Savaş Etiği
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarAlaattin ASLAN13 Temmuz 2026 13:51

ORCID ID

0000-0001-5053-9256

Savaş Etiği hem bireyler hem de devletler açısından, kamu politikası tartışmalarına katkıda bulunarak neyin doğru ya da yanlış olduğunu belirlemeye çalışan bir disiplindir. Bu çaba, nihayetinde savaş kurallarının oluşturulmasına zemin hazırlamaktadır. Tarihsel perspektiften değerlendirildiğinde savaşın yıkıcı etkileri ile savaşan tarafların belirli kurallara uyarak savaşması ve savaş sonunda sürdürülebilir bir barış inşasının gerekliliği öngörülmektedir. Savaşın etiğine ilişkin yaklaşımlar, büyük ölçüde uluslararası hukuk ve özellikle silahlı çatışma hukuku tarafından şekillendirilmektedir【1】. Bu yaklaşımlar, söz konusu yasalara ahlaki açıdan savunulabilir bir temel sağlamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, devletlere (ve yalnızca devletlere), ulusal savunma ve diğer devletlerin savunması veya “insanlığın ahlaki vicdanını sarsan suçların” önlenmesi amacıyla müdahale etme yetkisi tanınır (Walzer, 2006: 107).Savaşın meşruiyeti ve yürütülme biçimine dair etik ilkeleri tartışan savaş etiği disiplini, tarihsel olarak devletler arası silahlı çatışmaları düzenleyen normatif çerçeveler üretmiş olsa da günümüzde asimetrik savaşlar, işgaller ve devlet dışı aktörlerin maruz kaldığı yapısal şiddet gibi olgular, bu geleneksel yaklaşımların sınırlarını zorlamakta ve etik kuramların yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.Savaş ve barış etiğinde üç hâkim doktrin bulunmaktadır. Bunlar (Sorabji & Rodin, 2006): (1) Savaşı anarşik dünya sisteminin kaçınılmaz bir gerçeği olarak gören “gerçeklik/realizm”, (2) Barış için her türlü̈̈ savaşı reddeden “savaş karşıtlığı/pasifizm” ve (3) Yalnızca bir savaşa girme kararının koşullarını değil, aynı zamanda savaşın nasıl yürütülmesi gerektiğini de belirleyen “adil savaş doktrini” olarak sıralanabilir.Bu üç anlayış aslında toplumların savaş çıktığında duruma ilişkin tutumlarını ortaya koymaktadır. İlk iki anlayış birbirine karşıt tezleri savunsalar da “savaş etiği” fikrini bütünüyle reddetmektedir (Lazar, 2020). Bu gruplardan ilki, savaşın başladığı anda ahlakın işlevsiz hale geldiğini savunmaktadır; ikinci grup ise hiçbir makul ahlaki teorinin savaşın istisnai dehşetlerine izin veremeyeceğini öne sürmektedir. İlk grup genellikle “gerçekçiler” olarak adlandırılırken, ikinci grup “pasifistler” olarak bilinmektedir. Adil savaş teorisinin temel amacı ise bu iki uç arasında bir orta yol aramaktır: Sadece bazı savaşları meşru kılmakla kalmamakta, aynı zamanda bu savaşlara belirli sınırlar koymayı da hedeflemektedir. Zaman zaman destekçiler bulsa da gerçekçilik, çok az filozof tarafından ikna edici bulunmaktadır (Walzer, 2006: 4-5).Thomas Aquinas, jus ad bellum (savaş açma hakkı) ve jus in bello (savaşın adil idaresi) kavramları üzerinden, bir savaşın “haklı” olabilmesi için üç şartın yerine getirilmesi gerektiğini belirtir. İlk olarak, savaş kişisel bir şekilde değil, bir prensin otoritesi altında yürütülmelidir (auctoritas principis). İkinci olarak, savaşın haklı bir nedene dayanması gerekmektedir (causa justa). Üçüncü ve son olarak, tarafsız bir bakış açısıyla, haklı bir nedene sahip olmak yeterli değildir; iyiyi korumak ve kötüden kaçınmak gibi doğru bir amaca (intentio recta) da sahip olmak gerekmektedir (Dinstein, 2011: 66). Özellikle adil savaşla ilgili kavramların sahadaki yansıması, neyin doğru bir savaş ve neyin adil bir idare olduğuna dair gerçek hayattaki karşılıklarını anlamada büyük önem taşımaktadır.Filistin’de yaşanan çatışma, savaş etiği literatüründeki üç hâkim yaklaşım üzerinden değerlendirildiğinde, mevcut durumun klasik savaş kavramlarıyla açıklanamayacak ölçüde karmaşık ve adaletsiz bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Realist yaklaşım, savaşın devletlerin çıkarlarını maksimize ettiği anarşik bir sistemin kaçınılmaz sonucu olduğunu savunsa da Filistin örneği salt devletler arası çıkar çatışmasının çok ötesindedir. Pasifist öğreti, her türlü savaşı reddederek barışçıl çözümleri savunmaktadır; ancak Filistin halkı, silahlı direniş ile pasif direniş arasında sıkışmış, temel insan haklarından yoksun bırakılmıştır. Adil savaş doktrini ise, savaşın meşruiyet koşullarını (jus ad bellum) ve savaşın yürütülme biçimini (jus in bello) düzenlemeye çalışmaktadır; fakat İsrail’in orantısız güç kullanımı, sivillerin hedef alınması ve uluslararası hukukun ihlali, bu yaklaşımın öngördüğü etik sınırların aşılması anlamına gelmektedir.Bu bağlamda, Filistin’de yaşananlar ne klasik anlamda bir savaş olarak nitelendirilebilir ne de savaş etiği kuramlarının öngördüğü etik çerçevede açıklanabilir. Uluslararası kamuoyunun sessizliği, emperyalist güçlerin İsrail’e sağladığı sınırsız siyasi, ekonomik ve askeri destek ile Filistin halkının sistematik olarak maruz bırakıldığı kuşatma ve tahakküm【2】, etik değil, yapısal bir şiddetin ve sömürgeci bir projenin varlığına işaret etmektedir. Dolayısıyla, mevcut durumun savaş değil, işgal, etnik temizlik ve apartheid olarak adlandırılması daha gerçekçi ve vicdani bir tutum olacaktır. Filistin örneği, savaş etiği yaklaşımlarının güncellenmesini, özellikle güç asimetrisi ve devlet dışı aktörlerin maruz kaldığı yapısal şiddet gibi konuların daha derinlikli ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.Filistin’deki durumun klasik anlamda bir savaştan çok, uluslararası hukukun ve insan haklarının açıkça ihlal edildiği, yapısal bir şiddetin ve işgalin sürdüğü bir sömürgeci tahakküm ilişkisi olduğu görülmektedir. Emperyalist güçlerin İsrail’e sağladığı sınırsız siyasi, askeri ve ekonomik desteğe karşın, Filistin’in yalnızlaştırılması, yaşananları yalnızca bir çatışma değil, küresel adaletsizlik düzeninin bir yansıması haline getirmektedir. Bu nedenle etik ve hukuk düzlemlerinin ötesine geçen, vicdani ve yapısal bir sorgulama ihtiyacı bugün her zamankinden daha gerekli görünmektedir.

Savaş Etiği

Savaş Etiği hem bireyler hem de devletler açısından, kamu politikası tartışmalarına katkıda bulunarak neyin doğru ya da yanlış olduğunu belirlemeye çalışan bir disiplindir. Bu çaba, nihayetinde savaş kurallarının oluşturulmasına zemin hazırlamaktadır. Tarihsel perspektiften değerlendirildiğinde savaşın yıkıcı etkileri ile savaşan tarafların belirli kurallara uyarak savaşması ve savaş sonunda sürdürülebilir bir barış inşasının gerekliliği öngörülmektedir. Savaşın etiğine ilişkin yaklaşımlar, büyük ölçüde uluslararası hukuk ve özellikle silahlı çatışma hukuku tarafından şekillendirilmektedir【1】. Bu yaklaşımlar, söz konusu yasalara ahlaki açıdan savunulabilir bir temel sağlamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, devletlere (ve yalnızca devletlere), ulusal savunma ve diğer devletlerin savunması veya “insanlığın ahlaki vicdanını sarsan suçların” önlenmesi amacıyla müdahale etme yetkisi tanınır (Walzer, 2006: 107).


Savaşın meşruiyeti ve yürütülme biçimine dair etik ilkeleri tartışan savaş etiği disiplini, tarihsel olarak devletler arası silahlı çatışmaları düzenleyen normatif çerçeveler üretmiş olsa da günümüzde asimetrik savaşlar, işgaller ve devlet dışı aktörlerin maruz kaldığı yapısal şiddet gibi olgular, bu geleneksel yaklaşımların sınırlarını zorlamakta ve etik kuramların yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.


Savaş ve barış etiğinde üç hâkim doktrin bulunmaktadır. Bunlar (Sorabji & Rodin, 2006): (1) Savaşı anarşik dünya sisteminin kaçınılmaz bir gerçeği olarak gören “gerçeklik/realizm”, (2) Barış için her türlü̈̈ savaşı reddeden “savaş karşıtlığı/pasifizm” ve (3) Yalnızca bir savaşa girme kararının koşullarını değil, aynı zamanda savaşın nasıl yürütülmesi gerektiğini de belirleyen “adil savaş doktrini” olarak sıralanabilir.


Bu üç anlayış aslında toplumların savaş çıktığında duruma ilişkin tutumlarını ortaya koymaktadır. İlk iki anlayış birbirine karşıt tezleri savunsalar da “savaş etiği” fikrini bütünüyle reddetmektedir (Lazar, 2020). Bu gruplardan ilki, savaşın başladığı anda ahlakın işlevsiz hale geldiğini savunmaktadır; ikinci grup ise hiçbir makul ahlaki teorinin savaşın istisnai dehşetlerine izin veremeyeceğini öne sürmektedir. İlk grup genellikle “gerçekçiler” olarak adlandırılırken, ikinci grup “pasifistler” olarak bilinmektedir. Adil savaş teorisinin temel amacı ise bu iki uç arasında bir orta yol aramaktır: Sadece bazı savaşları meşru kılmakla kalmamakta, aynı zamanda bu savaşlara belirli sınırlar koymayı da hedeflemektedir. Zaman zaman destekçiler bulsa da gerçekçilik, çok az filozof tarafından ikna edici bulunmaktadır (Walzer, 2006: 4-5).


Thomas Aquinas, jus ad bellum (savaş açma hakkı) ve jus in bello (savaşın adil idaresi) kavramları üzerinden, bir savaşın “haklı” olabilmesi için üç şartın yerine getirilmesi gerektiğini belirtir. İlk olarak, savaş kişisel bir şekilde değil, bir prensin otoritesi altında yürütülmelidir (auctoritas principis). İkinci olarak, savaşın haklı bir nedene dayanması gerekmektedir (causa justa). Üçüncü ve son olarak, tarafsız bir bakış açısıyla, haklı bir nedene sahip olmak yeterli değildir; iyiyi korumak ve kötüden kaçınmak gibi doğru bir amaca (intentio recta) da sahip olmak gerekmektedir (Dinstein, 2011: 66). Özellikle adil savaşla ilgili kavramların sahadaki yansıması, neyin doğru bir savaş ve neyin adil bir idare olduğuna dair gerçek hayattaki karşılıklarını anlamada büyük önem taşımaktadır.


Filistin’de yaşanan çatışma, savaş etiği literatüründeki üç hâkim yaklaşım üzerinden değerlendirildiğinde, mevcut durumun klasik savaş kavramlarıyla açıklanamayacak ölçüde karmaşık ve adaletsiz bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Realist yaklaşım, savaşın devletlerin çıkarlarını maksimize ettiği anarşik bir sistemin kaçınılmaz sonucu olduğunu savunsa da Filistin örneği salt devletler arası çıkar çatışmasının çok ötesindedir. Pasifist öğreti, her türlü savaşı reddederek barışçıl çözümleri savunmaktadır; ancak Filistin halkı, silahlı direniş ile pasif direniş arasında sıkışmış, temel insan haklarından yoksun bırakılmıştır. Adil savaş doktrini ise, savaşın meşruiyet koşullarını (jus ad bellum) ve savaşın yürütülme biçimini (jus in bello) düzenlemeye çalışmaktadır; fakat İsrail’in orantısız güç kullanımı, sivillerin hedef alınması ve uluslararası hukukun ihlali, bu yaklaşımın öngördüğü etik sınırların aşılması anlamına gelmektedir.


Bu bağlamda, Filistin’de yaşananlar ne klasik anlamda bir savaş olarak nitelendirilebilir ne de savaş etiği kuramlarının öngördüğü etik çerçevede açıklanabilir. Uluslararası kamuoyunun sessizliği, emperyalist güçlerin İsrail’e sağladığı sınırsız siyasi, ekonomik ve askeri destek ile Filistin halkının sistematik olarak maruz bırakıldığı kuşatma ve tahakküm【2】, etik değil, yapısal bir şiddetin ve sömürgeci bir projenin varlığına işaret etmektedir. Dolayısıyla, mevcut durumun savaş değil, işgal, etnik temizlik ve apartheid olarak adlandırılması daha gerçekçi ve vicdani bir tutum olacaktır. Filistin örneği, savaş etiği yaklaşımlarının güncellenmesini, özellikle güç asimetrisi ve devlet dışı aktörlerin maruz kaldığı yapısal şiddet gibi konuların daha derinlikli ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.


Filistin’deki durumun klasik anlamda bir savaştan çok, uluslararası hukukun ve insan haklarının açıkça ihlal edildiği, yapısal bir şiddetin ve işgalin sürdüğü bir sömürgeci tahakküm ilişkisi olduğu görülmektedir. Emperyalist güçlerin İsrail’e sağladığı sınırsız siyasi, askeri ve ekonomik desteğe karşın, Filistin’in yalnızlaştırılması, yaşananları yalnızca bir çatışma değil, küresel adaletsizlik düzeninin bir yansıması haline getirmektedir. Bu nedenle etik ve hukuk düzlemlerinin ötesine geçen, vicdani ve yapısal bir sorgulama ihtiyacı bugün her zamankinden daha gerekli görünmektedir.

Kaynakça

Dinstein, Yoram (2011). War, Aggression and Self-Defence. Cambridge: Cambridge University Press. Lazar, S. (2020). “War”. The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2020 Edition). Erişim Tarihi: 01.05.2025, https://plato.stanford.edu/archives/spr2020/entries/war/.Sorabji, Richard & Rodin, David (2006). The Ethics of War Shared Problems in Different Traditions. Burlington USA: Ashgate Publishing Company. Walzer, Michael (2006). Just And Unjust Wars A Moral Argu’ment Wıth Hıstorıcal Illustratıons. New York: Basic Books.

Dipnotlar

  • [1]

    Ayrıca bkz. Uluslararası İnsancıl Hukuk

  • [2]

    Ayrıca bkz. Abluka ; Gazze Abluka Kültürü ; Soykırım

Atıf İçin

apaAslan, A. (2026). Savaş Etiği. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1300-1302) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadAslan, Alaattin. “Savaş Etiği”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 1300-1302. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Savaş Etiği" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor