
ORCID ID
0009-0008-6226-5297
Mescid-i Aksâ’yı içine alan Harem bölgesinin batı kısmında bulunan duvardır. İslami kaynaklarda “Burak Duvarı” Hz. Muhammed’in İsra/Mi‘râc mucizesi esnasında göğe yükselmeden önce “Burak” adlı bineğini bağladığı yer olarak tarif edilmektedir. 485 metre uzunluğunda ve yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki Burak Duvarı, Yahudiler tarafından ha-Kotel ha-Ma’aravi (Kotel Duvarı/Batı Duvarı) olarak adlandırılmaktadır. Batı literatüründe ise Hristiyanlığın tesiriyle bu yapı, “Ağlama Duvarı” (İng. Wailing Wall; Fr. Mur des lamentations; Alm. Klagemauer) olarak anılmaktadır (Tanyu, 1988: 474-475).“Ağlama Duvarı” ifadesini sıklıkla kullanan Yahudiler, duvarın Süleyman Mabedi’nin bir parçası olduğunu iddia etmektedirler. Oysa duvarın en üstünde bulunan 11. sıradaki taşlar İslami döneme, geri kalan kısım ise Herod dönemine aittir. Arkeolojik araştırmalar neticesinde Süleyman Mabedi’ne ait bir kalıntıya rastlanmamış【1】 ancak Amerikan Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. JW. Harold Mare (1928- 2004) Kudüs’ün mimarisi hakkında yayınladığı bulgu-belgelerle duvarın Herod döneminde yeniden yapıldığını, Roma işgali sırasında ise mabed dahil tüm yerleşkenin yıkıldığını ifade etmiştir. Hz. Süleyman tarafından inşa edilen mescidin, Yahudilerin fiilleri ve peygamberlerini yalanlamalarından ötürü Tanrı tarafından azgın ordular aracılığıyla yıktırıldığı, Tevrat metninden çıkarsanabilir (bkz. 2. Krallar 17: 7-20; Tarihler, 36: 19-20【2】). Ayrıca Hz. Süleyman döneminde Ağlama Duvarı ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen ibadet/ritüellere rastlanmamaktadır. Tarihçi Haham Moshe Gil Ağlama Duvarı ve ağlama eyleminin eski Yahudilikte olmadığını ifade etmektedir. Ortodoks hahamlardan Moshe Hirsch ise Filistin Tarihi (1983) adlı kitabında, Ağlama Duvarı’nın siyonizmin Kudüs’ü ele geçirme amacı doğrultusunda ortaya koyduğu ideolojik bir hile olduğunu ileri sürmektedir (Güney, 2019: 93- 98; ayrıca bkz. Garaudy, 2023: 185). Aynı şekilde Roger Garaudy de arkeologların çalışmalarını siyonist anlatıya göre şekillendirme çabalarını “teolojik ön yargının arkeologların basiretini bağlaması” olarak nitelendirmektedir (2023: 19).Taberi gibi temel İslami kaynaklarda ve tarih kitaplarında Hristiyanların Kudüs’ü Hz. Ömer’e teslim etmesinden sonra Mescid-i Aksâ’nın inşası sürecinde Yahudilerin Süleyman Mabedi’ne dair herhangi bir iddiada bulunduğuna ya da Hz. Ömer’in böyle bir yapıyı yıktığına dair bir bilgiye rastlanmamaktadır. Osmanlı dönemi boyunca Yahudilerin hac-ibadet yapmalarına izin verilmiştir. 1920 yılından itibaren başlayan İngiliz manda yönetiminde yine bu durum devam etmiştir. 1929 yılında, Yahudilerin duvarın statüsünü değiştirmeye kalkışması üzerine Burak Duvarı Olayları yaşanmıştır. 1930 yılında duvarın mülkiyeti konusunda kurulan İngiliz Shaw Komisyonu, yürüttüğü soruşturma sonucunda duvarın İslami vakıfların mülkiyetinde olduğuna karar vermiştir. 1967 yılında Yahudilerin Kudüs’ü işgalinin ardından, Müslümanların yaşadığı Meğâribe Mahallesi yıkılmış, mahalle sakinleri bölgeden çıkarılmış ve bu süreç sonunda alan, günümüzdeki görünümünü almıştır (Dağ, 2024: 80-81).Siyonist anlatının, oluşturduğu kamuoyu ve araçsallaştırdığı farklı bilim dalları aracılığıyla Burak Duvarı’nın Hz. Süleyman Mâbedi’nin kalıntısı olduğuna ilişkin iddiaları halen devam etmektedir. Yahudiler, mabedin yıkılış yıl dönümü başta olmak üzere çeşitli vesilelerle duvar önünde ritüeller düzenlemekte; Kudüs’ün ve Hz. Süleyman Mabedi’nin yıkılışını sürgün deneyimleriyle yâd ederek mabedin yeniden inşasını istemekte ve bunun için dua etmektedir. Siyonizmin en büyük hedefi bu mabedin tekrar inşa edilmesidir ve bunun için Yahudilere ulusal bilinç aşılamaya çalışılmaktadır. Ancak Ahd-i Atîk’te nakledilen Beih ha-Mikdaş’ın eski ölçülerine göre yeniden yapılması, bugünkü Kubbetü’s-Sahre’nin de yıkılması anlamına gelmektedir (Tanyu, 1988: 474-475).Siyonistlerin geriye doğru tarih inşası sürecinde Burak Duvarı’nın merkezi bir yeri olduğu açıktır. Bu duvar için icat edilen tarih, tarih anlatısına uygun bir mabet ve bu mabedi merkeze alacak bir şehir planına ihtiyaç doğurmaktadır. İsrail’in duvar çevresinde yürüttüğü hukuksuz arkeolojik kazılar tarih icadının aracı olarak kullanılmaktadır. Üstelik kazılar ve diğer bilinçli uygulamalar, Kudüs’ün tarihî şehir dokusuna zarar vermekte, Müslümanların yoğun olduğu Meğâribe Mahallesi gibi bölgeleri yok etmekte, kentsel dokuda tahribata yol açmaktadır. Bu durum, uluslararası koruma ilkelerine de aykırılık teşkil etmekte; zira tüm bu çarpıtmalarla İsrail, kültürel mirasın yanı sıra şehrin dokusunu da tehdit etmekte, siyonist emellere uygun tarihsel ger-çeklikten uzak bir şehir kurgulamaktadır.Okuma ÖnerileriGüney, Zehra Betül (2018). “Ağlama Duvarı mı Burak Duvarı mı?”. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 5 (15), 46-69.Martin, Ernest L. (2000). “The Strange Story of the False Wailing Wall”. A.S.K. Erişim Tarihi: 09.05.2025, https://www.askelm.com/temple/t000701.htm.
Mescid-i Aksâ’yı içine alan Harem bölgesinin batı kısmında bulunan duvardır. İslami kaynaklarda “Burak Duvarı” Hz. Muhammed’in İsra/Mi‘râc mucizesi esnasında göğe yükselmeden önce “Burak” adlı bineğini bağladığı yer olarak tarif edilmektedir. 485 metre uzunluğunda ve yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki Burak Duvarı, Yahudiler tarafından ha-Kotel ha-Ma’aravi (Kotel Duvarı/Batı Duvarı) olarak adlandırılmaktadır. Batı literatüründe ise Hristiyanlığın tesiriyle bu yapı, “Ağlama Duvarı” (İng. Wailing Wall; Fr. Mur des lamentations; Alm. Klagemauer) olarak anılmaktadır (Tanyu, 1988: 474-475).
“Ağlama Duvarı” ifadesini sıklıkla kullanan Yahudiler, duvarın Süleyman Mabedi’nin bir parçası olduğunu iddia etmektedirler. Oysa duvarın en üstünde bulunan 11. sıradaki taşlar İslami döneme, geri kalan kısım ise Herod dönemine aittir. Arkeolojik araştırmalar neticesinde Süleyman Mabedi’ne ait bir kalıntıya rastlanmamış【1】 ancak Amerikan Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. JW. Harold Mare (1928- 2004) Kudüs’ün mimarisi hakkında yayınladığı bulgu-belgelerle duvarın Herod döneminde yeniden yapıldığını, Roma işgali sırasında ise mabed dahil tüm yerleşkenin yıkıldığını ifade etmiştir. Hz. Süleyman tarafından inşa edilen mescidin, Yahudilerin fiilleri ve peygamberlerini yalanlamalarından ötürü Tanrı tarafından azgın ordular aracılığıyla yıktırıldığı, Tevrat metninden çıkarsanabilir (bkz. 2. Krallar 17: 7-20; Tarihler, 36: 19-20【2】). Ayrıca Hz. Süleyman döneminde Ağlama Duvarı ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen ibadet/ritüellere rastlanmamaktadır. Tarihçi Haham Moshe Gil Ağlama Duvarı ve ağlama eyleminin eski Yahudilikte olmadığını ifade etmektedir. Ortodoks hahamlardan Moshe Hirsch ise Filistin Tarihi (1983) adlı kitabında, Ağlama Duvarı’nın siyonizmin Kudüs’ü ele geçirme amacı doğrultusunda ortaya koyduğu ideolojik bir hile olduğunu ileri sürmektedir (Güney, 2019: 93- 98; ayrıca bkz. Garaudy, 2023: 185). Aynı şekilde Roger Garaudy de arkeologların çalışmalarını siyonist anlatıya göre şekillendirme çabalarını “teolojik ön yargının arkeologların basiretini bağlaması” olarak nitelendirmektedir (2023: 19).
Taberi gibi temel İslami kaynaklarda ve tarih kitaplarında Hristiyanların Kudüs’ü Hz. Ömer’e teslim etmesinden sonra Mescid-i Aksâ’nın inşası sürecinde Yahudilerin Süleyman Mabedi’ne dair herhangi bir iddiada bulunduğuna ya da Hz. Ömer’in böyle bir yapıyı yıktığına dair bir bilgiye rastlanmamaktadır. Osmanlı dönemi boyunca Yahudilerin hac-ibadet yapmalarına izin verilmiştir. 1920 yılından itibaren başlayan İngiliz manda yönetiminde yine bu durum devam etmiştir. 1929 yılında, Yahudilerin duvarın statüsünü değiştirmeye kalkışması üzerine Burak Duvarı Olayları yaşanmıştır. 1930 yılında duvarın mülkiyeti konusunda kurulan İngiliz Shaw Komisyonu, yürüttüğü soruşturma sonucunda duvarın İslami vakıfların mülkiyetinde olduğuna karar vermiştir. 1967 yılında Yahudilerin Kudüs’ü işgalinin ardından, Müslümanların yaşadığı Meğâribe Mahallesi yıkılmış, mahalle sakinleri bölgeden çıkarılmış ve bu süreç sonunda alan, günümüzdeki görünümünü almıştır (Dağ, 2024: 80-81).
Siyonist anlatının, oluşturduğu kamuoyu ve araçsallaştırdığı farklı bilim dalları aracılığıyla Burak Duvarı’nın Hz. Süleyman Mâbedi’nin kalıntısı olduğuna ilişkin iddiaları halen devam etmektedir. Yahudiler, mabedin yıkılış yıl dönümü başta olmak üzere çeşitli vesilelerle duvar önünde ritüeller düzenlemekte; Kudüs’ün ve Hz. Süleyman Mabedi’nin yıkılışını sürgün deneyimleriyle yâd ederek mabedin yeniden inşasını istemekte ve bunun için dua etmektedir. Siyonizmin en büyük hedefi bu mabedin tekrar inşa edilmesidir ve bunun için Yahudilere ulusal bilinç aşılamaya çalışılmaktadır. Ancak Ahd-i Atîk’te nakledilen Beih ha-Mikdaş’ın eski ölçülerine göre yeniden yapılması, bugünkü Kubbetü’s-Sahre’nin de yıkılması anlamına gelmektedir (Tanyu, 1988: 474-475).
Siyonistlerin geriye doğru tarih inşası sürecinde Burak Duvarı’nın merkezi bir yeri olduğu açıktır. Bu duvar için icat edilen tarih, tarih anlatısına uygun bir mabet ve bu mabedi merkeze alacak bir şehir planına ihtiyaç doğurmaktadır. İsrail’in duvar çevresinde yürüttüğü hukuksuz arkeolojik kazılar tarih icadının aracı olarak kullanılmaktadır. Üstelik kazılar ve diğer bilinçli uygulamalar, Kudüs’ün tarihî şehir dokusuna zarar vermekte, Müslümanların yoğun olduğu Meğâribe Mahallesi gibi bölgeleri yok etmekte, kentsel dokuda tahribata yol açmaktadır. Bu durum, uluslararası koruma ilkelerine de aykırılık teşkil etmekte; zira tüm bu çarpıtmalarla İsrail, kültürel mirasın yanı sıra şehrin dokusunu da tehdit etmekte, siyonist emellere uygun tarihsel ger-
çeklikten uzak bir şehir kurgulamaktadır.
Güney, Zehra Betül (2018). “Ağlama Duvarı mı Burak Duvarı mı?”. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 5 (15), 46-69.
Martin, Ernest L. (2000). “The Strange Story of the False Wailing Wall”. A.S.K. Erişim Tarihi: 09.05.2025, https://www.askelm.com/temple/t000701.htm.
Dağ, Ahmet Emin (2024). Filistin Sözlüğü. İstanbul: İz Yayıncılık. Garaudy, R. (2023). İlahi Mesajlar Toprağı, çev.: Cemal Aydın. İstanbul: Timaş Yayınları. Güney, Zehra Betül (2019). Tarih Boyunca Mescidi Aksa ve Yahudiler. İstanbul: Bir Yayıncılık. Tanyu, Hikmet (1988). “Ağlama Duvarı”. TDV İslâm Ansiklopedisi, 1, 474-475. İstanbul: TDV Yayınları.
[1]
Taşların örülüş şekli, mimarların ve uzmanların ifadesiyle duvarın bir Roma eseri olduğunu açıkça ispatlamaktadır (Garaudy, 2023: 185).
[2]
Bu durum Tevrat’ta şu şekillerde ifade edilmektedir: “Tanrı’nın Tapınağı’nı ateşe verdiler, Yeruşalim surlarını yıkıp bütün sarayları yaktılar, değerli olan her şeyi yok ettiler. Kildan Kralı kılıçtan kurtulanları Babil’e sürdü. Bunlar Pers krallığı egemen oluncaya dek onun ve oğullarının köleleri olarak yaşadılar”. (Tarihler 36: 19-20). “Bütün bunlar kendilerini Mısır Firavunu’nun boyunduruğundan kurtarıp Mısır’dan çıkaran Tanrıları RAB’be karşı günah işledikleri için İsrailliler’in başına geldi. Çünkü başka ilahlara tapmışlar, RAB’bin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların törelerine ve İsrail krallarının koyduğu kurallara göre yaşamışlardı. Tanrıları RAB’bin onaylamadığı bu işleri gizlilik içinde yapmışlar, gözcü kulelerinden surlu kentlere kadar her yerde tapınma yerleri kurmuşlardı. Her yüksek tepenin üzerine, bol yapraklı her ağacın altına dikili taşlar, Aşera putları diktiler. RAB’bin onların önünden kovmuş olduğu ulusların yaptığı gibi, bütün tapınma yerlerinde buhur yaktılar. Yaptıkları kötülüklerle RAB’bi öfkelendirdiler. RAB’bin, “Bunu yapmayacaksınız” demiş olmasına karşın putlara taptılar. RAB İsrail ve Yahuda halkını bütün peygamberler ve biliciler aracılığıyla uyarmış, onlara, “Bu kötü yollarınızdan dönün” demişti, “Atalarınıza buyurduğum ve kullarım peygamberler aracılığıyla size gönderdiğim Kutsal Yasa’nın tümüne uyarak buyruklarımı, kurallarımı yerine getirin.”” (2. Krallar 17:7-13). “Ama dinlemediler, Tanrıları RAB’be güvenmeyen ataları gibi inat ettiler. Tanrı’nın kurallarını, uyarılarını ve atalarıyla yaptığı antlaşmayı hiçe sayarak değersiz putların ardınca gittiler, böylece kendi değerlerini de yitirdiler. Çevrelerindeki uluslar gibi yaşamamaları için RAB kendilerine buyruk verdiği halde, ulusların törelerine göre yaşadılar.” (2. Krallar 17-14-15). “Tanrıları RAB’bin bütün buyruklarını terk ettiler. Tapınmak için kendilerine iki dökme buzağı ve Aşera putu yaptırdılar. Gök cisimlerine taptılar. Baal’a kulluk ettiler. Oğullarını, kızlarını ateşte kurban ettiler. Falcılık, büyücülük yaptılar. RAB’bin gözünde kötü olanı yaptılar, kendilerini kötülüğe adayarak O’nu öfkelendirdiler. RAB İsrailliler’e çok kızdı, Yahuda oymağı dışında hepsini huzurundan kovdu.” (2. Krallar 17: 16-18). “Yahudalılar bile Tanrıları RAB’bin buyruklarına uymadılar. İsrailliler’in benimsediği törelere göre yaşadılar. Bundan dolayı RAB İsrail soyundan olan herkesi reddetti. Çapulcuların eline teslim ederek onları cezalandırdı. Hepsini huzurundan kovdu””. (2. Krallar 17: 19-20).
| apa | Vargün, D. (2026). Burak Duvarı-2. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 270-272) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Vargün, Dilan. “Burak Duvarı-2”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 270-272. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Burak Duvarı-2" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri