
ORCID ID
0000-0001-9761-4102
Yunanca diaspora kelimesi, dia (içinden) ön eki ile sperein (ekmek veya dağıtmak) fiilinin birleşiminden oluşur. Diaspora kavramı ilk defa MÖ 250 civarında Mısır’daki İskenderiye hükümdarı için özel olarak atanmış bir grup Yahudi bilgin tarafından hazırlanan İbranice Tevrat çevirisi Septuagint’te kullanılmıştır (Braziel & Mannur, 2003: 1). Bu kavrama MÖ 5. yüzyılda Sofokles, Herodotos ve Tukidides’te rastlanmaktadır (Dufoix, 2011: 17). Kavramın modern dönemde kullanımı ile Museviler arasında bağ kuran çok sayıda araştırmacıya rastlanır. Buna göre diaspora yaşadıkları yerden zorla “dağıtılmış olma” ile ilişkilendirilir. Sonrasında yerleşilen yerde bir bilinç geliştirilir. Bu bilinç, göç edilen topraklarla “kolektif hafıza” aracılığıyla bağı sürdürmeyi, bir gün geri dönme isteğini ve anavatanın yararına olacak şeyleri düşünmeyi içermektedir. Tüm bunların canlı kalabilmesi için ayrıca yaşanılan ülkede yerli halk tarafından tam anlamıyla kabul edilmemek de önemli bir argümandır. Ancak Yahudileri merkeze alan, onları ilk örnek olarak sunan bu tanımın yaşanan gerçeklikten ziyade kimlik icat sürecinin bir parçası olduğu görülür (Uçar, 2021: 295 vd). Her ne kadar “diaspora” kavramının ilk kullanımı, Tevrat çevirisi ile ilgili olsa da yaygın tanımlarda verilmek istendiği gibi Yahudilerin Kudüs’ten sürgünü veya başka yerlere dağılması anlamlarını içermez. Aksine ilk kullanımlar göç, yerleşme veya esaretle de ilişkilendirilemez. Hatta buralarda diaspora, Tanrı’nın iradesine karşı çıkmaları halinde Yahudilerin karşılaşacağı bir “dağıtılma” korkusunu ifade eder (Uçar, 2014: 4424).“Diasporik” bir kimliğe sahip olmak ile asimile olmamak arasında bir bağlantı kurulabilir (Uçar, 2021: 302 vd.). Yahudilerin deneyiminde, Yahudiliğin ancak bir diasporik kimlik olarak var olabileceği dahi söylenebilir. Bu bağlamda Daniel Boyarin ve Jonathan Boyarin (2003: 100-101) diasporanın Yahudi kimliğinin önemli bir bileşeni olduğunu vurgularlar. Dahası siyonizmin çözümü olan Yahudi devleti hegemonyası onlara Yahudi kültürünün doruk noktası değil, yıkımı gibi görünmektedir. Bunun anlamı geleneksel Yahudi kültürünün yerine Avrupalı, Batılı bir kültürel-siyasi oluşumun ikame edilmesidir (Boyarin & Boyarin, 2003: 104). Dolayısıyla Yahudilerin var kalımı için siyonizm gibi saf veya hegemon bir Yahudi devleti kurma fikri sağlam dinsel, hukuki veya politik temellere dayanmamaktadır. Gerçek şu ki, belli bir toprak parçası üzerinde egemen bir devletleri olmadan da Yahudi kimliği binlerce yıl baskıya, soykırıma ve asimilasyona direnebilmiştir. Nitekim İskenderiye, Şam, Anadolu veya Babil’deki eski Yahudi “diasporasının” ya da yakın dönem Avrupa Yahudi diasporasının çokça övülen yüksek niteliklerine ne modern İsrail ne de Babil sürgünü (M.Ö. 586) sonrası Filistin’deki Yahudi devleti ulaşmıştır (Cohen, 1995: 8-9). Zaten Yahudilerin büyük bölümünün İsrail’de yaşamadığı ve İsrailli Yahudilerin pek çoğunun çifte vatandaşlık gibi statülere sahip oldukları da bir gerçektir【1】. Bazı Ortodoks Yahudilerin, İsrail’i seküler bir devlet olarak görüp reddetmeleri de söz konusudur【2】 (Sheffer, 1993).Buna karşın 1948’de İsrail’in kurulmasıyla yurtlarından kovulan【3】 veya siyonist terörden kaçan Filistinli Araplar dünyanın çeşitli bölgelerine dağılarak yeni bir tür “diaspora” oluşturmaktadır. Bu tarihlerdeki siyonist saldırganlık sonucunda bir milyona yakın Filistinli yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır【4】 (Pappe, 2004). 1967’de İsrail saldırganlığı devam etmiş daha önce işgal edilen topraklara Kudüs’ün doğusu, Şebaa Çiftlikleri (Lübnan) ve Cevlan Tepeleri de eklenmiştir. Böylece 250,000’den fazla Filistinli daha zorla yerinden edilmiştir. 1978 Oslo Anlaşması’yla İsrail işgal ettiği toprakların bir kısmını Ürdün ve Mısır’a bırakmıştır. 1988’de Ürdün, Batı Şeria’yı ve Mısır, Gazze’yi FKÖ yönetimine devretse de bu bölgeler hala İsrail’in askeri kontrolü ve saldırısı altındadır. Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerin bugün İsrail olarak tanımlanan sınırlardan kovulan insanları da barındırdığı düşünülünce【5】 Filistin içinde de Filistinli mültecilerin olduğu söylenebilir. Hala devam eden bu işgal ve gaspçı sömürgecilik sürecinde Filistin “diasporası” giderek büyümektedir.2023 rakamlarıyla, BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına kayıtlı 6,8 milyon Filistinli bulunmaktadır (UNRWA, 2024). Filistin Merkezî İstatistik Bürosu (2024) güncel veriler ışığında 5.6 milyonu Filistin Devleti sınırları dâhilinde, 1.8 milyonu İsrail’in 1948 sınırlarında, 6.3 milyonu Arap ülkelerinde, 1.1 milyonu diğer ülkelerde olmak üzere dünyada toplam 14.8 milyon Filistinlinin yaşadığını tahmin etmektedir (PCBS, 2024). Bu insanlar BM Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararının 11. maddesinde (1948) belirtildiği üzere “geri dönüş hakları” olduğundan BM tarafından yasal olarak mülteci kabul edilmektedir. Ancak Filistinli mültecilerin ve onların soyundan gelenlerin yurtlarına dönmelerine İsrail tarafından izin verilmemiştir. BM ve uluslararası toplum bu hakkı uygulamak yerine, üçüncü bir ülkeye kalıcı olarak yerleştirme ya da ilk çözümün mümkün olmadığı durumlarda UNRWA aracılığıyla insani yardımı sürdürme yoluna gitmiştir.Görüldüğü üzere, Filistinlilerin çoğu diaspora olarak (Arab. Ghurba; İng. Exile) ve aynı zamanda mülteci olarak yaşamaktadır (Peteet, 2007: 644). Diğer taraftan tarihsel süreçte bazı sorunlarla karşılaşsalar da Yahudilerin ABD’de olduğu gibi ülke siyasetinde ve ekonomisinde oldukça etkili olduğu çok sayıda ülke vardır. Hatta Yahudilerin bu ülkelerde İsrail’de olduklarından çok daha rahat ve güvende yaşadıkları da göz önünde bulundurulursa diaspora olmanın farklı tartışmalara içkin olduğu görülecektir. Buna karşın sürekli baskı ve zulüm gören Filistinlilerin, özellikle mülteci kamplarında sürdürdükleri yaşamları oldukça travmatiktir ve onların diasporalığının acilen son bulması gerekmektedir.
Yunanca diaspora kelimesi, dia (içinden) ön eki ile sperein (ekmek veya dağıtmak) fiilinin birleşiminden oluşur. Diaspora kavramı ilk defa MÖ 250 civarında Mısır’daki İskenderiye hükümdarı için özel olarak atanmış bir grup Yahudi bilgin tarafından hazırlanan İbranice Tevrat çevirisi Septuagint’te kullanılmıştır (Braziel & Mannur, 2003: 1). Bu kavrama MÖ 5. yüzyılda Sofokles, Herodotos ve Tukidides’te rastlanmaktadır (Dufoix, 2011: 17). Kavramın modern dönemde kullanımı ile Museviler arasında bağ kuran çok sayıda araştırmacıya rastlanır. Buna göre diaspora yaşadıkları yerden zorla “dağıtılmış olma” ile ilişkilendirilir. Sonrasında yerleşilen yerde bir bilinç geliştirilir. Bu bilinç, göç edilen topraklarla “kolektif hafıza” aracılığıyla bağı sürdürmeyi, bir gün geri dönme isteğini ve anavatanın yararına olacak şeyleri düşünmeyi içermektedir. Tüm bunların canlı kalabilmesi için ayrıca yaşanılan ülkede yerli halk tarafından tam anlamıyla kabul edilmemek de önemli bir argümandır. Ancak Yahudileri merkeze alan, onları ilk örnek olarak sunan bu tanımın yaşanan gerçeklikten ziyade kimlik icat sürecinin bir parçası olduğu görülür (Uçar, 2021: 295 vd). Her ne kadar “diaspora” kavramının ilk kullanımı, Tevrat çevirisi ile ilgili olsa da yaygın tanımlarda verilmek istendiği gibi Yahudilerin Kudüs’ten sürgünü veya başka yerlere dağılması anlamlarını içermez. Aksine ilk kullanımlar göç, yerleşme veya esaretle de ilişkilendirilemez. Hatta buralarda diaspora, Tanrı’nın iradesine karşı çıkmaları halinde Yahudilerin karşılaşacağı bir “dağıtılma” korkusunu ifade eder (Uçar, 2014: 4424).
“Diasporik” bir kimliğe sahip olmak ile asimile olmamak arasında bir bağlantı kurulabilir (Uçar, 2021: 302 vd.). Yahudilerin deneyiminde, Yahudiliğin ancak bir diasporik kimlik olarak var olabileceği dahi söylenebilir. Bu bağlamda Daniel Boyarin ve Jonathan Boyarin (2003: 100-101) diasporanın Yahudi kimliğinin önemli bir bileşeni olduğunu vurgularlar. Dahası siyonizmin çözümü olan Yahudi devleti hegemonyası onlara Yahudi kültürünün doruk noktası değil, yıkımı gibi görünmektedir. Bunun anlamı geleneksel Yahudi kültürünün yerine Avrupalı, Batılı bir kültürel-siyasi oluşumun ikame edilmesidir (Boyarin & Boyarin, 2003: 104). Dolayısıyla Yahudilerin var kalımı için siyonizm gibi saf veya hegemon bir Yahudi devleti kurma fikri sağlam dinsel, hukuki veya politik temellere dayanmamaktadır. Gerçek şu ki, belli bir toprak parçası üzerinde egemen bir devletleri olmadan da Yahudi kimliği binlerce yıl baskıya, soykırıma ve asimilasyona direnebilmiştir. Nitekim İskenderiye, Şam, Anadolu veya Babil’deki eski Yahudi “diasporasının” ya da yakın dönem Avrupa Yahudi diasporasının çokça övülen yüksek niteliklerine ne modern İsrail ne de Babil sürgünü (M.Ö. 586) sonrası Filistin’deki Yahudi devleti ulaşmıştır (Cohen, 1995: 8-9). Zaten Yahudilerin büyük bölümünün İsrail’de yaşamadığı ve İsrailli Yahudilerin pek çoğunun çifte vatandaşlık gibi statülere sahip oldukları da bir gerçektir【1】. Bazı Ortodoks Yahudilerin, İsrail’i seküler bir devlet olarak görüp reddetmeleri de söz konusudur【2】 (Sheffer, 1993).
Buna karşın 1948’de İsrail’in kurulmasıyla yurtlarından kovulan【3】 veya siyonist terörden kaçan Filistinli Araplar dünyanın çeşitli bölgelerine dağılarak yeni bir tür “diaspora” oluşturmaktadır. Bu tarihlerdeki siyonist saldırganlık sonucunda bir milyona yakın Filistinli yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır【4】 (Pappe, 2004). 1967’de İsrail saldırganlığı devam etmiş daha önce işgal edilen topraklara Kudüs’ün doğusu, Şebaa Çiftlikleri (Lübnan) ve Cevlan Tepeleri de eklenmiştir. Böylece 250,000’den fazla Filistinli daha zorla yerinden edilmiştir. 1978 Oslo Anlaşması’yla İsrail işgal ettiği toprakların bir kısmını Ürdün ve Mısır’a bırakmıştır. 1988’de Ürdün, Batı Şeria’yı ve Mısır, Gazze’yi FKÖ yönetimine devretse de bu bölgeler hala İsrail’in askeri kontrolü ve saldırısı altındadır. Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerin bugün İsrail olarak tanımlanan sınırlardan kovulan insanları da barındırdığı düşünülünce【5】 Filistin içinde de Filistinli mültecilerin olduğu söylenebilir. Hala devam eden bu işgal ve gaspçı sömürgecilik sürecinde Filistin “diasporası” giderek büyümektedir.
2023 rakamlarıyla, BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına kayıtlı 6,8 milyon Filistinli bulunmaktadır (UNRWA, 2024). Filistin Merkezî İstatistik Bürosu (2024) güncel veriler ışığında 5.6 milyonu Filistin Devleti sınırları dâhilinde, 1.8 milyonu İsrail’in 1948 sınırlarında, 6.3 milyonu Arap ülkelerinde, 1.1 milyonu diğer ülkelerde olmak üzere dünyada toplam 14.8 milyon Filistinlinin yaşadığını tahmin etmektedir (PCBS, 2024). Bu insanlar BM Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararının 11. maddesinde (1948) belirtildiği üzere “geri dönüş hakları” olduğundan BM tarafından yasal olarak mülteci kabul edilmektedir. Ancak Filistinli mültecilerin ve onların soyundan gelenlerin yurtlarına dönmelerine İsrail tarafından izin verilmemiştir. BM ve uluslararası toplum bu hakkı uygulamak yerine, üçüncü bir ülkeye kalıcı olarak yerleştirme ya da ilk çözümün mümkün olmadığı durumlarda UNRWA aracılığıyla insani yardımı sürdürme yoluna gitmiştir.
Görüldüğü üzere, Filistinlilerin çoğu diaspora olarak (Arab. Ghurba; İng. Exile) ve aynı zamanda mülteci olarak yaşamaktadır (Peteet, 2007: 644). Diğer taraftan tarihsel süreçte bazı sorunlarla karşılaşsalar da Yahudilerin ABD’de olduğu gibi ülke siyasetinde ve ekonomisinde oldukça etkili olduğu çok sayıda ülke vardır. Hatta Yahudilerin bu ülkelerde İsrail’de olduklarından çok daha rahat ve güvende yaşadıkları da göz önünde bulundurulursa diaspora olmanın farklı tartışmalara içkin olduğu görülecektir. Buna karşın sürekli baskı ve zulüm gören Filistinlilerin, özellikle mülteci kamplarında sürdürdükleri yaşamları oldukça travmatiktir ve onların diasporalığının acilen son bulması gerekmektedir.
Boyarin, Daniel & Boyarin, Jonathan (2003). “Diaspora: Generation and Ground of Jewish Identity”. J. Evans Braziel & Anita Mannur (Ed.). Theorizing Diaspora: A Reader (s.86-118). U.S.A: Wiley-Blackwell Publishing. Braziel, J. Evans & Mannur, Anita (2003). “Nation, Migration, Globalization: Points of Contention in Diaspora Studies”. J. Evans Braziel & Anita Manur (Ed.). Theorizing Diaspora: A Reader (s.1-22). U.S.A: Wiley-Blackwell Publishing. Cohen, Robin (1995). “Rethinking ‘Babylon’: Iconoclastic Conceptions of the Diasporic Experience”. Journal of Ethnic and Migration Studies, 21 (1), 5-18. Dufoix, Stephane (2011). Diasporalar, çev.: Işık Ergüden. İstanbul: Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yayınları. Pappe, Ilan (2004). A History of Modern Palestine: One Land, Two Peoples. Cambridge: Cambridge University Press. PCBS (2024). Palestinian Central Bureau of Statistics (PCBS) Presents the Conditions of the Palestinian Population on the Occasion of the World Population Day. Erişim Tarihi: 07.12.2024, https://www.pcbs.gov.ps/portals/_pcbs/PressRelease/Press_En_WPD2024E.pdf.
Peteet, Julia (2007). “Problematizing a Palestinian Diaspora”. International Journal of Middle East Studies, 39 (4), 627-646. Sheffer, Gabriel (1993). “Jewry, Jews and Israeli Foreign Policy: A Critical Appraisal”. C. Dimitri Constas & G. Athanassios Platias (Ed.), Diasporas in World Politics: The Greeks in Comparative Perspective. Ipswich: The Macmillan Press. Uçar, Metin (2014). “Dışarıda Bir Türkiyeli Diaspora Kimliği Oluşturmak Mümkün mü?”. 2. Uluslararası Davraz Kongresi. Isparta, 4421-4442.
Uçar, Metin (2021). “Diaspora Olmak ya da Olmamak: Çerkesler İçin Hayati Bir Meselenin Analizi”. Akademik Hassasiyetler, 8 (15), 289-314. UNRWA (2024). Statistics Bulletin. Erişim Tarihi: 07.12.2024, https://www.unrwa.org/what-we-do/unrwa-statistics-bulletin.
[1]
Ayrıca bkz. İthal Vatandaş
[2]
Bkz. Neturei Karta
[3]
Ayrıca bkz. Yerinden Etme
[4]
Ayrıca bkz. Mülteciler ; Mülteci Kampları
[5]
Bkz. İsrail’in Filistinli Vatandaşları
| apa | Çığman, M. Z. (2026). Diaspora. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 349-352) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Çığman, Muhammed Zahid. “Diaspora”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 349-352. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Diaspora" maddesi için tartışma başlatın