
ORCID ID
0000-0003-4481-632X
Medya tarihi, modernite ve modernleşme tarihiyle iç içe geçmiştir. Medya ve iletişimin sektörel gelişimi, bir yandan sömürgecilik ve emperyalizmin parçasıyken, diğer yandan sömürge karşıtı mukavemet ve dekolonizasyon süreçleriyle de yakından bağlantılıdır. Medya, sömürgeciliğin keşif kolu olarak işlev görmüş, aynı zamanda bu sisteme karşı mücadelenin ve direnç geliştirmenin de önemli bir parçası olmuştur (Aydeniz, 2019b). Ancak literatürde daha çok modernlik-geleneksellik, gelişmişlikgelişmemişlik ve terakki-geri kalmışlık gibi dikotomiler öne çıkmaktadır. Medya ve iletişim çalışmalarının akademik bir disiplin olarak ortaya çıkışı, II. Dünya Savaşı sonrası siyasi dekolonizasyon dönemine denk gelse de bu alanın gelişimi yine sömürgecilik dönemindekine benzer uluslararası güç ilişkileriyle ilişkilidir (Aydeniz, 2023a: 299).Sömürgecilik, 16. yüzyılda başlayan, Avrupa’nın denizaşırı toprakları işgal etme, ırksal ve medeniyet hiyerarşisi ideolojisine dayalı olarak ulaştığı bölgelerde yaşayan toplumlar üzerinde askeri, siyasi, ekonomik (Ünver, 2022) ve kültürel kontrol sağlaması, tüm doğal ve insani kaynakları kendi menfaati için kullanması olarak tanımlanabilir. Dekolonizasyon ise sömürgeciliğin tüm formlarından kurtulma çabasını ve ulaşılan sonucu ifade eder. Kavram, 1945 sonrası BM düzeni ile sömürge toplumlarının siyasi bağımsızlıklarını kazanması ile başlatılan tarihsel süreci ifade etmekle birlikte, buna indirgenmeyecek ve bunun ötesinde sömürge yönetiminden kurtulan her bölge ve ülkede farklı biçimlerde gelişen çok boyutlu bir süreci de ortaya koyar. Bu kapsamda dekolonizasyon, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutların tümünü kapsayacak şekilde emperyalizme karşı bir mücadele ve karşı bir proje olarak sömürgeci ve emperyalist güçlerin fiziki ve sembolik inşa ettikleri tüm iktidar biçimlerinden kurtulma çabasıdır. Batı-dışılaştırma (de-westernization) (Waisbord & Mellado, 2014), Avrupa-merkezcilik ve etnosentrisizm kavramları ile ilişkilidir ve tamamlayıcı anlam çerçevelerine sahiptirler.Medyanın ve modern üniversitenin mesleki uygulamalarına esas teşkil eden normlar ile ürettikleri enformasyon ve bilginin niteliği de sömürgecilikle doğrudan ilişkilidir. Bu noktada epistemik dekolonizasyon (Wood, 2020) kapsamında medya ve iletişim çalışmalarının sömürgeci niteliği ve sömürgecilikten miras kalan tüm özelliklerinin sorunsallaştırılması ve aşılması temel ihtiyaçtır【1】. Batılı epistemolojik ve metodolojik anlayışın varlığı fakülte müfredatlarında, bilgi üretim süreçlerinde ve üretilen bilginin içeriğinde büyük ölçüde görülebilir (Langmia, 2022). Bir gaspçı sömürgecilik örneği olarak İsrail’in Filistin’de derinleştirdiği soykırım ve buna karşılık yürütülen mukavemetin haberleştirilmesi başta olmak üzere, medya ve iletişim alanın diğer alt mesleklerine de yansıyan anlatımı sözü edilen sömürgeciliğin de sömürgesizleşmenin de temsil edici ve açıklayıcı bir örneğini oluşturmaktadır. Ancak medya-iletişim araçlarında “sömürgeci İsrail” ve “sömürgeleştirilen Filistin” ile sömürgecilikle mücadele eden Filistinlilerin meşru mukavemeti bir anlatı çerçevesi olarak kullanılmaz.Bir işgalci ve soykırımcı güç olarak İsrail ile buna karşı direniş hakkını kullanan Filistinlilerin haberleştirilmesinin ve diğer anlatı türlerine konu edilmesinin “çerçevelenmesi”, sömürgeciliğin meşrulaştırılmasını hatta yeniden üretimini sağlamaktadır【2】. Buna karşı işgale ve sömürgeleştirilmeye karşı meşru bir hak olan mukavemet ve dekolonizasyonun konuşulmasına da imkân verilmemektedir. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere medya ve iletişimin dekolonizasyonu hem akademik bilgi birikiminin hem de sektörel anlayış ve pratiklerin Avrupa-merkezci, sömürgeci ve emperyalist etkilerden arındırılması anlamına gelir. Bu süreç, alana hâkim olan ve yeniden üretilen bu baskın anlayışların eleştirel bir şekilde sorgulanmasını, sömürgeci güçlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren güçleri meşru bir terminoloji çerçevesinde anlatacak anlayış ve uygulamalar ile değiştirilmesini gerektirir. Dolayısıyla yönetimsel anlamda siyasi bağımsızlık ya da fiziki anlamda toprak bağımsızlığı ile sınırlı kalmayan bir dekolonizasyon anlayışı, bilgi üretiminden temsil biçimlerine, medya ve iletişimin mesleki uygulamalarından bilgi üretiminde kullanılan dil ve anlatım biçimlerine ve teknoloji kullanımından kurumsal yapılara kadar geniş bir yelpazedeki yapısal dönüşümü hedefler.Medya ve iletişimin dekolonizasyonunun bir başka boyutu ise medya kuruluşlarının sahiplik yapılarında ve kontrol mekanizmalarında sömürgeci dönemden kalma eşitsizliklerin giderilmesini sağlayacak şekilde medya sahipliğinde, içerik üretiminde, dağıtımında ve hatta tüketilmesinde çeşitlilik ve adaletin sağlanmasıdır. UNESCO bünyesinde 1970’lerde başlayan ve 1980’lerin başında “Daha Adil ve Daha Etkili Küresel Bir Enformasyon ve İletişim Düzeni” alt başlıklı “Birçok Ses Tek Bir Dünya” başlıklı McBride raporu (bkz. MacBride, 1980) bu arayışın en somut göstergesidir. Basım teknolojileri, ulaşım alt yapısı, radyo, televizyon ve telekomünikasyon gibi medya ve iletişim alanının alt yapılarına sahiplik ve erişimde var olan eşitsizliklerin giderilmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir【3】.Eşitsizlik ve hiyerarşik ilişki biçimlerini yeniden üreten mevcut medya ve iletişim alanının dekolonizasyonu, bilgi, enformasyon ve söylem üretim süreçlerini ve bu süreçlerde üretilen bilginin içeriğinin dönüştürülmesidir. Bu arayışın ana sorunsalı, Batı merkezli bilgi ve teorilerin sorgulanması, farklı kültürel bağlamlara uygunlukları ile çoğul bilgi birikimleri ve alternatif düşünce biçimlerinin üzerinde durulmasıdır. Sömürgecilik mirası olarak yeniden üretilen farklı kültürlerin, medeniyetlerin, topluluk ve etnik grupların marjinalleştirilerek temsilinin sorgulanması ile tek tipçi ve önyargılı temsiller yerine, çoğulcu ve saygılı yaklaşımların medya ve iletişim pratiklerine yansıtılmasına ihtiyaç vardır. Filistin’deki “işgalci ve yerleşimci sömürgeci” güç olan İsrail örnekliğinde olduğu gibi medya aracılığıyla yeniden üretilen ve pekiştirilen sömürgeci ideolojiler ve anlatıların yapıbozuma uğratılması ve buna karşı yeni perspektiflerden üretilen alternatif anlatıların inşası ve yaygınlaştırılması gerekmektedir.Medya ve iletişim alanının dekolonizasyonu, Batı merkezci, sömürgeci ve emperyalist anlayışların medya ve iletişim alanında üretimden dağıtıma, içeriklerden temsil biçimlerine kadar tüm iletişim süreçlerindeki hakimiyetinin sorgulanması ve dönüştürülmesi sürecidir. Bu arayış ve sürecin en önemli örneği olan Filistin’in uluslararası hukuka göre gösterdiği meşru mukavemeti ve yürüttüğü dekolonizasyon mücadelesini, işlenen suçların ortağı olmayacak medya ve iletişim profesyonelleri tarafından haberleştirilmesi temel bir sorumluluktur. Bu kapsamdaki arayışlar, küre ölçeğinde adil ve etkili bir medya ve iletişim düzeninin kurulmasına da katkı sağlar.Okuma ÖnerileriAsseraf, A. (2019). Electric News in Colonial Algeria. Oxford: Oxford University Press Nhemachena, A.; Hlabangane, N. & Matowanyika, J. Z. Z. (2020). Decolonising Scence, Technology, Engineering and Mathematics (STEM) in An Age of Technocolonialism: Recentring AfricaniIndigenous Knowledge and Belief Systems. Bamenda and Buea: Langaa Research & Publishing CIG. Tran, D. (2021). Decolonizing University Teaching and Learning: An Entry Model for Grappling with Complexities. New York: Bloomsbury Academic. Wang, G. (Ed.) (2011). De-Westernizing Communication Research Altering Questions and Changing Frameworks. London: Routledge.
Medya tarihi, modernite ve modernleşme tarihiyle iç içe geçmiştir. Medya ve iletişimin sektörel gelişimi, bir yandan sömürgecilik ve emperyalizmin parçasıyken, diğer yandan sömürge karşıtı mukavemet ve dekolonizasyon süreçleriyle de yakından bağlantılıdır. Medya, sömürgeciliğin keşif kolu olarak işlev görmüş, aynı zamanda bu sisteme karşı mücadelenin ve direnç geliştirmenin de önemli bir parçası olmuştur (Aydeniz, 2019b). Ancak literatürde daha çok modernlik-geleneksellik, gelişmişlikgelişmemişlik ve terakki-geri kalmışlık gibi dikotomiler öne çıkmaktadır. Medya ve iletişim çalışmalarının akademik bir disiplin olarak ortaya çıkışı, II. Dünya Savaşı sonrası siyasi dekolonizasyon dönemine denk gelse de bu alanın gelişimi yine sömürgecilik dönemindekine benzer uluslararası güç ilişkileriyle ilişkilidir (Aydeniz, 2023a: 299).
Sömürgecilik, 16. yüzyılda başlayan, Avrupa’nın denizaşırı toprakları işgal etme, ırksal ve medeniyet hiyerarşisi ideolojisine dayalı olarak ulaştığı bölgelerde yaşayan toplumlar üzerinde askeri, siyasi, ekonomik (Ünver, 2022) ve kültürel kontrol sağlaması, tüm doğal ve insani kaynakları kendi menfaati için kullanması olarak tanımlanabilir. Dekolonizasyon ise sömürgeciliğin tüm formlarından kurtulma çabasını ve ulaşılan sonucu ifade eder. Kavram, 1945 sonrası BM düzeni ile sömürge toplumlarının siyasi bağımsızlıklarını kazanması ile başlatılan tarihsel süreci ifade etmekle birlikte, buna indirgenmeyecek ve bunun ötesinde sömürge yönetiminden kurtulan her bölge ve ülkede farklı biçimlerde gelişen çok boyutlu bir süreci de ortaya koyar. Bu kapsamda dekolonizasyon, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutların tümünü kapsayacak şekilde emperyalizme karşı bir mücadele ve karşı bir proje olarak sömürgeci ve emperyalist güçlerin fiziki ve sembolik inşa ettikleri tüm iktidar biçimlerinden kurtulma çabasıdır. Batı-dışılaştırma (de-westernization) (Waisbord & Mellado, 2014), Avrupa-merkezcilik ve etnosentrisizm kavramları ile ilişkilidir ve tamamlayıcı anlam çerçevelerine sahiptirler.
Medyanın ve modern üniversitenin mesleki uygulamalarına esas teşkil eden normlar ile ürettikleri enformasyon ve bilginin niteliği de sömürgecilikle doğrudan ilişkilidir. Bu noktada epistemik dekolonizasyon (Wood, 2020) kapsamında medya ve iletişim çalışmalarının sömürgeci niteliği ve sömürgecilikten miras kalan tüm özelliklerinin sorunsallaştırılması ve aşılması temel ihtiyaçtır【1】. Batılı epistemolojik ve metodolojik anlayışın varlığı fakülte müfredatlarında, bilgi üretim süreçlerinde ve üretilen bilginin içeriğinde büyük ölçüde görülebilir (Langmia, 2022). Bir gaspçı sömürgecilik örneği olarak İsrail’in Filistin’de derinleştirdiği soykırım ve buna karşılık yürütülen mukavemetin haberleştirilmesi başta olmak üzere, medya ve iletişim alanın diğer alt mesleklerine de yansıyan anlatımı sözü edilen sömürgeciliğin de sömürgesizleşmenin de temsil edici ve açıklayıcı bir örneğini oluşturmaktadır. Ancak medya-iletişim araçlarında “sömürgeci İsrail” ve “sömürgeleştirilen Filistin” ile sömürgecilikle mücadele eden Filistinlilerin meşru mukavemeti bir anlatı çerçevesi olarak kullanılmaz.
Bir işgalci ve soykırımcı güç olarak İsrail ile buna karşı direniş hakkını kullanan Filistinlilerin haberleştirilmesinin ve diğer anlatı türlerine konu edilmesinin “çerçevelenmesi”, sömürgeciliğin meşrulaştırılmasını hatta yeniden üretimini sağlamaktadır【2】. Buna karşı işgale ve sömürgeleştirilmeye karşı meşru bir hak olan mukavemet ve dekolonizasyonun konuşulmasına da imkân verilmemektedir. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere medya ve iletişimin dekolonizasyonu hem akademik bilgi birikiminin hem de sektörel anlayış ve pratiklerin Avrupa-merkezci, sömürgeci ve emperyalist etkilerden arındırılması anlamına gelir. Bu süreç, alana hâkim olan ve yeniden üretilen bu baskın anlayışların eleştirel bir şekilde sorgulanmasını, sömürgeci güçlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren güçleri meşru bir terminoloji çerçevesinde anlatacak anlayış ve uygulamalar ile değiştirilmesini gerektirir. Dolayısıyla yönetimsel anlamda siyasi bağımsızlık ya da fiziki anlamda toprak bağımsızlığı ile sınırlı kalmayan bir dekolonizasyon anlayışı, bilgi üretiminden temsil biçimlerine, medya ve iletişimin mesleki uygulamalarından bilgi üretiminde kullanılan dil ve anlatım biçimlerine ve teknoloji kullanımından kurumsal yapılara kadar geniş bir yelpazedeki yapısal dönüşümü hedefler.
Medya ve iletişimin dekolonizasyonunun bir başka boyutu ise medya kuruluşlarının sahiplik yapılarında ve kontrol mekanizmalarında sömürgeci dönemden kalma eşitsizliklerin giderilmesini sağlayacak şekilde medya sahipliğinde, içerik üretiminde, dağıtımında ve hatta tüketilmesinde çeşitlilik ve adaletin sağlanmasıdır. UNESCO bünyesinde 1970’lerde başlayan ve 1980’lerin başında “Daha Adil ve Daha Etkili Küresel Bir Enformasyon ve İletişim Düzeni” alt başlıklı “Birçok Ses Tek Bir Dünya” başlıklı McBride raporu (bkz. MacBride, 1980) bu arayışın en somut göstergesidir. Basım teknolojileri, ulaşım alt yapısı, radyo, televizyon ve telekomünikasyon gibi medya ve iletişim alanının alt yapılarına sahiplik ve erişimde var olan eşitsizliklerin giderilmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir【3】.
Eşitsizlik ve hiyerarşik ilişki biçimlerini yeniden üreten mevcut medya ve iletişim alanının dekolonizasyonu, bilgi, enformasyon ve söylem üretim süreçlerini ve bu süreçlerde üretilen bilginin içeriğinin dönüştürülmesidir. Bu arayışın ana sorunsalı, Batı merkezli bilgi ve teorilerin sorgulanması, farklı kültürel bağlamlara uygunlukları ile çoğul bilgi birikimleri ve alternatif düşünce biçimlerinin üzerinde durulmasıdır. Sömürgecilik mirası olarak yeniden üretilen farklı kültürlerin, medeniyetlerin, topluluk ve etnik grupların marjinalleştirilerek temsilinin sorgulanması ile tek tipçi ve önyargılı temsiller yerine, çoğulcu ve saygılı yaklaşımların medya ve iletişim pratiklerine yansıtılmasına ihtiyaç vardır. Filistin’deki “işgalci ve yerleşimci sömürgeci” güç olan İsrail örnekliğinde olduğu gibi medya aracılığıyla yeniden üretilen ve pekiştirilen sömürgeci ideolojiler ve anlatıların yapıbozuma uğratılması ve buna karşı yeni perspektiflerden üretilen alternatif anlatıların inşası ve yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Medya ve iletişim alanının dekolonizasyonu, Batı merkezci, sömürgeci ve emperyalist anlayışların medya ve iletişim alanında üretimden dağıtıma, içeriklerden temsil biçimlerine kadar tüm iletişim süreçlerindeki hakimiyetinin sorgulanması ve dönüştürülmesi sürecidir. Bu arayış ve sürecin en önemli örneği olan Filistin’in uluslararası hukuka göre gösterdiği meşru mukavemeti ve yürüttüğü dekolonizasyon mücadelesini, işlenen suçların ortağı olmayacak medya ve iletişim profesyonelleri tarafından haberleştirilmesi temel bir sorumluluktur. Bu kapsamdaki arayışlar, küre ölçeğinde adil ve etkili bir medya ve iletişim düzeninin kurulmasına da katkı sağlar.
Asseraf, A. (2019). Electric News in Colonial Algeria. Oxford: Oxford University Press Nhemachena, A.; Hlabangane, N. & Matowanyika, J. Z. Z. (2020). Decolonising Scence, Technology, Engineering and Mathematics (STEM) in An Age of Technocolonialism: Recentring AfricaniIndigenous Knowledge and Belief Systems. Bamenda and Buea: Langaa Research & Publishing CIG. Tran, D. (2021). Decolonizing University Teaching and Learning: An Entry Model for Grappling with Complexities. New York: Bloomsbury Academic. Wang, G. (Ed.) (2011). De-Westernizing Communication Research Altering Questions and Changing Frameworks. London: Routledge.
Aydeniz, Hediyetullah (2019a). “İletişim”. Temel İslam Ansiklopedisi. İstanbul: İSAM Yayınları. Aydeniz, Hediyetullah (2019b). “Medya”. Temel İslam Ansiklopedisi. İstanbul: İSAM Yayınları. Aydeniz, Hediyetullah (2023). Türkiye’de Medya ve İletişim Çalışmaları: Alan Tarih Yazımına Giriş. İstanbul: Sonçağ Yayınevi. Langmia, K. (2022). Decolonizing Communication Studies. Newcastle upon Tyne: Cambridge Scholars Publishing. MacBride, S. (1980). “Many Voices One World -Towards A New More Just aAnd More Efficient World Iİnformation aAnd Communication Order”. UNESCO. Erişim Tarihi: 17.06.2025, https://waccglobal.org/wp-content/uploads/2020/07/MacBride-Report-English.pdf.Üniver, M. (2022). “Sömürgecilik”, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi. TÜBİTAK Sosyal Bilimler Ansiklopedisi. Erişim Tarihi: 01.06.2025, https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/ansiklopedi/somurgecilik.Waisbord, S. & Mellado, C.Ve (2014). “De-westernizing Communication Studies: A Reassessment”. Communication Theory, 24, 361-372. Wood, D. A. (2020). Epistemic Decolonization: A Critical Investigation into the Anticolonial Politics of Knowledge. London: Palgrave Macmillan.
[1]
Ayrıca bkz. Adil İletişim Düzeni ; Epistemik Adaletsizlik
[2]
Ayrıca bkz. Ahlaki İkiyüzlülük ; Medya İkiyüzlülüğü
[3]
Ayrıca bkz. Medyanın Tekelleşmesi
| apa | Aydeniz, H. (2026). Medya ve İletişimin Dekolonizasyonu. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1106-1108) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Aydeniz, Hediyetullah. “Medya ve İletişimin Dekolonizasyonu”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 1106-1108. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Medya ve İletişimin Dekolonizasyonu" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri