Arz-ı Mev’ûd
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarSibel KİRAL13 Temmuz 2026 13:48

ORCID ID

0009-0002-0111-1960

Arz-ı mev’ûd, Yahudi kutsal metinlerinde Tanrı’nın Hz. İbrâhim ve soyuna vadettiği kutsal toprakları ifade etmektedir. Bu topraklar Tevrat’ta “Ken’an ülkesi”, (Tekvin, 11/31) “gurbet diyarı” “süt ve bal akan diyar” (Çıkış, 3/8), “bütün memleketlerin süsü olan diyar” gibi çeşitli tasvir ve tanımlamalarla anlatılmıştır. İkinci mabet döneminden itibaren ise Ahd-i Cedid de “arz-ı mev’ûd” isimlendirmesiyle anılmıştır (İbranilere Mektup, 11/9). Burada yaşanan asıl tartışma Ahit’in sadece İbranileri kapsayıp kapsamadığıdır. Zira tüm Sâmi kavimlerini hatta bütün insanlığı kapsadığını söylemek de mümkündür. Zira Tesniye’e göre (26/5) Arami olan Hz. İbrâhim’e Tekvin’de (12/3) “yeryüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır” denilmiştir (Garaudy, 2011: 186vd.). Ancak bir ulusçu hareket olarak ortaya çıkan siyonizmin seçmeci okuması bağlamında Tanrı, kutsal toprakları yalnızca İshak’ın soyuna vadetmiş, İsmail neslini bile bu mirasın dışında bırakmıştır (Gürkan, 2012: 26; Meral, 2021: 949). Böylece Roger Garaudy’nin (2011: 181) altını çizdiği gibi siyonistler “agnostik veya tanrıtanımaz olsalar bile” kendilerine Filistin’in Tanrı tarafından verildiğini iddia edecekler ve bunun sonucunda emperyalist güçleri de arkalarına alarak Filistin’in gerçek sahiplerine soykırım uygulamayı yine kutsala başvurarak normalleştirmeye çalışacaklardır.Tarihsel veriler, Yahudilerin vadedildiği ileri sürülen topraklardaki bağımsız yaşamlarının da uzun sürmediğini göstermiştir. Yaygın kanıya göre Babil Sürgünü ve MS 70’te Romalıların Kudüs’ü ele geçirmesi gibi dönemde yaşanan sürgünler, Yahudilerde hayal kırıklığı yaratmış ve bunları yaptıkları kötülükler karşısında Tanrı’nın kendilerine verdiği cezalar olarak değerlendirmişlerdir. İkinci mabedin yıkılmasından sonra, kutsal topraklara ilişkin Tevrat hükümleri askıya alınmış; bu hükümlerin yeniden yürürlüğe girmesi, Mesih’in gelişine bağlanmıştır (Adam, 2015: 64-65).Tarih boyunca çeşitli halklar tarafından ele geçirilen Filistin topraklarındaki Yahudi varlığı zaman içerisinde değişikliğe uğramış olsa da Yahudilerin kutsal topraklara sevgisi hep canlı kalmıştır. Ancak bu sevgi, 19. yüzyılda siyonizm hareketiyle siyasi bir hedefe dönüşmeden önce daha çok mesihî bir beklentiyle ilişkilendirilmektedir. Zira geleneksel Yahudi inancına göre, bu topraklara dönüş, ancak ilahî müdahale sonucunda Mesih’in gelişiyle mümkün olacaktır. Ayrıca, Aydınlanma süreciyle gelişen Haskala (Aydınlanma) ve Emansipasyon (Özgürleşme) hareketleri sayesinde Avrupa’da yurttaşlık hakkı elde eden Yahudiler, uzun süre bu fikre mesafeli durmuşlardır. Bununla birlikte, 19. yüzyılda Avrupa’da milliyetçilik akımının yükselişi, Yahudilere yönelik artan antisemitizm ve özellikle Doğu Avrupa’da yaşanan şiddetli pogromlar, Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulması fikrini filizlendirmiştir (Meral, 2021: 66-72; Aydın, 2011: 280-281). Ancak öncesinde bu fikrin Yahudilere ait olmadığı Hristiyan siyonistlere ait olduğu hatırlanmalıdır. Tabii ki burada dini gerekçelerin yanı sıra Avrupa’nın Yahudilerden kurtulması【1】 ve Orta Doğu’nun sömürgeleştirilmesi gibi siyasi gerekçelerin olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır (Garaudy, 2011: 16 vd.; Pappe, 2018: 53).Siyonizm Yahudiler arasında yayılmaya başladığında, Yahudileri ikna etmek hiç de kolay olmamıştır. Önceleri Filistin’e göç konusunda başarı çok azdır. Siyonistler bunun için diğer ülkelerde yaşayan Yahudileri oralardan kaçırtmak için terör eylemleri dahil olmak üzere çeşitli planlar uygulamışlardır. Örneğin Bağdat’ta bulunan bir sinagog bombalanmış ve oradaki Yahudilerin güven içinde olmadığı propagandası yapılmıştır. Ancak buna rağmen Yahudiler yaşadıkları yerlerde sorun yaşamalarına karşın Filistin yerine ABD ya da Avrupa ülkelerine gitmeyi tercih etmiştir (bkz. Garaudy, 2011: 391vd). Tüm bu veriler Yahudilik ile arz-ı mev’ûd ilişkisinin siyonist kurgu ile aynı olmadığını gözler önüne sermektedir.Vahiy temelli olmayan ve laik-ulusal bir proje olarak şekillenen siyonizm hareketi, bu siyasi hedefi meşrulaştırmak için Eski Ahit ve Yeni Ahit’in seçmeci yorumlarına dayandırılarak hem Yahudi hem de Hristiyan teolojisi açısından dini bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır. Ancak bu yaklaşım, her iki inanç sistemi açısından da temelsizdir. Zira, Hristiyanlıkta “vaad” anlayışının Hz. Îsâ ile birlikte evrensel bir kurtuluş çağrısına dönüştüğü iddia edilirken, bunu etnik bir topluluk ve belli bir toprakla sınırlamak Yeni Ahit’in mesajıyla çelişmektedir. Benzer şekilde, Yahudilik açısından da Tanrı’nın ilahî iradesi yerine etnik temelli bir devlet projesinin ikame edilmesi, dini siyasal bir araca dönüştürmek anlamına geldiği için teolojik açıdan problemli bir yaklaşımdır. Sonuç olarak, Filistin üzerindeki hak iddialarının ne Eski Ahit ne de Yeni Ahit bağlamında sağlam bir dinî temele dayanmadığı söylenebilir (Garaudy, 2011: 169-185, 194).Nitekim bu söylemin beslendiği kutsal metinler incelendiğinde, söz konusu dinî dayanakların tarihsel olarak da netlikten uzak olduğu görülmektedir. Tevrat’ta vaat edilen toprakların sınırları tam olarak belirgin olmamakla beraber (Karahan, 2020: 188-189) İbrahim ve soyuna vadedilen toprakların kabaca Nil ve Fırat nehirleri arasındaki bölgeyi kapsadığı anlaşılmaktadır (Tekvin, 15/ 18-21). Bu nedenle, günümüzdeki işgalci siyonist İsrail’in bayrağında yer alan iki mavi çizginin de bu sınırları simgelediği yönünde bazı yorumlar mevcuttur (Duman, 2024). Hz. Mûsâ ile devam eden ahitte ise, arz-ı mev’ûd’un doğu, batı, kuzey ve güney sınırları daha ayrıntılı biçimde tasvir edilmiş (Sayılar, 34/1-13) ve bu sınırlar Fırat Nehri’ni de içine alacak şekilde Mezopotamya’ya kadar genişlemiştir. Ancak İsrailoğulları, tarihleri boyunca bu geniş topraklara hiçbir zaman fiilen sahip olamamıştır (Küçük, 1991: 42-44; Werblowsky & Wigoder, 1997: 231). Tevrat’ta vadedilen sınırların hem belirsiz olması hem de zamanla değişime uğraması, arz-ı mev’ûd kavramının tahrif edildiği düşüncesini doğurmuştur. Özellikle Babil Sürgünü sonrasında Mezopotamya’yı yeni bir yurt edinen Yahudilerin, bu bölgeyi de kutsal toprak anlatılarına dahil ederek kadim Kenan sınırlarını genişlettikleri yönünde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür (bkz, Arz-ı Mukaddes; Duman, 2024). İşte kutsal metinlere dayalı bu tür anlam genişlemeleri, modern siyonist söylemin tarihsel bağlamdan kopuk ideolojik yapısını şekillendirmekle birlikte; günümüzdeki işgaller başta olmak üzere, uluslararası hukuka aykırı ve insanlık onurunu zedeleyen pek çok eylemin dinî gerekçelerle meşrulaştırılmasına【2】 zemin hazırlamıştır.

Arz-ı Mev’ûd

Arz-ı mev’ûd, Yahudi kutsal metinlerinde Tanrı’nın Hz. İbrâhim ve soyuna vadettiği kutsal toprakları ifade etmektedir. Bu topraklar Tevrat’ta “Ken’an ülkesi”, (Tekvin, 11/31) “gurbet diyarı” “süt ve bal akan diyar” (Çıkış, 3/8), “bütün memleketlerin süsü olan diyar” gibi çeşitli tasvir ve tanımlamalarla anlatılmıştır. İkinci mabet döneminden itibaren ise Ahd-i Cedid de “arz-ı mev’ûd” isimlendirmesiyle anılmıştır (İbranilere Mektup, 11/9). Burada yaşanan asıl tartışma Ahit’in sadece İbranileri kapsayıp kapsamadığıdır. Zira tüm Sâmi kavimlerini hatta bütün insanlığı kapsadığını söylemek de mümkündür. Zira Tesniye’e göre (26/5) Arami olan Hz. İbrâhim’e Tekvin’de (12/3) “yeryüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır” denilmiştir (Garaudy, 2011: 186vd.). Ancak bir ulusçu hareket olarak ortaya çıkan siyonizmin seçmeci okuması bağlamında Tanrı, kutsal toprakları yalnızca İshak’ın soyuna vadetmiş, İsmail neslini bile bu mirasın dışında bırakmıştır (Gürkan, 2012: 26; Meral, 2021: 949). Böylece Roger Garaudy’nin (2011: 181) altını çizdiği gibi siyonistler “agnostik veya tanrıtanımaz olsalar bile” kendilerine Filistin’in Tanrı tarafından verildiğini iddia edecekler ve bunun sonucunda emperyalist güçleri de arkalarına alarak Filistin’in gerçek sahiplerine soykırım uygulamayı yine kutsala başvurarak normalleştirmeye çalışacaklardır.


Tarihsel veriler, Yahudilerin vadedildiği ileri sürülen topraklardaki bağımsız yaşamlarının da uzun sürmediğini göstermiştir. Yaygın kanıya göre Babil Sürgünü ve MS 70’te Romalıların Kudüs’ü ele geçirmesi gibi dönemde yaşanan sürgünler, Yahudilerde hayal kırıklığı yaratmış ve bunları yaptıkları kötülükler karşısında Tanrı’nın kendilerine verdiği cezalar olarak değerlendirmişlerdir. İkinci mabedin yıkılmasından sonra, kutsal topraklara ilişkin Tevrat hükümleri askıya alınmış; bu hükümlerin yeniden yürürlüğe girmesi, Mesih’in gelişine bağlanmıştır (Adam, 2015: 64-65).


Tarih boyunca çeşitli halklar tarafından ele geçirilen Filistin topraklarındaki Yahudi varlığı zaman içerisinde değişikliğe uğramış olsa da Yahudilerin kutsal topraklara sevgisi hep canlı kalmıştır. Ancak bu sevgi, 19. yüzyılda siyonizm hareketiyle siyasi bir hedefe dönüşmeden önce daha çok mesihî bir beklentiyle ilişkilendirilmektedir. Zira geleneksel Yahudi inancına göre, bu topraklara dönüş, ancak ilahî müdahale sonucunda Mesih’in gelişiyle mümkün olacaktır. Ayrıca, Aydınlanma süreciyle gelişen Haskala (Aydınlanma) ve Emansipasyon (Özgürleşme) hareketleri sayesinde Avrupa’da yurttaşlık hakkı elde eden Yahudiler, uzun süre bu fikre mesafeli durmuşlardır. Bununla birlikte, 19. yüzyılda Avrupa’da milliyetçilik akımının yükselişi, Yahudilere yönelik artan antisemitizm ve özellikle Doğu Avrupa’da yaşanan şiddetli pogromlar, Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulması fikrini filizlendirmiştir (Meral, 2021: 66-72; Aydın, 2011: 280-281). Ancak öncesinde bu fikrin Yahudilere ait olmadığı Hristiyan siyonistlere ait olduğu hatırlanmalıdır. Tabii ki burada dini gerekçelerin yanı sıra Avrupa’nın Yahudilerden kurtulması【1】 ve Orta Doğu’nun sömürgeleştirilmesi gibi siyasi gerekçelerin olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır (Garaudy, 2011: 16 vd.; Pappe, 2018: 53).


Siyonizm Yahudiler arasında yayılmaya başladığında, Yahudileri ikna etmek hiç de kolay olmamıştır. Önceleri Filistin’e göç konusunda başarı çok azdır. Siyonistler bunun için diğer ülkelerde yaşayan Yahudileri oralardan kaçırtmak için terör eylemleri dahil olmak üzere çeşitli planlar uygulamışlardır. Örneğin Bağdat’ta bulunan bir sinagog bombalanmış ve oradaki Yahudilerin güven içinde olmadığı propagandası yapılmıştır. Ancak buna rağmen Yahudiler yaşadıkları yerlerde sorun yaşamalarına karşın Filistin yerine ABD ya da Avrupa ülkelerine gitmeyi tercih etmiştir (bkz. Garaudy, 2011: 391vd). Tüm bu veriler Yahudilik ile arz-ı mev’ûd ilişkisinin siyonist kurgu ile aynı olmadığını gözler önüne sermektedir.


Vahiy temelli olmayan ve laik-ulusal bir proje olarak şekillenen siyonizm hareketi, bu siyasi hedefi meşrulaştırmak için Eski Ahit ve Yeni Ahit’in seçmeci yorumlarına dayandırılarak hem Yahudi hem de Hristiyan teolojisi açısından dini bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır. Ancak bu yaklaşım, her iki inanç sistemi açısından da temelsizdir. Zira, Hristiyanlıkta “vaad” anlayışının Hz. Îsâ ile birlikte evrensel bir kurtuluş çağrısına dönüştüğü iddia edilirken, bunu etnik bir topluluk ve belli bir toprakla sınırlamak Yeni Ahit’in mesajıyla çelişmektedir. Benzer şekilde, Yahudilik açısından da Tanrı’nın ilahî iradesi yerine etnik temelli bir devlet projesinin ikame edilmesi, dini siyasal bir araca dönüştürmek anlamına geldiği için teolojik açıdan problemli bir yaklaşımdır. Sonuç olarak, Filistin üzerindeki hak iddialarının ne Eski Ahit ne de Yeni Ahit bağlamında sağlam bir dinî temele dayanmadığı söylenebilir (Garaudy, 2011: 169-185, 194).


Nitekim bu söylemin beslendiği kutsal metinler incelendiğinde, söz konusu dinî dayanakların tarihsel olarak da netlikten uzak olduğu görülmektedir. Tevrat’ta vaat edilen toprakların sınırları tam olarak belirgin olmamakla beraber (Karahan, 2020: 188-189) İbrahim ve soyuna vadedilen toprakların kabaca Nil ve Fırat nehirleri arasındaki bölgeyi kapsadığı anlaşılmaktadır (Tekvin, 15/ 18-21). Bu nedenle, günümüzdeki işgalci siyonist İsrail’in bayrağında yer alan iki mavi çizginin de bu sınırları simgelediği yönünde bazı yorumlar mevcuttur (Duman, 2024). Hz. Mûsâ ile devam eden ahitte ise, arz-ı mev’ûd’un doğu, batı, kuzey ve güney sınırları daha ayrıntılı biçimde tasvir edilmiş (Sayılar, 34/1-13) ve bu sınırlar Fırat Nehri’ni de içine alacak şekilde Mezopotamya’ya kadar genişlemiştir. Ancak İsrailoğulları, tarihleri boyunca bu geniş topraklara hiçbir zaman fiilen sahip olamamıştır (Küçük, 1991: 42-44; Werblowsky & Wigoder, 1997: 231). Tevrat’ta vadedilen sınırların hem belirsiz olması hem de zamanla değişime uğraması, arz-ı mev’ûd kavramının tahrif edildiği düşüncesini doğurmuştur. Özellikle Babil Sürgünü sonrasında Mezopotamya’yı yeni bir yurt edinen Yahudilerin, bu bölgeyi de kutsal toprak anlatılarına dahil ederek kadim Kenan sınırlarını genişlettikleri yönünde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür (bkz, Arz-ı Mukaddes; Duman, 2024). İşte kutsal metinlere dayalı bu tür anlam genişlemeleri, modern siyonist söylemin tarihsel bağlamdan kopuk ideolojik yapısını şekillendirmekle birlikte; günümüzdeki işgaller başta olmak üzere, uluslararası hukuka aykırı ve insanlık onurunu zedeleyen pek çok eylemin dinî gerekçelerle meşrulaştırılmasına【2】 zemin hazırlamıştır.

Kaynakça

Adam, Baki (2015). Dinler Tarihi El Kitabı. Ankara: Grafiker Yayınları. Aydın, Mahmut (2011). Anahatlarıyla Dinler Tarihi. İstanbul: Ensar Yayınları. Duman, Cengiz (2024). “Tevrat’a Göre Vaat edilmiş Topraklar “Arz-ı Mev’ud” Sınırları”. Kur’an Kıssaları. Erişim Tarihi: 11.10.2024, https://kurankissalari.tr.gg/Tevrat%26%238217%3Ba-g.oe.re-vaat-edilmi%26%23351%3B-topraklar-%26%238220%3BArz_%26%23305%3B-Mev%26%238217%3Bud%26%238221%3B-s%26%23305%3Bn%26%23305%3Brlar%26%23305%3B-.htm.Garaudy, Roger (2011). İlahî Mesajlar Toprağı Filistin. İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. Gürkan, Salime Leyla (2012). Yahudilik. İstanbul: İsam Yayınları. Karahan, Semiha (2021). “Siyonist Öğretide Vaat Edilmiş Topraklar”. Ortadoğu Etütleri Dergisi, 13 (2), 177-213. Küçük, Abdurrahman (1991). “Arz-ı Mev’ûd”. TDV İslam Ansiklopedisi. 3, 442-444. Meral, Yasin (2021). Yahudi Kaynakları Işığında Yahudilik. İstanbul: MilelveNihal Yayınları. Pappe, Ilan (2018). İsrail Hakkında On Mit, çev.: S. Erdem Türközü. Ankara: Nika Yayınları. Werblowsky, R. J. Zwi & Wigoder, Geoffrey (1997). The Oxford Dictionary of the Jewish Religion. New York: Oxford University Press.

Dipnotlar

  • [1]

    Bkz. Avrupa’nın Yahudi Sorunu

  • [2]

    Ayrıca bkz. Şiddetin Meşrulaştırılması

Atıf İçin

apaKiral, S. (2026). Arz-ı Mev’ud. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 177-179) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadKiral, Sibel. “Arz-ı Mev’ud”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 177-179. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Arz-ı Mev’ûd" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor