, İslamabad’daki müzakerelerde İran heyetine Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlık edecektir. ABD heyetine ise Başkan Yardımcısı James David Vance’in liderlik etmesi öngörülmüştür.
8 Nisan akşam saatlerinde Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD ile İran arasında yapılacak müzakerelerin 11 Nisan’da İslamabad’da başlayacağını ve ABD heyetine Başkan Yardımcısı JD Vance’in katılacağını açıklamıştır. Leavitt, görüşmelere ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner’in de dahil olacağını belirtmiş ve müzakerelerde ateşkes anlaşması ile temel konuların ele alınacağını ifade etmiştir.
İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, ABD ile yürütülen müzakerelerde İran’ın 10 maddelik teklifinin temel alınacağını belirtmiş ve bu şartların kabul edilmemesi halinde anlaşma imzalanmayacağını ifade etmiştir. Nikzad, “10 şart kabul edilmezse, Devrim Rehberi (Ayetullah Mücteba Hamaney) imzaya izin vermeyecek. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği, Devrim Rehberi'nden bu 10 şart için izin almıştır.” demiştir.
Nikzad, ayrıca İran’ın nükleer silah üretmeme taahhüdüne değinerek, “Belirlenen şartlar arasında her türlü saldırganlığın tamamen sona ermesi, ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi, İran ile Hürmüz Boğazı'ndan geçiş, birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılması ve İran'ın kayıplarının tazmin edilmesi yer almaktadır.” ifadelerini kullanmıştır.
Nikzad, Meclis’te savaş sonrası sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunduklarını belirterek, “Meclis Başkanı'nın da görüşüyle bütçede reformlar yapılacak ve Allah'ın lütfuyla ülkeyi eskisinden daha iyi hale getireceğiz.” açıklamasında bulunmuştur. Ayrıca Nikzad, Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin savaş öncesi düzene dönmeyeceğini ifade ederek, boğazdan geçen gemilerdeki petrolden varil başına ücret alınmasının planlandığını belirtmiştir.
İran lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti, ABD’nin İran’ın şartlarını temel alarak ateşkesi kabul etmesini “stratejik yenilgi” olarak nitelendirmiştir. Velayeti, “İran Silahlı Kuvvetleri, ilk günden bu yana olduğu gibi, en yüksek hazırlık seviyesindedir ve İbrani-Arap-Amerikan cephesinin ateşkesi ihlalinde herhangi bir hesaplama hatasına karşı kesin ve caydırıcı bir yanıt verecektir.” açıklamasında bulunmuştur.
ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’ndan ilk gemi geçişleri gerçekleşmiştir. MarineTraffic verilerine göre, Liberya bayraklı “Daytona Beach” adlı yük gemisi Türkiye saatiyle 08.28’de Bender Abbas’tan ayrılmış ve 09.59’da boğazı geçmiştir. Ayrıca Yunan sahipli “NJ Earth” adlı yük gemisi de 11.44 itibarıyla boğazdan geçiş yapmıştır. Bu gelişmeler, ateşkes sonrası deniz trafiğinin yeniden başladığını göstermiştir.
8 Nisan günü ABD Başkanı Donald Trump, geçici ateşkesin ardından İran’da askeri açıdan tüm hedeflere ulaşıldığını savunarak “tam bir zafer kazandıklarını” ifade etmiştir. Trump, İran’ın sunduğu 10 maddelik planın müzakereler için uygun bir zemin oluşturduğunu belirtmiş; ateşkes ve müzakere sürecinin başarısız olması halinde askeri operasyonların yeniden başlatılabileceğini dile getirmiştir.
Basra Körfezi’nde İran’a ait Lavan Adası’ndaki petrol rafinerisinde 8 Nisan 2026 sabah saatlerinde birden fazla patlama meydana gelmiştir. İran basınında ilk olarak yer alan haberlerde, patlamaların ateşkes ilanının hemen ardından gerçekleştiği ve kaynağının henüz belirlenemediği ifade edilmiştir. Aynı saat diliminde İran medyası, Basra Körfezi’nde bulunan Siri Adası’nda da benzer şekilde kaynağı belirsiz patlamalar yaşandığını duyurmuştur.
İran Ulusal Petrol Rafineri Şirketi tarafından daha sonra yapılan resmi açıklamada ise patlamanın nedenine ilişkin farklı bir değerlendirme paylaşılmıştır. Açıklamada, “Çarşamba günü saat 10 civarında, Lavan Adası'nda bulunan Lavan Petrol Rafinerisi tesisi, düşmanlar tarafından alçakça bir saldırıya maruz kaldı” ifadelerine yer verilerek olayın “düşman saldırısı” sonucu meydana geldiği ileri sürülmüştür. Patlamanın ardından tesiste yangın çıktığı, olay yerine sevk edilen ekiplerin müdahalede bulunduğu ve çalışanların zamanında tahliye edilmesi sayesinde herhangi bir can kaybı bildirilmediği aktarılmıştır.
Açıklamada ayrıca, yaşanan olayın ardından İran’ın yakıt tedarik ve dağıtım ağında bir aksama olmadığı belirtilmiş, kamuoyuna yakıt tüketiminin kontrol altında tutulması yönünde çağrıda bulunulmuştur. Bu ifadeler, olayın enerji arzına etkisinin sınırlı tutulmaya çalışıldığına işaret etmiştir.
Öte yandan, İsrail ordusu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Lavan Adası’ndaki petrol rafinerisine yönelik herhangi bir saldırı gerçekleştirilmediğini savunmuştur. İsrail tarafı, özellikle ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından söz konusu tesise saldırı düzenlendiği yönündeki iddiaları reddetmiştir.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ABD ile varılan geçici ateşkesin tarafların taahhütlerine bağlı kalınarak uygulanması gerektiğini vurgulamıştır. Pezeşkiyan, İran’ın ateşkes sürecine katılımını “sorumluluk göstergesi” olarak nitelendirmiştir.
Pezeşkiyan, İran’a yönelik son gelişmelere atıfta bulunarak, Siri ve Lavan adalarına yönelik saldırıların ateşkes ihlali anlamına geldiğini ifade etmiş ve “İran’ın sunduğu 10 şarttan birisi de Lübnan’da ateşkesin sağlanmasıdır. İran her türlü saldırıya karşılık verecektir.” açıklamasında bulunmuştur.
Görüşmede Pakistan Başbakanı Şerif ise, Lübnan’a yönelik saldırıların da ateşkes kapsamında durdurulması gerektiğini belirtmiş ve Pakistan’ın bölgesel barış ve istikrar için diplomatik çabalarını sürdürmeye hazır olduğunu ifade etmiştir.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance 8 Nisan'da, ABD ile İran arasında varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkesin ardından yürütülecek müzakerelere ilişkin, ABD tarafının iyi niyet temelinde anlaşma arayışında olduğunu ifade etmiştir. Vance, ABD Başkanı Donald Trump’ın müzakere ekibine “iyi niyetle bir anlaşmaya varmak için çalışma” talimatı verdiğini belirtmiştir.
Vance, ateşkesin “kırılgan” bir yapıya sahip olduğunu vurgulayarak, tarafların süreci dikkatli yönetmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu çerçevede, “İranlılar iyi niyetle bizimle çalışmaya istekliyse, bence bir anlaşmaya varabiliriz ancak yalan söyleyeceklerse, hile yapacaklarsa, kurduğumuz kırılgan ateşkesin bile gerçekleşmesini engellemeye çalışacaklarsa, mutlu olmayacaklar.” açıklamasında bulunmuştur.
Ateşkesin temel unsurlarına da değinen Vance, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmayı kabul ettiğini, ABD ve müttefiklerinin ise saldırıları durdurmayı kabul ettiğini ifade etmiş ve bu unsurların mevcut ateşkesin temelini oluşturduğunu belirtmiştir. Ayrıca İran tarafında müzakere sürecine olumlu yaklaşan unsurlar bulunduğunu, ancak aynı zamanda anlaşmanın niteliğine ilişkin farklı açıklamalar yapıldığını ileri sürmüştür.
Vance, müzakerelerin sonucunun İran’ın yaklaşımına bağlı olduğunu belirterek, ABD’nin askeri, diplomatik ve ekonomik kapasitesinin sürdüğünü, ancak önceliğin müzakere yoluyla çözüm olduğunu ifade etmiştir.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD ile varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkesin ardından düşmanlara güvenmediklerini ve herhangi bir saldırıya daha yüksek seviyede karşılık verileceğini açıklamıştır. Açıklama, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın 40’ıncı gününde yayımlanmıştır.
Açıklamada, ateşkese rağmen “düşmanın aldatma taktiklerine” karşı temkinli olunması gerektiği vurgulanmış ve “Düşman her zaman hileden yana olmuştur ve onun vaatlerine güvenmiyoruz, herhangi bir saldırıya daha yüksek bir seviyede karşılık vereceğiz.” ifadelerine yer verilmiştir.
Devrim Muhafızları ayrıca, “Bölgedeki Amerikan ortakları, ABD ve Siyonist rejimin (İsrail) acizliğini kendi gözleriyle gördü. Artık ders almaları ve İslam düşmanlarıyla işbirliğine son vermelerinin zamanı geldi.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
İran, ABD ile varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkesin ardından, İsrail’e ait Hermes-900 model bir insansız hava aracının (İHA) Fars eyaletine bağlı Lar ilçesi semalarında düşürüldüğünü açıklamıştır. İran devlet televizyonuna göre, söz konusu İHA ülkenin entegre hava savunma sistemi tarafından tespit edilerek etkisiz hale getirilmiştir.
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada, hava sahasına yönelik ihlallere karşı sert bir tutum benimsendiği vurgulanmış ve “Herhangi bir Amerikan veya Siyonist düşman hava aracının, askeri operasyon yürütmese dahi ülke semalarına girmesi ateşkes ihlali olarak kabul edilecek ve kesin bir karşılık verilecektir.” ifadelerine yer verilmiştir.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD ile İran arasında varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkes kapsamında İran’ın nükleer materyallerinin ülke dışına çıkarılacağını açıklamıştır. Hegseth, “Şartlara göre, (İranlıların) sahip olmamaları gereken nükleer materyaller derhal İran'dan çıkartılacak.” ifadelerini kullanmıştır.
Hegseth, ABD-İsrail saldırılarını “kesin askeri zafer” olarak nitelendirerek, ABD ordusunun bölgeden çekilmeyeceğini ve gerektiğinde askeri operasyonların yeniden başlatılabileceğini belirtmiştir. Açıklamasında, “Hiçbir yere gitmiyoruz. İran'ın bu ateşkese uymasını sağlayacağız ve eninde sonunda masaya gelip bir anlaşma yapacağız.” demiştir.
Ateşkese ilişkin değerlendirmesinde Hegseth, “Bugün, dünya barışı adına büyük bir gündür.” ifadelerini kullanmış ve İran’ın bu süreci nükleer silaha sahip olamayacağı gerçeğiyle kabul ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, İran’ın müzakere sürecinde yanlış bir adım atması halinde askeri hedeflerin daha elverişli hale geleceğini savunmuştur.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin olarak Hegseth, “Üzerinde mutabık kalınan ve açıkça ifade edilen husus şudur: Hürmüz Boğazı geçişlere açıktır. Ordumuz durumu izliyor; şüphesiz onların ordusu da izliyor, ancak ticari akış devam edecek. Ve piyasaların tepki gösterdiğini gördüğünüz şey de tam olarak bu gerçekliktir.” açıklamasında bulunmuştur. ABD Genelkurmay Başkanı Dan Cane ise, 28 Şubat’tan bu yana ABD’nin İran’a ait 13 binden fazla hedefi vurduğunu ve ülkenin hava savunma sistemlerinin yaklaşık yüzde 80’inin imha edildiğini bildirmiştir.
İran basınına göre, ismi açıklanmayan bir yetkili, ABD ile varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkesin Lübnan dahil tüm cepheleri kapsadığını belirtmiş ve İsrail’in saldırılarının ateşkes ihlali anlamına geldiğini ifade etmiştir.
Yetkili, “Siyonist rejim (İsrail) buna rağmen sabahtan bu yana ateşkesi açıkça ihlal ederek Lübnan'a karşı acımasız saldırılar düzenledi. İsrail, Lübnan'a yönelik saldırılarına devam ederek ateşkesi ihlal etmeyi sürdürürse İran, anlaşmadan çekilecektir.” açıklamasında bulunmuştur. Ayrıca, İsrail’e karşılık verilmesi için hedeflerin belirlendiği ve ABD’nin İsrail’i durduramaması halinde sınırlı destek sağlanabileceği ileri sürülmüştür.
Aynı gün akşam saatlerinde İran Devrim Muhafızları Ordusu, İsrail’in geçici ateşkese rağmen Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde sert karşılık verileceğini açıklamıştır. Açıklamada, İsrail’in ateşkesin hemen ardından Beyrut’ta saldırılar gerçekleştirdiği belirtilmiş ve bu eylemler “vahşice bir katliam” olarak nitelendirilmiştir. Devrim Muhafızları, “Lübnan'a yönelik saldırılar derhal durdurulmazsa, bölgedeki işgalci saldırganlara pişman edici bir karşılık vereceğiz.” ifadelerini kullanmıştır.
Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını eleştirerek, ABD ile İran arasındaki geçici ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması gerektiğini vurgulamıştır. Prevot, Beyrut’taki ziyareti sırasında saldırıların kendi bulunduğu noktaya yakın gerçekleştiğini belirterek, “Heyetimle, füzelerin isabet ettiği yerden sadece birkaç yüz metre uzaklıktaki büyükelçilikteydik.” ifadelerini kullanmıştır. Prevot ayrıca, İsrail’in önceden uyarı olmaksızın geniş çaplı saldırılar gerçekleştirdiğini ifade etmiş ve Lübnan’da ateşkese yönelik müzakere sürecinin başlatılmasını desteklediklerini belirtmiştir.
İran basınına göre, 8 Nisan akşam saatlerinde İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı’ndan petrol tankerlerinin geçişi yeniden durdurulmuştur. Haberde, ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkes sonrası açılması beklenen boğazın yeniden kapatıldığı belirtilmiştir. Ayrıca, ateşkesin ilan edilmesinin ardından iki petrol tankerinin İran’ın izniyle güvenli şekilde boğazdan geçtiği, ancak son gelişmeler üzerine geçişlerin askıya alındığı aktarılmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD ile İran arasında varılan ve İsrail’i de kapsayan iki haftalık geçici ateşkes anlaşmasına Lübnan’ın dahil edilmediğini açıklamıştır. Trump, Lübnan’ın anlaşma kapsamında olup olmadığına ilişkin soruya “Evet, anlaşmaya dahil edilmediler.” yanıtını vermiştir.
Lübnan’ın neden anlaşma dışında bırakıldığına ilişkin olarak Trump, “Hizbullah yüzünden. Anlaşmaya dahil edilmediler. O mesele de halledilecek. Sorun yok.” ifadelerini kullanmıştır. Trump ayrıca, İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırılarının ateşkes kapsamına girip girmediğine ilişkin soruya “Bu, anlaşmanın bir parçası, bunu herkes biliyor. Bu ayrı bir çatışma.” şeklinde yanıt vermiştir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının geçici ateşkesi ihlal ettiğini belirterek, “Top ABD’nin sahasında. Dünya, ABD’nin taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceğini izliyor.” açıklamasında bulunmuştur.
Erakçi, ABD’nin ateşkes ile İsrail aracılığıyla devam eden savaş arasında seçim yapmak zorunda olduğunu ifade ederek, “ABD, ateşkes ya da İsrail aracılığıyla devam eden savaş arasında bir seçim yapmak zorunda. İkisini birden seçemez.” demiştir. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını ateşkesin açık ihlali olarak nitelendirmiş ve bu durumun tehlikeli sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunmuştur.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Macaristan'ın başkenti Budapeşte'ye yaptığı ziyaretten dönerken gazetecilerin sorularını yanıtlamıştır. İsrail'in, Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürmesinin İran'la yapılan geçici ateşkesi ihlal edip etmediğine ilişkin soruya Vance, "Asla böyle bir söz vermedik. Bunun böyle olacağına dair hiçbir işaret vermedik." demiştir. Vance, "Uçağa bindiğimde tam bir rapor almam gerekiyor. İsrailliler, müzakerelerin başarılı olduğundan emin olmak için Lübnan'da biraz geri adım atmayı teklif etti. Bunun nedeni ateşkesin bir parçası olması değil." değerlendirmesinde bulunmuştur.
ABD böyle bir "taahhütte bulunmamasına" rağmen İran'ın, bu müzakerenin Lübnan nedeniyle bozulmasını istiyorsa bunun Tahran'ın kararı olacağını kaydeden Vance, "Bunun aptalca olacağını düşünüyoruz, ama bu onların seçimi." demiştir. Vance, Hürmüz Boğazı'ndaki trafikte artış görüldüğünü, petrol fiyatlarında ise düşüş yaşandığını söyledi. ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan halkı için iyi bir anlaşma çıkardığını savunan Vance, "İranlılar bir sonraki adımı atmak zorunda, aksi takdirde Başkan savaşa geri dönmek için birçok seçeneğe sahip olacak." demiştir.
Vance, İran'ın halihazırda elinde bulundurduğu zenginleştirilmiş uranyum stokunun, müzakerelerin ana konularından biri olduğunu kaydetmiştir. İran'ın nükleer silah üretmesini istemediklerini belirten Vance, şu ifadeleri kullanmıştır: "Başkanın çok açık bir şekilde belirttiği gibi, nükleer yakıtı istiyoruz. ABD'nin belirli talepleri var. İranlıların da müzakerelerden elde edebilecekleri şeyler var. Bize ne kadar çok şey vermeye istekli olurlarsa, bence bu müzakerelerden o kadar çok şey elde edecekler. Başkan yaptırımların kaldırılmasından bahsetti. Başkan ekonomik ortaklıklardan ve benzeri şeylerden bahsetti. İranlılar nükleer silah geliştirmeye yakın herhangi bir şeyi durdurma konusunda kesin bir taahhütte bulunmadıkça bunlar gerçekleşmeyecek. Başkan burada tüm kozlara sahip. Yapabileceğimiz birçok şey var ve şu anda iyi bir konumda olduğumuzu düşünüyorum." Basında 3 farklı 10 maddelik öneri dolaştığını ifade eden Vance, müzakerelerde bulunmuş biri olarak konuya açıklık getirmek istediğini vurgulamıştır.
Başkan Yardımcısı Vance, "10 maddelik ilk öneri, açıkçası ChatGPT tarafından yazıldığını düşündüğümüz ve Steve Wittkoff ile Jared Kushner'e sunulan bir şeydi. Bu öneri anında çöpe atıldı ve reddedildi." demiştir. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın ABD ile mutabık kalınan 10 maddelik önerinin 3 temel maddesinin ihlal edildiğini belirtmesine ilişkin Vance, müzakerelerden önce bazı anlaşmazlık noktaları bulunduğunu söylemiştir. Vance, "Bu çok fazla anlaşma noktası olduğu anlamına gelmeli, çünkü ortada dolaşan 15 maddelik bir plan var. 10 maddelik bir plan da var. Eğer 3 konuda hayal kırıklığına uğramışsa, bu aslında çok fazla anlaşma olduğu anlamına gelir." değerlendirmesini yapmıştır.
Kalibaf'ın "İngilizceyi ne kadar iyi anladığını merak ettiğini" dile getiren Vance, onun belirttiği bazı konuların yürüttükleri müzakere konuları bağlamında kendisine mantıklı gelmediğini ifade etmiştir. Vance, Trump'ın ateşkesi ilan etmesinden 1 saat sonra İranlıların birçok füze fırlattığını ve İsrail'in karşılık verdiğini belirterek, "Ateşkesin doğası budur. Hiçbir ateşkes biraz kesinti olmadan gerçekleşmez." şeklinde konuşmuştur.
9 Nisan 2026’nın ilk saatlerinde, İranlı yetkililer ABD ile varılan geçici ateşkesin ihlal edildiğini savunan açıklamalarda bulunmuştur. Tahran Belediye Başkanı Alirıza Zakani, ABD yönetiminin son tutumunun ateşkesin hükümlerine aykırı olduğunu belirterek, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Hem açık beyanlarında 10 maddelik teklifin tüm maddelerini çiğnedikleri hem de pratikte kendi talep ettikleri ateşkesin hükümlerini birçok açıdan ihlal etmeleri nedeniyle ateşkese bağlı kalmanın bir anlamı kalmamıştır.” ifadelerini kullanmıştır. Zakani, söz konusu gelişmelerin ardından İranlı askerlerin “sert bir intikam alma” konusunda artık serbest olduğunu öne sürmüştür.
Zakani açıklamasında ayrıca, ABD yönetiminin tutumunun İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney tarafından dile getirilen “Büyük Şeytan'a güven olmaz ve onunla müzakere faydasızdır” ifadesini hatırlattığını belirtmiştir.
9 Nisan 2026 tarihinde İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapacak gemilere yönelik yeni bir denizcilik düzenlemesi duyurmuştur. İran Limanlar ve Denizcilik Kurumu tarafından yapılan açıklamada, gemilerin olası deniz mayınlarıyla çarpışma riskine karşı İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ile koordinasyon sağlamalarının zorunlu olduğu bildirilmiştir.
Duyuruda, “Denizcilik emniyetinin sağlanması ve olası deniz mayınlarıyla temasın önlenmesi amacıyla, Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ile koordinasyon sağlanarak, ikinci bir duyuruya kadar aşağıda belirtilen alternatif güzergahların, ekli haritaya uygun şekilde kullanılması gerekmektedir.” ifadelerine yer verilmiştir.
Açıklamada, boğaza giriş ve çıkış için alternatif rotalar da tarif edilmiştir. Buna göre, giriş rotasının Umman Denizi’nden kuzeye ilerleyerek Larek Adası civarından Basra Körfezi’ne yönelmesi, çıkış rotasının ise Basra Körfezi’nden başlayarak Larek Adası’nın güneyinden geçip Umman Denizi’ne ulaşması gerektiği belirtilmiştir.
Hizbullah, 9 Nisan 2026 tarihinde İsrail’in ateşkes ihlallerine karşılık olarak İsrail’in kuzeyinde yer alan Manara yerleşimine roket saldırısı düzenlediğini duyurmuştur. Yapılan yazılı açıklamada, İsrail’in ateşkes ihlallerini sürdürdüğü belirtilmiş ve saldırının Lübnan’ı ve halkını savunma amacıyla gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.
Açıklamada, Hizbullah’ın ateşkese bağlı kaldığı, İsrail’in ise ihlallere devam ettiği vurgulanarak, “Lübnan'ı ve halkını savunmak ve düşmanın (İsrail) ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık olarak, İslami Direniş Mücahitleri (Hizbullah), 9 Nisan 2026 Perşembe günü saat 02.30'da Manara yerleşimine roket saldırısı düzenledi.” ifadelerine yer verilmiştir. Ayrıca, “Bu karşılık, İsrail-Amerikan saldırganlığı ülkemize ve halkımıza karşı sona erene kadar devam edecektir.” denilmiştir.
Söz konusu saldırı, ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından Hizbullah tarafından İsrail’e yönelik gerçekleştirilen ilk roketli saldırı olarak kayda geçmiştir.
Öte yandan, İsrail ordusunun 8 Nisan’da Beyrut başta olmak üzere Lübnan’ın doğu ve güney kesimlerine yönelik, ön uyarı yapılmaksızın eş zamanlı yaklaşık 100 hava saldırısı düzenlediği bildirilmiştir. Aynı gün akşam saatlerinde Beyrut’un “Tel Hayyat” bölgesi de hava saldırılarıyla hedef alınmıştır. Bu saldırılar, 2 Mart 2026’dan bu yana Lübnan’a yönelik en yoğun saldırı dalgası olarak kaydedilmiş; hayatını kaybedenlerin sayısının 92’si Beyrut’ta olmak üzere toplam 254’e yükseldiği aktarılmıştır.
Donald Trump, 9 Nisan 2026 tarihinde yaptığı açıklamada ABD ile İran arasında varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkese ilişkin şartları yeniden vurgulamış ve ateşkese uyulmaması halinde saldırıların yeniden başlayacağını ifade etmiştir.
Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağını ve Hürmüz Boğazı’nın açık kalacağını” belirterek, bu koşulların ateşkesin temel unsurları olduğunu dile getirmiştir. Açıklamasında, “varılan gerçek anlaşma tam olarak yerine getirilene kadar” tüm ABD gemileri, uçakları ve askeri personelinin, ek mühimmat ve silahlarla birlikte İran’ın içinde ve çevresinde kalmaya devam edeceğini ifade etmiştir.
Trump ayrıca, ateşkesin gereklerinin yerine getirilmemesi durumunda saldırıların yeniden başlayacağını ve bunun “daha büyük ve daha önce kimsenin görmediği kadar daha güçlü şekilde” gerçekleşeceğini iddia etmiştir. Açıklamasını, “(İran için) nükleer silah yok, Hürmüz Boğazı açık ve güvenli olacak.” sözleriyle tamamlamıştır.
9 Nisan 2026 tarihinde, ABD ile İran arasında varılan geçici ateşkesin Lübnan’ı kapsayıp kapsamadığına ilişkin uluslararası düzeyde açıklamalar yapılmıştır.
Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, yaptığı değerlendirmede ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması gerektiğini belirterek, “Bizim pozisyonumuz, dünyanın ateşkesin bölgeyi kapsamasını beklediğidir.” ifadelerini kullanmıştır. Wong, küresel ekonomi ve enerji piyasalarındaki gelişmelere dikkat çekerek, son haftalarda Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol miktarındaki düşüşün bölgesel arz açığı oluşturduğunu ve bu durumun yönetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca ateşkesin kırılgan olduğunu belirterek, sürdürülmesinin bölge ve dünya açısından önem taşıdığını ifade etmiştir.
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de geçici ateşkesi “önemli” ancak “kırılgan” bir adım olarak nitelendirmiş ve ateşkesin Lübnan için de geçerli olması gerektiğini belirtmiştir. Albanese, çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki beklentiyi dile getirirken, ateşkesin sağlanmasının Hürmüz Boğazı’ndaki durumun tamamen normale döndüğü anlamına gelmediğini ifade etmiştir.
Slovenya Dışişleri Bakanlığı ise İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulması çağrısında bulunarak, “İsrail'in saldırıları sona ermelidir. Ateşkes, Lübnan için de geçerli olmalı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı doğrultusunda sağlanmalıdır. Sivillerin korunması ve diplomasi kilit önemdedir.” açıklamasını yapmıştır.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ABD-İran ateşkesini ciddi şekilde baskı altına soktuğunu ifade etmiştir. Kallas, saldırılarda yüzlerce kişinin hayatını kaybettiğini belirterek bu ölçekteki eylemlerin meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmesinin zor olduğunu dile getirmiştir. Açıklamasında, “İsrail'in eylemleri ABD-İran ateşkesini ciddi bir baskı altına sokuyor. İran ateşkesi Lübnan'ı da kapsamalıdır.” ifadelerine yer verilmiştir.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ile varılan ve İsrail’i de kapsayan geçici ateşkesin Lübnan’ı da içerdiğini belirterek, İsrail’in saldırılarının ateşkes ihlali olduğunu ifade etmiştir.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in ateşkesin Lübnan’ı kapsadığı yönündeki açıklamasını hatırlatarak, “İnkar ve geri adım atmaya hiç yer yok. Lübnan ve tüm 'Direniş Ekseni', İran’ın müttefikleri olarak ateşkesin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır.” ifadelerini kullanmıştır. Kalibaf ayrıca, “Ateşkes ihlalleri açık maliyetlere, güçlü karşılıklara yol açar. Ateşi hemen söndürün.” çağrısında bulunmuştur.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını ateşkesin açık ihlali olarak nitelendirmiştir. Pezeşkiyan, “Siyonist rejimin Lübnan'a yönelik tekrarlanan saldırganlığı, ön ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir.” ifadelerini kullanmış ve bu durumu “aldatma ve varılacak muhtemel anlaşmaya uyulmayacağının tehlikeli bir işareti” olarak tanımlamıştır.
Pezeşkiyan, “Bu tür eylemlerin devamı, müzakereleri anlamsız kılacaktır. Parmaklarımız tetikte kalmaya devam ediyor. İran, Lübnanlı kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacaktır.” ifadeleriyle, saldırıların sürmesi halinde İran ile ABD arasında planlanan görüşmelerin anlamsız hale geleceğini belirtmiştir.
Tehran Times’a konuşan ismi açıklanmayan üst düzey bir İranlı güvenlik yetkilisi, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulmaması halinde Pakistan’ın başkenti İslamabad’da planlanan ABD-İran görüşmelerinin gerçekleşmeyeceğini ifade etmiştir. Yetkili, ateşkes anlaşmasının Lübnan dahil tüm cepheleri kapsadığını savunarak, “Lübnan'a saldırılar durmazsa, müzakereler olmayacak.” demiştir.
Açıklamada, Lübnan’daki saldırıların durdurulmasının İran’ın sunduğu 10 maddelik ateşkes planının önemli bir unsuru olduğu belirtilmiş; İran’ın tehditleri sonrasında İsrail saldırılarının yoğunluğunun azaldığı ve Hizbullah’ın İsrail’e karşılık verdiği ileri sürülmüştür.
10 Nisan 2026 gününün ilk saatlerinde İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD ile ilan edilen ateşkesin ardından İran güçleri tarafından hiçbir ülkeye yönelik herhangi bir saldırı gerçekleştirilmediğini açıklamıştır. İran resmi haber ajansı IRNA tarafından yayımlanan yazılı açıklamada, son saatlerde Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki bazı ülkelere yönelik insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırıları yapıldığına dair haberlerin gerçeği yansıtmadığı belirtilmiştir.
Açıklamada, “İran Silahlı Kuvvetleri, ateşkesin başlamasından şu ana kadar hiçbir ülkeye kesinlikle herhangi bir atış gerçekleştirmemiştir. Eğer bu haberler doğruysa, şüphesiz bu eylemler Siyonist düşman ya da Amerika'nın işidir.” ifadelerine yer verilmiştir. Ayrıca İran Silahlı Kuvvetleri’nin herhangi bir hedefi vurması durumunda bunun yalnızca resmi açıklamalar aracılığıyla duyurulacağı, resmi kanallar dışında yer alan hiçbir bilginin İran ile ilişkilendirilemeyeceği vurgulanmıştır.
Aynı gün Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan petrol tankerlerinin geçişine yeterli ölçüde izin vermediğini belirterek bu durumun taraflar arasında varılan anlaşmaya aykırı olduğunu ifade etmiştir. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada İran yönetiminin boğazdaki tutumunu eleştirerek, “İran, petrolün Hürmüz Boğazı'ndan geçişine izin verme konusunda çok yetersiz, hatta bazılarının deyişiyle onursuz bir tutum sergiliyor. Bu, aramızdaki anlaşmaya aykırı.” ifadelerini kullanmıştır.
Trump ayrıca 9 Nisan'da, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerden ücret aldığına yönelik iddialara da değinmiş ve “İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlerden ücret aldığına yönelik haberler var. Öyle olmasa iyi olur; ancak eğer ücret alıyorlarsa hemen buna son verseler iyi olur.” açıklamasında bulunmuştur.
10 Nisan 2026 günü Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya ABD ile İran arasında ilan edilen geçici ateşkese riayet etmesi çağrısında bulunmuştur. Petro, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına dikkat çekerek, “Netanyahu, üzerinde uzlaşılan tam ateşkes kararına saygı duymalı, Lübnan halkına ve toprak bütünlüğüne riayet etmelidir.” ifadelerini kullanmıştır.
Petro ayrıca, ateşkesin ihlal edilmesi durumunda uluslararası yaptırımların devreye girmesi gerektiğini belirterek, “Anlaşmaya uyulmaması halinde tüm dünya gerekli yaptırımları uygulamalıdır. Söz konusu olan insanlığın yaşamıdır.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Aynı gün Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf, ateşkes görüşmelerinin devam etmesine rağmen İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını sürdürdüğünü belirterek, bu eylemleri “soykırım” olarak nitelendirmiştir. Asıf, yaptığı açıklamada İsrail’i “şeytani ve lanetli” olarak tanımlamış ve “İslamabad'da barış görüşmeleri sürerken Lübnan'da soykırım yapılıyor. Masum siviller İsrail tarafından öldürülüyor, önce Gazze, sonra İran ve şimdi Lübnan.” ifadelerini kullanmıştır.
10 Nisan'da, Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf, Başbakan Şahbaz Şerif’in Lübnan’da ateşkesin sağlanması için diplomatik çaba yürüttüğünü açıklamıştır. Asıf, İsrail’in ateşkes anlaşmasını ihlal ederek Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdüğünü belirtmiş ve bu durumun bölgedeki gerilimi artırdığını ifade etmiştir.
Açıklamada, Şerif’in Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ile görüşme gerçekleştirdiği ve Lübnan’ın ABD-İran arasındaki geçici ateşkesin daha geniş kapsamlı bir parçası olarak değerlendirildiği aktarılmıştır. Asıf, diplomatik girişimlerin sürdüğünü vurgulayarak İsrail’i bu süreçte “engelleyici” olarak nitelendirmiş ve yakın dönemde olumlu gelişmeler yaşanabileceğine dair beklenti dile getirmiştir.
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması gerektiğini açıklamıştır. Ebu Gayt, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ile yaptığı telefon görüşmesinde İsrail’in saldırılarına karşı Lübnan’a destek verdiklerini ifade etmiştir.
Açıklamada, Lübnan hükümetinin devlet otoritesini güçlendirmeye yönelik adımlarının desteklendiği belirtilmiş ve ülkenin İsrail ile yaşadığı soruna kalıcı çözüm bulunması amacıyla yürütülen diplomatik sürece destek verildiği vurgulanmıştır.
10 Nisan günü, İranlı müzakere heyetinin Pakistan’ın başkenti İslamabad’a giriş yaptığı yönündeki iddialar yalanlanmıştır. Fars Haber Ajansı’nın yayımladığı açıklamada, İranlı bir kaynak, ülkenin Pakistanlı yetkililere resmî olarak bildirdiğine göre “Lübnan’da ateşkes sağlanana kadar İslamabad’da ABD tarafıyla barış görüşmelerine katılma planı bulunmadığını” ifade etmiştir.
Aynı gün, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Görüşmede ABD ile İran arasındaki ateşkes süreci ve bölgesel gelişmeler ele alınmıştır.
Fransız Bakan Barrot, Pakistan’ın ateşkesin sağlanmasındaki rolünden dolayı tebriklerini iletmiş ve ülkesinin bölgede kalıcı barış ve istikrar için diplomatik süreci desteklediğini belirtmiştir. Taraflar ayrıca Lübnan’daki “ciddi ateşkes ihlalleri” konusundaki endişelerini dile getirerek, ateşkesin tam olarak uygulanmasının önemini vurgulamıştır.
Pakistan’ın başkenti İslamabad’da ABD ile İran arasında yapılması planlanan görüşmeler öncesinde geniş çaplı güvenlik önlemleri alınmıştır. Başkent genelinde “kırmızı alarm” ilan edildiği ve görüşmelere katılacak heyetlerin güvenliği için 10 binden fazla güvenlik personelinin görevlendirildiği bildirilmiştir.
Güvenlik önlemlerinin ordu koordinasyonunda yürütüleceği, polis ve trafik birimlerinin de sürece dahil edildiği aktarılmıştır. Ayrıca uluslararası basın mensuplarının ülkeye girişini kolaylaştırmak amacıyla “kapıda vize” uygulaması gibi özel düzenlemelerin devreye alındığı belirtilmiştir.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Tahtrevançi, kalıcı ateşkes için yürütülecek görüşmelere ilişkin İran’ın tutumunu açıklamıştır. Tahtrevançi, İran’ın diplomasiye açık olduğunu ancak yeni saldırılara zemin hazırlayacak herhangi bir diyaloğu kabul etmeyeceklerini vurgulamıştır.
Açıklamada, kalıcı ateşkes için saldırıların tekrarlanmayacağına dair garantilerin şart olduğu belirtilmiş ve ABD’nin İran’ın sunduğu 10 maddelik teklif temelinde görüşmelere başlamayı kabul ettiği ifade edilmiştir. Tahtrevançi ayrıca, İran’ın önceki saldırılarını “savunma operasyonları” olarak nitelendirmiş ve bu saldırıların bölgedeki ABD üslerini hedef aldığını dile getirmiştir.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Tahtrevançi, yürütülecek görüşmelere ilişkin İran’ın tutumunu açıklamıştır. Tahtrevançi, “düşmanların yeniden saldırmasına yol açacak bir görüşmeyi kabul etmeyeceklerini” vurgulamış ve kalıcı ateşkes için “saldırıların tekrarlanmayacağına dair garantiler olması gerektiğini” belirtmiştir.
Açıklamada ayrıca, ABD’nin İran’ın sunduğu 10 maddelik teklif temelinde görüşmelere başlamayı kabul ettiği ifade edilmiştir. Tahtrevançi, İran’ın askeri eylemlerine ilişkin olarak, “Bu üsler ve tesisler İran'a karşı askeri saldırılarda kullanılmıştır.” ifadelerini kullanmıştır.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ile İslamabad’da yapılması planlanan görüşmelere katılım için gerekli şartları açıklamıştır. Kalibaf, “Müzakerelerin başlamasından önce Lübnan'da ateşkes ve İran'ın bloke edilmiş varlıklarının serbest bırakılması. Bu iki konu, müzakereler başlamadan önce yerine getirilmelidir.” ifadelerini kullanmıştır.
10 Nisan günü İran Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Hatemül Enbiya Merkez Karargahı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde “Lübnan ve Hizbullah’a saldırılar devam ederse ezici ve pişman edici bir karşılık vereceğiz.” ifadelerine yer verilmiştir.
Açıklamada ayrıca, ateşkes sürecine ilişkin olarak “40 günlük savaşta olduğu gibi yine teyakkuzdayız.” denilmiş ve Hürmüz Boğazı hakkında “Hürmüz Boğazı’nın yönetimini yeni bir aşamaya taşıyacağız.” ifadeleri kullanılmıştır.
Aynı gün ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Lübnan’da ateşkes konusunda “gergin” bir telefon görüşmesi yapıldığı iddia edilmiştir. Habere göre, Netanyahu’nun görüşmenin sonunda Trump’ın tek taraflı ateşkes ilan edebileceğini anladığı aktarılmıştır. Ayrıca, Netanyahu’nun daha önce ABD’yi Lübnan’ı ateşkes kapsamı dışında bırakmaya ikna etmeye çalıştığı ileri sürülmüştür.
İsrail Başbakanlık Ofisi söz konusu iddiaları “yalan haber” olarak nitelendirerek görüşmenin “dostane” geçtiğini belirtmiş, Beyaz Saray’dan ise herhangi bir açıklama yapılmamıştır.
İslamabad’da Pakistan arabuluculuğunda gerçekleştirilecek ABD–İran görüşmeleri, 1979’daki İran İslam Devrimi’nden bu yana iki ülke arasında gerçekleştirilen en üst düzey temas niteliği taşımaktadır. Söz konusu görüşmeler, aynı zamanda tarafların İran’ın nükleer programına ilişkin anlaşmaya vardığı 2015 yılından bu yana gerçekleştirilen ilk resmi müzakere süreci olmuştur.
ABD Başkanı Donald Trump, ilk başkanlık döneminde 2018 yılında söz konusu nükleer anlaşmadan çekilme kararı almıştır. Aynı yıl İran’ın dini lideri Ali Khamenei, ABD ile doğrudan müzakereleri yasaklamıştır.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve beraberindeki heyet, İran ile yapılacak görüşmeler için Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, 11 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
ABD tarafı görüşmelerde iki temel başlığın ele alınmasını planlamıştır. Birinci gündem maddesi, 28 Şubat 2026’da başlayan çatışmalardan itibaren müzakerelerin merkezinde yer alan İran’ın nükleer kapasitesinin sınırlandırılmasıdır.
İkinci başlık ise İran’ın Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı kısıtlamalardır. Boğazdan geçiş yapmak isteyen gemilerden yüksek ücret talep edildiği veya geçişin siyasi koşullara bağlandığı belirtilmiştir.
Lübnan cephesine ilişkin olarak ABD yönetiminin İsrail’den Hizbullah’a yönelik saldırılara ara verilmesini talep ettiği aktarılmıştır.
İran’ın İslamabad’a gönderdiği müzakere heyetinin 71 kişiden oluştuğu açıklanmıştır. Heyetin; ana müzakere delegasyonu, uzman danışmanlar, medya temsilcileri ile diplomatik ve güvenlik ekiplerinden meydana geldiği bildirilmiştir.
İran’ın İslamabad’daki görüşmelere katılan heyetinde yer alan öne çıkan isimler şu şekilde sıralanmıştır:
ABD Başkanı Donald Trump görüşme öncesinde, Pakistan'da İran'la yapılacak müzakerelerde olası bir anlaşma ile ilgili basın mensuplarının sorularını cevaplandırmıştır. ABD heyetinin Pakistan'a uçtuğunu ve yarın İran temsilcileriyle müzakere edeceğini belirten Trump, olası bir anlaşmanın ilk şartıyla ilgili, "Nükleer silah olmayacak. Biliyorsunuz, bence rejim değişikliği zaten gerçekleşmiş durumda ancak biz bunu hiçbir zaman bir kriter olarak belirlememiştik. Tek kriterimiz nükleer silah olmamasıydı. Anlaşmanın yüzde 99'unu da bu madde oluşturuyor." ifadelerini kullanmıştır.
Trump, "Uluslararası sular olduğu için buna izin vermeyeceğiz. Eğer bunu yapıyorlarsa kimse yapıp yapmadıklarını bilmiyor ama eğer yapıyorlarsa izin vermeyeceğiz." demiştir. Olası bir anlaşma sonrası Hürmüz Boğazı'nın “otomatik olarak açılacağını” belirterek, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerden ücret almasına izin vereyeceklerini bildirmiştir.
ABD Başkanı Trump, bir soru üzerine İran'la müzakereler konusunda yedek bir plana ihtiyaç duymadıklarını belirterek, "Bir yedek plana ihtiyacınız yok. Bizim elimizde zaten bir plan var. Karşı tarafın ordusu yenilgiye uğratıldı, askeri güçleri tamamen yok oldu." diye konuşmuştur.
Pakistan yönetimi, görüşmeler öncesinde başkent İslamabad’da geniş kapsamlı güvenlik önlemleri almıştır. İran heyetini taşıyan uçak Pakistan hava sahasına girdiğinde AWACS erken uyarı uçakları, elektronik harp unsurları ve savaş uçaklarından oluşan bir koruma hattı oluşturulmuştur.
Heyet, havalimanında üst düzey askeri ve sivil yetkililer tarafından karşılanmıştır. Şehir merkezindeki ana ulaşım hatları trafiğe kapatılmış, iki günlük resmi tatil ilan edilmiştir. Yaklaşık 10.000 güvenlik personelinin görevlendirildiği ve İran konvoyuna özel kuvvet unsurlarının eşlik ettiği bildirilmiştir.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve beraberindeki heyet, İran ile yapılacak görüşmeler için Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, 11 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
İran müzakere heyeti başkanı Muhammed Bakır Kalibaf görüşme öncesinde, İslamabad Havalimanı'nda basın mensuplarının ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in son açıklamalarına ilişkin, şunları söylemiştir: “Ne yazık ki ABD'yle müzakere deneyimimiz her zaman başarısızlık ve sözlerinde durmamalarıyla sonuçlandı. Bir yıldan kısa sürede iki kez müzakereler devam ederken, İran tarafının iyi niyetine rağmen bize saldırdılar ve çok sayıda savaş suçu işlediler. İyi niyetimiz var ama güvenimiz yok.”
İslamabad'daki müzakerelerde, ABD tarafının gerçek bir anlaşmaya hazır olması ve İran halkının haklarını vermesi durumunda, İran tarafının da anlaşmaya hazır olduğunu dile getiren Kalibaf, "Mevcut savaşta onlara şunu gösterdik; eğer müzakereleri sonuçsuz bir gösteri ve aldatma operasyonu için kullanmak isterlerse, biz de Allah'a iman ederek ve halkımızın gücüne dayanarak haklarımızı elde etmeye hazırız." demiştir.
İslamabad’daki müzakere süreci öncesinde taraflar arasında yoğun diplomatik temaslar gerçekleştirilmiştir. İran müzakere heyeti, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile bir araya gelmiş; görüşmede Muhammed Bakır Kalibaf ve Abbas Erakçi yer almıştır. Görüşmenin içeriğine ilişkin detay paylaşılmamıştır.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve beraberindeki heyet, İran ile yapılacak görüşmeler için Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, 11 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de Şerif ile görüşmüş; toplantıya Steve Witkoff ve Jared Kushner eşlik etmiştir. Pakistan tarafı, sürecin “kalıcı barış için bir kilometre taşı” olmasını temenni etmiştir.
Diplomatik kaynaklara göre müzakerelerin başlangıçta dolaylı formatta yürütülmesi planlanmıştır. Pakistan’ın arabulucu olarak mesaj ileten taraf olacağı, doğrudan temasın ise tarafların kabulüne bağlı olduğu belirtilmiştir. Ön koşulların karşılanması halinde sürecin üçlü (ABD–İran–Pakistan) görüşmelere dönüşebileceği ifade edilmiştir.
Pakistan yönetimi, tarafları doğrudan müzakereye geçirmek için üst düzey girişimlerde bulunmuş; görüşmelerin heyet başkanlarının temasıyla veya arabulucu eşliğinde başlatılmasının planlandığı aktarılmıştır. Doğrudan formatın kabul edilmesi halinde görüşmelerin Türkiye saatiyle civarında başlayarak gün boyunca sürmesi öngörülmüştür.
İran müzakere heyetinin kendisini “Minab 168” olarak tanımladığı bildirilmiştir. Bu ifade, savaşın ilk gününde Minab kentinde bir ilkokula düzenlenen saldırıya atıf olarak kullanılmıştır.
Söz konusu saldırıda 168 öğrenci ve öğretmenin hayatını kaybettiği, savaş sürecinde ise yüzlerce eğitim kurumu ve sağlık tesisinin hedef alındığı aktarılmıştır. İsimlendirme ile İran tarafının sivil kayıplara dikkat çektiği ve diplomatik çözüm arayışını vurguladığı ifade edilmiştir.
Filistinli grup Hamas, Pakistan’da yürütülen görüşmelere destek verdiğini açıklamış ve sürecin “savaşın tamamen sona ermesine katkı sağlamasını” beklediğini bildirmiştir.
İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, müzakerelerin sonucunun ABD’nin önceliklerine bağlı olduğunu ifade etmiştir. Arif, ABD’nin “Önce Amerika” yaklaşımını benimsemesi halinde anlaşmanın mümkün olabileceğini, ancak “önce İsrail” yaklaşımıyla hiçbir anlaşma sağlanamayacağını belirtmiştir.
İran tarafı ayrıca, müzakerelerin başarısız olması durumunda İsrail’in ayrı bir aktör olarak gösterilmesini reddettiğini ve sürecin sonucundan ABD’nin sorumlu tutulacağını vurgulamıştır.

ABD ile müzakereler için Pakistan’da bulunan İran müzakere heyeti, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile bir arada, 11 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
ABD ve İran heyetleri arasındaki müzakerelerin İslamabad’da dolaylı formatta başladığı bildirilmiştir. Tarafların ilk aşamada Pakistanlı yetkililer aracılığıyla ayrı ayrı temas yürüttüğü, doğrudan görüşme zamanlamasının henüz netleşmediği aktarılmıştır. İran tarafı görüşmelere ilişkin “10 maddelik önerisini” Pakistan’a iletmiş, diplomatik sürecin sürdüğü ancak aynı zamanda askeri teyakkuzun devam ettiği belirtilmiştir.
İran’ın müzakerelerde öne sürdüğü temel şartlar arasında yeni saldırılara karşı garanti, yaptırımların kaldırılması, sivil nükleer programın tanınması, dondurulmuş varlıkların iadesi, tazminat ve Hürmüz Boğazı için yeni geçiş protokolü yer almıştır.
İslamabad’da Pakistan arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerin ilk aşamada dolaylı temaslarla başladığı bildirilmiş, daha sonra tarafların aynı salonda yüz yüze görüşmelere geçtiği açıklanmıştır. Beyaz Saray tarafından basına yapılan açıklamada, “Kıdemli bir Beyaz Saray yetkilisine göre, ABD, Pakistan ve İran bugün yüz yüze üçlü bir görüşme gerçekleştiriyor.” denilmiştir. ABD basınında yer alan haberlerde de bu temasın, 1979’daki İran İslam Devrimi’nden bu yana iki ülke arasında kurulan en üst düzey yüz yüze temaslardan biri olduğu belirtilmiştir.
ABD heyetinde Başkan Yardımcısı JD Vance, Jared Kushner, Steve Witkoff, Vance’in ulusal güvenlik danışmanı Andy Baker, Asya işlerinden sorumlu özel danışmanı Michael Vance ve çeşitli uzmanların yer aldığı bildirilmiştir. İran heyetine ise Muhammed Bakır Kalibaf başkanlık etmiş; heyette Abbas Erakçi, Ali Ekber Ahmediyan ve Abdunnasır Himmeti gibi isimlerin yer aldığı aktarılmıştır. Pakistan tarafında Başbakan Şahbaz Şerif, Dışişleri Bakanı İshak Dar ve Genelkurmay Başkanı Asım Münir görüşmelere katılmıştır.
İran basını, ABD ile İran arasında İslamabad’da görüşmelerin başladığını doğrulamış; daha sonra görüşmelerin bir aşamasının tamamlandığını ve tarafların ele alınan konulara ilişkin yazılı metin üzerinde görüş alışverişinde bulunduğunu bildirmiştir. Aynı kaynaklar, ilk görüşmeler ve istişarelerin ardından müzakerelerin bazı genel başlıkların ötesine geçtiğini ve bazı teknik konularda ayrıntılı tartışmaların başladığını aktarmıştır. Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı, görüşmelerin bir gün daha uzatılabileceğini, ancak bu konuda henüz kesin karar verilmediğini duyurmuştur.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, “İslamabad’daki müzakerelere katılan İranlı heyetin düzeyi, İran’ın ciddiyetini göstermektedir.” demiştir. Garibabadi ayrıca, ülkesinin her senaryoya hazır olduğunu ve İran’ın taleplerinin kapsamlı olduğunu belirtmiştir.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, “İran’ın 10 maddelik önerisi Pakistan’a iletildi. Diplomasi alanından başı dik şekilde çıkmayı umuyoruz.” ifadelerini kullanmıştır. Bekayi, diplomatik temasların sürdüğünü ancak İran’ın askeri teyakkuz halini koruduğunu, olası ateşkes ihlallerini yakından izlediklerini ve Lübnan’daki İran Büyükelçiliği ile temas halinde olduklarını söylemiştir. İran devlet televizyonu ise Tahran’ın Pakistan aracılığıyla yürütülen görüşmelerde belirlediği kırmızı çizgiler arasında Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, savaş tazminatları, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve bölgede gerçek ve istikrarlı bir ateşkes bulunduğunu aktarmıştır.
Yarı resmi İran basınında yer alan haberlere göre, ABD’nin İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını kabul ettiği öne sürülmüştür. Tasnim Haber Ajansı’na konuştuğu belirtilen bir İranlı yetkili, “ABD, baskı ve görüşmeler sonunda İran'ın varlıklarının serbest bırakılmasını kabul etti, İran heyeti konuyla ilgili teminat sağlamaya çalışıyor.” demiştir. Aynı haberde, ABD’nin mali başlıklarda sonuca varılabilmesi amacıyla Pakistan’a bir ekip getirdiği de ileri sürülmüştür.
İran’ın İslamabad Büyükelçisi Rıza Emiri Mukaddem de sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, İslamabad’daki sürecin İran ulusuna karşı yürütüldüğünü söylediği savaşı sona erdirmeyi amaçladığını belirtmiş ve “ABD'nin, ev sahibi ülkenin arabuluculuk çabalarını onurlandırıp onurlandırmayacağı henüz belli değil.” ifadesini kullanmıştır.
Görüşmelerin ilk yüz yüze turunun ardından tarafların ele alınan başlıklarda aynı çerçevede buluşup buluşmadığını netleştirmek amacıyla yazılı not ve metin alışverişi yaptığı bildirilmiştir. Pakistanlı kaynaklar, müzakerelerin aynı gün içinde farklı aşamalarda sürdüğünü ve görüşmelerin uzatılması ihtimalinin gündemde kaldığını aktarmıştır.
Görüşmeler devam ederken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı telefon görüşmesinde Orta Doğu’daki gelişmeleri ele aldığını açıklamıştır. Macron, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ateşkese tam destek verdiğini belirterek bunun "Lübnan’da da tam olarak uygulanması ve gecikmeden genişletilmesi gerekir" ifadeleriyle korunması gerektiğini söylemiştir. Macron ayrıca, "Hürmüz Boğazı’nda tam, serbest ve güvenli seyrüseferin mümkün olan en kısa sürede yeniden sağlanması gereğini görüştük" demiştir. Macron, Muhammed bin Selman ile birlikte gerilimin düşürülmesi, seyrüsefer özgürlüğünün sağlanması ve bölgede kalıcı barış ile güvenliği temin edecek bir anlaşmanın sonuçlandırılması amacıyla yakın temas halinde kalma konusunda mutabık kaldıklarını belirtmiştir.
Macron, ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüştüğünü açıklamış ve paylaşımında, "Öncelikle Orta Doğu’daki durumu ele aldık ve tüm taraflara ateşkese saygı gösterme, bunun Lübnan için de geçerli olmasını sağlama, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğüne riayet etme çağrısında bulunduk; ayrıca güçlü ve kalıcı bir diplomatik çözüme ulaşmanın önemini vurguladık." ifadelerini kullanmıştır.
İslamabad’da gerçekleştirilen ilk yüz yüze müzakere turunun yaklaşık iki saat sürdüğü ve görüşmelerin ardından tarafların kısa bir ara verdiği bildirilmiştir. Görüşmelerin daha sonra akşam saatlerinde yeniden başladığı aktarılmıştır.
Arabuluculuğa yakın kaynaklar, ilk yüz yüze turunun tamamlanmasının ardından ABD ve İran heyetlerinin, ele alınan başlıklarda aynı çerçevede buluşup buluşmadığını netleştirmek amacıyla yazılı metin alışverişine geçtiğini belirtmiştir. Bu sürecin, tarafların gün içerisinde ulaştığı noktaların teyit edilmesine yönelik olduğu ifade edilmiştir.
İslamabad’daki kaynaklara göre, görüşmelerde başta Lübnan’daki ateşkes, Hürmüz Boğazı’ndaki durum ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması olmak üzere temel başlıklarda temaslar sürmüştür. Bazı kaynaklar, Lübnan’daki saldırıların kapsamının sınırlandırılmasına yönelik değerlendirmelerin yapıldığını aktarmış, ancak bu konuda resmi bir anlaşma açıklanmamıştır.
İran tarafına yakın kaynaklar, müzakerelere katılım kararının ABD’nin İran’a ait dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması yönünde adım atması sonrasında alındığını belirtmiştir. ABD tarafından bu iddiaya ilişkin resmi bir doğrulama yapılmamıştır. Pakistanlı yetkililerin, tarafları bir gün daha müzakerelere devam etmeye ikna etmeye çalıştığı ve sürecin uzatılması için girişimlerde bulunduğu bildirilmiştir. Ancak görüşmelerin uzatılmasına ilişkin kesin bir kararın henüz alınmadığı aktarılmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump, İslamabad’da devam eden ABD-İran müzakerelerine ilişkin yaptığı açıklamada, sürecin sonucuna dair belirsizliğe işaret etmiş ve "İran’la çok yoğun müzakereler içindeyiz. Neler olacağını göreceğiz." demiştir. Trump, müzakerelerin sonucu ne olursa olsun ABD’nin İran karşısında “askeri olarak galip geldiğini” savunduğunu belirtmiştir.
Müzakerelerden bir anlaşma çıkıp çıkmayacağının net olmadığını ifade eden Trump, "Belki bir anlaşma yaparlar, belki de yapmazlar. Amerika açısından bakıldığında biz kazandık." değerlendirmesinde bulunmuştur. Ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki mayın temizleme faaliyetlerine değinerek, "Muhtemelen Boğaz'da birkaç mayın kalmıştır. Orada mayın tarama gemilerimiz var. Bunları temizliyoruz." ifadelerini kullanmıştır.
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndan askeri gemilerin geçişine yönelik her türlü girişime sert şekilde karşılık verileceği bildirilmiştir. Açıklamada, boğazdan geçiş izninin yalnızca belirli kurallar çerçevesinde sivil gemilere verildiği belirtilmiş, ABD savaş gemilerinin boğazdan geçtiğine dair haberlerin doğru olmadığı ifade edilmiştir.
Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin elinde olduğu kaydedilmiş; aynı süreçte ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) bölgede mayın temizleme faaliyetlerine başladığı bilgisi de kamuoyuna yansımıştır.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, müzakereler sürerken yaptığı açıklamada, İsrail’in baskılarına rağmen direniş cephesinin birlik içinde hareket ettiğini belirtmiştir. Kaani, "Direniş bugün, her zamankinden daha güçlü ve daha birlik içindedir." ifadesini kullanmıştır.
Ayrıca, "Siyonist rejim (İsrail), direnişe baskı ve masum halkı şehit ederek onların yenileceğini, zayıflayacağını ya da teslim olacağını sanmaktadır." sözleriyle direniş cephesinin mevcut duruma ilişkin tutumunu ortaya koymuştur.
İslamabad’da İran, Amerika Birleşik Devletleri ve Pakistan arasında yürütülen üçlü görüşmelerin ilk oturumu 13 Nisan'ın ilk saatlerinde sona ermiştir. İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı bilgilere göre, Pakistan’ın arabuluculuğunda gerçekleştirilen müzakereler ilk etapta yaklaşık 14 saat sürmüş ve görüşmelere sabah saatlerinde devam edilmesine karar verilmiştir.
İran devlet televizyonu tarafından yapılan açıklamada, Pakistan’ın tavsiyesi ve tarafların mutabakatı doğrultusunda müzakerelere ara verildiği ve sürecin kesintiye uğramadan devam edeceği ifade edilmiştir.
Görüşmelerin ilk aşamasının tamamlanmasının ardından, tarafların teknik ekiplerinin uzmanlar tarafından hazırlanan metinler üzerinde karşılıklı değişim yaptığı belirtilmiştir. Bu süreçte, müzakere başlıklarına ilişkin taslak metinlerin karşılaştırıldığı ve tarafların pozisyonlarını yazılı olarak ilettiği aktarılmıştır.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ilk oturumun ardından İslamabad’daki müzakerelere ilişkin yaptığı açıklamada, sürecin başarıya ulaşmasının ABD’nin “aşırı talepler” ve “hukuk dışı” isteklerden kaçınmasına bağlı olduğunu belirtmiştir. Bekayi, Pakistan’da İran heyeti açısından yoğun ve uzun bir müzakere süreci yürütüldüğünü ifade etmiştir.
Bekayi, müzakerelerde ele alınan ana başlıklar arasında Hürmüz Boğazı, nükleer mesele, savaş tazminatı, yaptırımların kaldırılması ve İran ile bölgeye yönelik savaşın tamamen sona erdirilmesi gibi konuların yer aldığını bildirmiştir. Ayrıca, "Bu diplomatik sürecin başarısı, karşı tarafın ciddiyetine ve iyi niyetine, aşırı taleplerden ve yasa dışı isteklerden kaçınmasına ve İran’ın meşru hak ve çıkarlarını kabul etmesine bağlıdır." ifadelerini kullanmıştır.
İranlı Sözcü, ABD’nin geçmişte verdiği sözleri tutmadığını ve kötü niyetli davranışlarını unutmadıklarını vurgulamış, ABD ve İsrail’in işlediği ağır suçların affedilmeyeceğini belirtmiştir.
Fars Haber Ajansı tarafından yayımlanan değerlendirmede, Batılı medyada yer alan müzakerelerde “şiddetli gerginlik” yaşandığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı ifade edilmiştir.
Açıklamada, müzakere protokolü gereği görüşmelerin yapıldığı otelde herhangi bir medya kuruluşunun bulunmadığı, yalnızca ABD ve İran müzakere heyetleri ile Pakistanlı yetkililerin yer aldığı belirtilmiştir. Bu nedenle, görüşmelere ilişkin dış basında yer alan “şiddetli gerginlik”, “üyelerin el sıkışması” veya “Tahran’dan yeni bir ismin katılması” gibi haberlerin doğrulanabilir olmadığı ve gerçeği yansıtmadığı kaydedilmiştir.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da İran ile yürütülen doğrudan müzakerelerin "bir anlaşmaya varılamadan" sona erdiğini açıklamıştır. Vance, yaklaşık 21 saat süren görüşmelerin ardından yaptığı değerlendirmede, taraflar arasında bir dizi önemli temas gerçekleştirildiğini ancak somut bir mutabakata ulaşılamadığını belirtmiştir.
Vance, sürece ilişkin açıklamasında, "21 saattir bu konuyla uğraşıyoruz ve İranlılarla bir dizi önemli görüşme yaptık. Bu iyi haber. Kötü haber ise bir anlaşmaya varamamış olmamız. Bence bu, ABD için olduğundan çok İran için kötü bir haber. Dolayısıyla bir anlaşmaya varamadan ABD'ye geri dönüyoruz." ifadelerini kullanmıştır.
ABD tarafının temel taleplerine de değinen Vance, İran’ın nükleer programına ilişkin beklentilerin karşılanmadığını vurgulayarak, "Gerçek şu ki, İran'ın nükleer silah peşinde koşmayacağına ve nükleer silaha ulaşmasını sağlayacak araçları aramayacağına dair kesin bir taahhüt görmemiz gerekiyor." değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu çerçevede, İran’ın uzun vadede nükleer silah geliştirmeyeceğine dair açık ve bağlayıcı bir güvence verilmediğini ifade etmiştir.
ABD’nin müzakere sürecinde taleplerini net biçimde ortaya koyduğunu belirten Vance, İran tarafının bu şartları kabul etmediğini ifade etmiştir. Ayrıca ABD Başkanı Donald Trump ile süreç boyunca temas halinde olduklarını aktarmıştır.
Vance, müzakerelerin sonunda ABD’nin “nihai ve en iyi teklif” olarak nitelendirdiği bir mutabakat metni sunduğunu belirterek, "Buradan ayrılıyoruz ve çok basit bir teklifle, nihai ve en iyi teklifimiz olan bir mutabakat metniyle ayrılıyoruz. İranlıların bunu kabul edip etmeyeceğini göreceğiz." ifadelerini kullanmıştır.
İran devlet televizyonu tarafından aktarılan bilgilere göre, İslamabad’da gerçekleştirilen ABD-İran görüşmelerinde ortak bir çerçeveye ulaşılamamasının temel nedeni olarak ABD’nin “aşırı talepleri” gösterilmiştir. Yaklaşık 21 saat süren müzakerelerde özellikle Hürmüz Boğazı meselesi ve nükleer materyallerin ülke dışına çıkarılması konularında anlaşma sağlanamadığı belirtilmiştir.
İran heyetinin çeşitli girişimlerle ABD tarafını ortak bir zemine yönlendirmeye çalıştığı, ancak ABD’nin ileri sürdüğü taleplerin bu süreci engellediği öne sürülmüştür. Bu çerçevede, taraflar arasında ortak bir çerçeve oluşturulamadığı ve müzakerelerin sonuçsuz kaldığı ifade edilmiştir.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, sürecin yoğun bir güvensizlik atmosferinde yürütüldüğünü belirtmiştir. Bekayi, "Bu nedenle tek bir toplantıda anlaşmaya varılmaması doğaldır. Zaten kimsenin böyle bir beklentisi de yoktu." ifadelerini kullanmıştır.
Bekayi ayrıca, görüşmelerin ABD ve İsrail’in ikinci kez giriştiği ve 40 gün süren bir savaşın ardından gerçekleştiğini vurgulamış ve bu durumun müzakere ortamında kuşku ve şüpheyi derinleştirdiğini ifade etmiştir.
İranlı sözcü, anlaşmaya varılamamasının bir diğer nedeni olarak, Hürmüz Boğazı ve bölgesel konuların müzakere gündemine dahil edilmesiyle sürecin daha karmaşık hale gelmesini göstermiştir. Öte yandan, İran heyetinin Pakistan’dan ayrıldığı ve müzakerelerin geleceğine ilişkin net bir açıklama yapılmadığı bildirilmiştir.
Muhammed İshak Dar, İslamabad’da İran ile ABD arasında yürütülen müzakerelerde ortak bir çerçeveye ulaşılamamasının ardından yaptığı açıklamada, tarafların ateşkes taahhütlerini sürdürmesinin “hayati önem taşıdığını” vurgulamıştır.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Dar, barış görüşmeleri davetini kabul ettikleri için İran ve Amerika Birleşik Devletleri’ne teşekkür etmiştir. Dar, Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığındaki İran heyeti ile JD Vance liderliğindeki ABD heyetinin İslamabad’da yaklaşık 24 saat süren yoğun müzakereler gerçekleştirdiğini belirtmiştir.
Kalıcı barış ve refahın yalnızca bölgesel düzeyde değil, küresel ölçekte de kritik olduğuna dikkat çeken Dar, "Tarafların ateşkes taahhütlerini sürdürmeleri hayati önem taşımaktadır." ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca Pakistan’ın, ateşkesin sağlanması ve sürdürülmesine yönelik arabuluculuk rolüne verilen destekten dolayı her iki tarafa da teşekkür ettiği bildirilmiştir.
Fars Haber Ajansı tarafından yayımlanan haberde, Tahran yönetiminin ABD ile yeni bir müzakere turu planlamadığı öne sürülmüştür. Müzakere heyetine yakın bir kaynağa dayandırılan değerlendirmede, ABD heyetinin müzakere masasından ayrılmak için bir “bahane aradığı” ifade edilmiştir.
Kaynak, bu durumun Washington yönetiminin beklentilerini düşürmeye istekli olmadığını gösterdiğini belirtmiş, ayrıca ABD’nin müzakereler sırasında savaş sürecinde askeri yollarla elde edemediği kazanımları talep ettiğini ileri sürmüştür.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İslamabad’daki müzakerelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, ABD’nin İran’ın temel yaklaşımını anladığını ancak güven tesis edemediğini ifade etmiştir. Kalibaf, "ABD bizim mantığımızı ve ilkelerimizi anladı. Güvenimizi kazanıp kazanamayacaklarına karar verme zamanıdır." sözlerini kullanmıştır.
Kalibaf ayrıca, daha önce yaşanan iki savaş nedeniyle ABD’ye güven duyulmadığını belirtmiş; İran’ın hem askeri hem de diplomatik yollarla ulusal çıkarlarını korumaya devam edeceğini ifade etmiştir. Diplomasi sürecinin, askeri mücadelenin yanında bir yöntem olarak değerlendirildiğini vurgulamıştır.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, müzakerelerin sona ermesinin ardından yaptığı açıklamada, ABD’nin yaklaşımını değiştirmesi halinde anlaşma ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını belirtmiştir. Pezeşkiyan, "ABD hükümeti maksimalist yaklaşımdan vazgeçer ve İran halkının haklarına saygı gösterirse, mutlaka anlaşmaya varmanın yolları bulunacaktır." ifadelerini kullanmıştır.
İran lideri Mücteba Hamaney'in Başdanışmanı Ali Ekber Velayeti, İslamabad’daki müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün İran’ın elinde bulunduğunu vurgulamış ve "Hürmüz Boğazı'nın anahtarı bizim ellerimizdedir." demiştir. Velayeti, İran diplomasisinin tarihsel olarak temel amacının ülkeyi korumak olduğunu belirtmiş ve bu çerçevede boğazın kontrolünün stratejik bir unsur olarak değerlendirildiğini ifade etmiştir.
İran tarafı, Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarında askeri ve hukuki kontrolün kendi ellerinde olduğunu vurgulamayı sürdürmüştür. İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan yazılı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın İran’ın kontrolü altında bulunduğu, sivil gemilerin yalnızca belirli düzenlemelere uygun şekilde zararsız geçiş hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Açıklamada, "Herhangi bir gerekçe veya bahane ile Hürmüz Boğazı'na yaklaşmayı amaçlayan herhangi bir askeri gemi, ateşkes ihlali kabul edilecek ve ağır şekilde cezalandırılacaktır." ifadelerine yer verilmiştir.
İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılan bir diğer açıklamada ise, Hürmüz Boğazı üzerindeki tüm trafiğin silahlı kuvvetlerin denetiminde olduğu ifade edilmiş ve "Yapılacak herhangi bir yanlış hamle düşmanı Hürmüz Boğazı'nda ölümcül bir girdaba hapsedecek." denilmiştir. Bu açıklamalarla birlikte, İran tarafı Hürmüz Boğazı’ndaki askeri hareketliliğe karşı doğrudan caydırıcılık mesajı vermiştir.
Öte yandan İran Savunma Bakanlığı Sözcüsü Rıza Telayi Nik, yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kontrolüne ilişkin uzun vadeli pozisyonu ortaya koymuş ve "Hürmüz Boğazı'nın kontrolü sonsuza kadar İran'ın ve bölgenin elinde kalacak." ifadelerini kullanmıştır. Telayi Nik ayrıca, ABD ve İsrail’in İran’daki mevcut sistemi zayıflatmaya yönelik girişimlerinin başarısız olduğunu savunmuş ve bu sürecin İran’ı daha güçlü hale getirdiğini ileri sürmüştür.
ABD Başkanı Donald Trump, İslamabad’da İran ile yürütülen müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer hedeflerinden vazgeçmediğini belirterek, "ABD donanmasının, Hürmüz Boğazı'na girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma sürecini başlatacağını" ifade etmiştir.

ABD Başkanı Donald Trump ve oğlu Eric Trump, 11 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada müzakerelerin sabahın erken saatlerinden geceye kadar yaklaşık 20 saat sürdüğünü belirtmiş ve İran’ın nükleer hedeflerinden vazgeçmeye isteksiz olduğunu vurgulamıştır. Bu çerçevede, "Birleşik Devletler Donanması, derhal Hürmüz Boğazı'na girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma sürecini başlatacak." ifadelerini kullanmıştır.
Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmaya söz verdiğini ancak bunu bilerek yerine getirmediğini savunmuş ve bu durumun uluslararası ticaret ve deniz güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, "Tüm donanmaları ve mayın bırakıcılarının çoğu tamamen havaya uçurulsa da suya mayın koyduklarını söylüyorlar. Bunu yapmış olabilirler ancak hangi gemi sahibi bunu riske atmak ister?" sözleriyle boğazdaki mayın riskine dikkat çekmiştir.
Trump, İran’ın uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunarak, "Söz verdikleri gibi uluslararası su yolunu bir an önce açma sürecine başlasalar iyi olur. Kitaptaki tüm kanunları ihlal ediyorlar." ifadelerini kullanmıştır.
ABD Başkanı, bu çerçevede ABD donanmasına İran’a geçiş ücreti ödemiş olan gemileri tespit edip durdurma talimatı verdiğini açıklamış ve "Yasa dışı geçiş ücreti ödeyen hiç kimse açık denizlerde güvenli geçiş hakkına sahip olmayacak." demiştir. Ayrıca, İran tarafından boğaza döşendiği öne sürülen mayınların imha edileceğini belirtmiştir.
Trump, ABD’ye ya da “barışçıl gemilere” ateş açılması durumunda sert karşılık verileceğini ifade ederek, İran’a yönelik askeri müdahale seçeneğinin masada olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda, nükleer programın devam etmesine atıfla, "Ancak nükleer gücün böylesine dengesiz, zorlu ve öngörülemez kişilerin eline geçmesine izin vermekle karşılaştırıldığında, tüm bu hususların hiçbir önemi kalmaz." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda mayın bulunduğu gerekçesiyle geçişlere izin vermemesini “şantaj” olarak nitelendirmiştir. Bu çerçevede, boğazın kontrollü biçimde açılabileceğini ancak İran’ın bu süreci engellediğini ileri sürmüştür.
Ayrıca, İran’ın nükleer programı nedeniyle ülke yönetiminde kayıplar yaşandığını savunarak, "nükleer hedefleri nedeniyle çoğu liderlerinin öldüğünü" ifade etmiştir. Trump, sürecin kısa sürede askeri boyuta taşınabileceğini belirterek, "Abluka yakında başlayacak. Diğer ülkeler de bu ablukanın bir parçası olacak." açıklamasında bulunmuştur.
ABD Başkanı, ABD’nin her türlü senaryoya hazır olduğunu belirterek, "İran'da kalanı bitireceklerini" savunmuş ve "İran hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmayacak." ifadesini yinelemiştir. Ayrıca Jared Kushner, JD Vance ve Steve Witkoff’un kendisini müzakere süreci hakkında bilgilendirdiğini ve Pakistan yönetiminin ABD’ye teşekkür ettiğini belirtmiştir.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndaki tüm deniz trafiğinin İran silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında olduğu belirtilmiştir. Açıklamada, "Yapılacak herhangi bir yanlış hamle düşmanı Hürmüz Boğazı'nda ölümcül bir girdaba hapsedecek." ifadeleri kullanılmıştır.
Paylaşılan görüntülerde bir insansız hava aracının (İHA) Hürmüz Boğazı üzerinde gözlem yaptığı görülmüş ve bu durum İran’ın sahadaki gözetleme faaliyetlerinin sürdüğünü göstermiştir.
İran Devrim Muhafızları ayrıca, askeri gemilerin Hürmüz Boğazı’na yaklaşmasının doğrudan ateşkes ihlali sayılacağını duyurmuş ve "Herhangi bir gerekçe veya bahane ile Hürmüz Boğazı'na yaklaşmayı amaçlayan herhangi bir askeri gemi, ateşkes ihlali kabul edilecek ve ağır şekilde cezalandırılacaktır." açıklamasında bulunmuştur.
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka ve mayın temizleme faaliyetlerine NATO ve Körfez ülkelerinin destek vereceğini açıklamıştır. Trump, Körfez ülkelerinin ABD’ye ciddi destek sunduğunu belirterek, "Onlar da buna katılacaklar." demiştir.
ABD Başkanı, "NATO'dan çok hayal kırıklığına uğradık. Daha önce gelmedikleri için çok hayal kırıklığına uğradık. Şimdi gelmek istiyorlar ve boğazı temizlik işine yardım etmek istiyorlar, temizlik de çok uzun sürmeyecek. Anladığım kadarıyla, Birleşik Krallık ve birkaç başka ülke mayın tarama gemileri gönderiyor." şeklinde konuşmuştur.
Trump, İran'a askeri anlamda destek veren ülkelere yüzde 50 gümrük vergisi getirmeyi düşündüğünü vurgulamıştır. Buna Çin'in de dahil olup olmadığı yönündeki soruyu cevaplayan ABD Başkanı, "Evet, Çin ve muhtemelen diğer ülkeler. Ama özellikle Çin de buna dahildir. Çin'in (İran'a) omuzdan ateşlenen uçaksavar füzeleri sağladığına dair haberler duydum. Ben bu haberlere her zaman güvenmiyorum. Bunu yapacaklarını sanmıyorum, belki başlangıçta biraz yapmışlardır. Ancak Çin dahil herhangi bir ülkeyi İran'a askeri teçhizat sağlarken yakalarsak yüzde 50 gümrük vergisiyle karşı karşıya kalacaklar." yorumunu yapmıştır.
CENTCOM tarafından yapılan açıklamada, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasını 13 Nisan 2026 saat 17.00 (TSİ) itibarıyla başlatacağı duyurulmuştur. Açıklamada, "CENTCOM güçleri, Başkan’ın (Donald Trump) talimatına uygun olarak, 13 Nisan saat 10.00’da (ABD Doğu Saati) İran limanlarına giren ve çıkan tüm deniz trafiğine yönelik abluka uygulamaya başlayacaktır." ifadelerine yer verilmiştir.
Bu kapsamda, Basra Körfezi ve Umman Körfezi dahil olmak üzere İran’a ait tüm limanlara giren veya bu limanlardan çıkan tüm ülkelerin gemilerine karşı ablukanın “tarafsız şekilde” uygulanacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte, Hürmüz Boğazı’nı kullanarak İran dışındaki limanlara giden veya bu limanlardan gelen gemilerin seferlerinin engellenmeyeceği ifade edilmiştir.
ABD Başkanı Trump da daha sonra yaptığı bir paylaşımda, ablukanın 13 Nisan saat 10.00 (ABD Doğu Saati) itibarıyla başlayacağını yinelemiş ve “Amerika Birleşik Devletleri, 13 Nisan saat 10.00’da (Doğu Saati) İran limanlarına giren veya bu limanlardan çıkan gemileri ablukaya alacaktır. Bu konuya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim.” ifadesini kullanmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump, İran limanlarına giren veya bu limanlardan çıkan tüm gemilere yönelik başlatılacağı duyurulan deniz ablukasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Trump, Maryland eyaletindeki Joint Base Andrews Havalimanı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtladığı sırada, söz konusu abluka planlarına başka ülkelerin de destek verdiğini belirtmiştir.
Trump, açıklamasında, “Diğer ülkeler, İran'ın petrol satmamasını sağlamak için çalışıyorlar ve bu çok etkili olacak.” ifadelerini kullanmıştır. İran’ın petrol ihracatının engellenmesine yönelik uluslararası iş birliği vurgulanmıştır.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere de değinen Trump, ABD açısından “çok iyi” gelişmeler yaşandığını ifade etmiş, İran ile sağlanan geçici ateşkesin “sağlam durduğunu” ileri sürmüştür. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), Türkiye saatiyle 17.00 itibarıyla İran limanlarına yönelik deniz ablukasını başlatacağını açıkladığı belirtilmiştir.
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka kararına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Albanese, Avustralya’ya söz konusu plana katılım yönünde herhangi bir talep iletilmediğini belirtmiştir.
Albanese, verdiği röportajda ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı “bloke etme” kararını “tek taraflı” olarak nitelendirmiştir. Açıklamasında, "Herhangi bir talep almadık. Bu karar gece yarısı, tek taraflı şekilde açıklandı. Katılmamız istenmedi. Kabul ettiğimiz herhangi bir talep de yok." ifadelerini kullanmıştır. Avustralya Başbakanı ayrıca, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin yeniden başlaması gerektiğini vurgulamış, bölgede can kayıplarının ve altyapılara yönelik saldırıların sona ermesini istediklerini ifade etmiştir.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı ablukaya alma girişimine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Azizi, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı ablukaya alacağı yönündeki söylemlerini “gerçeklikten uzak ve bir blöf” olarak nitelendirmiştir. Açıklamasında, “Bu girişim savaş olarak sayılır ve biz buna karşılık vereceğiz. Ayrıca biz de henüz oyuna sokmadığımız diğer kartlarımızı ortaya koyabiliriz.” ifadelerine yer vermiştir.
Hürmüz Boğazı’na yönelik bir abluka girişiminin mevcut durumu daha karmaşık hale getireceğini belirten Azizi, bu tür bir adımın piyasalardaki dalgalanmaları artıracağını ifade etmiştir. Mevcut durumun iyileştirilmesi için İran halkına saygı gösterilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Azizi ayrıca, “Yenilginizi kabul edin, savaşta kazanamadıklarınızı müzakere masasında talep etmeyin.” ifadelerini kullanmıştır.
Almanya Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka girişimine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Kornelius, söz konusu adımın İran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladığını ifade etmiştir.
Berlin’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Kornelius, bir gazetecinin sorusu üzerine, "Hürmüz Boğazı ya da sizin deyiminizle sözde abluka, bu diplomatik sürecin sonu anlamına gelmiyor. Bunu baskıyı artırmaya yönelik bir hamle olarak yorumluyoruz." ifadelerini kullanmıştır.
Kornelius, Hürmüz Boğazı’nın İran ile ABD arasında bir tür pazarlık unsuru haline geldiğine işaret etmiş ve ABD Merkez Komutanlığı’nın (CENTCOM) açıklamasına atıfta bulunarak, "Bu açıklamada Hürmüz Boğazı'nın ablukasından değil, İran limanlarının ablukasından söz ediliyor." demiştir.
Almanya’nın diplomatik kanallar aracılığıyla gerilimin azaltılmasına yönelik çabalarını sürdürdüğünü belirten Kornelius, ülkesinin Fransa tarafından organize edilen Hürmüz Boğazı Seyir Güvenliği Konferansı’na katılımı konusunda ihtiyati planlamalar yaptığını ifade etmiştir. Ancak askeri bir görev için uluslararası yetkilendirme ve Federal Meclis onayının gerekli olduğunu vurgulamıştır.
Kornelius ayrıca, Almanya’nın sürece nasıl katkı sağlayabileceğine ilişkin ön değerlendirmelerin mevcut olduğunu ve bunların uygun kanallar aracılığıyla Fransa ile paylaşılacağını belirtmiştir. Başbakan Friedrich Merz’in, “bölgeye bir mayın tarama filosu gönderebilecekleri” yönündeki ifadelerine atıfta bulunarak, bu tür bir desteğin ancak savaşın sona ermesinin ardından mümkün olabileceğini dile getirmiştir.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin İran limanlarına giren veya bu limanlardan çıkan tüm gemilere yönelik deniz ablukası kararına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Netanyahu, söz konusu kararı desteklediklerini ifade etmiştir.
Netanyahu, Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında Pakistan’da kalıcı ateşkes amacıyla yürütülen görüşmelere değinmiştir. ABD ile sürekli koordinasyon halinde olduklarını belirten Netanyahu, "Dün (ABD) Başkan Yardımcısı JD Vance ile görüştüm. Kendisi (görüşmelerde) asıl meselenin zenginleştirilmiş (uranyum) tüm malzemenin dışarı çıkarılması ve bir daha zenginleştirme yapılmamasının garanti altına alınması olduğunu net bir şekilde ifade etti." ifadelerini kullanmıştır.
Netanyahu, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in kendisine şu değerlendirmede bulunduğunu öne sürmüştür: "Başkan (Donald) Trump ve ABD açısından gündemdeki asıl konu, tüm zenginleştirilmiş malzemenin çıkarılması ve önümüzdeki yıllarda -ki bu onlarca yıl olabilir- İran içinde hiçbir şekilde zenginleştirme yapılmamasının garanti altına alınmasıdır. Onların odak noktası budur ve bu bizim için de elbette çok önemlidir."
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nda uygulanan deniz ablukasına ilişkin yaptığı açıklamada, İran’a ait gemilerin ABD deniz kuvvetlerine yaklaşması halinde imha edileceği yönünde tehditte bulunmuştur.
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda kurulan blokaja yaklaşacak İran gemilerinin uyuşturucu taşıyan teknelerle aynı akıbete uğrayacağını belirtmiştir. Açıklamasında, "Şayet bu gemilerden herhangi biri blokajımızın yakınına dahi yaklaşacak olursa, denizde teknelerle uyuşturucu ticareti yapanlara karşı kullandığımız imha sistemiyle derhal etkisiz hale getirilecektir." ifadelerine yer vermiştir.
Trump, İran donanmasına ait 158 geminin denizin dibinde bulunduğunu ve Tahran yönetiminin elinde henüz tehdit olarak değerlendirilmediklerini ifade ettiği az sayıda gemi kaldığını belirtmiştir. Sürecin “hızlı ve acımasız” olacağını vurgulayan Trump, okyanus veya deniz yoluyla ABD’ye giren uyuşturucuların yüzde 98,2’sinin bu yöntemle engellendiğini ifade etmiştir.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik “deniz ablukası” uygulama tehditlerine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bekayi, söz konusu girişimin yasa dışı bir savaşın parçası olduğunu ve küresel ekonomi açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını ifade etmiştir.
Bekayi, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Trump’ın bu adımıyla kendisine zarar vereceğini belirtmiş ve "Yasadışı bir tercih savaşını, küresel ekonomiye karşı bir tercih intikamı ile kazanmak mümkün mü? Kendi yüzüne inat olsun diye burnunu kesmek hiç mantıklı olur mu?" ifadelerini kullanmıştır.
ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasını uygulayabilmek amacıyla 15’ten fazla savaş gemisini bölgeye konuşlandırdığı bildirilmiştir. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesine konuşan üst düzey bir ABD’li yetkili, söz konusu gemilerin görevlerine başladığını ifade etmiştir.
Haberde, ABD ordusunun İran limanlarına yönelik ablukayı hayata geçirmek amacıyla ilgili görev bölgelerine 15’ten fazla savaş gemisi sevk ettiği belirtilmiştir.
14 Nisan'da ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda İran limanlarına giriş ve çıkış yapan tüm gemilere yönelik deniz ablukası başlatmasına rağmen, Çin menşeli “Rich Starry” adlı geminin Boğaz’dan geçtiği bildirilmiştir.
Uluslararası gemi takip sistemi Marine Traffic verilerine göre, ABD’nin abluka uygulayacağını duyurduğu Hürmüz Boğazı’ndan Çin menşeli bir geminin geçiş yaptığı tespit edilmiştir. Söz konusu geminin, ABD yaptırımlarına tabi bir şirkete ait olduğu ve kimyasal taşımak amacıyla kullanılan orta menzilli bir tanker olduğu belirtilmiştir.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 14 Nisan'ın ilk saatlerinde İran ile Pakistan’da gerçekleştirilen müzakerelerde önemli ilerleme kaydedildiğini açıklamıştır.
Vance, Pakistan’daki İran heyetinin anlaşma sonuçlandırma yetkisine sahip olmadığını iddia etmiş ve ABD heyetinin bu nedenle görüşmelerden ayrıldığını öne sürmüştür. Görüşmelerin devamına ilişkin olarak “bence top (karar) İran’ın sahasında” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Açıklamasında, “İran'ın ekonomik olarak normal bir ülke olabilmesi için nükleer silah peşinde olmaması gerektiğini” savunmuştur. Anlaşma sağlanamamasına rağmen müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini belirten Vance, “Bazı iyi görüşmeler yaptık. Sanırım ilk kez İran hükümeti ile ABD hükümetinin bu kadar üst düzeyde görüştüğünü gördünüz.” ifadelerini kullanmıştır.
ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerde uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. The New York Times’a dayandırılan haberlere göre, "ABD heyeti İran’dan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 20 yıl boyunca durdurmasını ve zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmasını" talep etmiştir.
Söz konusu talebe karşılık İran yönetimi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 5 yıl süreyle geçici olarak askıya alma teklifini iletmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın bu teklifi reddettiği iddia edilmiştir.
Haberde ayrıca, Tahran yönetiminin zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması talebini kabul etmediği, bunun yerine mevcut stoklardaki uranyumun “zenginleştirme oranlarını düşürmeyi” teklif ettiği aktarılmıştır.
ABD’nin Hürmüz Boğazı ve İran limanlarına yönelik deniz ablukasının başlamasının ardından ilk 24 saat içinde Boğaz’dan dört geminin geçiş yaptığı tespit edilmiştir. MarineTraffic verilerine göre, Liberya bayraklı kuru yük gemisi Christianna, Türkiye saatiyle 20.16’da Hürmüz Boğazı’nı geçerek İran’daki İmam Humeyni Limanı’nda yük boşaltmış ve ardından Umman Körfezi’ne geçmiştir.
ABD yaptırım listesinde yer alan petrol/kimyasal ürün tankeri Rich Starry’nin de ablukanın başlamasının ardından Boğaz’dan geçtiği ve Umman Körfezi’nde bulunduğu, ancak bulunduğu noktada U dönüşü yaptığı belirlenmiştir. Cook Adaları bayraklı Murlikishan tankerinin de Boğaz’dan geçerek Umman Körfezi’nden Basra Körfezi’ne yöneldiği ve Irak’a doğru ilerlediği tahmin edilmiştir. Panama bayraklı Peace Gulf tankerinin ise Umman Körfezi’nden Hürmüz Boğazı’na giriş yaptığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Hamriyah Limanı’na doğru ilerlediği aktarılmıştır.
Abluka başlamadan kısa süre önce Komor bayraklı Elpis tankerinin de Hürmüz Boğazı’nı geçtiği, geminin uzun süre Umman Körfezi’nde bulunduğu ve İran’daki bir limandan yükleme yaptığı tahmin edilmiştir. Böylece, ABD ablukasının ilk 24 saatinde ikisi yaptırım listesinde bulunan toplam dört geminin Boğaz’dan geçtiği kaydedilmiştir.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, abluka operasyonuna 10 binden fazla ABD Donanma, Deniz Piyade ve Hava Kuvvetleri personelinin katıldığı bildirilmiştir. Açıklamada, söz konusu kuvvetlerin onlarca savaş gemisi ve savaş uçağıyla birlikte “İran limanlarına giren ve çıkan gemileri abluka altına alma görevini” yürüttüğü ifade edilmiştir.
CENTCOM, ilk 24 saat içinde hiçbir geminin ablukayı aşamadığını duyurmuş ve 6 ticaret gemisinin ABD kuvvetlerinin talimatına uyarak geri dönerek Umman Körfezi’ndeki İran limanlarına yeniden giriş yaptığını açıklamıştır. Ayrıca ablukanın, Basra Körfezi ve Umman Körfezi’ndeki tüm İran limanlarını kapsayacak şekilde, bu limanlara giren veya çıkan tüm ülkelere ait gemilere karşı “tarafsız” biçimde uygulandığı vurgulanmıştır.
ABD ile İran arasında 8 Nisan’da sağlanan geçici ateşkesin ardından 11 Nisan’da Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen görüşmelerden sonuç alınamamıştır. Yaklaşık 21 saat süren müzakerelerin “bir anlaşmaya varılamadan” sona erdiği açıklanmıştır. İranlı yetkililer, anlaşmazlığın nedenini ABD’nin “aşırı talepleri” olarak belirtmiştir.
Associated Press’e konuşan ABD’li yetkililere göre, tarafların geçici ateşkes süresi dolmadan yeni bir görüşme yapma niyeti bulunmaktadır. Yetkililer, sürecin devam ettiğini ve yeni bir yüz yüze görüşmenin 16 Nisan perşembe günü gerçekleştirilebileceğini ifade etmiştir. Görüşmelerin Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılmasının beklendiği ancak İsviçre’nin Cenevre kentinin de ihtimaller arasında yer aldığı aktarılmıştır. Heyetlerin kimlerden oluşacağına ilişkin ise bilgi verilmemiştir.
Öte yandan Pakistan Dışişleri Bakanlığından ismi açıklanmayan bir yetkili, ikinci tur müzakerelere ilişkin medyada yer alan iddiaları yalanlamış ve “ABD ve İran arasındaki ikinci tur müzakereler için tarih belirlenmedi.” ifadelerini kullanmıştır.
Aynı gün içerisinde ABD Başkanı Trump, Pakistan’da kısa süre içinde yeni bir görüşme yapılabileceğini de açıklamıştır. Trump, “Gerçekten orada kalmalısınız çünkü önümüzdeki 2 gün içinde bir şeyler olabilir ve biz oraya gitmeye meyilliyiz. Bu mümkün bir şey, neden biliyor musunuz? Çünkü (Pakistan Genelkurmay Başkanı) Mareşal (Asım Munir) harika bir iş çıkarıyor.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile dar kapsamlı değil, “kapsamlı” bir anlaşma yapmak istediğini açıklamıştır. Vance, söz konusu yaklaşımın devam eden müzakerelerin temelini oluşturduğunu belirtmiş ve sürecin 8 Nisan’da başlayan geçici ateşkesle bağlantılı daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu ifade etmiştir.
Vance, Trump’ın yaklaşımına ilişkin olarak, "Başkan büyük bir anlaşma yapmak istiyor. İran'a temel olarak sunduğu şey çok basit. Eğer normal bir ülke gibi davranmaya hazırsanız, biz de size ekonomik olarak normal bir ülke gibi davranmaya hazırız. Kendisi dar kapsamlı bir anlaşma istemiyor." ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca, İran ile henüz anlaşmaya varılamamasının nedeninin, ABD yönetiminin İran’ın nükleer silaha sahip olmadığı bir anlaşma talep etmesi olduğunu belirtmiştir.
Müzakerelere ilişkin iyimserliğini koruduğunu ifade eden Vance, "Müzakerelere devam edeceğiz ve bunu gerçekleştirmek için çaba göstereceğiz, çünkü bu dünya için çok iyi olur. Ülkemiz için ve herkes için harika olur. Bu yüzden bunu gerçekleştirmek için mücadele etmeye devam edeceğim." açıklamasında bulunmuştur. İki ülke arasında ciddi bir güvensizlik bulunduğunu vurgulayan Vance, sürecin kısa sürede çözülemeyeceğini ancak müzakerelerin iyi niyet çerçevesinde sürdürüleceğini belirtmiştir.
15 Nisan'da ABD Başkanı Donald Trump ise İran ile devam eden savaşa ilişkin yaptığı açıklamada, "Sanırım bitmeye çok yakın. Yani, ben durumu bitmeye çok yakın olarak görüyorum." ifadelerini kullanmıştır. Trump, İran’ın bir anlaşma yapma isteği içinde olduğunu ileri sürerek, "Sanırım bir anlaşma yapmayı canıgönülden istiyorlar." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Trump ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesine ilişkin olarak, bu kararın alınmaması durumunda İran’ın nükleer silah sahibi olabileceğini öne sürmüş ve "Eğer ellerinde nükleer bir silah olsaydı, oradaki herkesi yardıma çağırmak durumunda olurdunuz. Bunu yapmak istemezdiniz." ifadelerini kullanmıştır.
Öte yandan, ABD yönetiminin İran ile geçici ateşkesin uzatılmasını henüz resmi olarak kabul etmediği bildirilmiştir. ABD’li bir yetkili tarafından yapılan açıklamada, "ABD, ateşkesin uzatılmasını henüz resmi olarak kabul etmedi. Bir anlaşmaya varılması için ABD ile İran arasındaki görüşmeler devam ediyor." ifadelerine yer verilmiştir.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD ile Pakistan’da yürütülen müzakerelere ilişkin olarak Pakistan’dan bir heyetin Tahran’da ağırlanacağını açıklamıştır. Bekayi, müzakerelerin temelinde savaşın sonlandırılması ve İran’ın taleplerinin iletilmesinin yer aldığını belirtmiş ve “Mesaj alışverişi devam ediyor. Bugün yüksek ihtimalle Pakistan'dan bir heyeti ağırlayacağız. Bu görüşmede iki tarafın görüşleri ayrıntılı şekilde ele alınacak." ifadelerini kullanmıştır.

İran Dışişleri Bakanı Erakçi ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir, Tahran’da görüşüyor, 15 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Bekayi ayrıca, İran’ın nükleer silah üretme amacı bulunmadığını vurgulamış ve “Uranyum zenginleştirmenin türü ve seviyesi görüşülebilir ki biz bunu daha önce de ilan ettik. İran'ın kendi ihtiyaçlarına göre uranyum zenginleştirmeye devam etmesi gerekiyor.” açıklamasında bulunmuştur. ABD’nin nükleer program konusunu baskı aracı olarak kullandığını ifade eden Bekayi, “Biz ekonomimizi nasıl geliştireceğimizi biliyoruz. İran’ın barışçıl amaçlar dışında nükleer programı olmadı. Kimseden korktuğumuz için değil ilkesel olarak nükleer silah peşinde değiliz.” değerlendirmesini yapmıştır. Ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndaki son gerilimlerin ABD ve İsrail kaynaklı olduğunu savunmuştur.
Bu açıklamaların ardından, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir başkanlığındaki üst düzey heyetin İran’a doğru yola çıktığı bildirilmiştir. Söz konusu heyetin, ABD’den İran’a bir mesaj iletmek ve iki ülke arasında planlanan ikinci tur müzakereler için istişarelerde bulunmak amacıyla Tahran’a hareket ettiği aktarılmıştır.
Pakistanlı heyetin Tahran’a ulaştığı ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi tarafından karşılandığı bildirilmiştir. Heyetin, Tahran-Washington hattında yürütülen müzakerelerin ikinci aşamasına ilişkin temaslarda bulunacağı ifade edilmiştir.
İran basınında yer alan haberlere göre, İran’ın müzakerelerin sonraki aşamasına ilişkin kararını Pakistanlı heyet ile yapılacak görüşmelerin ardından vereceği duyurulmuştur. Haberde ayrıca, Lübnan’daki ateşkesin müzakerelerin ilerlemesi açısından olumlu bir unsur olarak değerlendirildiği ve ABD’nin daha önce sunulan çerçeveye bağlı kalmasının önemine dikkat çekildiği belirtilmiştir.
Gün içerisinde, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’in Tahran’da bir araya geldiği açıklanmıştır. Görüşmeye İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ile Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de katılmıştır. Görüşmenin içeriğine ilişkin detay paylaşılmamış ancak müzakerelerin sonraki aşamasına dair kararın bu temasların ardından verileceği bilgisi teyit edilmiştir.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin yeni turuna yönelik diplomatik çabalar kapsamında Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiştir. Pakistan heyetinin, ülkenin batısındaki Cidde kentine ulaştığı ve Şerif’in Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmesinin beklendiği bildirilmiştir.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesin uzatılmasına yönelik yoğun müzakerelerin devam ettiğini açıklamıştır. Leavitt, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede, görüşmelerin “verimli” şekilde sürdüğünü belirtmiştir.
Leavitt, ateşkesin uzatılması için İran’a resmi talepte bulunulduğu yönündeki haberleri yalanlamış ve "Bugün, ateşkesin uzatılmasını resmi olarak talep ettiğimize dair bazı haberler gördüm. Bu doğru değil. Şu anda bu müzakerelere yoğun bir şekilde devam ediyoruz. Görüşmeler verimli bir şekilde devam ediyor." ifadelerini kullanmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamalarına da değinen Leavitt, sürecin olumlu ilerlediğini belirterek, "Bir anlaşma olasılığı konusunda iyimseriz. Başkan dün verdiği röportajda bundan bahsetti." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Leavitt, Pakistan’ın arabuluculuk rolünün devam ettiğini ve İslamabad yönetiminin bugüne kadarki katkılarından memnun olduklarını ifade etmiştir. Ayrıca, yeni müzakerelerin büyük olasılıkla önceki görüşmelerde olduğu gibi İslamabad’da gerçekleştirileceğini belirtmiştir.
Öte yandan Leavitt, Çin’in süreçte İran’a silah sağladığı yönündeki iddiaları reddederek, "Çin Devlet Başkanı Şi (Cinping), Trump'a bu çatışma süresince İran'a silah tedarik etmediklerini garanti etti." açıklamasında bulunmuştur.
ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasının süresine ilişkin bir zaman çizelgesi paylaşılmamış, bu konuda kararın tamamen ABD Başkanı Trump’a ait olduğu ifade edilmiştir.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik uygulanan deniz ablukasının İran’ın ekonomik faaliyetlerini tamamen durdurduğunu savunmuştur. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, yaptığı açıklamada, İran ekonomisinin büyük ölçüde deniz ticaretine dayandığını belirterek, "Ablukanın uygulanmasından bu yana geçen 36 saatten kısa bir sürede, ABD kuvvetleri deniz yoluyla İran'a giren ve İran'dan çıkan ekonomik ticareti tamamen durdurmuştur." ifadelerini kullanmıştır.
Buna karşılık İran basınında yer alan haberlerde, ABD ablukası sırasında İran’a ait bir petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’nı geçerek İran kara sularına ulaştığı bildirilmiştir. Haberde, söz konusu tankerin yaklaşık 2 milyon varil ham petrol taşıma kapasitesine sahip olduğu ve “en ufak bir engelle karşılaşmadan” varış noktasına ulaştığı ifade edilmiştir.
İran yönetimi ise ABD’nin deniz ablukasına karşı sert bir yanıt vermiştir. İran Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Komutanı Tümgeneral Ali Abdullahi, ABD’nin girişimlerinin devam etmesi halinde bölgedeki deniz trafiğinin tamamen durdurulabileceğini belirterek, "ABD yasa dışı eylemlerine devam etmek ve İran'a ait ticari gemileri ve petrol tankerleri için güvensizlik oluşturmak istiyorsa İran'ın güçlü Silahlı Kuvvetleri, Basra Körfezi, Umman Denizi ve Kızıldeniz'de herhangi bir ihracat ve ithalatın devam etmesine izin vermeyecektir." açıklamasında bulunmuştur.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki mevcut yönetimi “yeni bir rejim” olarak nitelendirmiş ve "Her şey yok edilmiş durumda. Hava savunma ekipmanları yok, radarları yok, liderleri yok. Şu anki liderler, yeni bir rejim, tamam mı? Ve açıkçası, karşılaştırınca oldukça makul olduklarını düşünüyoruz. Gerçekten yeni bir rejim ve bence çok iyi gidiyoruz." ifadelerini kullanmıştır. Trump ayrıca, İran’ın nükleer silah programına ilişkin olarak "Yani ortada hiçbir anlaşma yok. Bu bütün mesele, nükleerin olmamasıyla ilgili. Onlar nükleer silaha sahip olamazlar." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Trump, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki ablukasına yönelik uluslararası tepkilere ilişkin olarak herhangi bir ciddi karşılık görmediklerini belirtmiş ve enerji fiyatlarının olası bir anlaşma durumunda düşeceğini ifade etmiştir.
Sahadaki gelişmelere ilişkin veriler, ablukaya rağmen Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin tamamen durmadığını göstermiştir. MarineTraffic verilerine göre, Malta bayraklı Agios Fanourios I isimli ham petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’nı geçerek Basra Körfezi’ne ulaştığı ve Irak’ın Basra Limanı’na yöneldiği tespit edilmiştir. Ayrıca, Panama bayraklı Rosalina adlı kuru yük gemisinin Brezilya’dan İran’a gıda taşıdığı ve İmam Humeyni Limanı’na ulaşmasının beklendiği bildirilmiştir.
Veri analitik şirketi Kpler tarafından yapılan analizde, ABD ablukasının Hürmüz Boğazı’nda İran bağlantılı ve İran dışı gemiler arasında belirgin bir ayrışma oluşturduğu ifade edilmiştir. Buna göre, İran bağlantılı tankerlerin Umman Körfezi’nde beklediği, İran dışı kargoların ise daha serbest hareket edebildiği belirtilmiştir.
Ayrıca, 13–15 Nisan tarihleri arasında Hürmüz Boğazı’ndan toplam 16 geminin geçtiği ve bu gemiler arasında ABD yaptırım listesinde bulunan tankerlerin de yer aldığı kaydedilmiştir.
16 Nisan günü İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ile İran arasında sağlanan ateşkesin Lübnan’ı da kapsadığını savunmuş ve Hizbullah ile İran’ın “bir bütün” olduğunu ifade etmiştir. Kalibaf, "Direniş (Hizbullah) ve İran, ister savaşta ister ateşkeste olsun, tek bir bütündür. ABD, 'Önce İsrail' hatasından geri adım atmalıdır." açıklamasında bulunmuştur.
Kalibaf ayrıca, Lübnan’da kalıcı bir ateşkesin sağlanmasının “Hizbullah’ın direnişi ve kararlı mücadelesi ile direniş ekseninin birlik içinde olmasının bir sonucu” olacağını belirtmiştir. İran tarafı, ABD’nin Lübnan’ı da kapsayan ateşkes anlaşmasına uyması gerektiğini vurgulamıştır.
Öte yandan, İran’da Düzenin Maslahatını Koruma Konseyi üyesi Muhsin Rızayi, ABD ile yapılan ateşkesin uzatılmasına karşı çıkmıştır. Rızayi, mevcut durumu “askeri sessizlik” olarak nitelendirmiş ve "Ateşkesin uzatılması kesinlikle bizim lehimize değil. Bu benim kişisel görüşümdür. Baskılar ciddi şekilde artırılmalı. Fırlatıcılarımız şu anda düşman gemilerine kilitlenmiş durumda ve hepsini batırırız." ifadelerini kullanmıştır.
Rızayi, ateşkesin anlam kazanabilmesi için İran’ın haklarının yerine getirilmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne resmi bildirim yapılması gerektiğini belirtmiştir.
İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekremi Niya ise ABD ile varılan ateşkese ilişkin yaptığı açıklamada, ateşkesin İran açısından savaş koşullarından farklı olmadığını ifade etmiştir. Ekremi Niya, "Ateşkesin fiili olarak bizim için savaş koşullarından çok da farkı yok, her zaman hazırız." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Ekremi Niya, İran Silahlı Kuvvetleri’nin olası bir saldırıya karşı hazır durumda olduğunu vurgulamış ve üst düzey komutanların talimatlarına değinerek, kara saldırısı durumunda “saldırganlardan tek bir kişinin bile hayatta kalmaması” yönünde emir verildiğini aktarmıştır. Ayrıca, İsfahan’da ABD unsurlarına yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen bir müdahaleye ilişkin olarak, "ABD’liler bölgeye indiğinde, Kara Kuvvetleri Topçu ve Füze Eğitim Merkezi bünyesindeki Hava Savunma Komutanı Tuğgeneral Mesud Zare ve ekibi, omuzdan atılan bir füze ile C-130 nakliye uçağını vurdu. Bunun ardından ABD’liler kaçmak zorunda kaldı." ifadelerini kullanmıştır.

İran Meclis Başkanı Kalibaf, Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir ile bir arada, 16 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir’in, İran ziyaretinin ardından ABD’ye giderek arabuluculuk girişimlerini sürdürmesinin planlandığı bildirilmiştir. Al Jazeera’ya dayandırılan haberlere göre, Munir’in ABD-İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşın sona erdirilmesi amacıyla yürütülen arabuluculuk çabaları kapsamında Washington’a gidecektir.

İran Meclis Başkanı Kalibaf, Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir ile bir arada, 16 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Munir’in söz konusu ziyaretinin, ABD ile İran arasında planlanan müzakerelerin ikinci turuna yönelik diplomatik hazırlık sürecinin bir parçası olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda 16 Nisan'da, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile Tahran’da bir araya gelmiştir.
Görüşmenin içeriğine ilişkin detay paylaşılmamış ancak Pakistan heyetinin daha önce ABD’den İran’a mesaj iletmek ve müzakerelerin sonraki aşamasını planlamak amacıyla Tahran’a geldiği hatırlatılmıştır.
Pakistan hükümeti, ABD ile İran arasında ateşkes kapsamında yürütülen müzakerelerin ikinci turuna ilişkin tarafların istekli olduğunu, ancak sürece dair somut takvim oluşturulamadığını açıklamıştır. Pakistan Dışişleri Bakanlığından bir yetkili tarafından yapılan açıklamada, "ABD ve İran ikinci tur müzakereler için istekli ancak (müzakereler) ikinci tur için henüz yer veya tarih bilgisi bulunmuyor." ifadelerine yer verilmiştir. Aynı açıklamada, Lübnan’daki durumun müzakere süreciyle bağlantılı olduğu belirtilmiş ve "Lübnan'daki barış, barış görüşmeleri için şarttır." değerlendirmesi yapılmıştır.
11 Nisan 2026 tarihinde Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen birinci tur ABD–İran görüşmeleri yaklaşık 21 saat sürmüş ve taraflar arasında herhangi bir anlaşmaya varılamamıştır. 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılarla başlayan çatışma süreci, 8 Nisan 2026 tarihinde iki taraf arasında sağlanan geçici ateşkesle kısmen durmuştur. Söz konusu ateşkesin 21 Nisan 2026 tarihinde sona erecek olması ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşılamamış olması, ikinci tur görüşmeler öncesinde yoğun bir diplomatik sürecin başlamasına neden olmuştur.
Birinci tur görüşmelerin ardından İran tarafı, ikinci tur için kesin bir tarih belirlenmesinden önce bir “anlayış çerçevesi”nin oluşturulması gerektiğini vurgulamıştır. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade, 18 Nisan 2026 tarihinde Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen basın toplantısında bu tutumu şu sözleriyle dile getirmiştir: “Çerçeveyi kabul etmeden tarihi belirleyemeyiz... Gerçekte önemli bir ilerleme kaydedilmişti. Ancak karşı tarafın maksimalist yaklaşımı ve İran'ı uluslararası hukukun dışında tutmaya çalışması anlaşmaya ulaşmamızı engelledi.”
Khatibzadeh, İran’ın uluslararası hukuktan bağımsız herhangi bir taahhüde girmeyeceğini de ifade etmiştir: “İran'ın uluslararası hukukun dışında tutulmasını kesinlikle kabul etmeyeceğimizi açıkça belirtmem gerekiyor. Üstleneceğimiz her yükümlülük uluslararası düzenlemeler ve uluslararası hukuk çerçevesinde olacaktır.”
İran tarafı, geçici ateşkese ilişkin tutumunu da açıklamıştır. Khatibzadeh, ABD ile sağlanan geçici ateşkesi kabul etmediklerini belirterek “Herhangi bir geçici ateşkesi kabul etmiyoruz. Çünkü diplomasiyi tüketmek için kullanılan ve ardından yeniden savaşa dönülen bu kısır döngü sona ermelidir.” demiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, birinci tur görüşmelerin ardından İran ile müzakerelerin süreceğini açıklamış; 17 Nisan 2026 tarihinde Axios’a verdiği demeçte, hafta sonu yeni bir görüşmenin gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu ve “bir iki gün içinde” anlaşmaya varılabileceğini ifade etmiştir. Trump, aynı açıklamasında Lübnan’daki ateşkes sürecine de değinerek İsrail’in saldırıları durdurması gerektiğini vurgulamıştır.
Trump, anlaşmaya varılamaması halinde İran’a yönelik askeri seçeneklerin yeniden gündeme gelebileceğini de belirtmiştir. Arizona’dan Washington’a dönüşü sırasında uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştır: “Belki bunu uzatmam ancak (Hürmüz'de) ablukamız sürüyor. Yani abluka altındasınız ve maalesef yeniden bombalamak zorunda kalacağız.”
Trump ayrıca, zenginleştirilmiş uranyumun İran dışına çıkarılması konusunda anlaşmaya varılamaması durumunda sürecin “çok farklı ve dostane olmayan bir biçimde” çözüleceğini ifade etmiştir.
19 Nisan 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Çok adil ve makul bir anlaşma sunuyoruz ve umarım kabul ederler çünkü kabul etmezlerse; ABD, İran'daki her bir enerji santralini ve her bir köprüyü imha edecek. Artık 'iyi adam' diye bir şey yok.” demiştir.
Hürmüz Boğazı üzerindeki denetim, görüşmelerin en kritik anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam etmiştir. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade, "Hürmüz Boğazı'nın binlerce yıldır açık olduğunu ve İran'ın kara suları, topraklarının da bir parçası olduğunu" söylemiştir.
"(Hürmüz Boğazı) İran'ın kararıyla tarih boyunca açık tutulmuştur." ifadesini kullanan Hatibzade, İran'a göre ABD ve İsrail tarafından "sebepsiz başlatılan saldırıların bölgedeki gerilimi artırdığını" belirterek, "Bütün bölgeyi boğmaya ve İran'ı boğmaya, dünya ekonomisini ve küresel ekonomiyi de bundan zarar görmeye sürüklemeye karar verdiler." yorumunu yapmıştır.
Hatibzade, bu savaşın ABD ve İsrail'in tercihiyle başladığını belirterek, şunları söylemiştir: "Eğer bu savaş kalıcı olarak sona erer ve Amerika, çok adil ve dengeli şartları kabul etmeye ve maksimalist tutumlarını bırakmaya karar verir, sahadaki gerçekleri kabul eder ve kimsenin uluslararası hukuku ihlal edemeyeceğini, başka bir ülkeye karşı saldırganlık gösteremeyeceğini ve İran'ın toprak bütünlüğü ile egemenliğinin saygı görmesi gerektiğini kabul ederse, İran, Hürmüz Boğazı'nın gelecekte de barış ve istikrar koridoru olmaya devam edeceğini garanti edebileceğini söylemektedir."
Birinci tur görüşmelerin hemen ardından, 13 Nisan 2026 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump tarafından İran’a yönelik “deniz ablukası” ilan edilmiştir. İran tarafı ise 17 Nisan tarihinde Lübnan'da ateşkes ilan edilmesine karşılık olarak önce Hürmüz Boğazı'nı tüm ticari gemilere açmış ancak ABD’nin ablukayı sürdürmesi üzerine 18 Nisan'da yeniden kısıtlamalar getirmiştir. İran Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Hatemü’l-Enbiya Merkez Karargahı, boğaz üzerindeki kontrolün önceki durumuna geri döndürüldüğünü açıklamıştır.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani Baghaei, söz konusu gelişmelere ilişkin olarak ABD’nin deniz ablukasını “yasadışı ve suç teşkil eden” bir eylem olarak nitelendirmiş; bunun “savaş suçu ve insanlığa karşı suç” anlamına geldiğini ifade etmiştir.
Hatibzade ise ABD tarafının tutumuna ilişkin şu değerlendirmede bulunmuştur: “Karşı taraf, yani Amerikan tarafı, bunu sabote etmeye çalıştı: ateşkes koşullarını ihlal ederseniz, Amerikalılar sözlerini tutmazsa bunun onlar için sonuçları olacak dedi.”
20 Nisan 2026’nın ilk saatlerinde Trump, Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada ABD Donanması’na ait USS Spruance adlı geminin, Umman Denizi’nde yaklaşık 274 metre uzunluğundaki İran bayraklı Touska adlı kargo gemisine el koyduğunu duyurmuştur. Trump, mürettebatın ikazlara uymayı reddetmesinin ardından müdahalenin gerçekleştiğini belirterek şu ifadeleri kullanmıştır: “Deniz kuvvetleri gemimiz onları makine dairesine delik açarak durdurdu.”
ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait görüntülerin de yayımlandığı ve el koyma operasyonunun kamuoyuyla paylaşıldığı bildirilmiştir. Trump, söz konusu geminin daha önce yasadışı faaliyetler nedeniyle ABD Hazine Bakanlığı yaptırım listesinde yer aldığını ileri sürmüştür.
İran tarafı, bu el koyma eylemini “korsanlık” olarak nitelendirmiştir. İran Devrim Muhafızları Ordusu ise ABD ve İsrail’in ateşkesi ihlal edecek her türlü saldırganlığına “yıkıcı” karşılık verileceğini açıklamıştır.
Pakistan, birinci turda olduğu gibi ikinci tur görüşmeler için de İslamabad’ı ev sahipliğine hazırlamıştır. Pakistan hükümeti kaynakları, her iki ülkenin teknik düzeyli heyetlerinin “büyük olasılıkla 20 Nisan Pazartesi” günü İslamabad’da bir araya gelebileceğini açıklamıştır. Bir Pakistanlı yetkiliye göre, taslak bir mutabakat sağlanması hâlinde ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan imza töreni için İslamabad’a gelebilecektir.
Trump, söz konusu ihtimale ilişkin olarak “Pakistan harika bir ülke. Anlaşma İslamabad’da imzalanırsa gidebilirim.” ifadelerini kullanmıştır.
Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile yaklaşık 45 dakika süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Şerif, bu görüşmede Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretlere ilişkin bilgi aktarmış; söz konusu temasların “sürdürülebilir bir diyalog ve diplomasi süreci için uzlaşı oluşturma” açısından yararlı olduğunu ifade etmiştir.
İkinci tur görüşmelerin, birinci turdan farklı olarak çok günlü şekilde planlandığı belirtilmiştir. Bu kapsamda, müzakerecilerin ateşkesi uzatmasına ve daha kalıcı bir anlaşmanın zeminini hazırlamasına imkân tanıyacak bir “anlayış mutabakatı” (MoU) imzalanması hedeflenmiştir. Söz konusu mutabakatın sağlanması hâlinde müzakere sürecine 60 güne kadar ek süre tanınabileceği ifade edilmiştir.
19 Nisan 2026 tarihinde Pakistanlı kaynaklar, ABD’li “öncü heyet”i taşıyan iki uçağın İslamabad’a indiğini bildirmiştir. Uçuş takip verileri, iletişim ekipmanı ve konvoy destek unsurları taşıyan en az dört ABD hükümeti uçağının PAF Base Nur Khan’a indiğini ortaya koymuştur. İslamabad’da kapsamlı güvenlik önlemleri alınmış, başkentin en yüksek güvenlikli bölgelerinden biri olan Kırmızı Bölge’ye giriş yolları kapatılmış, Marriott ve Serena otelleri konuklarını tahliye etmiştir.
ABD heyetinin bileşimine ilişkin farklı bilgiler ortaya çıkmıştır. CNN, birinci turda olduğu gibi ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın görüşmelerde yer alacağını bildirmiştir. Buna karşın ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta Vance’in güvenlik gerekçesiyle İslamabad’a gitmeyeceğini ifade etmiştir. Daha sonra Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Vance’in ABD heyetine katılacağını doğrulamıştır. Ancak ilerleyen saatlerde aracılara yakın kaynaklar, Vance’in katılımının yeniden belirsiz hâle geldiğini bildirmiştir.
İran tarafı, 20 Nisan 2026 sabahı itibarıyla ikinci tur görüşmelere katılıp katılmayacağına ilişkin kesin bir karar açıklamamıştır. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İran’ın ABD ile yeni bir görüşme turu için herhangi bir planının bulunmadığını ifade etmiştir. Tesnim Haber Ajansı, İran’ın ABD’nin “aşırı talepleri” nedeniyle ikinci tura katılmama kararı aldığını ve bu durumun arabulucu Pakistan üzerinden ABD’li yetkililere iletildiğini bildirmiştir.
İran’ın resmi haber ajansı IRNA, ikinci tur görüşmelere ilişkin haberlerin “doğru olmadığını” açıklamış; birinci turdaki anlaşmazlığın sorumluluğunu Amerikan tarafının “açgözlülüğüne, makul olmayan taleplerine, değişen tutumlarına ve sürekli çelişkilerine” bağlamıştır.
Pakistanlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilime rağmen İran heyetinin İslamabad’da ABD ile yapılması planlanan müzakerelerin ikinci turuna katılmasının beklendiğini belirtmiştir. İslamabad’daki yetkililer, İran heyetinin 21 Nisan'da Pakistan’a ulaşmasının öngörüldüğünü ifade etmiştir.
Müzakerelere, ilk turda olduğu gibi İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi liderliğindeki heyetin katılmasının planlandığı iddia edilmiştir. ABD tarafında ise Başkan Yardımcısı JD Vance, Jared Kushner ve Steve Witkoff’un yer almasının beklendiği bildirilmiştir.
Pakistan'ın açıklamasının hemen ardından İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, İslamabad’da ABD ile yapılması beklenen ikinci tur müzakerelere ilişkin Tahran yönetiminin henüz bir planının bulunmadığını açıklamıştır. Bekayi, Tahran’daki Dışişleri Bakanlığı binasında düzenlediği basın toplantısında, “Şu ana yani sizin huzurunuza çıkana kadar, ikinci tur müzakerelerle ilgili bir planımız bulunmamaktadır.” ifadelerini kullanmıştır.
Bekayi, Washington yönetiminin çelişkili tutumlar sergilediğini ve ateşkes hükümlerini ihlal ettiğini belirterek, ABD’nin diplomatik süreci ciddiyetle takip etmediğini ifade etmiştir. “ABD'nin son dönemdeki eylemleri, Lübnan anlaşmalarındaki taahhütlerini yerine getirmemesi, İran'a yönelik deniz ablukası ve ülkemizin ticari gemisine saldırılması Birleşmiş Milletler kararlarına göre açık bir saldırgan eylem örneğidir.” açıklamasında bulunmuştur.
ABD’nin söylemleri ile eylemleri arasında çelişki bulunduğunu dile getiren Bekayi, “Bu durum, İran halkının ABD'nin niyetlerine yönelik şüphelerini artırmaktadır. İran, ulusal çıkar ve menfaatlerini önceleyerek, müzakere sürecinin devamına ilişkin uygun kararı verecektir.” ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca, ABD’nin müzakereler sürerken uluslararası hukuku ihlal ederek İran’a yönelik saldırılar düzenlediğini belirterek, “Tahran yönetimi, ABD'nin diplomasiye yönelik tekrarladığı ihanetlerini unutmayacaktır.” demiştir.
Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin değerlendirmesinde Bekayi, “Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik sorununun nedeni ABD ve İsrail'in askeri faaliyetleridir.” ifadelerini kullanmıştır. 28 Şubat öncesinde bölgenin güvenli olduğunu belirten Bekayi, uluslararası toplumun bölgedeki güvensizlikten söz konusu aktörleri sorumlu tutması gerektiğini söylemiştir.
Bekayi, İran’ın ulusal çıkarlarını koruma konusunda herhangi bir süre kısıtlaması veya ültimatomu kabul etmeyeceğini ifade etmiş, “ABD veya İsrail tarafından herhangi bir yeni maceracı girişim olması durumunda, silahlı kuvvetler güçlü bir şekilde karşılık verecektir.” açıklamasında bulunmuştur.
Zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ABD’ye devredilmesine ilişkin iddialara da değinen Bekayi, “Müzakerelerin hiçbir aşamasında, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ABD'ye veya herhangi başka bir ülkeye intikali gündeme gelmemiştir. Esasen bu seçenek İran'ın gündeminde bulunmamaktadır. Ülkenin kesin tutumu, nükleer kazanımların İran toprakları içinde korunmasıdır ve bu konuda ortaya atılan iddialar reddedilmektedir.” ifadelerini kullanmıştır.
Pakistanlı yetkililer, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile ABD Başkanı Donald Trump arasında, İslamabad’da yapılması planlanan ABD–İran müzakerelerinin ikinci turu öncesinde bir telefon görüşmesi gerçekleştirildiğini açıklamıştır.
Yetkililerin aktardığına göre Munir, görüşmede “Hürmüz Boğazı'nın abluka altına alınmasının İranlılarla görüşmelerde engel teşkil ettiğini” ifade etmiştir. Trump’ın ise bu değerlendirmeye karşılık “öneriyi göz önünde bulunduracağını” belirttiği aktarılmıştır.
20 Nisan'da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Görüşmede Washington ile Tahran arasında yapılan geçici ateşkes ile bölgesel gelişmeler ele alınmıştır.
Pakistan Dışişleri Bakanı Dar, ülkesinin savaşı sona erdirme ve bölgede barışı tesis etme yönündeki çabalarını aktarmış, bu kapsamda istişareleri sürdürmeye hazır olduklarını ifade etmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi, Pakistan’ın ateşkes ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerdeki arabuluculuk çabalarına teşekkür etmiş, İran’ın diplomatik sürece katılımına ilişkin yaklaşımını açıklamıştır. Erakçi, son bir yıl içinde yaşanan gelişmelere atıfta bulunarak, müzakereler sırasında İran’a yönelik askeri saldırılar, ateşkes ihlalleri, limanlar ve İran gemilerine yönelik tehditler ile çelişkili tutumların ABD’nin diplomasiye yaklaşımını olumsuz yönde etkilediğini ifade etmiştir. Tarafların, bölgesel barış ve güvenliğin korunması yönündeki ortak hedef doğrultusunda istişarelerin sürdürülmesi konusunda mutabık kaldığı belirtilmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün Fox News muhabiri Maria Bartiromo’ya yaptığı değerlendirmede, İran ile yürütülen görüşmelere ilişkin beklentilerini aktarmıştır. Bartiromo, Trump’ın kendisine “bu gece Pakistan’da (İran’la) anlaşmanın imzalanmasını umduğunu söylediğini” ifade etmiştir.
Trump, ayrıca New York Post’a verdiği röportajda, İslamabad’daki görüşmelere Başkan Yardımcısı JD Vance, Özel Temsilci Steve Witkoff ve Jared Kushner’in katılacağını doğrulamıştır.
20 Nisan akşam saatlerinde İran basınında, Tahran yönetiminin Pakistan’daki müzakerelere katılmama yönünde aldığı kararın değişmediği bildirilmiştir. Yarı resmi Tasnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan haberde, söz konusu kararın geçerliliğini koruduğu ifade edilmiştir. Haberde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in müzakerelere katılacağı yönündeki haberlerin İran’ın tutumunu etkilemediği belirtilmiştir.
Ayrıca Hürmüz Boğazı’nda devam eden deniz ablukası ile ABD’nin taleplerinin, müzakerelerin sonraki turu açısından engel teşkil ettiği vurgulanmıştır.
Donald Trump günün ilerleyen saatlerinde, İran ile bir anlaşmaya varılamaması halinde iki haftalık geçici ateşkes süresinin uzatılmasının “oldukça düşük ihtimal” olduğunu belirtmiştir. Bloomberg’e telefonla verdiği mülakatta, İran ile yürütülen sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Başkan Yardımcısı JD Vance’in gün içinde Pakistan’a gideceğini ve müzakerelerin salı günü başlamasının planlandığını ifade etmiştir.
Trump, geçici ateşkes süresi içinde anlaşma sağlanamaması durumunda ateşkesin uzatılmasının düşük ihtimal olduğunu kaydetmiş, ayrıca anlaşma kesinleşene kadar İran limanlarına yönelik deniz ablukasının sürdürüleceğini açıklamıştır.
Aynı gün Trump, İran ile imzalanması planlanan anlaşmanın, Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA)’dan daha iyi olacağını söylemiştir. Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran ile anlaşmaya yakın olduklarını belirtmiş ve “İran ile imzalayacağımız anlaşma, Barack Obama ve Joe Biden tarafından kaleme alınan ve genellikle İran Nükleer Anlaşması olarak anılan JCPOA'den çok daha iyi olacak.” ifadelerini kullanmıştır.
Obama döneminde imzalanan anlaşmanın ABD ve Orta Doğu açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu ileri süren Trump, söz konusu anlaşmanın İran’a nükleer silah geliştirme imkânı sağladığını savunmuştur. Ayrıca dönemin ABD yönetiminin İran’a yüksek miktarda mali kaynak aktardığını ifade etmiştir.
Trump, yapılacak yeni bir anlaşmanın yalnızca Orta Doğu için değil, Avrupa ve ABD dahil olmak üzere daha geniş bir coğrafyada barış ve güvenliği sağlayacağını ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance’in İslamabad’daki müzakerelere katılacağını ve İran ile kısa süre içinde bir anlaşma imzalanabileceğini daha önce ifade etmiştir.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’li üst düzey yetkililerin İran’a yönelik açıklamalarına yanıt vermiştir. Pezeşkiyan, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Onlar İran’ın teslim olmasını istiyor. İran halkı zorbalığa boyun eğmez.” ifadelerini kullanmıştır.
Pezeşkiyan, ABD’ye karşı ülkede tarihsel bir güvensizlik bulunduğunu belirtmiş, ABD’li yetkililerin son dönemdeki açıklamalarının yapıcı olmadığını ve çelişkiler içerdiğini ifade etmiştir. Ayrıca, “Taahhütlere bağlı olmak mantıklı diyalogun temelidir.” demiştir.
Günün son saatlerinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Erakçi, ABD ile varılan ateşkesin sürekli ihlal edildiğini ifade etmiş ve “ABD’nin tehditlerinin diplomatik sürecin ilerlemesini sekteye uğrattığını” belirtmiştir. Ayrıca, İran’ın sürecin nasıl devam edeceğine ilişkin kararını tüm gelişmeleri dikkate alarak vereceğini ifade etmiştir. Görüşmede tarafların, bölgede barış ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlamak amacıyla istişarelerin sürdürülmesi gerektiğini vurguladığı aktarılmıştır.
21 Nisan'ın ilk saatlerinde Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ile telefon görüşmeleri gerçekleştirmiştir.
Görüşmelerde bölgesel gelişmeler ile yükselen gerilimin düşürülmesine yönelik çalışmalar ele alınmış, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecine ilişkin görüş alışverişinde bulunulmuştur. Diplomatik sürecin başarılı olabilmesi için taraflar arasında koordinasyonun önemine işaret edilmiştir.
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, söz konusu müzakerelerin gerilimin azaltılmasını ve savaşın sona ermesini sağlayacak somut bir uzlaşmaya ulaşılması açısından temel bir adım olduğunu ifade etmiştir. Görüşmelere katılan bakanlar, diplomatik çözümler ve diyalogun, anlaşmazlıkların çözümü ile bölgesel istikrarın korunması açısından temel araç olduğu yönünde değerlendirmede bulunmuştur.
Aynı gün sabah saatlerinde İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı deniz ablukasına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Kalibaf, yaptığı açıklamada, “Tehdit gölgesi altında müzakereyi kabul etmiyoruz.” ifadelerini kullanmıştır.
Kalibaf, ABD Başkanı Donald Trump’ın deniz ablukası ve ateşkes ihlalleri yoluyla müzakere sürecini baskı altına almaya çalıştığını belirtmiş ve bu durumun müzakere masasını “teslimiyet masasına” dönüştürme amacı taşıdığını ifade etmiştir.
Açıklamasında, İran’ın son iki hafta içinde sahadaki gelişmelere karşı yeni adımlar atmaya hazırlandığını belirten Kalibaf, ülkesinin tehdit altında yürütülen müzakere süreçlerini kabul etmeyeceğini vurgulamıştır.
İran’ın İslamabad Büyükelçisi Rıza Emiri Mukaddem, İran ile ABD arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda İslamabad’da yapılması planlanan müzakerelere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Mukaddem, ABD’nin deniz ablukası gibi eylemleri nedeniyle söz konusu görüşmelerin henüz gerçekleştirilemediğini belirtmiş ve İran’ın tehdit veya baskı altında müzakere etmeyeceğini ifade etmiştir. Açıklamasında, “Evrensel olarak kabul edilmiş bir gerçektir ki, büyük bir medeniyete sahip tek bir ülke, tehdit ve güç altında müzakere etmez.” demiştir. Bu yaklaşımın “İslami bir ilke” olduğunu vurgulamış ve ABD’nin bu durumu henüz kavrayamadığını ifade etmiştir.
İran Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini Ejei, ABD ve İsrail’e ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Ejei, yaptığı açıklamada, “ABD-İsrail'in saldırılara yeniden başlama ihtimali düşük değil, hazır olmalıyız.” ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca, “Düşmanın saldırılara yeniden başlama ihtimali düşük değil. Yüzde yüz hazır olmalıyız.” demiştir.
ABD ve İsrail’in saldırılarla hedefledikleri sonuçlara ulaşamadığını belirten Ejei, olası yeni saldırılara karşı hazırlıklı olunması gerektiğini ifade etmiş ve bu hazırlığın temel unsurlarından birinin toplumsal kararlılık olduğunu vurgulamıştır.
İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş yönetiminden sorumlu birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Komutanı Ali Abdullahi, ülkesinin askeri hazırlıklarına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Abdullahi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin “düşmanın tehdit ve eylemlerine kararlı, belirleyici ve ani karşılıklar vermeye hazır” olduğunu ifade etmiştir. Açıklamasında, Devrim Muhafızları Ordusu ile düzenli ordunun halkın desteğiyle saldırılara karşı koyduğunu ve bu durumun karşı tarafı ateşkes talep etmeye zorladığını belirtmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına da değinen Abdullahi, özellikle Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ve sahadaki gelişmelere ilişkin “yanlış ve asılsız anlatılara” izin verilmeyeceğini ifade etmiştir. Abdullahi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ülke liderliği ve halk ile birlikte hareket ederek, tehditlere karşı birlik içinde yanıt vermeye hazır olduğunu vurgulamıştır.
21 Nisan öğle saatlerinde Pakistan hükümetinin, ABD ile İran arasında yapılması muhtemel ikinci tur müzakereler için İslamabad’da hazırlıklarını sürdürdüğü bildirilmiştir. Başbakan Şahbaz Şerif’in başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, güvenlik ve idari hazırlıkların gözden geçirildiği aktarılmıştır. İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi’nin, başkentin çeşitli noktalarında alınan güvenlik önlemlerine ilişkin bilgi verdiği belirtilmiştir.
İslamabad’da müzakereler öncesinde güvenlik önlemlerinin artırılmış, merkezi hükümet kurumları ile yabancı misyon temsilciliklerinin bulunduğu bölgelere güvenlik güçleri konuşlandırılmıştır. İlk tur görüşmelerin gerçekleştirildiği Serena Oteli ile alternatif olarak belirlenen Marriott ve Mövenpick otellerinin hizmete kapatıldığı bildirilmiştir. Ayrıca başkentteki üniversiteler dahil olmak üzere birçok yükseköğretim kurumuna çevrim içi eğitime geçilmesi talimatı verilmiştir.
Pakistanlı bir yetkili, hazırlıkların sürdüğünü ancak görüşmelerin ne zaman gerçekleşeceğine ilişkin kesin bir tarih verilemediğini belirtmiştir. ABD ve İran heyetlerinin bir araya gelip gelmeyeceğinin henüz netlik kazanmadığı ifade edilmiştir.
Çin’in İslamabad Büyükelçisi Jiang Zaidong’un, Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ile yaptığı görüşmede, Çin’in ABD ile İran arasındaki müzakerelere yönelik Pakistan’ın çabalarına destek verdiği bildirilmiştir. Rusya’nın İslamabad Büyükelçisi Albert P. Khorov ise ülkesinin müzakerelerde doğrudan arabulucu rolü üstlenmediğini açıklamıştır. Rusya’nın, çatışmanın tırmanmasını önlemek ve özellikle Körfez bölgesinde sivil altyapıyı etkileyen gelişmelerin sona erdirilmesi yönünde çağrıda bulunduğu belirtilmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD ile İran heyetlerinin İslamabad’da kalıcı ateşkes görüşmeleri için bir araya gelmesinin beklendiği süreçte, İran’ın ateşkesi defalarca ihlal ettiğini savunmuştur. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İran ateşkesi defalarca ihlal etti.” ifadelerini kullanmıştır.
Trump ilerleyen saatlerde yaptığı bir başka açıklamada, görüşmelerin olumlu sonuçlanacağını düşündüğünü belirtmiştir. Trump, “Bence (İran’la) sonunda çok iyi bir anlaşma yapacağız. Başka seçenekleri yok.” demiştir. Trump, İran’ın müzakerelere katılmaktan başka seçeneği olmadığını savunmuş ve ABD’nin ateşkes öncesine kıyasla daha güçlü bir konumda bulunduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, “İyi bir anlaşma yapmak istiyorum. Zamanım bol. Sadece iyi bir anlaşma değil, harika bir anlaşma yapmak istiyorum.” diye eklemiştir.
İran ile anlaşma sağlanamaması durumunda askeri seçeneklerin gündemde kalacağını belirten Trump, “O zaman bombalamaların devam edeceğini düşünüyorum çünkü bence uygun olan bu. Biz buna hazırız.” demiştir. Trump, geçici ateşkesi uzatmayı düşünmediğini vurgulamış ve mevcut koşullarda İran ile bir anlaşmaya varılmasının en uygun seçenek olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca ABD’nin silah ve mühimmat stoklarını güçlendirdiğini, İran’ın ise sınırlı ölçüde yeniden tedarik sağlayabildiğini ileri sürmüştür.
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, 21 Nisan’da ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesin uzatılması yönünde çağrıda bulunmuştur. Dar, ABD’nin İslamabad Maslahatgüzarı Natalie Baker ile gerçekleştirdiği görüşmede, taraflar arasında diyalog ve diplomasiye ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiştir. ABD tarafı ise Pakistan’ın barışı teşvik etme ve diyalog sürecini kolaylaştırma yönündeki rolüne duyulan takdiri ifade etmiştir.
Aynı gün Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, İran heyetinin İslamabad’da ABD ile yapılması planlanan müzakerelerin ikinci turuna katılımına ilişkin Tahran’dan resmi yanıt beklendiğini açıklamıştır. Tarar, Pakistan’ın arabulucu rolü kapsamında İran ile temaslarını sürdürdüğünü ve diplomasi ile diyalog yolunun benimsendiğini ifade etmiştir. İran’ın, ateşkes süresinin sona ermesinden önce müzakerelere katılımına ilişkin kararının “hayati” nitelik taşıdığı belirtilmiş, Pakistan’ın Tahran yönetimini ikinci tur görüşmelere katılmaya ikna etmeye yönelik çabalarını sürdürdüğü aktarılmıştır.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı deniz ablukasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Erakçi, “İran, sınırlamalarla nasıl başa çıkacağını çok iyi biliyor.” ifadelerini kullanmıştır. Erakçi, İran limanlarının abluka altına alınmasının bir savaş girişimi olduğunu ve ateşkesin ihlali anlamına geldiğini belirtmiştir. Ayrıca, “Bir ticari gemiye saldırmak ve mürettebatını rehin almak ise çok daha büyük bir ihlaldir.” demiştir.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi 21 Nisan akşam saatlerinde, İran ile ABD arasında planlanan müzakerelerin ikinci turuna ilişkin olarak “Pakistan'daki görüşmelere katılıp katılmama konusunda henüz kesin bir karar alınmadı.” demiştir.
Bekayi, karar alınmamasının nedeninin kararsızlık olmadığını, ABD’nin çelişkili açıklamaları ve davranışlarından kaynaklandığını belirtmiş ve müzakerelerin sonuç odaklı olması durumunda İran’ın katılım konusunda karar vereceğini ifade etmiştir.
Ayrıca Bekayi, İran bayraklı Touska adlı kargo gemisine yönelik ABD müdahalesine ilişkin değerlendirmesinde, bu eylemi uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirmiş ve “İran gemilerine saldırmak, uluslararası hukukun ihlali, deniz korsanlığı ve devlet terörizmidir. En başından beri ateşkes ihlalleri ile karşılaştık. Deniz ablukası da bunun bir örneği.” ifadelerini kullanmıştır.
Bu açıklamadan birkaç saat sonra İran medyasında, İran’ın müzakere heyetinin Pakistan’a gitmeyeceği yönündeki kararını ABD’ye ilettiği bildirilmiştir. Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan haberde, İran’ın müzakerelerin ikinci turu için çarşamba günü Pakistan’da bulunmama kararının kesinleştiği ifade edilmiştir. Haberde, söz konusu kararın Pakistan aracılığıyla ABD’ye iletildiği belirtilmiştir.
21 Nisan gece saatlerinde ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürürlükte bulunan geçici ateşkesin uzatıldığını açıklamıştır. Açıklama, müzakerelere ilişkin belirsizliğin sürdüğü ve ateşkes süresinin sona ermek üzere olduğu bir dönemde yapılmıştır.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan’ın talebi üzerine ateşkesin uzatıldığını belirtmiştir. İran’ın anlaşmaya yönelik önerisini sunana kadar ateşkesin devam edeceğini ifade etmiştir.
Trump, İran yönetiminin “bölünmüş” olduğunu savunarak, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile Başbakan Şahbaz Şerif’in taleplerinin dikkate alındığını bildirmiştir. Açıklamasında şu ifadelere yer vermiştir: “İran yönetiminin ciddi bir bölünme içinde olduğu gerçeği ve Pakistan'dan Mareşal Asım Münir ile Başbakan Şahbaz Şerif'in de talebi üzerine, liderleri ve temsilcileri ortak bir öneri sunana kadar İran'a yönelik saldırımızı askıya almamız istendi. Bu nedenle ordumuza ablukayı sürdürme ve her açıdan hazır kalmaları talimatı verdim; dolayısıyla (İran'ın) önerisi sunulana ve müzakereler bir şekilde sonuçlanana kadar ateşkesi uzatacağım.”
İran Silahlı Kuvvetleri'nin Hatemül Enbiya Merkez Karargahı, ABD’ye yönelik bir uyarı açıklaması yapmıştır. Açıklamada, “ABD Başkanı ve o ülkenin saldırgan komutanlarını uyarıyoruz, elimiz tetikte.” ifadeleri kullanılmıştır. Bildiride ayrıca, İran’a saldırı gerçekleşmesi halinde önceden belirlenmiş hedeflere daha sert şekilde karşılık verileceği belirtilmiştir.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkesi uzatma kararını duyurmasının hemen ardından bir açıklama yapmıştır. Muhammedi, “Kaybeden taraf şartları belirleyemez.” ifadesini kullanmış, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukasını bombardımandan farksız olarak nitelendirmiştir. Açıklamada, ateşkesin uzatılmasının İran’a yönelik yeni saldırılar için zaman kazanma amacı taşıdığı ileri sürülmüştür.
İran basınında yer alan haberlerde, ateşkesin uzatılmasının İran tarafından talep edilmediği bildirilmiştir. Tesnim Haber Ajansı’na dayandırılan haberde, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki ablukayı sürdürmesinin düşmanlığın devamı olarak değerlendirildiği ve abluka sürdüğü sürece İran’ın boğazı açmayacağı aktarılmıştır.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir 22 Nisan sabah saatlerinde, İran ve Lübnan ile geçici ateşkes süreçleri devam ederken açıklamada bulunmuştur. Zamir, “Ordu tam teyakkuz ve hazırlık halinde, güçlü ve hızlı şekilde tüm cephelerde savaşa geri dönmeye hazır.” ifadelerini kullanmıştır.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İran ile geçici ateşkesin uzatılması yönündeki taleplerinin kabul edilmesi nedeniyle Trump’a teşekkür etmiştir. Şerif, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, diplomatik çabaların devam edebilmesi amacıyla ateşkesin uzatılmasını olumlu karşıladıklarını belirtmiştir. Açıklamasında “Her iki tarafın da ateşkesi sürdürmesini ve çatışmaya kalıcı bir son vermek amacıyla İslamabad'da yapılması planlanan ikinci tur müzakerelerinde kapsamlı bir 'barış anlaşmasına' varılmasını içtenlikle umuyorum.” demiştir.
Birleşmiş Milletler (BM), ABD’nin İran ile geçici ateşkesi uzatma kararını memnuniyetle karşıladığını açıklamıştır. António Guterres’in bu kararı gerilimi azaltmaya ve diplomasi ile güven inşası için alan oluşturmaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendirdiği bildirilmiştir. Açıklamada, tarafların ateşkese zarar verebilecek eylemlerden kaçınması ve yapıcı müzakerelere katılması çağrısında bulunulmuş, Pakistan’ın arabuluculuk çabalarının desteklendiği ifade edilmiştir.
İran’ın BM Daimi Temsilcisi Emir Said İravani, ABD’nin deniz ablukasını sona erdirmesi halinde bir sonraki görüşme turunun Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir. İravani, ABD’nin ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini ifade ederek, “Biz onlara ablukayı kaldırmaları gerektiğini söyledik. Onlardan ablukayı durduracaklarına dair işaret aldık. Böylece İslamabad'da ikinci tur müzakereler gerçekleşebilir.” açıklamasını yapmıştır.
Fransa hükümeti de, ABD’nin İran ile geçici ateşkesi uzatma kararını memnuniyetle karşıladığını açıklamıştır. Fransa Savunma Bakanlığı nezdindeki Devlet Bakanı Alice Rufo, geçici ateşkesin uzatılmasının yoğun müzakerelerin yürütüldüğü bir dönemde kalıcı bir anlaşmaya varılması için “gerekli zamanı” sağlayacağını belirtmiştir. Rufo, taraflara ateşkese tam olarak uymaları ve “sağlam bir anlaşma” yapmaları çağrısında bulunmuştur.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD’nin ateşkesi uzatma kararına ilişkin açıklamada bulunmuştur. Bekayi, “İran’ın çıkarlarını yerine getirmek ve İran halkının kazanımlarını pekiştirmek açısından mantıklı ve gerekli zeminin oluştuğu sonucuna vardığımızda adım atacağız.” ifadelerini kullanmıştır.
Bekayi, İran’ın sahadaki gelişmeleri izlediğini ve ulusal çıkarlarını korumak için gerekli tedbirleri aldığını belirtmiştir. Açıklamasında, “İran Silahlı Kuvvetleri de her türlü tehdit ve saldırıya karşı ülkeyi korumak için hazır. Diplomasi ulusal çıkarların ve güvenliğin temin edilmesinin bir aracıdır.” ifadelerine yer vermiştir. Ayrıca ülkesinin “saldırganlardan ve savaş suçlularından” hesap sorulması ve tazminat alınması için tüm imkanları kullanacağını belirtmiştir.
Aynı gün yaptığı bir başka açıklamada Bekayi, ayrıca İran’ın ABD ile ikinci tur görüşmelere katılmak için henüz bir karar almadığını açıklamıştır. Bekayi, ülkenin ulusal çıkarlarına uygun görülmesi halinde İslamabad’a gidilebileceğini ifade etmiştir.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nın ağır ateşkes ihlalleriyle açılmasının mümkün olmayacağını belirtmiş ve “Tam bir ateşkes, deniz ablukası ve dünya ekonomisinin rehin alınmasıyla ihlal edilmediği ve Siyonistlerin tüm cephelerde savaş kışkırtıcılığının durdurulduğu zaman anlamlı olur.” demiştir.
Kalibaf ayrıca, “Askeri saldırganlıkla hedeflerine ulaşamadılar, zorbalıkla da ulaşamayacaklar. Tek yol, İran halkının haklarının kabul edilmesidir.” ifadelerini kullanmıştır.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise, ülkesinin diyalog yanlısı bir tutum sergilediğini belirterek, “İran, her zaman diyalog ve anlaşmayı memnuniyetle karşılamaktadır.” açıklamasını yapmıştır. Pezeşkiyan, “Taahhütlere bağlı olmamak, abluka ve tehditler, gerçek müzakerelerin önündeki en önemli engeldir.” ve “Dünya sizin aldatıcı gevezeliklerinize ve iddia ile uygulamalarınız arasındaki çelişkiye tanıktır.” demiştir.
24 Nisan'da ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a uzatılan ateşkes kapsamında “tutarlı bir karşı teklif etrafında birleşmeleri için 3 ya da 5 gün tanıdığı” iddia edilmiştir. Axios’a dayandırılan haberde, bazı ABD’li yetkililerin Trump’ın ateşkes süresini sınırlı tuttuğunu öne sürdüğü aktarılmıştır. Bir yetkili, “Trump, İranlıların işlerini yoluna koymaları için 3 ila 5 gün daha ateşkes tanımaya hazır. Ancak bu süresiz olmayacak.” ifadelerini kullanmıştır.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt akşam saatlerinde, ABD Başkanı Trump’ın İran’a belirli bir süre verdiğine ilişkin iddiaların doğru olmadığını söylemiştir. Leavitt, “Başkan, bugün gördüğüm bazı haberlerin aksine İran’dan bir öneri alınması için kesin bir son tarih belirlememiştir; bu husus, ABD Başkanı tarafından belirlenecektir.” ifadelerini kullanmıştır. Açıklamada, Trump’ın herhangi bir kesin son tarih koymadığı, İran’a “biraz esneklik” tanındığı ve Tahran’dan bütünleşik bir öneri sunmasının beklendiği belirtilmiştir.
23 Nisan'da İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Tel Aviv’de Kirya Askeri Üssü’nde Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve üst düzey güvenlik yetkilileriyle yaptığı toplantıda, “İsrail, İran'a karşı savaşın yeniden başlatılmasına hazır, hedefler belirlenmiş durumda.” ifadesini kullanmıştır.
Katz, “ABD'den yeşil ışık bekliyoruz.” diyerek İran liderlerine yönelik suikast düzenlenebileceğini, ülkenin enerji, elektrik ve ekonomik altyapısının hedef alınacağını ifade etmiştir. İsrail Savunma Bakanı, İran’a yönelik saldırıların bu kez daha farklı ve ölümcül olacağını ileri sürmüş, en hassas noktalara yıkıcı darbeler indirilerek Tahran yönetiminin devrileceğini savunmuştur.
Aynı gün İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ülkede “sertlik yanlıları” ya da “ılımlı” şeklinde bir ayrım bulunmadığını belirtmiştir.
Pezeşkiyan, “İran’da 'sertlik yanlıları' ya da 'ılımlı' yoktur. Hepimiz 'İranlı' ve 'devrimciyiz'. Millet ile devletin demir gibi birliğiyle, ülke liderinin talimatlarına tam bağlılıkla saldırgan suçluyu pişman edeceğiz. Tek Tanrı, tek millet, tek lider ve tek yol, o da canımızdan aziz İran'ın zafer yoludur.” ifadelerini kullanmıştır. Aynı mesaj Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini Ejei tarafından da sosyal medya hesaplarından paylaşılmıştır.
Pezeşkiyan bu açıklamasını Trump'ın, "İran, liderinin kim olduğunu anlamakta çok zorlanıyor. Gerçekten bilmiyorlar. İç çekişme, savaş alanında kötü şekilde kaybeden ‘sertlik yanlıları’ ile hiç de o kadar ılımlı olmayan (ama saygı kazanan!) ‘ılımlılar’ arasında çılgınca bir şekilde sürüyor." sözlerinin ardından yapmıştır.
Aynı gün Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada İran’la anlaşma yapmak için “dünya kadar zamanı” olduğunu belirtmiştir. Amerikan medyasında yer alan haberlere tepki gösteren Trump, bu haberlerin kendisini İran konusunda “zayıf” göstermeye çalıştığını ifade etmiştir.
Trump, “İran’la olan savaşı (eğer buna savaş denebilirse) bitirmek için 'sabırsızlandığımı' düşünenlere şunu belirtmek isterim, ben muhtemelen bu pozisyonda bulunmuş en az baskı altında olan kişiyim. Benim dünya kadar zamanım var ama İran’ın yok.” demiştir.
ABD’nin İran’a yönelik ablukasının “çok sağlam” şekilde sürdüğünü belirten Trump, “Zaman onların lehine işlemiyor. Anlaşma sadece ABD, müttefiklerimiz ve dünyanın geri kalanı için uygun ve iyi olduğunda yapılacaktır.” diye eklemiştir.
İran lideri Mücteba Hamaney, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada düşmanın halkın zihin ve psikolojisini hedef alarak birlik ve ulusal güvenliği zedelemeyi amaçladığını belirtmiştir.
Hamaney, “Düşmanın medya operasyonları, halkın zihin ve psikolojisini hedef alarak birlik ve ulusal güvenliği zedelemeyi amaçlamaktadır. Hafife almayalım ki, bu kötü niyetin gerçekleşmesine izin verilmesin.” demiştir. Açıklamada, halk arasındaki birlik sayesinde düşmanda kırılma meydana geldiği ve bu birliğin korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Günün ilerleyen saatlerinde Trump, İran’daki “siyasi karmaşa” nedeniyle ateşkesi uzattığını savunmuştur. Trump, Oval Ofis’te yaptığı açıklamada, İran’da liderlik konusunda belirsizlik bulunduğunu ileri sürmüştür.
Trump, “İran bir anlaşma yapmak istiyor. Onlarla görüşüyoruz ama ülkenin başında kimin olduğunu bile bilmiyorlar. Tam bir kargaşa içindeler. Bu yüzden, bu kargaşayı biraz olsun gidermeleri için onlara küçük bir şans vermek istedik.” demiştir. Trump ayrıca, anlaşma için acele etmediğini belirterek, “İran’la şu anda da bir anlaşma yapabilirim ama ben en iyi anlaşmayı yapmak istiyorum. O yüzden onlara biraz süre verdim. Eğer anlaşma yapmak istemezlerse o zaman başladığımız işi bitiririz.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
24 Nisan'da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Görüşmede bölgesel gelişmeler ile İran ve ABD arasındaki ateşkes sürecine ilişkin konular ele alınmıştır.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İran’ın ABD ile müzakerelere yeniden başlamasını talep etmiştir. Merz, Avrupa Birliği Liderler Zirvesi sonrasında yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin devam etmesi için ısrarcı olduklarını belirtmiştir.
Merz, “İran zaman kazanmaya çalışıyor ve bu yüzden İran üzerindeki baskıyı artırmalıyız.” ifadelerini kullanmıştır. Kapsamlı bir uzlaşmaya varılması durumunda yaptırımların kademeli olarak hafifletilebileceğini ifade eden Merz, bunun için Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü konusunda hızlı ve net bir anlaşmaya varılması, İran’ın nükleer programına son vermesi ve İsrail’in tehdit edilmemesi gerektiğini dile getirmiştir.
Merz ayrıca, belirli koşulların sağlanması halinde Almanya’nın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama sürecine katkıda bulunmaya hazır olduğunu ifade etmiştir.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılması beklenen ABD-İran görüşmelerine ilişkin açıklamada bulunmuştur. Leavitt, “Özel Temsilci Steve Witkoff ile Jared Kushner yarın sabah Pakistan’a giderek, tüm bu süreç boyunca İran heyetinin temsilcileriyle olağanüstü bir arabuluculuk görevi üstlenen Pakistanlıların aracılık ettiği doğrudan görüşmelere katılacak.” demiştir.
Görüşmelerin İran’ın talebi üzerine yüz yüze devam edeceğini belirten Leavitt, sürecin verimli geçmesinin ve bir anlaşmaya doğru ilerleme sağlanmasının beklendiğini ifade etmiştir.
Leavitt ayrıca, Trump’ın nükleer silah konusundaki kırmızı çizgilerinin net olduğunu, buna karşın İran’dan gelecek önerilerin dinleneceğini ve müzakere sürecinin yakından takip edileceğini belirtmiştir.
27–28 Nisan 2026 tarihlerinde, İran-ABD-İsrail savaşının dokuzuncu haftasında, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi tarafından Pakistan üzerinden iletilen yeni bir barış teklifi gündeme gelmiştir. Söz konusu teklifin, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını ve mevcut ateşkesin uzatılmasını ya da kalıcı hale getirilmesini öngördüğü, buna karşılık nükleer müzakerelerin sonraki bir aşamaya bırakıldığı iddia edilmiştir.
İran, söz konusu teklifi Tahran ile Washington arasında dolaylı diplomatik temasları yürüten Pakistan aracılığıyla ABD’ye iletmiştir. 26 Nisan 2026 tarihinde şekillendiği bildirilen teklif kapsamında; "Hürmüz Boğazı üzerindeki deniz trafiğine ilişkin kriz ile ABD’nin İran limanlarına yönelik kısıtlamalarının giderilmesi, ateşkesin uzun süreli olarak uzatılması veya kalıcı bir çatışma sonu düzenlemesine dönüştürülmesi ve nükleer müzakerelerin boğazın yeniden açılması ve ablukanın kaldırılmasının ardından başlatılması" öngörülmüştür.
Uluslararası haber ajanslarının iddialarına göre İran’ın önerisi, "aşamalı bir çerçeve" içermektedir. Buna göre ilk aşamada savaşın sona erdirilmesi ve ABD tarafından yeniden saldırı yapılmayacağına ilişkin güvencelerin sağlanması, ikinci aşamada güven inşa sürecinin başlatılması, son aşamada ise nükleer dosya başta olmak üzere diğer konuların müzakere edilmesi planlanmıştır. Bu sürece karşılık olarak Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması teklif edilmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 24–27 Nisan 2026 tarihleri arasında, söz konusu teklifin iletildiği süreçte yoğun bir diplomatik temas trafiği yürütmüştür. Erakçi, yaklaşık 72 saatlik bir zaman dilimi içinde üç ülkeyi kapsayan bir ziyaret programı gerçekleştirmiş; 24–26 Nisan’da iki kez İslamabad’a gitmiş, bu ziyaretlerin arasında 25 Nisan'da Maskat’ta temaslarda bulunmuş, ardından 27 Nisan’da Rusya’nın St. Petersburg kentinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmüştür.

İran Dışişleri Bakanı Erakçi, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşüyor, 27 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
İslamabad’daki ilk ziyarette Erakçi, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar ile Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Asım Münir ile görüşmüştür. Maskat’ta gerçekleştirilen temaslarda Hürmüz Boğazı, bölgesel güvenlik güvenceleri ve olası bir uzlaşının çerçevesi ele alınmış; nükleer konuların sonraki bir aşamaya bırakılması yönünde bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu görüşmelere birden fazla ülkenin üst düzey istihbarat yetkililerinin de katıldığı bildirilmiştir.
Erakçi, 26 Nisan’daki ikinci İslamabad ziyaretinin ardından Asım Münir ile yeniden görüşmüş ve sonrasında Moskova’ya hareket etmiştir. Ayrılışının ardından yaptığı açıklamada Pakistan’ın son dönemde ABD ile İran arasındaki temaslarda önemli bir arabuluculuk rolü üstlendiğini belirtmiştir. Erakçi, önceki müzakere turunda belirli bir ilerleme kaydedildiğini, ancak ABD’nin “yanlış yaklaşımları” ve “aşırı taleplerinin” bu sürecin hedeflerine ulaşmasını engellediğini ifade etmiştir.

İran Dışişleri Bakanı Erakçi, Maskat'ta Umman Sultanı Bin Tarık ile bir arada, 26 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Erakçi ayrıca aynı günlerde Katar, Suudi Arabistan, Mısır ve Fransa dışişleri bakanlarıyla telefon görüşmeleri gerçekleştirmiştir. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, Erakçi ile doğrudan temasında deniz yollarının bir pazarlık unsuru ya da baskı aracı olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulamıştır.
Beyaz Saray, 27 Nisan'da ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran tarafından iletilen teklifi değerlendirmek üzere ulusal güvenlik ekibiyle bir araya geldiğini doğrulamıştır. Söz konusu toplantının Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) formatında değil, Trump’ın kendi güvenlik ekibiyle gerçekleştirildiği belirtilmiştir. NSC’nin savunma bakanı ve Genelkurmay Başkanı gibi yasal üyelerden oluşan yapısından farklı olarak bu toplantının daha sınırlı bir katılımla yapıldığı ifade edilmiştir.
Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wales, ABD’nin basın üzerinden müzakere yürütmeyeceğini açıklamış ve Başkan Trump’ın “kırmızı çizgilerini” hem Tahran’a hem de Amerikan kamuoyuna açık şekilde ilettiğini belirtmiştir. Wales, ABD’nin yalnızca Amerikan halkının çıkarlarını önceleyen ve İran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyen bir anlaşmayı kabul edeceğini ifade etmiştir.
ABD basınına yansıyan haberlere göre Trump’ın söz konusu tekliften memnun olmadığı iddia edilmiştir. Reuters’ın toplantıya ilişkin bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberde, Trump’ın müzakerelerin başlangıç aşamasında nükleer konunun ele alınmasını talep ettiği aktarılmıştır.
CNN ise konuya yakın kaynaklara dayanarak, Trump’ın teklifi kabul etmesinin düşük bir ihtimal olduğunu ve İran’ın nükleer programına ilişkin kaygılar giderilmeden ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırmasının Washington’ın pazarlık gücünü zayıflatacağı değerlendirmesinin öne çıktığını belirtmiştir.
The New York Times tarafından anonim kaynaklara dayandırılan haberde, Trump’ın Beyaz Saray Durum Odası’nda (Situation Room) teklifle ilgili bilgilendirildiği aktarılmıştır. Haberde yer alan ABD’li yetkililere göre teklifin kabul edilmesi durumunda bunun Trump açısından açık bir siyasi kazanım oluşturmayabileceği değerlendirilmiştir. Ayrıca teklifin, İran’ın nükleer programına ilişkin herhangi bir düzenleme içermediği, birden fazla ABD’li ve İranlı yetkili tarafından teyit edilmiştir.
Beyaz Saray tarafından daha önce duyurulan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın İslamabad’da İranlı yetkililerle görüşmesini öngören ziyaret programı, 26 Nisan günü Trump tarafından iptal edilmiştir. Trump, İran’ın “çok şey teklif ettiğini ancak bunun yeterli olmadığını” ifade etmiştir.
The New York Times’a konuşan ABD’li yetkililer, İran’ın müzakerecilerine nükleer program konusunda herhangi bir taviz verme yetkisi tanımadığını belirtmiş ve bu durumun barış görüşmeleri açısından önemli bir engel oluşturduğunu aktarmıştır. Trump, Axios’a yaptığı açıklamada ise İran’ın bu tutumu nedeniyle temsilcilerini uzun mesafeli bir uçuş için göndermenin anlamlı olmadığını ifade etmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin 27 Nisan 2026 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmede, müzakerelerin son durumu, ateşkes süreci ve bölgesel gelişmeler ele alınmıştır.
Putin görüşmenin başında yaptığı konuşmada, İran'ın, ABD ve İsrail'in saldırısına karşı koymasına ilişkin, "İran halkının, bağımsızlığı ve egemenliği için cesurca ve kahramanca mücadele ettiğini görüyoruz." demiştir. İran lideri Mücteba Hamaney'den bir mesaj aldığını belirten Putin, bu mesaj için en içten teşekkürlerini ifade etmiştir.
Rusya'nın da İran gibi stratejik ilişkileri sürdürme niyetinde olduğunu teyit ettiğini vurgulayan Putin, "Elbette, İran halkının yeni bir liderin önderliğinde, cesaretine ve bağımsızlık arzusuna dayanarak bu zorlu dönemi atlatacağına ve barışın geleceğine dair büyük umudumuz var." demiştir. Putin, Rusya, İran ve bölgedeki diğer ülkelerin çıkarları doğrultusunda Orta Doğu'ya en kısa sürede barış getirmek için mümkün olan her şeyi yapacağını dile getirmiştir.
İran’ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, ziyareti İran ile Rusya’nın “dünyanın totaliter güçlerine karşı ortak bir cephede yer aldığı” yönünde ideolojik bir çerçevede değerlendirmiştir. Erakçi ise yaptığı açıklamada Rusya ile ilişkilerin önemine vurgu yaparak "Rusya-İran arasındaki ilişkiler, en üst düzeyde stratejik ortaklığı temsil ediyor. Bu yolda devam edeceğiz. İkili ilişkiler, olanlara rağmen güçlenecek. Belirttiğiniz gibi, İran halkının cesaretiyle ABD saldırganlığına karşı direndiği ve direnmeye devam edeceği tüm dünyaya kanıtlandı. İran'ın Rusya gibi dostları ve müttefikleri var. Rusya zor zamanlarda İran'ın yanında duruyor. İran'a verdiğiniz güçlü ve kararlı destek için teşekkür ederim." demiştir.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan deniz trafiği krizi ve ABD’nin uyguladığı kısıtlamalar bağlamında, çok sayıda ülke tarafından boğazın “acil ve engelsiz biçimde yeniden açılması” yönünde çağrılar yapılmıştır. Bu çağrılar, küresel enerji akışının kesintiye uğraması ve deniz taşımacılığındaki aksaklıkların artmasıyla birlikte yoğunlaşmıştır.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın küresel ölçekte ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, deniz taşımacılığındaki kesintilerin özellikle kırılgan ülkeler üzerinde ağır etkiler yaratabileceği uyarısında bulunmuştur. Guterres, mevcut durumun küresel bir gıda krizini tetikleyebileceği yönünde değerlendirme yapmıştır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde gerçekleştirilen oturumda, çok sayıda ülke temsilcisi tarafından gerilimin düşürülmesi ve deniz yollarının güvenliğinin sağlanması gerektiği vurgulanmıştır. Toplantıda, Hürmüz Boğazı’ndaki durum nedeniyle binlerce yük gemisinin bekleme pozisyonunda kaldığı ve on binlerce deniz çalışanının hareket edemediği ifade edilmiştir. Aynı oturumda, daha önce boğazın yeniden açılmasına yönelik sunulan bir kararın Çin ve Rusya tarafından engellendiği bilgisi paylaşılmıştır.
ABD’de 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası (War Powers Resolution) uyarınca, Başkan Donald Trump’ın, İran’a yönelik askeri operasyonları sürdürebilmek için 1 Mayıs 2026 tarihine kadar Kongre’den yetki alması gerekmektedir. Çatışmalar dokuzuncu haftasına girerken, Senato’da bu çerçevede sunulan çift partili dördüncü girişim 15 Nisan 2026’da 52’ye karşı 47 oyla reddedilmiştir. Cumhuriyetçi senatörlerin büyük ölçüde Trump’a destek verdiği, ancak resmi Kongre onayı olmaksızın bu desteğin 60 günlük yasal sürenin ötesine taşınmayacağının ifade edildiği aktarılmıştır.
İran, 30 Nisan 2026 Perşembe akşamı, ABD ile yürütülen barış müzakerelerinde arabulucu konumundaki Pakistan'a, "savaşı sona erdirebilecek kapsamlı bir anlaşmaya yönelik nihai müzakere taslağının metnini" ilettiğini duyurmuştur.
İran tarafından sunulan 14 maddelik teklifin, Washington'ın daha önce ilettiği 9 maddelik karşı teklifine yanıt olarak hazırlandığı bildirilmiştir. İran haber ajanslarının aktardığına göre teklifin öngördüğü başlıca unsurlar şunlardır:
Teklif aynı zamanda, müzakerelerin iki ülke arasında 30 gün içinde sonuçlandırılmasını öngörmektedir. Belgenin "kalıcı bir barışa ulaşmayı hedeflediği; ateşkesin uzatılması yerine savaşın tamamen bitirilmesini amaçladığı" ifade edilmiştir. Öte yandan, nükleer meselenin bu teklifin kapsamına alınmadığı; söz konusu konunun ancak savaş sona erdikten ve karşılıklı ablukalar kaldırıldıktan sonra ayrı bir müzakere süreciyle ele alınacağı belirtilmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, teklifin iletilmesinin ardından 2 Mayıs'ta sosyal medya hesabı Truth Social'dan yaptığı açıklamada, teklifi inceleyeceğini duyurmuş ancak konuyu İran'ın geçmişiyle ilişkilendirerek şunları söylemiştir: "İran'ın az önce bize gönderdiği planı yakında inceleyeceğim; fakat kabul edilebilir olacağını hayal edemiyorum zira son 47 yılda insanlığa ve dünyaya yaptıkları için henüz yeterince büyük bir bedel ödemediler."
Trump, aynı gün Florida'da gazetecilere yaptığı açıklamada ise anlaşma konsepti hakkında bilgilendirildiğini teyit etmiştir: "Bana anlaşmanın konseptini anlattılar. Tam metni şimdi verecekler." Trump, hava saldırılarının yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise şöyle yanıt vermiştir: "Bunu bir muhabire söyleyemem. Kötü bir şey yaparlarsa, yanlış bir şey yaparlarsa, şu an göreceğiz. Ama bunun olabileceği bir ihtimal."
İran Devlet Televizyonuna göre, 3 Mayıs günü İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ülkesinin Pakistan aracılığıyla ABD’ye sunduğu 14 maddelik teklife ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.
Medyada 14 maddelik teklifle ilgili yer alan hususların gerçeği yansıtmadığını söyleyen Bekayi, "ABD tarafı, İran'ın önerdiği plan hakkındaki görüşlerini Pakistan tarafına iletmiştir. Söz konusu görüşler şu anda incelenmektedir." demiştir.
Bekayi İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki mayınları temizleyeceği yönündeki iddiaları "14 maddelik önerisi savaşın sona erdirilmesine odaklanmıştır. Önerilen çerçeve öncelikle bir duraklama ve ardından 30 günlük bir süre zarfında ayrıntıların ele alınması üzerine kuruludur. Nükleer mesele bu maddelerde yer almamaktadır. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki mayınları temizlemeyi taahhüt ettiği yönündeki iddialar, medyanın uydurmasıdır." şeklinde yalanlamıştır. Ayrıca İran'ın, ültimatomla müzakere yürütmeyi temelde kabul etmediğini belirterek, olası bir anlaşmanın garantisinin ülkesinin sahadaki gücü olduğunu kaydetmiştir.
Trump, daha sonra 3 Mayıs günü İsrail devlet televizyonu KAN'a verdiği röportajda, İran'ın teklifini incelediğini ve kabul edilemez bulduğunu şu sözlerle duyurmuştur: "İran'ın yeni teklifini inceledim ve benim için kabul edilemez." İranlıların bir anlaşma yapmak istediğini ancak sundukları tekliften memnun olmadığını belirten Trump, "Kabul edemeyeceğim şeyler var." demiştir.
Trump, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Başbakan Binyamin Netanyahu'yu yolsuzluk davasından affetmesi baskısını sürdürerek, "O bir savaş dönemi başbakanı. Ben ve Bibi olmasaydık İsrail var olmazdı. Saçmalıklara değil, savaşa odaklanabilecek bir başbakana ihtiyacınız var." demiştir.
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre 4 Mayıs 2026 tarihinde İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, başkent Tahran'daki Dışişleri Bakanlığı binasında düzenlediği haftalık basın toplantısında "ABD tarafının son yanıtı şu anda uzman değerlendirmesi aşamasında. İran'ın nihai görüşleri bu sürecin tamamlanmasının ardından ilgili diplomatik kanal üzerinden iletilecektir." demiştir.
ABD'den gelen son yanıtın içeriğine dair detay vermeyen Bekayi, müzakerelerde nükleer zenginleştirme konusunun gündemde olduğuna ilişkin haberlerin gerçeği yansıtmadığını söylemiştir. Bekayi, "Medyada nükleer zenginleştirme konusunda gündeme gelen iddialar spekülasyondur. Biz bu aşamada savaşın tamamen sona erdirilmesi ve durdurulması dışında herhangi bir konu hakkında konuşmuyoruz." demiştir.
Diplomatik süreçlerdeki "tıkanıklığın temel nedeninin ABD'nin yıkıcı politikaları ve sürekli anlaşmaları ihlal etmesi" olduğunu söyleyen Bekayi, şunları kaydetmiştir: "ABD'nin 2018 yılında nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinden, görüşmelerin sürdüğü son iki yıl boyunca yaşanan askeri müdahaleler ve saldırılar, Washington'un diplomasi karşıtı yaklaşımının açık bir göstergesidir."
Bekayi, "karşı tarafta samimi bir irade bulunmadığı için mevcut ABD yönetimiyle hiçbir diplomatik sürecin sonuç vermediğini" söylemiştir. Hürmüz Boğazı'nın durumuna ilişkin ise Bekayi, "Biz ve Umman, Hürmüz Boğazı'nın kıyı ülkeleriyiz. Güvenli deniz taşımacılığını sağlamak için belirli bir protokol ve mekanizma oluşturmalıyız." ifadelerini kullanmıştır. Bu konuda İran ile Umman arasındaki görüşmelerin gelecek günlerde devam etmesinin beklendiğini dile getirerek, "Konunun hukuki yönleri ve bu yolun devamının ne olacağı, her iki tarafla koordinasyon içinde ve ilgili uluslararası kurumlarla istişare edilerek görüşüldü." demiştir.
İran-ABD-İsrail Savaşı sırasında geçici ateşkes ve İslamabad müzakereleri, 28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail saldırılarının ardından Pakistan’ın arabuluculuğuyla 8 Nisan’da sağlanan iki haftalık ateşkes çerçevesinde şekillenmiştir. Ateşkes, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki kısmi ablukayı gevşetmesi şartına bağlanmış; İran’ın sunduğu 10 maddelik plan kalıcı müzakerelerin temelini oluşturmuştur. 11 Nisan'da İslamabad’da yürütülen görüşmeler yaklaşık 21 saat sürmüş, ancak taraflar ortak bir çerçeve üzerinde anlaşmaya varamamıştır. ABD, İran’ın nükleer programına ilişkin taahhüt vermediğini belirtirken İran, sürecin ABD’nin “aşırı talepleri” nedeniyle sonuçsuz kaldığını ifade etmiştir. Görüşmelerin ardından ABD Başkanı Donald Trump, İran limanlarına yönelik deniz ablukası başlatılacağını açıklamış, CENTCOM, uygulamanın 13 Nisan’da yürürlüğe gireceğini duyurmuştur. İran ise askeri gemilerin Hürmüz Boğazı’na yaklaşmasını ateşkes ihlali sayacağını bildirmiştir.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"İran-ABD-İsrail Savaşı Sırasında Geçici Ateşkes ve Müzakere Süreci (2026)" maddesi için tartışma başlatın
8 Nisan 2026
Arka Plan ve Savaşın Başlaması
8 Nisan 2026
Pakistan'ın Arabuluculuk Rolü
8 Nisan 2026
Ateşkesin İlanı
8 Nisan 2026
İran'ın 10 Maddelik Planı
8 Nisan 2026
Hürmüz Boğazı'na İlişkin Düzenlemeler
8 Nisan 2026
İsrail'in Tutumu ve Lübnan Sorunu
8 Nisan 2026
Uluslararası Tepkiler
8 Nisan 2026
İslamabad Müzakereleri ve Sonraki Süreç
8 Nisan 2026
Hürmüz Boğazı’nda İlk Gemi Geçişleri
8 Nisan 2026
ABD Başkanı Trump’ın Ateşkes Sonrası Açıklamaları
8 Nisan 2026
Lavan Adası’ndaki Rafineri Patlaması
8 Nisan 2026
ABD Başkan Yardımcısı Vance’in Müzakere Sürecine İlişkin Açıklamaları
8 Nisan 2026
İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Açıklaması
8 Nisan 2026
İran’da Hermes-900 İHA’nın Düşürülmesi
8 Nisan 2026
İran’ın Lübnan'daki Saldırılar Nedeniyle Ateşkesten Çekilme Uyarısı
8 Nisan 2026
Hürmüz Boğazı’nda Geçişlerin Yeniden Durdurulması
8 Nisan 2026
Trump’ın Lübnan’ın Ateşkes Dışında Kalmasına İlişkin Açıklaması
8 Nisan 2026
İran Dışişleri Bakanı Erakçi’in Açıklaması
8 Nisan 2026
ABD Başkan Yardımcısı Vance’ın Lübnan Saldırıları ve Ateşkes Kapsamı Açıklaması
9 Nisan 2026
Ateşkesin İhlal Edildiğine İlişkin İran’dan İlk Açıklamalar (9 Nisan 2026)
9 Nisan 2026
Hürmüz Boğazı’nda Geçiş Rejiminin Yeniden Düzenlenmesi (9 Nisan 2026)
9 Nisan 2026
Hizbullah’ın Manara Saldırısı ve Ateşkes Sonrası İlk Karşılık (9 Nisan 2026)
9 Nisan 2026
Trump’ın Ateşkesin Şartlarına İlişkin Açıklamaları ve Tehditleri (9 Nisan 2026)
9 Nisan 2026
Ateşkesin Lübnan’ı Kapsayıp Kapsamadığına İlişkin Uluslararası Tepkiler (9 Nisan 2026)
9 Nisan 2026
İran Tarafının Ateşkese İlişkin Açıklamaları (9 Nisan 2026)
10 Nisan 2026
İran’ın Ateşkese Uyduğuna Dair Açıklaması (10 Nisan)
10 Nisan 2026
Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı Üzerinden Ateşkes İhlali Suçlaması
10 Nisan 2026
Ateşkesin Kapsamı ve Lübnan Cephesine Yansıması Üzerine Tartışmalar
10 Nisan 2026
İslamabad Görüşmeleri Öncesi Açıklamalar ve Güvenlik Önlemleri (10 Nisan)
11 Nisan 2026
ABD-İran İslamabad Görüşmeleri (11 Nisan 2026)
13 Nisan 2026
Müzakereler Sürerken Yapılan İlk Açıklamalar
13 Nisan 2026
Görüşmelere Ara Verilmesi Ve Teknik Temasların Sürmesi
13 Nisan 2026
Anlaşmazlığın Başlıkları Ve Tarafların İlk Gerekçelendirmeleri
13 Nisan 2026
İslamabad Görüşmelerinin Anlaşma Olmadan Sona Ermesi
13 Nisan 2026
Anlaşmasızlığın Nedenlerine İlişkin ABD Ve İran’ın Karşılıklı Suçlamaları
13 Nisan 2026
Pakistan’ın Ateşkesin Sürdürülmesine Yönelik Çağrısı
13 Nisan 2026
Yeni Müzakere Turu İhtimali Ve Diplomatik Belirsizlik
13 Nisan 2026
Hürmüz Boğazı Etrafında Tırmanan Kriz
13 Nisan 2026
ABD'nin Hürmüz Boğazı’nda Deniz Ablukası Kararı Ve Uygulama Süreci
14 Nisan 2026
ABD–İran Ateşkes Görüşmeleri ve Abluka Gelişmeleri (14 Nisan 2026)
14 Nisan 2026
Yeni Müzakere Turu İhtimalleri ve Tarih Tartışmaları (14 Nisan 2026)
14 Nisan 2026
ABD Yönetiminden Kapsamlı Anlaşma ve Ateşkes Sürecine İlişkin Açıklamalar (15 Nisan 2026)
14 Nisan 2026
ABD–İran Görüşmeleri Kapsamında Pakistan Heyetinin Tahran Ziyareti (15 Nisan 2026)
14 Nisan 2026
ABD–İran Müzakere Süreci Kapsamında Pakistan’ın Bölgesel Diplomatik Temasları
14 Nisan 2026
ABD–İran Ateşkesinin Uzatılmasına Yönelik Müzakereler ve Beyaz Saray Açıklamaları (15 Nisan 2026)
14 Nisan 2026
ABD Ablukasına İlişkin Karşılıklı Açıklamalar ve Sahadaki Gelişmeler (15 Nisan 2026)
16 Nisan 2026
İran Tarafının Ateşkese İlişkin Açıklamaları (16 Nisan 2026)
16 Nisan 2026
Pakistan’ın Arabuluculuk Girişimleri ve ABD–İran Müzakere Trafiği (16 Nisan 2026)
20 Nisan 2026
ABD–İran Görüşmeleri: İkinci Tur Öncesi Gelişmeler (17–19 Nisan 2026)
21 Nisan 2026
20 Nisan 2026 Tarihli Gelişmeler
21 Nisan 2026
21 Nisan 2026 Tarihli Gelişmeler ve Müzakerelerin İptali
25 Nisan 2026
ABD–İran Ateşkesinin Uzatılması ve 22 Nisan 2026 Tarihli Gelişmeler
25 Nisan 2026
23 Nisan 2026 Tarihli Gelişmeler
25 Nisan 2026
24 Nisan 2026 Tarihli Gelişmeler
28 Nisan 2026
İran'ın Hürmüz Teklifi ve ABD'nin Tutumu (27–28 Nisan 2026)
4 Mayıs 2026
İran’ın 14 Maddelik Teklifi Sonrası Diplomatik ve Askeri Gelişmeler (30 Nisan-4 Mayıs 2026)