
ORCID ID
0000-0002-4767-8412
Tarih boyunca bazı topluluk, grup ya da toplumlar başkalarından üstün olduklarına inanmışlardır. Böyle topluluklar içindeki üstünlük duygusu, atalardan gelen bir miras olarak kabul edilir ve bu duygu, nesiller boyunca süregelen bir inanç sistemine dönüşebilir. Bu inanç hem sözlü anlatılar hem de yazılı metinler aracılığıyla pekiştirilerek topluluk üyelerinin ortak bir kimlik duygusu oluşturmasına neden olabilir (Tunç, 2020: 42 vd.). Bu düşüncenin, yüce kuvvet/Tanrı gibi üstün bir varlık ile aralarında antlaşma yapılarak güçlü bağlar kurulduğu varsayılan örnekleri de vardır. Benzer şekilde, kendi gruplarının sürekli korunduğuna ve kimi coğrafyalara Tanrı tarafından göç etmeleri istendiği inancı da söz konusu olabilmektedir. Böylece yöneticiler ve onların hazırladıkları kanunlar ile dinsel metinler, tanrısal nitelikli kabul edilerek bir tür ayrıcalık oluşturulur (Hasanoğlu, 2019: 30; Tunç & Elçe, 2024: 154).15. yüzyıldan sonra kendi kültürünü üstün görme eğiliminde olan Avrupalılar, bu bakış açısıyla farklı ırk ve kültürlere mensup insanları “öteki” olarak tanımlamışlardır. Bu ötekilik din, kültür ve diğer konularda ortaya çıkan farklılıklar üzerinden, bilimsellik atfedilen bir yaklaşımla (pozitivizm) “basitten karmaşığa” doğru giden bir evrimsel süreç içindeymiş gibi açıklanmıştır (Haviland vd., 2008: 54). Ortaya çıkan anlayış üzerinden, zamanla Avrupalı beyaz ırkın hâkim olduğu çeşitli ırk sınıflamaları inşa edilmiştir. Sosyal Darwinizm olarak nitelenen ve Avrupa sömürgeciliği ile doğrudan alakalı olan anlayış, Avrupa ve özellikle Almanya’da doruk noktasına ulaşmıştır (Aydın, 2003: 51; Tunç, 2021: 41 vd.). Almanya dışındaki Avrupa ülkelerinde kültürel ve ırksal üstünlük özellikle sömürge bölgelerinde politikalara yön verirken Almanya’da saf ırk yaratma düşüncesiyle içeriye yönelmiş, Yahudiler ve diğer etnik unsurlara karşı uygulanan soykırımı biçimlendirmiştir (Diner, 2011; Aydın, 2003: 51).Yahudilerin Filistin topraklarına göçü【1】 ve sonrasında gerçekleştirilen istila ve işgal politikaları üstün ırk, kültür ve dinî geleneklerle yeniden kurgulanan sömürgeci zihniyete dayanmaktadır. Bu kurguya göre Yahudiler, ilahi emir sonrası seçilmişlik doktrinine inanarak Kenan bölgesine yönelmiş ve kendilerine Tanrı tarafından vaat edilen topraklara yerleşmişlerdir (Yar, 11/13; 12/1-7). Görüldüğü gibi sözü edilen inanç, grubun seçilmişliği ve diğer putperest topluluklardan ayrılarak özel bir konuma yükseltildiği iddiasını taşımaktadır. Yahudiler, kutsal kitap merkezli bu anlayışı, her ne kadar teolojik olarak korusalar da bunu pratiğe geçirmek ve bir Yahudi devletini düşünmek için siyonist ideolojinin olgunlaşmasını bekleyeceklerdir. Böylece siyonizm ile adeta bir paradigma değişikliğine gidilmiş ve kutsal toprak algısı, dinî temellere dayandırılarak devletleşmek için bir araca dönüştürülmüştür.Theodor Herzl’e göre antisemitizm, kökü kurutulamayacak bir fikir olduğu için Yahudi devletinin kurulması zaruridir (Herzl, 2014: 73). Herzl’in söylemleri ırk ve kültür üstenciliğinin teolojik dayanaklarına işaret etmekte; “Toplumumuzun ırkı kendine özgüdür, biriciktir; çünkü biz sadece babalarımızın inancıyla birbirimize sıkı sıkıya bağlanmışız” diyerek din, kültür ırk birlikteliğine dikkat çekmiştir【2】 (Herzl, 2014: 158). Ancak akademik çalışmalar, Yahudi halkı, seçilmişliği ve üstenciliği konusunda bazı mitik hikayelerin tedavüle sokulduğuna dikkat çekmektedir. Buna göre Yahudilerin tanrının seçilmiş ulusu olduğunu sıklıkla dile getirenler, 16. yüzyıldan itibaren bin yılın sonu ile ölülerin dirilişi ve Mesih’in ikinci gelişi için uygun şartların sağlanmasına ön ayak olan Protestan düşüncesine sahip olanlardır. Bu düşünceler dönemin Orta Doğu işgali için bir Yahudi devletinin kurulmasının kaçınılmaz olduğunu öne süren çevrelerce sıklıkla dile getirilmiştir. Ilan Pappe (2018: 30 vd.), “siyonizm, bir Yahudi projesi haline gelmesinden önce sömürgeci bir Hristiyan projesiydi” diyerek duruma açıklık getirmektedir. Üstelik MS 70 yılında sürgün edilen Yahudilerin soyundan geldiklerini iddia eden İsrail’i kuranların, gerçekte bu soya sahip olmadıkları, o dönem bölgede kalanların, Roma Filistini Yahudileri olduğu, bunların da zamanla önce Hristiyan sonra da Müslüman oldukları anlaşılmaktadır (Pappe, 2018: 10-11). Aynı şekilde Roger Garaudy de İsrail siyasetinin mitler aracılığıyla inşa edildiğini ve bunun bir terör eylemi ve düşüncesini doğurduğunu ısrarla vurgulamaktadır (Garaudy, 2020).Günümüzde Filistin topraklarının İsrailli gaspçı yerleşimcilerin işgaline uğramasının temel gerekçeleri yine ırk ve kültür olarak üstün olunduğu düşüncesine dayanmaktadır. Tevrat merkezli yaklaşımda topluluk içi dayanışma duygusunun güçlendirilip yabancı olanlara karşı son derece acımasız olunması gerektiğine vurgu yapılmaktadır (Çıkış 3/22). Böylece çarpıtılmış dinsel gerekçeleri araçsal nitelikte kullanarak icat edilen mit ile Filistin’de yaptığı soykırımı aklamaya çalışan İsrail, özellikle sermaye, medya ve politik güce sahip bazı siyonist Hristiyan grupların da desteğini alarak dünya kamuoyunu manipüle etmeye çalışmaktadır【3】.
Tarih boyunca bazı topluluk, grup ya da toplumlar başkalarından üstün olduklarına inanmışlardır. Böyle topluluklar içindeki üstünlük duygusu, atalardan gelen bir miras olarak kabul edilir ve bu duygu, nesiller boyunca süregelen bir inanç sistemine dönüşebilir. Bu inanç hem sözlü anlatılar hem de yazılı metinler aracılığıyla pekiştirilerek topluluk üyelerinin ortak bir kimlik duygusu oluşturmasına neden olabilir (Tunç, 2020: 42 vd.). Bu düşüncenin, yüce kuvvet/Tanrı gibi üstün bir varlık ile aralarında antlaşma yapılarak güçlü bağlar kurulduğu varsayılan örnekleri de vardır. Benzer şekilde, kendi gruplarının sürekli korunduğuna ve kimi coğrafyalara Tanrı tarafından göç etmeleri istendiği inancı da söz konusu olabilmektedir. Böylece yöneticiler ve onların hazırladıkları kanunlar ile dinsel metinler, tanrısal nitelikli kabul edilerek bir tür ayrıcalık oluşturulur (Hasanoğlu, 2019: 30; Tunç & Elçe, 2024: 154).
15. yüzyıldan sonra kendi kültürünü üstün görme eğiliminde olan Avrupalılar, bu bakış açısıyla farklı ırk ve kültürlere mensup insanları “öteki” olarak tanımlamışlardır. Bu ötekilik din, kültür ve diğer konularda ortaya çıkan farklılıklar üzerinden, bilimsellik atfedilen bir yaklaşımla (pozitivizm) “basitten karmaşığa” doğru giden bir evrimsel süreç içindeymiş gibi açıklanmıştır (Haviland vd., 2008: 54). Ortaya çıkan anlayış üzerinden, zamanla Avrupalı beyaz ırkın hâkim olduğu çeşitli ırk sınıflamaları inşa edilmiştir. Sosyal Darwinizm olarak nitelenen ve Avrupa sömürgeciliği ile doğrudan alakalı olan anlayış, Avrupa ve özellikle Almanya’da doruk noktasına ulaşmıştır (Aydın, 2003: 51; Tunç, 2021: 41 vd.). Almanya dışındaki Avrupa ülkelerinde kültürel ve ırksal üstünlük özellikle sömürge bölgelerinde politikalara yön verirken Almanya’da saf ırk yaratma düşüncesiyle içeriye yönelmiş, Yahudiler ve diğer etnik unsurlara karşı uygulanan soykırımı biçimlendirmiştir (Diner, 2011; Aydın, 2003: 51).
Yahudilerin Filistin topraklarına göçü【1】 ve sonrasında gerçekleştirilen istila ve işgal politikaları üstün ırk, kültür ve dinî geleneklerle yeniden kurgulanan sömürgeci zihniyete dayanmaktadır. Bu kurguya göre Yahudiler, ilahi emir sonrası seçilmişlik doktrinine inanarak Kenan bölgesine yönelmiş ve kendilerine Tanrı tarafından vaat edilen topraklara yerleşmişlerdir (Yar, 11/13; 12/1-7). Görüldüğü gibi sözü edilen inanç, grubun seçilmişliği ve diğer putperest topluluklardan ayrılarak özel bir konuma yükseltildiği iddiasını taşımaktadır. Yahudiler, kutsal kitap merkezli bu anlayışı, her ne kadar teolojik olarak korusalar da bunu pratiğe geçirmek ve bir Yahudi devletini düşünmek için siyonist ideolojinin olgunlaşmasını bekleyeceklerdir. Böylece siyonizm ile adeta bir paradigma değişikliğine gidilmiş ve kutsal toprak algısı, dinî temellere dayandırılarak devletleşmek için bir araca dönüştürülmüştür.
Theodor Herzl’e göre antisemitizm, kökü kurutulamayacak bir fikir olduğu için Yahudi devletinin kurulması zaruridir (Herzl, 2014: 73). Herzl’in söylemleri ırk ve kültür üstenciliğinin teolojik dayanaklarına işaret etmekte; “Toplumumuzun ırkı kendine özgüdür, biriciktir; çünkü biz sadece babalarımızın inancıyla birbirimize sıkı sıkıya bağlanmışız” diyerek din, kültür ırk birlikteliğine dikkat çekmiştir【2】 (Herzl, 2014: 158). Ancak akademik çalışmalar, Yahudi halkı, seçilmişliği ve üstenciliği konusunda bazı mitik hikayelerin tedavüle sokulduğuna dikkat çekmektedir. Buna göre Yahudilerin tanrının seçilmiş ulusu olduğunu sıklıkla dile getirenler, 16. yüzyıldan itibaren bin yılın sonu ile ölülerin dirilişi ve Mesih’in ikinci gelişi için uygun şartların sağlanmasına ön ayak olan Protestan düşüncesine sahip olanlardır. Bu düşünceler dönemin Orta Doğu işgali için bir Yahudi devletinin kurulmasının kaçınılmaz olduğunu öne süren çevrelerce sıklıkla dile getirilmiştir. Ilan Pappe (2018: 30 vd.), “siyonizm, bir Yahudi projesi haline gelmesinden önce sömürgeci bir Hristiyan projesiydi” diyerek duruma açıklık getirmektedir. Üstelik MS 70 yılında sürgün edilen Yahudilerin soyundan geldiklerini iddia eden İsrail’i kuranların, gerçekte bu soya sahip olmadıkları, o dönem bölgede kalanların, Roma Filistini Yahudileri olduğu, bunların da zamanla önce Hristiyan sonra da Müslüman oldukları anlaşılmaktadır (Pappe, 2018: 10-11). Aynı şekilde Roger Garaudy de İsrail siyasetinin mitler aracılığıyla inşa edildiğini ve bunun bir terör eylemi ve düşüncesini doğurduğunu ısrarla vurgulamaktadır (Garaudy, 2020).
Günümüzde Filistin topraklarının İsrailli gaspçı yerleşimcilerin işgaline uğramasının temel gerekçeleri yine ırk ve kültür olarak üstün olunduğu düşüncesine dayanmaktadır. Tevrat merkezli yaklaşımda topluluk içi dayanışma duygusunun güçlendirilip yabancı olanlara karşı son derece acımasız olunması gerektiğine vurgu yapılmaktadır (Çıkış 3/22). Böylece çarpıtılmış dinsel gerekçeleri araçsal nitelikte kullanarak icat edilen mit ile Filistin’de yaptığı soykırımı aklamaya çalışan İsrail, özellikle sermaye, medya ve politik güce sahip bazı siyonist Hristiyan grupların da desteğini alarak dünya kamuoyunu manipüle etmeye çalışmaktadır【3】.
Aydın, Suavi (2003). “Antropoloji”. Kudret Emiroğlu & Suavi Aydın (Ed.), Antropoloji Sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
Diner, Dan (2011). Karşıt Hafızalar: Soykırımın Etkisi ve Hafızası Üzerine, çev.: Hulki Demirel. İstanbul: İletişim Yayınları.
Garaudy, Roger (2020). İsrail Mitler ve Terör: İsrail Siyasetinin Dayandığı Efsaneler, çev.: Cemal Aydın. İstanbul: Timaş Yayınları.
Hasanoğlu, Eldar (2019). Nûh Kanunları ve Nûhîlik. İstanbul: İsam Yayınları.
Haviland, W. A. vd. (2008). Kültürel Antropoloji, çev.: İnan Deniz Erguvan Sarıoclu. İstanbul: Kaknüs Yayınları.
Pappe, Ilan (2018). İsrail Hakkında On Mit, çev.: S. Erdem Türközü. Ankara: Nika Yayınevi.
Tunç, İsmet & Elçe, Delila (2024). “Teo-Antropolojik Açıdan Yahudiliğin Dinî Etnik Oluşumu ve Üstenci Bakışa Etkisi”. TYB AKADEMİ, 41, 151-167.
Tunç, İsmet (2020). “Sözlü Kültürün Dinsel Kaynaklardaki Yansımaları”. Bartın İslamî İlimler Dergisi, 13, 139-156.
Tunç, İsmet (2021). Antropoloji ve Din. Ankara: Eski Yeni Yayınları.
[1]
Bkz. Aliyah; Yerinden Etme
[2]
Ayrıca bkz. Yahudi Öjenizmi
[3]
Bkz. Manipülasyon
| apa | Tunç, İ. (2026). Üst Kültür. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1552-1554) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Tunç, İsmet. “Üst Kültür”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 1552-1554. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Üst Kültür" maddesi için tartışma başlatın