İki Devletli Çözüm
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarMenderes KURT13 Temmuz 2026 13:49

ORCID ID

0000-0002-9513-3417

İki devletli çözüm, İsrail ve Filistin arasındaki ilişkileri düzene sokmak için önerilen temel yaklaşımlardan biridir. Bu öneri, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilerek hem kendisinin hem de Filistin’in Filistin coğrafyasında barış içinde yan yana yaşamasını esas almaktadır. Uzlaşmanın özünü, her ulusun kendi kaderini tayin hakkını kullanması, ulusal özlemlerini gerçekleştirmesi ve paylaşılan topraklar üzerinde komşu devletle barış içinde bir arada yaşayarak kendi kimliğini açıkça yaşaması oluşturmaktadır.İki devletli çözüm fikrinin kökeni, İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı sonrası himayesi altındaki Filistin’de artan Arap-Yahudi çatışmalarını ve Yahudi göçlerinin yarattığı rahatsızlıkları çözmek için 1937’deki oluşturduğu Peel Komisyonuna (Balpınar, 2019: 37) ve sorunu ele almak üzere konuyu BM’ye taşımasına dayanır. BM Genel Kurulu, 1947’de aldığı 181 (II) A sayılı kararla【1】 Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında taksim edilerek iki ayrı bağımsız devlet kurulmasına ve Kudüs’ün milletlerarası statüye sahip【2】 olmasına karar vermiştir. Bu karar, bir Yahudi devleti, bir Arap devleti ve uluslararası gözetimde bir Kudüs şehri olmak üzere Filistin’in üçe bölünmesini öngörüyordu (Yıldırım, 2021: 3846vd.). Ancak 1948’de İsrail, BM’nin belirlediği taksim planını çiğnemiş, işgal ettiği topraklar Filistin topraklarının dörtte üçünü bulmuştur (Balpınar, 2019: 77 vd.). İşgal, yüz binlerce Filistinlinin mülteci konumuna düşmesine neden olmuştur. 1967 saldırganlığında ise İsrail, daha önce işgal edemediği Batı Şeria’nın geri kalan kısmını, Kudüs’ün doğusunu ve Gazze’yi de kapsayan Filistin topraklarını da işgal etmiştir.Soğuk Savaş sonrası dönemde, İsrail ve Filistin arasında yumuşama çabaları başlamış ve iki devletli çözüme yönelik müzakereler gündeme gelmiştir. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), 1988 Ağustos’unda bağımsız Filistin Devleti’nin kurulduğunu ilan etmiş ve bu eylem sonrasında Yasir Arafat liderliğindeki FKÖ, bölgesel ve uluslararası alanda iki devletli çözüm için girişimlerde bulunmaya başlamış, İsrail’in varlığını tanımıştır (Balpınar, 2019: 160vd.). Madrid Konferansı ile başlayan barış görüşmeleri, 1993’te Oslo’da gizli görüşmelerle devam etmiştir. Oslo I Anlaşmaları (İlkeler Bildirgesi), İsrail ile FKÖ’nün karşılıklı olarak birbirini tanımasıyla sonuçlanmıştır. Bu anlaşma, BM Güvenlik Konseyi’nin 242【3】 ve 338 sayılı kararları temelinde barış sürecinin devam edeceğini vurgulamış, İsrail’in FKÖ’yü tanımasını, İsrail ordusunun Gazze ve Batı Şeria’nın bir bölümünden çekilmesini ve beş yıl sürecek görüşmeler sonucunda bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasını öngörmüştür (Bayraktar, 2013: 138; Balpınar, 2019: 199). Ancak, Kudüs’ün statüsü, mülteciler sorunu, gasp yerleşimleri, güvenlik düzenlemeleri ve sınırlar gibi önemli konular ertelenmiştir. Oslo II Antlaşması (1995), Gazze ve Batı Şeria’yı A, B ve C bölgelerine ayırarak yetki devirlerini düzenlemiştir. Ancak Oslo süreci, tarafların özellikle İsrail’in güvenliğe dayalı maksimalist politikalarından taviz vermemesi nedeniyle çıkmaza girmiştir (Bayraktar, 2013: 225).Oslo süreci başarısız olunca ve nihai statü sorunları çözülemeyince, şiddet ve çatışma artmıştır. 2000 yılında ABD önderliğinde Camp David’de yapılan zirvede, Filistin’in statüsü tekrar görüşülmüştür. İsrail (Ehud Barak), 1967 öncesi sınırlara kısmi çekilme, Kudüs’ün bölünmesi, sınırlı mülteci dönüşü ve gasp birimlerinin İsrail egemenliğinde kalmasını önermiş; Filistin (Yasir Arafat) ise Kudüs’ün doğusu dahil 1967 öncesi topraklara tam dönüş, milyonlarca mültecinin geri dönüşü【4】 ve gasp birimlerinin kaldırılmasını talep etmiştir. Kudüs’ün geleceği konusunda görüş ayrılıkları çözülememiş ve zirveden sonuç alınamamıştır. İsrail, Filistin’in tamamen silahtan arındırılmasını isterken, Filistin tam egemen bir devlet kurulması konusunda ısrar etmiştir. İsrail, bağımsız bir Filistin Devleti’ne giden şartları oluşturmak yerine, Batı Şeria ve Gazze’de toprak bütünlüğünü bozarak kantonlara ayırma【5】 politikası izlemiştir (Bayraktar, 2013: 271-281).İki devletli çözümün önünde çeşitli engeller bulunmaktadır. Filistin, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesini ve Kudüs’ü başkent olarak kabul etmesini isterken, İsrail bunu reddetmekte ve Kudüs’ü birleşik başkenti olarak kabul etmektedir (Yıldırım, 2021: 374). 1948’de yerinden edilen milyonlarca Filistinli mültecinin geri dönüş hakkı İsrail tarafından demografik risk bahanesiyle kabul edilmemektedir (Kurt, 2021: 194-219). İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’ün doğusunda yaklaşık 700 bin Yahudi gasp birimlerinde yaşamakta ve bu ithal gaspçılar, İsrail tarafından 67 sınırlarına çekilmemek için gerekçe olarak gösterilmektedir (Kurt, 2021: 205, 212-213). Ayrıca İsrail, “güvenliğini” tehdit etmeyecek, hatta askerden arındırılmış bir Filistin Devleti talep etmekte böylece (diğer engellerle birlikte düşünüldüğünde) çözümün önünü tıkamaktadır (Yıldırım, 2021: 3865). Avi Shlaim, “iki devletli çözüm öldü veya daha doğrusu, hiç doğmadı” (Shlaim, 2025: 305) derken sürecin benzer zorluklarına dikkat çekmektedir.İsrail’in kurucu nüfusunun önemli bir kısmı, bölgenin yerli halklarından değil, dünyanın çeşitli ülkelerinden göç eden ithal vatandaşlardan oluşmaktadır. Filistin topraklarına dışarıdan gelen ve sömürgeci bir yaklaşımla yerleşen bu topluluk, emperyalist güçlerin desteğiyle kendi devletlerini kurmuşlardır. Buna karşılık, aynı toprakların yerli halkı olan Filistinlilerin self-determinasyon hakkı ve devlet kurma talepleri, İsrail tarafından sürekli engellenmiştir. İsrail’in temel çelişkilerinden birini oluşturan bu durum, İsrail tarafından herhangi bir çözümün istenip istenmediğini de sorgulatmaktadır. İsrail siyasetinde etkili olan Likud Partisi gibi radikal milliyetçi partiler, bu çözüme karşı durmakta ve Yahudi Ulus Devlet Yasası gibi adımlar, siyonizmin bir projesi olarak icat edilen İsrail’in kimliğini muhafaza etmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla öne sürülen güvenlik gerekçeleri ve siyonizmin oluşturmaya çalıştığı kimlik anlayışı, iki devletli çözümü mümkün kılmamaktadır.

İki Devletli Çözüm

İki devletli çözüm, İsrail ve Filistin arasındaki ilişkileri düzene sokmak için önerilen temel yaklaşımlardan biridir. Bu öneri, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilerek hem kendisinin hem de Filistin’in Filistin coğrafyasında barış içinde yan yana yaşamasını esas almaktadır. Uzlaşmanın özünü, her ulusun kendi kaderini tayin hakkını kullanması, ulusal özlemlerini gerçekleştirmesi ve paylaşılan topraklar üzerinde komşu devletle barış içinde bir arada yaşayarak kendi kimliğini açıkça yaşaması oluşturmaktadır.


İki devletli çözüm fikrinin kökeni, İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı sonrası himayesi altındaki Filistin’de artan Arap-Yahudi çatışmalarını ve Yahudi göçlerinin yarattığı rahatsızlıkları çözmek için 1937’deki oluşturduğu Peel Komisyonuna (Balpınar, 2019: 37) ve sorunu ele almak üzere konuyu BM’ye taşımasına dayanır. BM Genel Kurulu, 1947’de aldığı 181 (II) A sayılı kararla【1】 Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında taksim edilerek iki ayrı bağımsız devlet kurulmasına ve Kudüs’ün milletlerarası statüye sahip【2】 olmasına karar vermiştir. Bu karar, bir Yahudi devleti, bir Arap devleti ve uluslararası gözetimde bir Kudüs şehri olmak üzere Filistin’in üçe bölünmesini öngörüyordu (Yıldırım, 2021: 3846vd.). Ancak 1948’de İsrail, BM’nin belirlediği taksim planını çiğnemiş, işgal ettiği topraklar Filistin topraklarının dörtte üçünü bulmuştur (Balpınar, 2019: 77 vd.). İşgal, yüz binlerce Filistinlinin mülteci konumuna düşmesine neden olmuştur. 1967 saldırganlığında ise İsrail, daha önce işgal edemediği Batı Şeria’nın geri kalan kısmını, Kudüs’ün doğusunu ve Gazze’yi de kapsayan Filistin topraklarını da işgal etmiştir.


Soğuk Savaş sonrası dönemde, İsrail ve Filistin arasında yumuşama çabaları başlamış ve iki devletli çözüme yönelik müzakereler gündeme gelmiştir. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), 1988 Ağustos’unda bağımsız Filistin Devleti’nin kurulduğunu ilan etmiş ve bu eylem sonrasında Yasir Arafat liderliğindeki FKÖ, bölgesel ve uluslararası alanda iki devletli çözüm için girişimlerde bulunmaya başlamış, İsrail’in varlığını tanımıştır (Balpınar, 2019: 160vd.). Madrid Konferansı ile başlayan barış görüşmeleri, 1993’te Oslo’da gizli görüşmelerle devam etmiştir. Oslo I Anlaşmaları (İlkeler Bildirgesi), İsrail ile FKÖ’nün karşılıklı olarak birbirini tanımasıyla sonuçlanmıştır. Bu anlaşma, BM Güvenlik Konseyi’nin 242【3】 ve 338 sayılı kararları temelinde barış sürecinin devam edeceğini vurgulamış, İsrail’in FKÖ’yü tanımasını, İsrail ordusunun Gazze ve Batı Şeria’nın bir bölümünden çekilmesini ve beş yıl sürecek görüşmeler sonucunda bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasını öngörmüştür (Bayraktar, 2013: 138; Balpınar, 2019: 199). Ancak, Kudüs’ün statüsü, mülteciler sorunu, gasp yerleşimleri, güvenlik düzenlemeleri ve sınırlar gibi önemli konular ertelenmiştir. Oslo II Antlaşması (1995), Gazze ve Batı Şeria’yı A, B ve C bölgelerine ayırarak yetki devirlerini düzenlemiştir. Ancak Oslo süreci, tarafların özellikle İsrail’in güvenliğe dayalı maksimalist politikalarından taviz vermemesi nedeniyle çıkmaza girmiştir (Bayraktar, 2013: 225).


Oslo süreci başarısız olunca ve nihai statü sorunları çözülemeyince, şiddet ve çatışma artmıştır. 2000 yılında ABD önderliğinde Camp David’de yapılan zirvede, Filistin’in statüsü tekrar görüşülmüştür. İsrail (Ehud Barak), 1967 öncesi sınırlara kısmi çekilme, Kudüs’ün bölünmesi, sınırlı mülteci dönüşü ve gasp birimlerinin İsrail egemenliğinde kalmasını önermiş; Filistin (Yasir Arafat) ise Kudüs’ün doğusu dahil 1967 öncesi topraklara tam dönüş, milyonlarca mültecinin geri dönüşü【4】 ve gasp birimlerinin kaldırılmasını talep etmiştir. Kudüs’ün geleceği konusunda görüş ayrılıkları çözülememiş ve zirveden sonuç alınamamıştır. İsrail, Filistin’in tamamen silahtan arındırılmasını isterken, Filistin tam egemen bir devlet kurulması konusunda ısrar etmiştir. İsrail, bağımsız bir Filistin Devleti’ne giden şartları oluşturmak yerine, Batı Şeria ve Gazze’de toprak bütünlüğünü bozarak kantonlara ayırma【5】 politikası izlemiştir (Bayraktar, 2013: 271-281).


İki devletli çözümün önünde çeşitli engeller bulunmaktadır. Filistin, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesini ve Kudüs’ü başkent olarak kabul etmesini isterken, İsrail bunu reddetmekte ve Kudüs’ü birleşik başkenti olarak kabul etmektedir (Yıldırım, 2021: 374). 1948’de yerinden edilen milyonlarca Filistinli mültecinin geri dönüş hakkı İsrail tarafından demografik risk bahanesiyle kabul edilmemektedir (Kurt, 2021: 194-219). İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’ün doğusunda yaklaşık 700 bin Yahudi gasp birimlerinde yaşamakta ve bu ithal gaspçılar, İsrail tarafından 67 sınırlarına çekilmemek için gerekçe olarak gösterilmektedir (Kurt, 2021: 205, 212-213). Ayrıca İsrail, “güvenliğini” tehdit etmeyecek, hatta askerden arındırılmış bir Filistin Devleti talep etmekte böylece (diğer engellerle birlikte düşünüldüğünde) çözümün önünü tıkamaktadır (Yıldırım, 2021: 3865). Avi Shlaim, “iki devletli çözüm öldü veya daha doğrusu, hiç doğmadı” (Shlaim, 2025: 305) derken sürecin benzer zorluklarına dikkat çekmektedir.


İsrail’in kurucu nüfusunun önemli bir kısmı, bölgenin yerli halklarından değil, dünyanın çeşitli ülkelerinden göç eden ithal vatandaşlardan oluşmaktadır. Filistin topraklarına dışarıdan gelen ve sömürgeci bir yaklaşımla yerleşen bu topluluk, emperyalist güçlerin desteğiyle kendi devletlerini kurmuşlardır. Buna karşılık, aynı toprakların yerli halkı olan Filistinlilerin self-determinasyon hakkı ve devlet kurma talepleri, İsrail tarafından sürekli engellenmiştir. İsrail’in temel çelişkilerinden birini oluşturan bu durum, İsrail tarafından herhangi bir çözümün istenip istenmediğini de sorgulatmaktadır. İsrail siyasetinde etkili olan Likud Partisi gibi radikal milliyetçi partiler, bu çözüme karşı durmakta ve Yahudi Ulus Devlet Yasası gibi adımlar, siyonizmin bir projesi olarak icat edilen İsrail’in kimliğini muhafaza etmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla öne sürülen güvenlik gerekçeleri ve siyonizmin oluşturmaya çalıştığı kimlik anlayışı, iki devletli çözümü mümkün kılmamaktadır.

Kaynakça

Balpınar, Zafer (2019). İsrail Perspektifinden İki Devletli Çözüm. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Bayraktar, Bora (2013). Oslo Barış Süreci: İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri, 1991-2000. İstanbul: Küre Yayınları.

Kurt, Menderes (2021). “Yahudi Nüfus Problemi ve İsrail Devleti’nin Yahudi Karakteri”. Mukaddime, 12 (1), 194-219.

Oslo II Antlaşması (1995). Israeli-Palestinian Interim Agreement on the West Bank and the Gaza Strip (a.k.a. “Oslo II”). United Nations The Question of Palestine. Erişim Tarihi: 08.05.2025, https://www.un.org/unispal/document/auto-insert-185434/.

Shlaim, Avi (2025). Üç Dünya: Bir Arap-Yahudi’nin Anıları, çev.: Zahide Tuba Kor, İstanbul: Küre Yayınları.

Yıldırım, Yusuf (2021). “İsrail-Filistin Sorununda İki Devletli Çözüm Arayışları”, OPUS International Journal of Society Researches, 18 (41), 3840-3884.

Dipnotlar

  • [1]

    Bkz. BM Taksim Kararı

  • [2]

    Ayrıca bkz. Kudüs’ün Statüsü

  • [3]

    Bkz. 242 Sayılı Karar

  • [4]

    Ayrıca Bkz. 194 Sayılı Karar ; Geri Dönüş Hakkı ; Kendi Kaderini Tayin Hakkı ; Self Determinasyon Hakkı

  • [5]

    Bkz. Bantustan

Atıf İçin

apaKurt, M. (2026). İki Devletli Çözüm. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 769-771) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadKurt, Menderes. “İki Devletli Çözüm”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 769-771. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"İki Devletli Çözüm" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor