
ORCID ID
0000-0003-3370-7988
Oluşumundan bugüne İsrail’in, yayılmacı ve işgalci politikaları nedeniyle, başta Filistin olmak üzere bölge ülkeleri ve küresel düzeyde ortaya çıkardığı olumsuzlukları “İsrail sorunu” olarak ifade etmek anlamlı olacaktır.Literatüre bakıldığında “İsrail sorunu” diye bir kavrama pek rastlanmazken “Filistin sorunu” kavramıyla karşılaşmak neredeyse sıradan bir durumdur. Bu bağlamda “Filistin sorunu” ifadesi, sorunu doğuran faili gizlerken mağduru nesneleştirmekte ve hatta çözüme meydan okuyan bir engel olarak gösterilmektedir. Diğer taraftan Filistin sorunu aynı zamanda bir İsrail sorunu olduğundan, görece daha nötr bir kavram olarak “İsrail-Filistin sorunu (veya çatışması)” da tercih edilebilmektedir. Nitekim Britanicca ve Wikipedia gibi ansiklopedi ve sözlüklerde “Filistin sorunu (Palestinian problem veya the question of Palestine)” diye bir madde bulunmamakta daha çok “İsrail-Filistin çatışması” maddesine rastlanmaktadır.Edward Said’in Türkçeye “Filistin Sorunu” olarak çevrilen The Question of Palestine başlıklı eseri bu anlamda ilginç bir örnektir. Said’e göre; (1) bir şeyden “…sorunu (sorusu)” diye bahsedildiğinde, öncelikle o şeyin diğerlerinden ayrı bir yeri olduğu ve ayrıca ele alınması gerektiği ifade edilmektedir. Bir başka deyişle, uzun süreden beri var olan özellikle inatçı ve ısrarlı bir meseleye işaret edilmektedir. (2) Ayrıca savaş sonrası dönemin en çetrefilli sorunlarından biri olarak çok sayıda insanın ilgilendiği Filistin adına verilen mücadele kastedilmektedir. (3) Ya da “…sorunu” ifadesi, bahis konusu olan şeyin muğlak, şüpheli ve dengesiz bir şey olduğunu ima eder. Filistin bu bağlamda çok tartışılan ve hatta muhalefet edilen müphem bir fikirdir. Dolayısıyla Said, “adının anılması dahi, bir taraftan Filistinliler ve yandaşları için önemli ve olumlu bir tavır almak anlamına gelirken, diğer taraftan Filistin düşmanları için, çok daha olumsuz ve tehditkâr bir inkâr olarak da olsa, bir o kadar kesin bir tavrın ifadesidir” diyecektir (Said, 2004: 58-59). Öte taraftan İsrail-Filistin sorunu dendiğinde ise tarihi Filistin coğrafyasında yürütülen toprak ve kendi kaderini tayin etme mücadelesi anlaşılır. Yani bir sorunlar yumağı olarak İsrail-Filistin sorunu uluslararası hukuk ve insan haklarını ihlal eden İsrail eylemleri ve Filistinlilerin bu işgale karşı verdiği tepkilerden oluşmaktadır.Sorun, İsrail düşüncesinin ortaya çıkışı ile doğrudan ilgilidir. Siyonist hareketle başlayan İsrail sorunu, yeni bir sorun değildir. İngiltere’nin tüm dünyaya yönelik emperyalist arayışlarının Osmanlı topraklarına yönelen bir yansımasıdır. Sorun, İngiltere’nin Osmanlı’yı parçalamak, güneşin batmadığı topraklarıyla beraber Osmanlı topraklarını da sömürmek için o yıllara kadar kültürel siyonizm olarak varlığını sürdüren siyonizmi, siyasal siyonizme dönüştürmesi ya da dönüşmesine destek vermesi ile ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Thedor Herzl’in “Yahudi Devleti” kitabı, kültürel siyonizmin siyasal siyonizme dönüştürülmesinin tarihi olarak da okunabilir (Herzl, 2018). O yıllarda sorun Kudüs ve Filistin bağlamında Osmanlı-Batı sorunu ve mesele “hasta adam” Osmanlı idi.19. yüzyılda Avrupa’da yükselen siyonist fikir ve hareketin Filistin topraklarının kolonizasyonu yoluyla bir Yahudi yurdu ve devleti inşa etme amacı İsrail sorununu gittikçe büyütmüştür. 1882’de başlayan göç【1】 daha o zamanlar Filistinliler ile siyonist gaspçılar arasında anlaşmazlıklara yol açmıştır. 1917 Balfour Mektubu ile Britanya’nın desteğini alan siyonizm, Yahudiler için Filistin’de bir yurt kurma gayretlerini hızlandırmıştır. Artan Yahudi göçü topluluklar arasındaki çatışmaları artırmıştır. I. Dünya Savaşında, Britanya Osmanlı Filistin’ini işgal etmiş ve manda yönetimi altına almıştır. Müslüman, Hristiyan ve Yahudi topluluklarının büyük ölçüde barış halinde yaşadıkları dönem böylece sona ermiştir. Benny Morris’in (2007: 82-83) belirttiği gibi Müslüman coğrafyada Yahudiler nispeten hoşgörüyle karşılandığından Siyonizmin orada değil Avrupa’da ortaya çıkması bir rastlantı değildir. Filistin hiçbir zaman Batıda yükselen ve tüm dünyaya yayılan milliyetçilik sonrası dönemdeki gibi barbarlığın ve soykırımın adresi olmamıştır. “Pax Ottomana” döneminin sona ermesiyle Orta Doğu, farklı din ve inançların yan yana uzun yüzyıllar yaşayabilmelerinin somut adresi olmaktan çıkmıştır. İsrail’in kurulması çalışmalarından sonra hoşgörüsüzlük ve çatışmalar görülmeye başlanmıştır【2】.İsrail’in kurulmasından sonra kavramsallaştırma “İsrail-Arap sorunu” olarak ortaya konulmuştur. Yahudi-Arap ya da İsrail-Arap Devletleri şeklinde değil de taraflardan birinin devlet, diğer tarafın ise millet olarak ortaya konması ayrıca çelişkilidir. Filistin’in görece bir özerklik elde etmesi ve Arap devletlerinin kısmen Filistin davasından uzaklaşması sonrasında durum, “İsrail-Filistin sorunu” olarak ele alınmıştır. Filistinlilerin de kendi aralarında parçalanmasıyla yaşananlar İsrail-Hamas sorununa dönüştürülmüştür. Geldiğimiz noktada konu, “Osmanlı-Batı meselesi”nin bir parçası olarak “İsrail Arap sorunu” ile başlayan bir adlandırmadan “İsrail-Hamas sorunu” ifadesine dönüştürülmüştür. Bir tarafta sürekli İsrail bulunurken diğer taraftaki taraf sürekli değişmekte, diğer tarafın sürekli parçalanmasını, küçülmesini, yalnızlaşmasını sağlayacak kavramsallaştırmalarla İsrail sorununun üstü örtülmektedir.İsrail’in kendisini durdurmaya yönelik uluslararası kurallara, sınırlamaya, BM kararlarına uymadığı, bu kararları tanımadığı da bilinmektedir. Kuruluşundan sonra, siyonizm ideolojisi doğrultusunda sürekli yayılmayı ve topraklarını genişletmeyi/işgali bir politika olarak benimsediği için anlaşmazlıklara, onları nihai olarak çözme düşüncesiyle değil, daha fazla işgali mümkün kılacak bir süreç gözüyle bakmaktadır. Nitekim kendisi de bir dönem İsrail-Filistin görüşmelerine katılan, Vamık Volkan’ın “Divan’daki Düşmanlar” kitabında, İsrail ve Filistin görüşmelerine katılan APA (Amerikan Psychological Association) kolaylaştırıcı ekibinin de İsraillilerin bu görüşmeleri bir süreç, Filistinlilerin ise somut ve nihai bir sonuca ulaşma şeklinde gördüğüne dair gözlemlerine dikkat çekilmektedir (Volkan, 2013: 75-76).İsrail’in son Gazze saldırısının ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail’in savaş suçu işlediği yönündeki tespitini ve Başbakan Netanyahu’nun yargılanması gerektiği kararını siyonist rejimin saygısızca reddetmesi ve BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararına uymaması, sorunun bir ‘Filistin Sorunu’ değil, bir ‘İsrail Sorunu’ olduğu gerçeğini artık daha fazla ortaya koymaktadır.Bu ve başka nedenlerle meseleyi, gerçek faili örten “Filistin meselesi” ya da sorunu olarak adlandırmak yerine sorunun kaynağını ortaya koyan “İsrail sorunu” olarak adlandırmak tarihsel, bilimsel ve nesnel koşullar açısından daha uygun görünmektedir (Bülbül, 2023).Okuma ÖnerileriBülbül, Kudret (2020). Siyaset Bilimi Sözlüğü. Ankara: Adres Yayınları.Bülbül, Kudret (2024). “Soykırımı Gizleyen Siyonlaşmış Kavramlara Karşı Yeni Öneriler”. İbrahim Özcoşar; Yunus Cengiz; Ahmet Kırkan; Sibel Ceylan Yiğit & Meltem Dilek (Ed.), Akademi ve Siyonizm: Baskılar, Korkular, İtirazlar (s. 235-260). Mardin: Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları.
Oluşumundan bugüne İsrail’in, yayılmacı ve işgalci politikaları nedeniyle, başta Filistin olmak üzere bölge ülkeleri ve küresel düzeyde ortaya çıkardığı olumsuzlukları “İsrail sorunu” olarak ifade etmek anlamlı olacaktır.
Literatüre bakıldığında “İsrail sorunu” diye bir kavrama pek rastlanmazken “Filistin sorunu” kavramıyla karşılaşmak neredeyse sıradan bir durumdur. Bu bağlamda “Filistin sorunu” ifadesi, sorunu doğuran faili gizlerken mağduru nesneleştirmekte ve hatta çözüme meydan okuyan bir engel olarak gösterilmektedir. Diğer taraftan Filistin sorunu aynı zamanda bir İsrail sorunu olduğundan, görece daha nötr bir kavram olarak “İsrail-Filistin sorunu (veya çatışması)” da tercih edilebilmektedir. Nitekim Britanicca ve Wikipedia gibi ansiklopedi ve sözlüklerde “Filistin sorunu (Palestinian problem veya the question of Palestine)” diye bir madde bulunmamakta daha çok “İsrail-Filistin çatışması” maddesine rastlanmaktadır.
Edward Said’in Türkçeye “Filistin Sorunu” olarak çevrilen The Question of Palestine başlıklı eseri bu anlamda ilginç bir örnektir. Said’e göre; (1) bir şeyden “…sorunu (sorusu)” diye bahsedildiğinde, öncelikle o şeyin diğerlerinden ayrı bir yeri olduğu ve ayrıca ele alınması gerektiği ifade edilmektedir. Bir başka deyişle, uzun süreden beri var olan özellikle inatçı ve ısrarlı bir meseleye işaret edilmektedir. (2) Ayrıca savaş sonrası dönemin en çetrefilli sorunlarından biri olarak çok sayıda insanın ilgilendiği Filistin adına verilen mücadele kastedilmektedir. (3) Ya da “…sorunu” ifadesi, bahis konusu olan şeyin muğlak, şüpheli ve dengesiz bir şey olduğunu ima eder. Filistin bu bağlamda çok tartışılan ve hatta muhalefet edilen müphem bir fikirdir. Dolayısıyla Said, “adının anılması dahi, bir taraftan Filistinliler ve yandaşları için önemli ve olumlu bir tavır almak anlamına gelirken, diğer taraftan Filistin düşmanları için, çok daha olumsuz ve tehditkâr bir inkâr olarak da olsa, bir o kadar kesin bir tavrın ifadesidir” diyecektir (Said, 2004: 58-59). Öte taraftan İsrail-Filistin sorunu dendiğinde ise tarihi Filistin coğrafyasında yürütülen toprak ve kendi kaderini tayin etme mücadelesi anlaşılır. Yani bir sorunlar yumağı olarak İsrail-Filistin sorunu uluslararası hukuk ve insan haklarını ihlal eden İsrail eylemleri ve Filistinlilerin bu işgale karşı verdiği tepkilerden oluşmaktadır.
Sorun, İsrail düşüncesinin ortaya çıkışı ile doğrudan ilgilidir. Siyonist hareketle başlayan İsrail sorunu, yeni bir sorun değildir. İngiltere’nin tüm dünyaya yönelik emperyalist arayışlarının Osmanlı topraklarına yönelen bir yansımasıdır. Sorun, İngiltere’nin Osmanlı’yı parçalamak, güneşin batmadığı topraklarıyla beraber Osmanlı topraklarını da sömürmek için o yıllara kadar kültürel siyonizm olarak varlığını sürdüren siyonizmi, siyasal siyonizme dönüştürmesi ya da dönüşmesine destek vermesi ile ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Thedor Herzl’in “Yahudi Devleti” kitabı, kültürel siyonizmin siyasal siyonizme dönüştürülmesinin tarihi olarak da okunabilir (Herzl, 2018). O yıllarda sorun Kudüs ve Filistin bağlamında Osmanlı-Batı sorunu ve mesele “hasta adam” Osmanlı idi.
19. yüzyılda Avrupa’da yükselen siyonist fikir ve hareketin Filistin topraklarının kolonizasyonu yoluyla bir Yahudi yurdu ve devleti inşa etme amacı İsrail sorununu gittikçe büyütmüştür. 1882’de başlayan göç【1】 daha o zamanlar Filistinliler ile siyonist gaspçılar arasında anlaşmazlıklara yol açmıştır. 1917 Balfour Mektubu ile Britanya’nın desteğini alan siyonizm, Yahudiler için Filistin’de bir yurt kurma gayretlerini hızlandırmıştır. Artan Yahudi göçü topluluklar arasındaki çatışmaları artırmıştır. I. Dünya Savaşında, Britanya Osmanlı Filistin’ini işgal etmiş ve manda yönetimi altına almıştır. Müslüman, Hristiyan ve Yahudi topluluklarının büyük ölçüde barış halinde yaşadıkları dönem böylece sona ermiştir. Benny Morris’in (2007: 82-83) belirttiği gibi Müslüman coğrafyada Yahudiler nispeten hoşgörüyle karşılandığından Siyonizmin orada değil Avrupa’da ortaya çıkması bir rastlantı değildir. Filistin hiçbir zaman Batıda yükselen ve tüm dünyaya yayılan milliyetçilik sonrası dönemdeki gibi barbarlığın ve soykırımın adresi olmamıştır. “Pax Ottomana” döneminin sona ermesiyle Orta Doğu, farklı din ve inançların yan yana uzun yüzyıllar yaşayabilmelerinin somut adresi olmaktan çıkmıştır. İsrail’in kurulması çalışmalarından sonra hoşgörüsüzlük ve çatışmalar görülmeye başlanmıştır【2】.
İsrail’in kurulmasından sonra kavramsallaştırma “İsrail-Arap sorunu” olarak ortaya konulmuştur. Yahudi-Arap ya da İsrail-Arap Devletleri şeklinde değil de taraflardan birinin devlet, diğer tarafın ise millet olarak ortaya konması ayrıca çelişkilidir. Filistin’in görece bir özerklik elde etmesi ve Arap devletlerinin kısmen Filistin davasından uzaklaşması sonrasında durum, “İsrail-Filistin sorunu” olarak ele alınmıştır. Filistinlilerin de kendi aralarında parçalanmasıyla yaşananlar İsrail-Hamas sorununa dönüştürülmüştür. Geldiğimiz noktada konu, “Osmanlı-Batı meselesi”nin bir parçası olarak “İsrail Arap sorunu” ile başlayan bir adlandırmadan “İsrail-Hamas sorunu” ifadesine dönüştürülmüştür. Bir tarafta sürekli İsrail bulunurken diğer taraftaki taraf sürekli değişmekte, diğer tarafın sürekli parçalanmasını, küçülmesini, yalnızlaşmasını sağlayacak kavramsallaştırmalarla İsrail sorununun üstü örtülmektedir.
İsrail’in kendisini durdurmaya yönelik uluslararası kurallara, sınırlamaya, BM kararlarına uymadığı, bu kararları tanımadığı da bilinmektedir. Kuruluşundan sonra, siyonizm ideolojisi doğrultusunda sürekli yayılmayı ve topraklarını genişletmeyi/işgali bir politika olarak benimsediği için anlaşmazlıklara, onları nihai olarak çözme düşüncesiyle değil, daha fazla işgali mümkün kılacak bir süreç gözüyle bakmaktadır. Nitekim kendisi de bir dönem İsrail-Filistin görüşmelerine katılan, Vamık Volkan’ın “Divan’daki Düşmanlar” kitabında, İsrail ve Filistin görüşmelerine katılan APA (Amerikan Psychological Association) kolaylaştırıcı ekibinin de İsraillilerin bu görüşmeleri bir süreç, Filistinlilerin ise somut ve nihai bir sonuca ulaşma şeklinde gördüğüne dair gözlemlerine dikkat çekilmektedir (Volkan, 2013: 75-76).
İsrail’in son Gazze saldırısının ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail’in savaş suçu işlediği yönündeki tespitini ve Başbakan Netanyahu’nun yargılanması gerektiği kararını siyonist rejimin saygısızca reddetmesi ve BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararına uymaması, sorunun bir ‘Filistin Sorunu’ değil, bir ‘İsrail Sorunu’ olduğu gerçeğini artık daha fazla ortaya koymaktadır.
Bu ve başka nedenlerle meseleyi, gerçek faili örten “Filistin meselesi” ya da sorunu olarak adlandırmak yerine sorunun kaynağını ortaya koyan “İsrail sorunu” olarak adlandırmak tarihsel, bilimsel ve nesnel koşullar açısından daha uygun görünmektedir (Bülbül, 2023).
Bülbül, Kudret (2020). Siyaset Bilimi Sözlüğü. Ankara: Adres Yayınları.
Bülbül, Kudret (2024). “Soykırımı Gizleyen Siyonlaşmış Kavramlara Karşı Yeni Öneriler”. İbrahim Özcoşar; Yunus Cengiz; Ahmet Kırkan; Sibel Ceylan Yiğit & Meltem Dilek (Ed.), Akademi ve Siyonizm: Baskılar, Korkular, İtirazlar (s. 235-260). Mardin: Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları.
Bülbül, Kudret (2023). “İsrail Sorunu Nasıl Çözülemez”. Star. Erişim Tarihi: 21.10.2023, https://www.star.com.tr/acik-gorus/israil-sorunu-nasil-cozulemez-haber-1821425/.Morris, Benny (2007). “Notes on Zionism”. Aslam Farouk-Alli (Ed.), The Future of Palestine and Israel (s. 81-89). Midrand: The Institute for Global Dialogue. Said, Edward (2024). Filistin Sorunu, çev.: Alev Alatlı. İstanbul: Alfa. Volkan, Vamık D. (2013). Divandaki Düşmanlar, Bir Türk Psikanalistin Siyaset Psikolojisi Serüveni. İstanbul: Alfa.
[1]
Ayrıca bkz. Aliyah ; Yahudi Göçü (Osmanlı Belgeleri)
[2]
Ayrıca bkz. Nekbe
| apa | Bülbül, K. (2026). İsrail Sorunu. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 819-821) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Bülbül, Kudret. “İsrail Sorunu”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 819-821. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"İsrail Sorunu" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri