
ORCID ID
0000-0001-7559-7583
Self determinasyon hakkı【1】, “toprak, egemenlik, ekonomik düzenleme ya da siyasi ilişki gibi her sorunun çözümünün”, “başka bir ulus ya da halkın maddi çıkarı veya avantajı temelinde değil, ilgili halklar tarafından özgürce kabul edilmesi” temelinde tanımlanır (Kapitan, 2008: 13). Bu eksende BM Şartı 1(2) maddesinde “halkların eşit haklara sahip olması ve kendi kaderlerini tâyin etmesi ilkesine saygı temelinde uluslararası düzlemde dostane ilişkiler geliştirmesi” çağrısında bulunulur (UN Charter, 1945: 3).Kendi kaderini tâyin hakkı, Filistin için oldukça önemli bir husus olarak temayüz eder. Uluslararası diplomaside yer edinmeye başladıktan sonra hem Filistinliler hem de İsrailliler Filistin toprakları üzerinde kendi kaderini tâyin etme ayrıcalığına sahip olduklarını ifade ederler. İsrailliler (kast edilen daha çok Filistin’e göç eden Yahudiler【2】), 1917 tarihli Balfour Mektubu’nun【3】 Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilmesini ve İngilizlerin kontrolündeki Filistin mandasında yaşıyor olma durumlarını öne sürerek Filistin’de kendi kaderini tâyin etme hakkına sahip olduklarını iddia ederler. Öte yandan Filistinliler (kast edilen daha çok Filistin yerlisi Araplar) tarafından ise bir yerin gerçek sahibinin, ilgili toprak parçasında uzun süredir yaşayanlar olduğu vurgulanır. Dolayısıyla kendi kaderini tâyin etme hakkının ancak Arap çoğunluk tarafından kullanılabileceği savunulur.Filistin’in kendi kaderini tâyin etme hakkının, Filistin halkına ait kolektif bir hak olduğu defalarca ifade edilse de bu konuda çeşitli zorluklar kendisini gösterir. BM, Filistin halkının kendi kaderini tâyin hakkını çok sayıda kararla【4】 tanımış (Kyris, 2024: 6) olmasına rağmen bu hakkın etkili bir şekilde hayata geçirilmesi, İsrail tarafından gerçekleştirilen (Batı Şeria’da, Gazze’de ve Kudüs’ün doğusunda devam eden) işgal, İsrailli gasp birimlerinin (yasa dışı yerleşimlerin) genişlemesi, jeopolitik zorluklar ve diplomatik/siyasi girişimler tarafından engellenir. Bunun yanında Filistinlilerin Batı Şeria ve Gazze’de farklı siyasi gruplar tarafından yönetilmesinin de Filistin ulusal hareketini zayıflattığı ve kendi kaderini tâyin etme davasına zarar verdiği söylenebilir.Filistinlilerin kendi kaderini tâyin hakkının Filistin’in tamamını kapsayacak şekilde olduğu ifade edilir (Quigley, 2011: 224). Dolayısıyla 1967’den bu yana Batı Şeria’da, Gazze’de ve Kudüs’te işgal altında yaşayanlar, İsrail’in politikaları nedeniyle zorla yerinden edilenler (Nekbe, 1967 İsrail saldırganlığı sırasında ve sonrasında) ve İsrail vatandaşlığını elde eden Filistinliler【5】 bu hakka sahiptir. Uzun süreli yerlerinden edilmeleri nedeniyle başka devletlerin vatandaşlığına geçenler de dâhil olmak üzere tüm Filistin diasporası【6】, Filistin halkının bir parçası olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla kendi kaderini tâyin hakkı, bu gruplara mensup kişileri ve onların soyundan gelenleri zorunlu olarak kapsar (Rabee & Hammash, 2021: 9). Bu grupların dâhil edilmediği herhangi bir kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirme girişimi, Filistin halkı için “yeterli” ve “doğru” bir şekilde uygulanmamış olacaktır.Uluslararası toplum, Filistin halkının kendi kaderini tâyin hakkının temelini barış süreçlerinde sınırlandırmıştır. İsrail ise Filistin halkının kendi kaderini tâyin hakkını inkâr etmektedir. Oysa uluslararası toplumun bu hakkın uygulanması hususunda sorumlulukları bulunur. İsrail’in 1967 saldırganlığında işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının sağlanması ikna ya da yaptırımlar yoluyla gerçekleştirilmelidir (Farsakh, 2017: 65). Filistin mandasında yaşayan ve vatanından zorla sürülmüş olup geri dönmesi gereken tüm insanların haklarına saygı gösterilmesi ve bu hakların güvence altına alınması çözüm için de ciddi bir katkı sunabilir. Böylelikle, eşit haklara dayalı bir çözüm sürecinin sağlanması ile bir arada yaşama için gerekli güven inşa edebilir.7 Ekim sonrasında birçok ülke ve sivil inisiyatif Filistinlilerin yanında duruş sergilemiştir. Dünyanın farklı coğrafyalarından ülkeler, İsrail’in işgal altındaki topraklarda gerçekleştirdiği kıyımlara karşı tepkisini Filistin Devleti’ni resmen tanıyarak ortaya koymuştur. Bahamalar, Ermenistan, İrlanda, İspanya, Jamaika, Kolombiya, Norveç, Slovenya ile Trinidad ve Tobago Filistin’i egemen bir devlet olarak tanıdıklarını açıklamıştır (Pala, 2024). Filistin’in BM üyesi ülkelerce tanınmasının artması, sembolik bir destekten ziyade, İsrail’in işgal politikalarına karşı çıkan gücün de arttığını ortaya koymaktadır. İsrail’in çeşitli diplomatik girişimlerine rağmen Filistin’i tanıyan devletlerin sayısı giderek artmaktadır. İsrail’in yıkım politikalarına karşılık ülkelerin Filistin’in egemenliğini tanıması, Filistin Devleti’nin uluslararası alanda giderek artan kabulünü yansıtmaktadır. Tüm bunların iki devletli çözüme katkı sunulması adına da önemli olduğu ifade edilebilir.Okuma ÖnerileriBarahmeh, Salem (2014). The Palestinians, the PLO, and Political Representation: The Search for Palestinian Selfdetermination (The Atkin Paper Series).London: ICSR.
Self determinasyon hakkı【1】, “toprak, egemenlik, ekonomik düzenleme ya da siyasi ilişki gibi her sorunun çözümünün”, “başka bir ulus ya da halkın maddi çıkarı veya avantajı temelinde değil, ilgili halklar tarafından özgürce kabul edilmesi” temelinde tanımlanır (Kapitan, 2008: 13). Bu eksende BM Şartı 1(2) maddesinde “halkların eşit haklara sahip olması ve kendi kaderlerini tâyin etmesi ilkesine saygı temelinde uluslararası düzlemde dostane ilişkiler geliştirmesi” çağrısında bulunulur (UN Charter, 1945: 3).
Kendi kaderini tâyin hakkı, Filistin için oldukça önemli bir husus olarak temayüz eder. Uluslararası diplomaside yer edinmeye başladıktan sonra hem Filistinliler hem de İsrailliler Filistin toprakları üzerinde kendi kaderini tâyin etme ayrıcalığına sahip olduklarını ifade ederler. İsrailliler (kast edilen daha çok Filistin’e göç eden Yahudiler【2】), 1917 tarihli Balfour Mektubu’nun【3】 Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilmesini ve İngilizlerin kontrolündeki Filistin mandasında yaşıyor olma durumlarını öne sürerek Filistin’de kendi kaderini tâyin etme hakkına sahip olduklarını iddia ederler. Öte yandan Filistinliler (kast edilen daha çok Filistin yerlisi Araplar) tarafından ise bir yerin gerçek sahibinin, ilgili toprak parçasında uzun süredir yaşayanlar olduğu vurgulanır. Dolayısıyla kendi kaderini tâyin etme hakkının ancak Arap çoğunluk tarafından kullanılabileceği savunulur.
Filistin’in kendi kaderini tâyin etme hakkının, Filistin halkına ait kolektif bir hak olduğu defalarca ifade edilse de bu konuda çeşitli zorluklar kendisini gösterir. BM, Filistin halkının kendi kaderini tâyin hakkını çok sayıda kararla【4】 tanımış (Kyris, 2024: 6) olmasına rağmen bu hakkın etkili bir şekilde hayata geçirilmesi, İsrail tarafından gerçekleştirilen (Batı Şeria’da, Gazze’de ve Kudüs’ün doğusunda devam eden) işgal, İsrailli gasp birimlerinin (yasa dışı yerleşimlerin) genişlemesi, jeopolitik zorluklar ve diplomatik/siyasi girişimler tarafından engellenir. Bunun yanında Filistinlilerin Batı Şeria ve Gazze’de farklı siyasi gruplar tarafından yönetilmesinin de Filistin ulusal hareketini zayıflattığı ve kendi kaderini tâyin etme davasına zarar verdiği söylenebilir.
Filistinlilerin kendi kaderini tâyin hakkının Filistin’in tamamını kapsayacak şekilde olduğu ifade edilir (Quigley, 2011: 224). Dolayısıyla 1967’den bu yana Batı Şeria’da, Gazze’de ve Kudüs’te işgal altında yaşayanlar, İsrail’in politikaları nedeniyle zorla yerinden edilenler (Nekbe, 1967 İsrail saldırganlığı sırasında ve sonrasında) ve İsrail vatandaşlığını elde eden Filistinliler【5】 bu hakka sahiptir. Uzun süreli yerlerinden edilmeleri nedeniyle başka devletlerin vatandaşlığına geçenler de dâhil olmak üzere tüm Filistin diasporası【6】, Filistin halkının bir parçası olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla kendi kaderini tâyin hakkı, bu gruplara mensup kişileri ve onların soyundan gelenleri zorunlu olarak kapsar (Rabee & Hammash, 2021: 9). Bu grupların dâhil edilmediği herhangi bir kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirme girişimi, Filistin halkı için “yeterli” ve “doğru” bir şekilde uygulanmamış olacaktır.
Uluslararası toplum, Filistin halkının kendi kaderini tâyin hakkının temelini barış süreçlerinde sınırlandırmıştır. İsrail ise Filistin halkının kendi kaderini tâyin hakkını inkâr etmektedir. Oysa uluslararası toplumun bu hakkın uygulanması hususunda sorumlulukları bulunur. İsrail’in 1967 saldırganlığında işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının sağlanması ikna ya da yaptırımlar yoluyla gerçekleştirilmelidir (Farsakh, 2017: 65). Filistin mandasında yaşayan ve vatanından zorla sürülmüş olup geri dönmesi gereken tüm insanların haklarına saygı gösterilmesi ve bu hakların güvence altına alınması çözüm için de ciddi bir katkı sunabilir. Böylelikle, eşit haklara dayalı bir çözüm sürecinin sağlanması ile bir arada yaşama için gerekli güven inşa edebilir.
7 Ekim sonrasında birçok ülke ve sivil inisiyatif Filistinlilerin yanında duruş sergilemiştir. Dünyanın farklı coğrafyalarından ülkeler, İsrail’in işgal altındaki topraklarda gerçekleştirdiği kıyımlara karşı tepkisini Filistin Devleti’ni resmen tanıyarak ortaya koymuştur. Bahamalar, Ermenistan, İrlanda, İspanya, Jamaika, Kolombiya, Norveç, Slovenya ile Trinidad ve Tobago Filistin’i egemen bir devlet olarak tanıdıklarını açıklamıştır (Pala, 2024). Filistin’in BM üyesi ülkelerce tanınmasının artması, sembolik bir destekten ziyade, İsrail’in işgal politikalarına karşı çıkan gücün de arttığını ortaya koymaktadır. İsrail’in çeşitli diplomatik girişimlerine rağmen Filistin’i tanıyan devletlerin sayısı giderek artmaktadır. İsrail’in yıkım politikalarına karşılık ülkelerin Filistin’in egemenliğini tanıması, Filistin Devleti’nin uluslararası alanda giderek artan kabulünü yansıtmaktadır. Tüm bunların iki devletli çözüme katkı sunulması adına da önemli olduğu ifade edilebilir.
Barahmeh, Salem (2014). The Palestinians, the PLO, and Political Representation: The Search for Palestinian Selfdetermination (The Atkin Paper Series).London: ICSR.
Farsakh, Leila (2017). “The Right to Have Rights”: Partition and Palestinian Self-Determination”. Journal of Palestine Studies, 47 (1), 56-68. Jewish Virtual Library (1917). The Balfour Declaration. Erişim Tarihi: 16.09.2024, https://www.jewishvirtuallibrary.org/text-of-the-balfour-declaration.Kapitan, Tomis (2008). “Self-Determination”. Raja Halwani & Tomis Kapitan (Ed.), The Israeli-Palestinian Conflict: Philosophical Essays on Self Determination, Terrorism, and the One-State Solution (s.13-71). New York: Palgrave-Macmillan. Kyris, George (2024). “The Recognition of a Right to Statehood and Palestine”.Ethnopolitics, 23 (1), 1–11. Pala, M. (2024). “Soykırım Sürerken Filistin Devletinin Tanınırlığı Arttı”. AA. Erişim Tarihi: 31.01.2025, https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/ayrimcilik/soykirim-surerken-filistin-devletinin-taninirligi-artti/1821927.Quigley, John (2011). “Self-determination in the Palestine Context”. Suzan Akram vd. (Ed.), International Law and the Israeli-Palestinian Conflict. New York: Routledge. Rabee, Nadin & Hammash, Ahmad (Ed.) (2021). Palestinian Self-Determination: Land. People, and Practicality. Karkafah: BADIL Resource Center for Residency and Refugee Rights. UN Charter (1945). Charter of the United Nations and Statute of the International Court of Justice. San Francisco, CA: United Nations.
[1]
Self-determinasyon, kendi kaderini tâyin hakkı ya da Türk Dil Kurumu tarafından önerilen şekliyle öz belirtim olarak kullanılabilmektedir.
[2]
Bkz. Aliyah ; Demografik Manipülasyon; İthal Vatandaşlık; Yahudi Göçü (Osmanlı Belgeleri)
[3]
Balfour Mektubu (literatürde Balfour Deklarasyonu olarak da geçer) “Yahudi halkı için ulusal bir yuva” inşa edileceğini ifade etmektedir (Jewish Virtual Library, 1917).
[4]
BM’nin 1947’deki Taksim Kararı ( 181 ), 194 Sayılı Karar (194 Sayılı Genel Kurul Kararı/ 1948), 242 Sayılı Karar (242 Sayılı BMGK Kararı/ 1967), 338 Sayılı BMGK Kararı (1973), 3236 Sayılı Genel Kurul Kararı (1974), 3379 Sayılı Genel Kurul Kararı (1975), 478 Sayılı BMGK Kararı (1980), 43/177 Sayılı Genel Kurul Kararı (1988) ve 67/19 Sayılı Genel Kurul Kararı (2012) Filistinlilerin kendi kaderini tâyin hakkını açıkça ortaya koymaktadır.
[5]
Bkz. İsrail’in Filistinli Vatandaşları
[6]
Ayrıca bkz. Yerinden Etme
| apa | Yılmaz, Ö. (2026). Self Determinasyon Hakkı. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1321-1323) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Yılmaz, Özgür. “Self Determinasyon Hakkı”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir -Metin Uçar. 1321-1323. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Self Determinasyon Hakkı" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri