+1 Daha
Milgram deneyi, Stanley Milgram tarafından 1960'ların başında gerçekleştirilen bir psikolojik çalışmadır ve bireylerin, kişisel vicdanlarıyla çelişen eylemleri yerine getirmeleri yönünde otorite figürlerine ne kadar itaat ettiklerini incelemeyi amaçlamıştır. İtaat üzerine bir araştırma olarak tasarlanan bu deney, özellikle bireylerin başkalarına zarar vermeleri istenen durumlarda, otoriteye uyma süreçlerini anlamayı hedeflemiştir. Milgram’ın araştırması, özellikle II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçlardan, bireylerin eylemlerini sadece emirleri takip ettiklerini ileri sürerek savundukları tarihi olaylardan etkilenmiştir.
Milgram deneyinin önemi, sadece psikolojiyle sınırlı kalmayıp etik, sosyal davranış ve insan karar verme süreçleri üzerine derin etkiler yaratmaktadır. Deneyin bulguları, sıradan bireylerin otoriter baskı altında ahlaki olarak sorgulanabilir eylemlere kalkışabileceklerini ortaya koymuş ve itaatin arkasındaki psikolojik mekanizmaları aydınlatmıştır. Bu sonuçlar, savaş suçları, organizasyonel hiyerarşiler ve sosyal etki gibi konularda geniş bir şekilde uygulanmış ve deneyi, sosyal psikolojinin en önemli çalışmalarından biri haline getirmiştir.
Bununla birlikte, Milgram deneyi etik açıdan da geniş bir tartışma başlatmıştır. Katılımcılar, başkalarına gerçek acı verdiklerini düşündükleri için ciddi psikolojik sıkıntılara maruz kalmışlardır. Bu çalışma, etik deney yapma sınırlarına dair soruları gündeme getirmiş ve psikoloji araştırmalarında yöntemlere dair daha sıkı denetimlerin yapılmasına yol açmıştır. Deney, bilgilendirilmiş onay, araştırmalarda aldatmaca ve katılımcıların refahı gibi konularda daha katı etik yönergelerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Tartışmalı olmasına rağmen, Milgram deneyi, itaat, otorite ve psikolojik araştırmalarda etik sınırlamalar anlayışında temel bir çalışma olarak kalmaya devam etmektedir.

Milgram deneyini temsil eden bir görsel (Yapay Zeka tarafından oluşturulmuştur.)
Milgram deneyinin tarihsel bağlamı, II. Dünya Savaşı'nın olaylarına ve sonrasındaki Nuremberg Mahkemeleri'ne derinden dayanmaktadır. Nazi yüksek rütbeli yetkililerinin, eylemlerini sadece emirleri yerine getirdiklerini iddia ederek savundukları bu mahkemelerde, itaatin doğası ve kişisel sorumluluk üzerine kritik sorular ortaya çıkmıştır. Bu savunma, psikologları otoritenin insan davranışı üzerindeki etkisini incelemeye yönelik harekete geçirmiştir. Stanley Milgram, bu olaylardan etkilenerek, sıradan bireylerin otoriter baskı altında ahlaki açıdan tartışmalı eylemlere kalkışıp kalkışmayacaklarını araştırmaya karar vermiştir. Milgram’ın ana motivasyonu, normal görünen insanların, bir otorite figürü tarafından yönlendirildiklerinde nasıl zalimce eylemlerde bulunabileceklerini anlamaktı. Milgram’dan önce, itaat üzerine yapılan araştırmalar genellikle teorikti ve Solomon Asch’in uyum üzerine yaptığı çalışmalar gibi araştırmalar, sosyal etkinin gücünü göstermişti. Ancak Milgram’ın deneyi, otoriteye itaatin bireysel ahlaki değerleri geçersiz kılabileceğine dair ampirik kanıt sunarak, tarihsel vahşetlere psikolojik bir açıklama getirmiş ve otorite ve uyum üzerine yapılan sonraki araştırmalara etki etmiştir.
Milgram deneyi, kontrol altındaki laboratuvar koşullarında otoriteye itaatin incelenmesi amacıyla titizlikle tasarlanmıştır. 1961 yılında Yale Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bu çalışmada, katılımcılar, öğrenme ve hafıza üzerine bir araştırma projesine katıldıklarını düşündürerek yönlendirilmiştir. Gerçekte, asıl amaç, bireylerin kişisel ahlaki yargılarıyla çelişen otoriter komutlara nasıl tepki verdiklerini gözlemlemektir. Deney, bir otorite figürünün katılımcılara başka bir kişiye giderek artan şiddette elektrik şokları uygulama talimatı verdiği bir senaryoyu simüle edecek şekilde yapılandırılmıştır.
Katılımcılar, öğrenme üzerine bilimsel bir çalışmaya katılmak için gönüllüler arayan gazetelerde yayımlanan reklamlarla davet edilmiştir. Reklam, sadece katılım için verilen ve o dönemde dahi mütevazı bir miktar olan 4.50 dolarlık bir maddi tazminat sunmuştur. Katılımcıların deneyin tamamlanıp tamamlanmamasına bakılmaksızın bu tazminatı almaları sağlanmıştır. Örneklem, 20 ila 50 yaşları arasında, çeşitli eğitimsel ve mesleki geçmişlere sahip erkek katılımcılardan oluşmuştur; bunlar arasında profesyoneller, işçiler ve memurlar yer almaktadır. Bu çeşitliliğe sahip katılımcı havuzu, itaatin belirli bir demografik kesime özgü olmadığını temin etmek amacıyla oluşturulmuştur.
Katılımcılar, iki başka kişiyle tanıştırılmıştır: deneyci ve diğer bir katılımcı, her ikisi de Milgram ile gizlice çalışan aktörlerdir. Yapılan bir kura çekimiyle, gerçek katılımcıya her zaman öğretmen rolü verilmiş, aktöre ise öğrenci rolü atanmıştır. Deneyci, gri bir laboratuvar önlüğü giymiş ve talimatlar vererek prosedürün doğru şekilde uygulandığından emin olan otoriter bir bilim insanı rolünü üstlenmiştir.
Öğretmen, öğrenciye bir dizi kelime çiftini okuduktan sonra, doğru eşleştirmeleri hatırlayıp hatırlayamadığını test etmekle sorumlu olmuştur. Eğer öğrenci yanlış bir yanıt verirse, öğretmene elektrik şoku uygulaması talimatı verilmiştir. Öğrenci, ayrı bir odada oturmakta olup görünüşten uzak fakat duyma mesafesindedir; aslında hiç şok uygulanmamış, bunun yerine şok seviyeleri arttıkça acı, rahatsızlık ve nihayetinde tepkisizlik taklit edilmiştir.
Deneyin ana bileşenlerinden biri, katılımcıları gerçek elektrik şokları verdiklerine inandırmak amacıyla tasarlanmış olan şok üretecidir. Bu cihaz, her biri artan voltaj seviyeleriyle etiketlenmiş 30 anahtara sahipti ve bu seviyeler 15 volttan (hafif şok) 450 volta (tehlike: şiddetli şok) kadar uzanıyordu. Yüksek voltaj seviyelerinin yanına "orta şok," "güçlü şok" ve "XXX" gibi ek etiketler yerleştirilerek tehlike illüzyonu güçlendirilmiştir.
Gerçek şoklar uygulanmasa da makine gerçekçi tıklama sesleri çıkarıyor ve öğrencinin acı çekmesi, önceden kaydedilmiş tepkilerle simüle ediliyordu. Bu tepkiler arasında homurtular, çığlıklar, durmalarını istemek ve nihayetinde sessizlik bulunuyordu. Öğrencinin artan tepkileri, öğretmenin seçtiği voltaj seviyeleriyle dikkatlice eşleştirilmişti. Deneyci, öğretmene "Lütfen devam edin," "Deneyin devam etmeniz gerektiğini söylüyor," ve "Başka seçeneğiniz yok; devam etmelisiniz" gibi sözlü uyarılarla baskı yapmıştır. Bu standartlaştırılmış uyarılar, katılımcılar arasında tutarlılığı sağlamış ve Milgram’a itaatin sistematik bir şekilde ölçülmesine olanak tanımıştır.
Bu dikkatlice tasarlanmış deneysel düzenek, Milgram’a bireylerin otoriteye itaatte ne kadar ileri gidebileceklerini, hatta bunu yaparken başkalarına zarar verme riskini göze alarak değerlendirme imkânı sunmuştur. Çevresel değişkenlerin kontrol edilmesi ve son derece gerçekçi bir senaryo oluşturulması sayesinde, çalışma, otoritenin gücü ve itaat psikolojisi üzerine çığır açan içgörüler sağlamıştır.

Milgram deneyini temsil eden bir görsel (Yapay Zeka tarafından oluşturulmuştur.)
Milgram deneyi, katılımcıların öğrenme ve hafıza üzerine bir araştırmaya aktif olarak katıldıklarını düşündürerek gerçekçi bir senaryo oluşturmak amacıyla yapılandırılmış bir prosedürü takip etmiştir. Her oturum bireysel olarak yapılmış ve katılımcıların diğerlerinin eylemlerinden etkilenmemesi sağlanmıştır.
Laboratuvara vardıklarında, katılımcılar, başka bir gönüllü olduklarını düşündükleri ancak aslında deneyci ile birlikte çalışan bir konfederatla tanıştırılmıştır. Ayrıca, katılımcılara gri bir laboratuvar önlüğü giymiş, ciddi ve otoriter bir figür olan deneyci tarafından selam verilmiş ve çalışmanın, cezanın öğrenme üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladığı açıklanmıştır.
Katılımcılara, rastgele olarak iki rolden birine atanacakları belirtilmiştir: öğretmen veya öğrenci. Ancak, seçim süreci manipüle edilerek gerçek katılımcıya her zaman öğretmen rolü verilmiş, konfederata ise her zaman öğrenci rolü atanmıştır. Öğrenci, ardından ayrı bir odaya alınmış, bir sandalyeye bağlanmış ve kollarına elektrotlar yerleştirilmiştir. Deneyci, öğretmene şokların ağrılı olacağı ancak kalıcı fiziksel zarara yol açmayacağı konusunda güvence vermiştir. Öğretmen, ardından şok üretecinin önüne oturtulmuş ve göreve başlamak için hazır hale getirilmiştir.
Öğretmene, öğrenciye bir dizi kelime çiftini okuması talimatı verilmiştir. Listeyi tamamladıktan sonra, öğretmen, çiftlerden bir kelimeyi öğrenciye vererek, doğru eşlemesini dört olası seçenekten birini seçmesini istemiştir. Öğrenci doğru yanıt verdiğinde, öğretmen bir sonraki kelime çiftine geçmiştir. Ancak, yanlış cevap verilirse, öğretmene şok uygulaması talimatı verilmiştir ve şok üretecindeki bir anahtar aracılığıyla elektrik şoku verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Her yanlış cevap, şok seviyesinin giderek daha yüksek bir voltajla uygulanmasına neden olmuştur. Voltaj, 15 volttan başlanarak 15 voltluk artışlarla 450 volta kadar çıkmıştır. Şok üretecinin üzerinde, "hafif şok," "orta şok," "güçlü şok," "yoğun şok" ve "XXX" gibi etiketler yer almakta olup gerçek ve artan tehlike izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır.
Deney ilerledikçe, birçok katılımcı şokların öğrenci üzerindeki etkileri hakkında tereddüt etmiş veya endişelerini dile getirmiştir. Ancak deneyci, öğretmenin isteksizlik gösterdiği her durumda, itaatin sürdürülmesinde önemli bir rol oynamış ve bir dizi standartlaştırılmış sözlü uyarı vermiştir. Bu uyarılar, otoriter bir şekilde şu şekilde iletilmiştir:
"Lütfen devam edin."
"Deneyin devam etmeniz gerektiğini söylüyor."
"Devam etmeniz kesinlikle gereklidir."
"Başka seçeneğiniz yok; devam etmelisiniz."
Bu ifadeler, direnci minimize etmeyi ve katılımcının talimatlara uyması gerektiği algısını pekiştirmeyi amaçlamıştır. Deneycinin sakin ve otoriter tavrı, birçok katılımcıyı rahatsızlıklarına rağmen devam etmeye ikna etmekte önemli bir rol oynamıştır.
Voltaj arttıkça, öğrenci (konfederat) önceden belirlenmiş bir senaryoya göre rahatsızlık belirtileri göstermeye başlamıştır. 75 voltta homurtularla rahatsızlık belirten öğrenci, 120 voltta acı duyduğunu dile getirmiş, 150 voltta ise deneyden serbest bırakılmak için yalvarmıştır. Şoklar devam ettikçe, öğrencinin tepkileri ağlama (270 volt) ve umutsuzca itirazlar (300 volt) şeklinde artmıştır.
315 voltta, öğrenci duvara vurmakta ve 330 volttan itibaren tamamen sessizleşmekte, tüm yanıtlarını kesmektedir. Sessizlik, şokların öğrenciyi bayıltmış ya da daha kötü bir duruma sokmuş olabileceği izlenimini yaratmak için kasıtlı olarak kullanılmıştır ve öğretmen üzerinde psikolojik bir baskı oluşturulmuştur. Bu rahatsız edici belirtilere rağmen, birçok katılımcı deneycinin ısrarı altında şok uygulamaya devam etmiştir. Çalışmanın kritik sorusu şu olmuştur: Bireyler, başka bir kişiye zarar verme riski taşısa da otoriteye ne kadar itaat edecektir? Sonrasında yapılan analizler, insan itaatine dair çarpıcı içgörüler sunmuş ve önemli bir katılımcı grubunun, açık bir ahlaki çatışmaya rağmen şokları en yüksek voltaj seviyesine kadar uygulamaya devam ettiğini ortaya koymuştur.
Milgram deneyinin sonuçları hem şok edici hem de öğreticiydi, sıradan bireylerin otoriteye ne kadar itaat edebileceğini ve bu eylemlerin başkalarına zarar verme potansiyeline rağmen nasıl devam edebileceklerini gösterdi. Milgram, başlangıçta yalnızca katılımcıların küçük bir kısmının en yüksek seviyede şok vermeye istekli olacağını ön görmüştü ancak gerçek bulgular bu beklentilerin çok ötesine geçti.
Temel deneyde, şaşırtıcı bir şekilde, katılımcıların %65'i (40 katılımcıdan 26'sı), öğrenicinin sıkıntılarını ve nihai sessizliğini duymalarına rağmen 450 voltluk maksimum şoku uygulamaya devam etti. Bu, psikoloji öğrencileri ve profesyonelleri tarafından yapılan tahminlerle tam bir zıtlık oluşturmuş, onlar yalnızca %1-2'lik bir oranı itaat eder olarak tahmin etmişlerdi. Kalan %35'lik grup, şokları en yüksek voltaja kadar uygulamadan önce çeşitli noktalarda durdu; bazıları, öğrenci serbest bırakılmayı talep ettiğinde (yaklaşık 150 volt) devam etmeyi reddederken, diğerleri yalnızca öğrenci sessizleştiğinde (330 volt ve sonrasında) durmuştur. Ancak, katılımcıların çoğunluğunun tam uyum göstermesi, otorite figürlerinin bireysel karar alma üzerinde ne kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu vurgulamıştır.
İtaat oranları yüksek olsa da katılımcılar deney boyunca belirgin stres belirtileri göstermiştir. Çoğu, terleme, titreme, elleriyle oynamak, dudaklarını ısırmak ve sinirli gülme gibi gerilim belirtileri göstermiştir. Bazı katılımcılar rahatsızlıklarını sesli olarak dile getirmiş ve şu gibi sorular sormuştur:
"Gerçekten devam etmem mi gerekiyor?"
"İyi olacak mı?"
"Onu incitmek istemiyorum."
Ahlaki tereddütlerine rağmen, çoğu katılımcı deneycinin güvence verici sözlerine dayanarak şok uygulamaya devam etmiştir. Bazı katılımcılar aşırı duygusal stres göstermiş, Milgram, birçoğunun sinirli bir şekilde güldüğünü, diğerlerinin ise kontrolsüz şekilde titrediğini not etmiştir. Birkaç katılımcı ise şokları uygularken şok üreticine bakmamayı tercih etmiş, böylece eylemlerinden duygusal olarak uzaklaşmaya çalışmıştır.
İtaat üzerindeki etkileyen faktörleri daha derinlemesine incelemek için Stanley Milgram, orijinal deneyinin birçok varyasyonunu gerçekleştirmiştir. Bu değişiklikler, öğrenci yakınlığı, otoritenin varlığı ve akran davranışları gibi durumsal değişikliklerin katılımcıların itaat etme istekliliği üzerindeki etkilerini test etmiştir. Sonuçlar, bağlamsal faktörlerin uyum oranlarını önemli ölçüde etkilediğini göstermiş ve itaatin mutlak bir özellik değil, çevresel koşullar tarafından şekillendirilen bir davranış olduğunu öne sürmüştür.
Öğrencinin Yakınlığı: Orijinal deneyde öğrenci, öğretmenden ayrı bir odada, gözlerden uzak bir şekilde yer alıyordu. Ancak, öğrenci öğretmenle aynı odada yer aldığında ve reaksiyonları daha görünür hale geldiğinde, itaat oranı %40’a düştü. Öğretmen, öğrencinin elini şok plakasına koymaya zorlandığında, uyum oranı daha da düşerek %30’a geriledi, çünkü zarar verme eylemi daha doğrudan ve kişisel hale geldi.
Deneycinin Otoritesi: Otorite figürünün varlığı, itaat düzeylerini belirlemede kritik bir rol oynamıştır. Deneyci odadan ayrılıp talimatları telefonla verdiğinde, itaat oranı %20,5’e düşmüş ve birçok katılımcı verilen talimatlardan daha düşük şoklar uygulamıştır. Diğer bir varyasyonda, otorite figürü olarak bir bilim insanı yerine sıradan bir kişi görev aldığında, itaat oranı %20’ye düşmüştür. Bu da otoritenin meşruiyetinin uyumda önemli bir rol oynadığını göstermektedir.
Deneyin Yapıldığı Mekan: Orijinal çalışma, prestij ve bilimsel otorite ile ilişkilendirilen Yale Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiştir. Deney, eski bir ofis binasına taşındığında, itaat oranı %47,5’e düşmüş ve bu da kurumsal otoritenin algılanan meşruiyet üzerinde etkisi olduğunu, dolayısıyla uyum istekliliğini etkilediğini göstermektedir.
Diğer bireylerin, ya otoriteye itaat eden ya da direnç gösteren davranışları, katılımcı davranışlarını önemli ölçüde etkilemiştir:
Katılımcılar, iki öğretmenin (konfederatların) devam etmeyi reddettiğini gördüklerinde, itaat oranı %10’a düşmüş ve bu da sosyal etkinin ve akran direncinin otoriteye karşı karşıtlık gösterdiğini kanıtlamıştır. Tam tersine, katılımcılar iki öğretmenin (konfederatların) deneycinin talimatlarını tamamen yerine getirdiğini gördüklerinde, itaat oranı dramatik şekilde artmış ve bu da grup uyumunun itaatı pekiştirdiğini göstermiştir. Bu bulgu, sosyal psikoloji alanındaki daha geniş araştırmalarla uyumludur; bu araştırmalar, insanların otoriteye karşı direnç göstermeye daha yatkın olduğunu, ancak başkalarının buna karşı çıkması durumunda uyum göstermeye daha yatkın olduklarını öne sürmektedir.
Milgram’ın deneyi, kültürel faktörlerin itaate etkisini incelemek amacıyla birden fazla ülkede yeniden yapılmıştır. Sonuçlar genel olarak bulgularını doğrulamıştır ancak bazı varyasyonlar göstermiştir:
Almanya (1971): Bir tekrar, katılımcıların %85'inin tamamen itaat ettiğini bulmuş ve bu da daha güçlü bir itaat eğilimini göstermektedir.
Avustralya (1974): İtaat oranı %40 olarak bulunmuş ve bu oran orijinal çalışmadan belirgin şekilde daha düşüktür.
Hollanda (1986): Deneyin değiştirilmiş bir versiyonunda, katılımcıların (kendilerinin uygulamaktansa) başkasına şokları uygulama talimatı verdiği bir durumda itaat oranı %90’a yükselmiştir. Bu, sorumluluğun yayılmasının etkisini vurgulamaktadır.
Farklı kültürlerde yapılan çalışmaları içeren bir meta-analizde, ortalama olarak %61-66 oranında katılımcının benzer deneysel koşullarda itaat ettiği bulunmuştur. Bu da Milgram’ın bulgularının çeşitli kültürel geçmişlerde geçerli olduğunu göstermektedir. Bu çapraz kültürel tekrarlar, otoriteye itaatin evrensel bir psikolojik eğilim olduğunu, ancak kültürel normların, tarihsel bağlamın ve bireyselci vs. kolektivist değerlerin uyum düzeyini etkileyebileceğini pekiştirmektedir.
Milgram deneyinin sonuçları, sosyal psikoloji perspektifinden geniş bir şekilde analiz edilmiştir ve otoriteye itaatin temel mekanizmaları ortaya konmuştur. Katılımcıların ahlaki değerleriyle çelişen talimatlara neden uyduklarını açıklamak için çeşitli psikolojik teoriler öne sürülmüştür. Bu yorumlar arasında, irade teorisi, sorumluluğun yayılması ve otorite figürlerinin davranışı şekillendirmedeki rolü önemli bir yer tutmaktadır.
Milgram deneyi, özellikle uyum, itaat ve durumsal etki konularında sosyal psikolojideki birkaç köklü teoriyle uyumludur. Bunlar şunları içermektedir:
Uyum Teorisi (Asch, 1951): Bireyler, grup normlarına veya otorite figürlerine uymaya eğilimlidirler, bu da bazen kişisel inançlarıyla çelişse de gerçekleşir.
Durumsal Atıf (Zimbardo, 1971): İnsanların eylemleri, Stanford Hapishane Deneyi'nde olduğu gibi, içsel kişilik özelliklerinden ziyade dış koşullardan büyük ölçüde etkilenir.
Sosyal Kimlik Teorisi (Tajfel & Turner, 1979): Bireyler, bir otorite kurumunun (örneğin bilim, hükümet veya ordu) amaçlarıyla ya da meşruiyetiyle özdeşleşerek itaat edebilirler.
Milgram, bireylerin, eylemleri vicdanlarıyla çeliştiğinde bile neden itaat ettiklerini açıklamak için Aracılı Durum Teorisini öne sürmüştür. Aracılı Durum Teorisi, bireylerin kendilerini bağımsız karar vericiler yerine, bir otorite figürünün emirlerini yerine getiren aracı olarak görmeleri durumunda ortaya çıkar. Bu durumda, kişisel sorumluluk otorite figürüne devredilir ve katılımcılar eylemlerinden daha az sorumlu hissederler. Milgram çalışmasındaki katılımcılar, genellikle sadece talimatları izlediklerini belirterek davranışlarını haklı çıkarırlardı; bu, Nazi subaylarının Nürnberg Mahkemeleri'ndeki savunmasına oldukça benzer bir yanıtı yansıtmaktadır.
Buna yakın bir kavram da sorumluluğun yayılmasıdır; bu, bireylerin, sorumluluğun paylaşıldığını ya da dış bir otoriteye devredildiğini düşündüklerinde daha az kişisel sorumluluk hissettikleri bir durumdur. Bu ilke, tarihsel felaketlerde, bireylerin hiyerarşik itaatle zararlı eylemler gerçekleştirdiği yerlerde de görülmüştür.
Milgram deneyi, otorite figürlerinin bireylerin davranışı üzerinde güçlü bir etki yarattığını göstermiştir, özellikle şu durumlarda:
Bu bulgular, çeşitli gerçek dünya bağlamlarında, örneğin askeri hiyerarşiler, iş yerindeki dinamikler ve siyasi sistemlerde sorgusuz itaatin tehlikelerini vurgulamaktadır.
Milgram deneyi, itaat konusundaki çığır açıcı bulgularına rağmen, katılımcılara yaşattığı psikolojik sıkıntılar ve tam olarak bilgilendirilmiş onam eksikliği nedeniyle önemli etik eleştirilere tabi olmuştur. Çalışmanın tasarımı, özellikle katılımcıların iyilik halleri ve yanıltma konusunda ciddi endişeler doğurmuştur. Zamanla, bu sorunlar psikolojik araştırmalarda daha sıkı etik kuralların uygulanmasına yol açmıştır.
Milgram deneyinin en belirgin etik sorunlarından biri, katılımcılara yaşatılan duygusal ve psikolojik sıkıntılardır. Birçok katılımcı aşırı reaksiyonlar göstermiştir, bunlar şunları içermektedir:
Milgram, katılımcıları sonrasında bilgilendirmiş ve kimseye zarar vermediklerini garanti etmiştir; ancak bazı eleştirmenler, özellikle de katılımcıların başka birine ciddi şekilde zarar verdiklerini düşündükleri bir durumda katılımcıların yaşadığı sıkıntıların gerekçesiz olduğunu savunmuştur.
Deneyin yapıldığı dönemde (1961), psikolojik araştırmalar için resmi etik düzenlemeler daha az gelişmişti. Ancak modern standartlara göre, Milgram deneyinin birçok etik ilkeyi ihlal edeceği söylenebilir. Bu temel sorunlar şunları içermektedir:
Tam Bilgilendirilmiş Onam: Katılımcılara çalışmanın doğası hakkında tam bilgi verilmemiştir. Gerçek şoklar verdiklerini sanmışlardır, bu da yanıltmacadır.
Modern araştırma etiği, katılımcıların çalışmaya katılmadan önce potansiyel riskler hakkında tam olarak bilgilendirilmesini gerektirir.
Yanıltma: Psikolojik araştırmalarda yanıltma kullanımı günümüzde sıkı şekilde düzenlenmektedir. Çalışmanın geçerliliği için gerekli olduğunda bazı düzeyde yanıltma kabul edilebilirken, araştırmacıların zararı minimize etmeleri ve kapsamlı bilgilendirme yapmaları gerekmektedir. Eleştirmenler, Milgram’ın bilgilendirmesinin yetersiz olduğunu ve bazı katılımcıların çalışmadan, birine zarar verdiklerini hala düşünerek ayrıldığını belirtmektedir.
Zararın Önlenmesi: Deney, katılımcıları yüksek stres seviyelerine maruz bırakmış ve psikolojik zararı en aza indirme ilkesini ihlal etmiştir.
Bugün, kurumsal inceleme kurulları (IRB'ler), araştırma başvurularını değerlendirir ve katılımcılara yönelik potansiyel risklerin çalışmanın faydalarından daha ağır basmadığından emin olur.
Etik tartışmalara rağmen Milgram deneyinin araştırma etiği üzerinde derin bir etkisi olmuştur. Milgram’ın ve Stanford Hapishane Deneyi’nin (1971) gibi çalışmaların ardından, etik inceleme süreçleri daha titiz hale gelmiştir. Bazı ana gelişmeler şunları içermektedir:
Stanley Milgram'ın hayatını konu alan film.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Milgram'ın İtaat Deneyi" maddesi için tartışma başlatın
Tarihle İlişkisi
Deney Tasarımı
Katılımcı Seçimi ve İstihdamı
Atanan Roller: Öğretmen, Öğrenci ve Deneyci
Kullanılan Araçlar: Şok Üreteci ve Voltaj Seviyeleri
Deney Süreci
Başlangıç Bilgilendirmesi ve Katılımcılara Verilen Talimatlar
Kelime Çifti Hafıza Görevine Dair Açıklama
Deneycinin İtaati Teşvik Etmedeki Rolü
Şokların Artan Şiddeti ve Katılımcı Tepkileri
Sonuçlar ve Bulgular
Maksimum Şok Seviyesine Kadar İtaat Eden Katılımcıların Yüzdesi
Davranışsal Gözlemler (Tereddüt, Gerginlik, Soru Sorma)
Deneyin Varyasyonları
Farklı Koşullar ve Değişiklikler
Akran Davranışlarının İtaat Üzerindeki Etkisi
Çapraz Kültürel Tekrarlar ve Bulgular
Psikolojik Yorumlar
Sosyal Psikoloji Teorilerine Dayalı Açıklamalar
Aracılı Durum Teorisi (Agentic State) ve Sorumluluğun Yayılması Kavramı
Otorite Figürlerinin Davranış Üzerindeki Rolü
Etik Endişeler ve Eleştiriler
Katılımcıların Yaşadığı Psikolojik Sıkıntılar
Zamanındaki Etik Kurallar ile Modern Araştırma Standartları
Araştırma Etikleri ve Tam Bilgilendirilmiş Onam Üzerindeki Kalıcı Etkiler
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.