
ORCID ID
0000-0001-9027-3990
1967 Savaşı, literatürde Altı Gün Savaşı olarak da geçen ve bazı Arap ülkeleri ile Batılı güçlerin desteğini alan İsrail arasında yaşanan üçüncü savaştır. Bu savaş, tıpkı daha önceki ve sonraki savaşlar gibi, Batılı sömürgeci ülkelerin Orta Doğu coğrafyasında Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bölgenin siyasi kültürüne uzak, cetvelle çizilmiş ve kontrol mekanizmasına dayalı sisteminin bir devamıdır. Savaşın akabinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 242 sayılı kararını almıştır. Bu karar, bugün sıklıkla konuşulan iki devletli çözüm önerilerindeki sürece dair önemli bir belge niteliğindedir.1948 yılında İsrail’in kuruluşunu ilan etmesi ve Filistinlilere karşı etnik temizlik başlatmasıyla Orta Doğu coğrafyası, günümüze kadar süregelen büyük savaşların, sürgünlerin ve çatışmaların başladığı bir sürece girmiştir. İsrail’in kurulmasını takiben Arap devletleri, bu yeni devleti tanımayı reddetmiştir. 1967 yılına kadar geçen sürede 1956 Süveyş Krizi ile Arap-İsrail gerilimi derinleşmeye başlamıştır. Bu dönemde İsrail’in Batılı ülkeler tarafından desteklenmesi, sürecin en büyük açmazlarından biri olmuştur.1967 yılı mayıs ayında Sovyetler Birliği ve Suriye istihbaratları, İsrail’in büyük bir askerî harekât hazırlığında olduğuna dair raporlar sunmuştur. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır, Suriye’ye yönelik bu tehdide karşılık olarak Sina Yarımadası’na asker göndermiştir. Yaşanan gelişmeler, Arap kentlerinde Nasır yanlısı gösteriler ve İsrail karşıtlığını artırmıştır. Nasır’ın daha sonra Sina’dan bütün BM güçlerinin çekilmesini istemesi üzerine BM güçleri yarımadadan çekilmiştir (Clevelend, 2008: 375).Bu arada İsrail Dışişleri Bakanı Abba Eban, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Sovyetler Birliği’nin Suriye ile ilgili olarak Mısır’a “yanlış” bilgi verdiğini ileri sürmüştür. Mısır, söz konusu bilgiler ne olursa olsun seferberlik ilan etmiş, ardından onu İsrail’e karşı bir askerî harekât yönünde Ürdün, Suriye, Irak ve Kuveyt de olağanüstü hâl ilan ederek izlemiştir (Olgun, 2007: 2234-2236).Mayıs ayında Mısır’ın Tiran Boğazı’nı İsrail gemilerine kapatma kararı alması, savaşın başlamasına yol açmış; İsrail, Mısır’ın aldığı bu kararı savaş sebebi (casus belli) saymıştır. Çıkarlarının zedelendiğini iddia eden İsrail, 5 Haziran 1967’de Sina’daki Mısır Hava Kuvvetleri üslerini bombalamak üzere savaş uçaklarını yollamıştır (Biçeroğlu & Omar, 2024). Batı desteğini alan İsrail’in özellikle hava saldırıları noktasında güç asimetrisi oluşturduğu açıktır. Batı’nın taraflı tutumu【1】 ve desteği maalesef Oryantalist bakış açısının yansımaları ve sömürge yaklaşımının arka planı olarak görülebilir. Sonuç olarak, İsrail; Mısır’a ait Sina Yarımadası’nı, Mısır kontrolü altında bulunan Gazze’yi, Suriye’ye ait olan Cevlan (Golan) Tepeleri’ni, Ürdün kontrolü altında bulunan Kudüs’ün doğusunu ve Batı Şeria’yı işgal etmiştir.1967 savaşı sonrasında İsrail işgalinin son bulması ve İsrail ile Arap devletleri arasındaki çatışmanın çözümlenmesi için BMGK 242 sayılı kararı almıştır (UN, 1967). Karar ile “savaş yoluyla toprak kazanımının kabul edilemez olduğu ve bölgedeki her devletin güvenlik içinde yaşayabileceği adil ve kalıcı bir barış için çalışma gerekliliği”ne dikkat çekilmiş (Fischbach, t.y.) ancak İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi konusunda bir taahhüt ya da müeyyideden bahsedilmemiştir.Bu savaşın sonucunda İsrail, Kudüs’ün doğusunu, Batı Şeria’yı, Gazze’yi, Sina Yarımadası’nı ve Cevlan Tepeleri’ni işgal etmiştir. Daha sonra İsrail, Mısır ile yaptığı anlaşma neticesinde Sina Yarımadası’ndan çekilmiş ancak diğer topraklardaki işgalini sona erdirmemiştir. BMGK’nin 242 sayılı kararına rağmen İsrail’in söz konusu topraklardaki işgali halen devam etmektedir. Bu da BM ya da başka bir uluslararası örgütün aldığı kararların İsrail tarafından ne kadar uygulandığını göstermektedir.İsrail, 1974 yılında Suriye ile imzaladığı anlaşmaya da uymamıştır. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’ın uluslararası alanda ve Arap dünyasındaki prestiji darbe almış, Batılı devletlerin desteğini alan İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki güç asimetrisi net olarak görülmüştür. Bu durum, sömürgeci mantığın devamlılığının bir yansıması olmuştur. Aynı dönemde Sovyetler Birliği ve ABD’nin bölgedeki güç mücadelesi de artmaya başlamıştır.Savaş sonrası alınan ve bölgede barışın tesisi için gerçekçi ve makul bir çerçeve sunduğu düşünülen 242 sayılı BMGK kararının uygulanmamış olması, BM’nin ve Batı’nın süreçte İsrail’i koruma ya da doğrudan hedef almama yaklaşımının bir yansımasıdır. Sonuç olarak, 242 sayılı karar, Batılı devletlerin Oryantalist yaklaşımlarının geçmişten bu yana devam ettiğinin bir başka göstergesi olmuş, İsrail, Batı’nın desteğiyle, önceki ve sonraki süreçlerde olduğu gibi, insan hakları, toprak bütünlüğü ve egemen eşitlikçi yaklaşımlardan ne kadar uzak durduğunu bir kez daha göstermiştir.Okuma ÖnerileriArı, Tayyar (2017). Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi 1. İstanbul: Alfa Yayınları.Armaoğlu, Fahir (1989). Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.Ataöv, Türkkaya (1979). “The Palestine Question and Turkey”. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 34 (1), 78-97.Gelvin, James L. (2016). Modern Ortadoğu Tarihi (1453-2015). İstanbul: Timaş Yayınları.
1967 Savaşı, literatürde Altı Gün Savaşı olarak da geçen ve bazı Arap ülkeleri ile Batılı güçlerin desteğini alan İsrail arasında yaşanan üçüncü savaştır. Bu savaş, tıpkı daha önceki ve sonraki savaşlar gibi, Batılı sömürgeci ülkelerin Orta Doğu coğrafyasında Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bölgenin siyasi kültürüne uzak, cetvelle çizilmiş ve kontrol mekanizmasına dayalı sisteminin bir devamıdır. Savaşın akabinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 242 sayılı kararını almıştır. Bu karar, bugün sıklıkla konuşulan iki devletli çözüm önerilerindeki sürece dair önemli bir belge niteliğindedir.
1948 yılında İsrail’in kuruluşunu ilan etmesi ve Filistinlilere karşı etnik temizlik başlatmasıyla Orta Doğu coğrafyası, günümüze kadar süregelen büyük savaşların, sürgünlerin ve çatışmaların başladığı bir sürece girmiştir. İsrail’in kurulmasını takiben Arap devletleri, bu yeni devleti tanımayı reddetmiştir. 1967 yılına kadar geçen sürede 1956 Süveyş Krizi ile Arap-İsrail gerilimi derinleşmeye başlamıştır. Bu dönemde İsrail’in Batılı ülkeler tarafından desteklenmesi, sürecin en büyük açmazlarından biri olmuştur.
1967 yılı mayıs ayında Sovyetler Birliği ve Suriye istihbaratları, İsrail’in büyük bir askerî harekât hazırlığında olduğuna dair raporlar sunmuştur. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır, Suriye’ye yönelik bu tehdide karşılık olarak Sina Yarımadası’na asker göndermiştir. Yaşanan gelişmeler, Arap kentlerinde Nasır yanlısı gösteriler ve İsrail karşıtlığını artırmıştır. Nasır’ın daha sonra Sina’dan bütün BM güçlerinin çekilmesini istemesi üzerine BM güçleri yarımadadan çekilmiştir (Clevelend, 2008: 375).
Bu arada İsrail Dışişleri Bakanı Abba Eban, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Sovyetler Birliği’nin Suriye ile ilgili olarak Mısır’a “yanlış” bilgi verdiğini ileri sürmüştür. Mısır, söz konusu bilgiler ne olursa olsun seferberlik ilan etmiş, ardından onu İsrail’e karşı bir askerî harekât yönünde Ürdün, Suriye, Irak ve Kuveyt de olağanüstü hâl ilan ederek izlemiştir (Olgun, 2007: 2234-2236).
Mayıs ayında Mısır’ın Tiran Boğazı’nı İsrail gemilerine kapatma kararı alması, savaşın başlamasına yol açmış; İsrail, Mısır’ın aldığı bu kararı savaş sebebi (casus belli) saymıştır. Çıkarlarının zedelendiğini iddia eden İsrail, 5 Haziran 1967’de Sina’daki Mısır Hava Kuvvetleri üslerini bombalamak üzere savaş uçaklarını yollamıştır (Biçeroğlu & Omar, 2024). Batı desteğini alan İsrail’in özellikle hava saldırıları noktasında güç asimetrisi oluşturduğu açıktır. Batı’nın taraflı tutumu【1】 ve desteği maalesef Oryantalist bakış açısının yansımaları ve sömürge yaklaşımının arka planı olarak görülebilir. Sonuç olarak, İsrail; Mısır’a ait Sina Yarımadası’nı, Mısır kontrolü altında bulunan Gazze’yi, Suriye’ye ait olan Cevlan (Golan) Tepeleri’ni, Ürdün kontrolü altında bulunan Kudüs’ün doğusunu ve Batı Şeria’yı işgal etmiştir.
1967 savaşı sonrasında İsrail işgalinin son bulması ve İsrail ile Arap devletleri arasındaki çatışmanın çözümlenmesi için BMGK 242 sayılı kararı almıştır (UN, 1967). Karar ile “savaş yoluyla toprak kazanımının kabul edilemez olduğu ve bölgedeki her devletin güvenlik içinde yaşayabileceği adil ve kalıcı bir barış için çalışma gerekliliği”ne dikkat çekilmiş (Fischbach, t.y.) ancak İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi konusunda bir taahhüt ya da müeyyideden bahsedilmemiştir.
Bu savaşın sonucunda İsrail, Kudüs’ün doğusunu, Batı Şeria’yı, Gazze’yi, Sina Yarımadası’nı ve Cevlan Tepeleri’ni işgal etmiştir. Daha sonra İsrail, Mısır ile yaptığı anlaşma neticesinde Sina Yarımadası’ndan çekilmiş ancak diğer topraklardaki işgalini sona erdirmemiştir. BMGK’nin 242 sayılı kararına rağmen İsrail’in söz konusu topraklardaki işgali halen devam etmektedir. Bu da BM ya da başka bir uluslararası örgütün aldığı kararların İsrail tarafından ne kadar uygulandığını göstermektedir.
İsrail, 1974 yılında Suriye ile imzaladığı anlaşmaya da uymamıştır. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’ın uluslararası alanda ve Arap dünyasındaki prestiji darbe almış, Batılı devletlerin desteğini alan İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki güç asimetrisi net olarak görülmüştür. Bu durum, sömürgeci mantığın devamlılığının bir yansıması olmuştur. Aynı dönemde Sovyetler Birliği ve ABD’nin bölgedeki güç mücadelesi de artmaya başlamıştır.
Savaş sonrası alınan ve bölgede barışın tesisi için gerçekçi ve makul bir çerçeve sunduğu düşünülen 242 sayılı BMGK kararının uygulanmamış olması, BM’nin ve Batı’nın süreçte İsrail’i koruma ya da doğrudan hedef almama yaklaşımının bir yansımasıdır. Sonuç olarak, 242 sayılı karar, Batılı devletlerin Oryantalist yaklaşımlarının geçmişten bu yana devam ettiğinin bir başka göstergesi olmuş, İsrail, Batı’nın desteğiyle, önceki ve sonraki süreçlerde olduğu gibi, insan hakları, toprak bütünlüğü ve egemen eşitlikçi yaklaşımlardan ne kadar uzak durduğunu bir kez daha göstermiştir.
Arı, Tayyar (2017). Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi 1. İstanbul: Alfa Yayınları.
Armaoğlu, Fahir (1989). Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Ataöv, Türkkaya (1979). “The Palestine Question and Turkey”. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 34 (1), 78-97.
Gelvin, James L. (2016). Modern Ortadoğu Tarihi (1453-2015). İstanbul: Timaş Yayınları.
Biçeroğlu, Ekrem & Omar, Qais Omar Darwesh (2024). “Gazze’de Vahşet Saçan İsrail’in “Altı Gün Savaşı”nda İşgal Ettiği Topraklarda 57 Yıl Geçti”. AA. Erişim Tarihi: 22.12.2024, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/gazzede-vahset-sacan-israilin-alti-gun-savasinda-isgal-ettigi-topraklarda-57-yil-gecti/3240799.
Clevelend, William L. (2008). Modern Ortadoğu Tarihi, çev.: Mehmet Harmancı. İstanbul: Agora Kitaplığı.
Fischbach, Michael (T.Y). “Resolution 242, 22 November 1967: Ambiguous Parameters for a Middle East Settlement”. Interactive Encyclopedia of the Palestine Question. Erişim Tarhi: 12.01.2025, https://www.palquest.org/en/highlight/164/resolution-242-22-november-1967.
Olgun, Kenan (2007). “Türk Basınında 1967 Arap İsrail Savaşı”. 38. ICANAS, Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi, Ankara, 5, 2231-2255.
UN (1967). Resolution 242 (1967) [Adopted by the Security Council at its 1382nd Meeting], of 22 November 1967. Erişim Tarihi: 23.01.2025, https://digitallibrary.un.org/record/90717?v=pdf.a
[1]
Ayrıca bkz. Ahlaki İkiyüzlülük; Çifte Standart
| apa | Özel Özcan, M. S. (2026). 1967 Savaşı. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 53-55) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Özel Özcan, Merve Suna. “1967 Savaşı”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 53-55. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"1967 Savaşı" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri