Türkiye'nin CAATSA Süreci

Alıntıla
kure star outline

Türkiye'nin CAATSA (Countering America's Adversaries Through Sanctions Act / Amerika Birleşik Devletleri'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) kapsamındaki yaptırımlarla karşı karşıya kalmasına uzanan süreç, Türkiye'nin uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi edinme politikası ile ABD'nin Rusya'ya yönelik yaptırım rejiminin kesişmesi sonucunda şekillenmiştir. Sürecin temelini, Türkiye'nin ulusal hava savunma kapasitesini güçlendirmeye yönelik uzun yıllara dayanan arayışları, Rusya'dan S-400 Triumf hava savunma sistemi satın alması ve bunun ardından ABD tarafından CAATSA'nın 231. maddesi kapsamında yaptırım uygulanması oluşturmuştur.


CAATSA yaptırımları, Türkiye ile ABD arasında savunma sanayii alanında yaşanan görüş ayrılıklarının hukuki bir yaptırım mekanizmasına dönüşmesiyle ortaya çıkmıştır. Süreç yalnızca iki ülke arasındaki savunma ilişkilerini değil, NATO içerisindeki teknik uyumluluk tartışmalarını, uluslararası savunma tedarik politikalarını ve Türkiye'nin savunma sanayii stratejisini de doğrudan etkilemiştir.

Türkiye-ABD Savunma İlişkilerinin Tarihsel Arka Planı

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savunma ilişkileri, Türkiye'nin 1952 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne (NATO) katılmasıyla birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. NATO üyeliğinin ardından iki ülke arasında askeri eğitim, ortak tatbikatlar, savunma sanayii iş birlikleri ve askeri yardım programları geliştirilmiş; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modernizasyonunda uzun yıllar boyunca ABD menşeli platformlar önemli yer tutmuştur.


Soğuk Savaş döneminde NATO'nun güney kanadında yer alan Türkiye, Sovyetler Birliği'ne karşı ittifakın ileri savunma hattı olarak değerlendirilmiştir. Bu süreçte hava kuvvetleri, kara kuvvetleri ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonunda Amerikan savunma sanayii ürünleri yaygın şekilde kullanılmış; iki ülke arasında çok sayıda savunma ve güvenlik anlaşması imzalanmıştır.


1990'lı yıllardan itibaren bölgesel güvenlik ortamının değişmesiyle birlikte Türkiye'nin savunma ihtiyaçları da farklılaşmıştır. Körfez Savaşı, Irak'taki istikrarsızlık, Suriye'de yaşanan gelişmeler ve Orta Doğu'da balistik füze kapasitesinin artması, uzun menzilli hava ve füze savunma sistemlerinin önemini artırmıştır. Bu dönemde Türkiye, mevcut hava savunma kapasitesinin geliştirilmesini savunma planlamasının temel öncelikleri arasına almıştır.

Türkiye'nin Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi İhtiyacı

Türkiye'nin uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi edinme girişimleri, yalnızca belirli bir dönemde ortaya çıkan güvenlik ihtiyaçlarına dayanmamaktadır. 1991 Körfez Savaşı sonrasında Irak'ın balistik füze kapasitesi, ilerleyen yıllarda İran'ın füze programı, Suriye iç savaşı sırasında sınır hattında yaşanan güvenlik riskleri ve bölgesel tehdit algısındaki değişimler, Türkiye'nin bu alandaki çalışmalarını hızlandırmıştır.


Bu süreçte NATO müttefikleri tarafından belirli dönemlerde Patriot hava savunma sistemleri Türkiye'de konuşlandırılmıştır. Ancak bu konuşlandırmalar geçici nitelikte olmuş ve Türkiye'nin kendi envanterine ait kalıcı bir uzun menzilli hava savunma sistemi ihtiyacını ortadan kaldırmamıştır.


Savunma planlamasında yalnızca hazır bir sistem satın alınması değil, teknoloji transferi, ortak üretim ve yerli savunma sanayiinin geliştirilmesi de temel hedefler arasında yer almıştır. Bu nedenle yürütülen uluslararası görüşmelerde maliyet kadar teknoloji paylaşımı ve üretim ortaklığı da belirleyici unsurlar olmuştur.

Savunma Tedarikinde Alternatif Arayışlar

Türkiye, uzun menzilli hava savunma sistemi ihtiyacını karşılamak amacıyla farklı ülkelerin geliştirdiği sistemleri değerlendirmiştir. Bu kapsamda ABD'nin Patriot sistemi, Avrupa ortak üretimi SAMP/T sistemi, Çin'in HQ-9 sistemi ve Rusya'nın S-400 sistemi üzerinde teknik ve ticari görüşmeler gerçekleştirilmiştir.


Yürütülen müzakerelerde sistemlerin teknik kabiliyetleri, teslim süreleri, maliyetleri, teknoloji transferi imkânları, ortak üretim seçenekleri ve bakım-idame süreçleri değerlendirilmiştir. Türkiye, savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda teknoloji paylaşımını ve yerli üretime katkı sağlayacak modelleri öncelikli unsur olarak değerlendirmiştir.


Farklı ülkelerle yürütülen müzakereler çeşitli dönemlerde devam etmiş, ancak teknik, mali ve siyasi nedenlerle istenilen sonuçlara ulaşılamamıştır. Bu süreç, ilerleyen yıllarda Rusya ile yürütülen S-400 görüşmelerinin önünü açan gelişmelerden biri olmuştur.

S-400 Tedarik Sürecine Giden Genel Çerçeve

Türkiye'nin Rusya ile S-400 hava savunma sistemi konusunda yürüttüğü görüşmeler, uzun yıllar devam eden hava savunma sistemi arayışlarının ardından şekillenmiştir. Görüşmeler sonucunda iki ülke arasında 2017 yılında S-400 hava savunma sistemi tedarikine ilişkin anlaşma imzalanmış; teslimat süreci ise 2019 yılında başlamıştır.


S-400 sistemlerinin Türkiye'ye teslim edilmeye başlanmasının ardından ABD yönetimi, söz konusu alımın CAATSA kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıklamış; Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ve savunma ilişkilerinde yeni bir süreç başlamıştır.

CAATSA Sürecinin Genel Çerçevesi

CAATSA, ABD Kongresi tarafından 2017 yılında kabul edilen ve Rusya, İran ile Kuzey Kore'ye yönelik yaptırım mekanizmalarını düzenleyen federal bir yasadır. Yasa kapsamında Rus savunma ve istihbarat sektörüyle "önemli işlem" gerçekleştiren kişi, kurum ve kuruluşlara yaptırım uygulanabilmektedir. Türkiye'ye yönelik yaptırımlar da bu hukuki düzenlemenin 231. maddesi kapsamında uygulanmıştır.


ABD yönetimi, Türkiye'nin Rus devlet savunma ihracat şirketi Rosoboronexport ile gerçekleştirdiği S-400 anlaşmasını CAATSA kapsamındaki "önemli işlem" olarak değerlendirmiştir. Bunun ardından 14 Aralık 2020 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile bazı yetkililere yönelik yaptırım kararları açıklanmıştır.


CAATSA süreci yalnızca yaptırım kararlarıyla sınırlı kalmamış; Türkiye'nin F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı'ndaki statüsü, savunma sanayii projeleri, teknoloji transferi süreçleri, F-16 tedariki, milli savunma projeleri ve Türkiye-ABD savunma ilişkilerinin sonraki yıllardaki seyri üzerinde de etkili olmuştur. 

Türkiye'nin Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi Arayışı

Türkiye'nin Hava Savunma Politikalarının Gelişimi

Türkiye'nin uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi edinme politikası, 1990'lı yılların başından itibaren savunma planlamasının temel öncelikleri arasında yer almıştır. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından değişen bölgesel güvenlik ortamı, balistik füze teknolojilerindeki gelişmeler ve Türkiye'nin çevresinde meydana gelen krizler, hava savunma kapasitesinin güçlendirilmesini zorunlu hâle getirmiştir. Özellikle Körfez Savaşı sonrasında Irak'ın sahip olduğu balistik füze kapasitesi, Türkiye açısından uzun menzilli hava savunma sistemlerinin önemini artıran ilk gelişmelerden biri olmuştur. İlerleyen yıllarda İran'ın füze programındaki ilerlemeler, Suriye'de yaşanan iç savaş ve Orta Doğu'daki güvenlik risklerinin çeşitlenmesi de bu ihtiyacı daha görünür hâle getirmiştir.


Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunan kısa ve orta menzilli hava savunma sistemleri, belirli tehditlere karşı koruma sağlayabilmekle birlikte uzun menzilli balistik füzelere ve yüksek irtifadan gelebilecek hava tehditlerine karşı kapsamlı bir savunma şemsiyesi oluşturmamaktaydı. Bu nedenle Türkiye, ulusal hava sahasının korunmasını sağlayacak, yüksek irtifada görev yapabilecek ve geniş alan hava savunması gerçekleştirebilecek bir sistem edinmeyi uzun vadeli savunma hedefleri arasına dâhil etmiştir.

Bölgesel Güvenlik Ortamının Etkisi

1991 Körfez Savaşı sırasında Irak tarafından İsrail ve Suudi Arabistan'a yönelik Scud balistik füzelerinin kullanılması, balistik füze tehdidinin bölgesel güvenlik açısından taşıdığı önemi ortaya koymuştur. Türkiye doğrudan hedef alınmamakla birlikte savaş süresince NATO tarafından alınan güvenlik tedbirleri kapsamında hava savunmasının güçlendirilmesi gündeme gelmiştir.


2003 yılında Irak Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Türkiye'nin güney sınırındaki güvenlik riskleri yeniden artmış, Irak kaynaklı olası füze tehditleri NATO gündemine taşınmıştır. İlerleyen yıllarda İran'ın balistik füze kapasitesini geliştirmesi ve Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş sırasında sınır bölgelerinde yaşanan güvenlik sorunları, Türkiye'nin uzun menzilli hava savunma sistemi ihtiyacını daha da artırmıştır.


Suriye iç savaşı boyunca sınır bölgelerine roket ve havan mermilerinin düşmesi, rejim güçlerinin balistik füze kapasitesi ve kimyasal silah kullanımına ilişkin uluslararası tartışmalar, Türkiye'nin ulusal hava savunma sistemine sahip olma politikasını hızlandıran gelişmeler arasında yer almıştır.

NATO Patriot Görevleri

Türkiye'nin uzun menzilli hava savunma sistemi ihtiyacının artması üzerine NATO müttefikleri çeşitli dönemlerde Patriot hava savunma sistemlerini Türkiye'de konuşlandırmıştır. İlk olarak 1991 Körfez Savaşı sırasında gerçekleştirilen geçici konuşlandırmaların ardından özellikle Suriye krizinin derinleşmesiyle birlikte 2012 yılında NATO tarafından Türkiye'nin talebi üzerine yeni bir hava savunma misyonu oluşturulmuştur.


Bu kapsamda ABD, Almanya ve Hollanda tarafından Patriot hava savunma bataryaları Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adana çevresinde konuşlandırılmıştır. Sistemlerin temel görevi Türkiye'nin güney sınırından gelebilecek balistik füze tehditlerine karşı caydırıcılık sağlamak ve NATO hava savunmasına katkıda bulunmak olmuştur.


Patriot sistemleri NATO komutası altında görev yapmış, belirli sürelerle farklı müttefik ülkeler tarafından işletilmiş ve görev sürelerinin tamamlanmasının ardından kademeli olarak geri çekilmiştir. Geçici görev kapsamında konuşlandırılan bu sistemler Türkiye'nin kendi envanterine dâhil edilmemiş, yalnızca NATO misyonu kapsamında hizmet vermiştir.

Bu durum, Türkiye'nin ulusal kontrolünde bulunan kalıcı bir uzun menzilli hava savunma sistemi edinme hedefini değiştirmemiştir.

T-LORAMIDS Projesi

Türkiye'nin uzun menzilli hava savunma sistemi ihtiyacını karşılamak amacıyla Savunma Sanayii İcra Komitesi tarafından "Türk Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi (T-LORAMIDS)" başlatılmıştır. Projenin temel amacı yalnızca hazır bir sistem satın almak değil; teknoloji transferi, ortak üretim, bakım-idame kabiliyeti ve yerli savunma sanayiinin geliştirilmesini sağlayacak kapsamlı bir tedarik modeli oluşturmaktı.


İhale sürecine farklı ülkelerin geliştirdiği sistemler katılmıştır. ABD Raytheon ve Lockheed Martin ortaklığı Patriot PAC-3 sistemini, Avrupa konsorsiyumu Eurosam SAMP/T sistemini, Rusya Rosoboronexport S-300VM sistemini, Çin CPMIEC ise HQ-9 hava savunma sistemini teklif etmiştir.


Teklifler değerlendirilirken yalnızca askeri kabiliyetler değil; teslim süresi, maliyet, teknoloji transferi, ortak üretim imkânları, bakım altyapısı ve yerli sanayiye sağlayacağı katkılar da dikkate alınmıştır.

Çin HQ-9 Tercihi ve İhalenin İptali

Savunma Sanayii İcra Komitesi tarafından 2013 yılında yapılan değerlendirme sonucunda Çin'in CPMIEC şirketi tarafından geliştirilen HQ-9 hava savunma sistemi ilk sırada tercih edilmiştir. Kararda maliyet avantajı ile teknoloji transferi ve ortak üretim tekliflerinin etkili olduğu belirtilmiştir.


Ancak Çinli şirketin ABD yaptırım listesinde bulunması, sistemin NATO altyapısıyla uyumluluğuna ilişkin tartışmalar ve müttefik ülkelerin itirazları nedeniyle süreç uluslararası düzeyde yoğun şekilde değerlendirilmiştir.


Müzakerelerin devam ettiği dönemde teknoloji paylaşımı, ortak üretim modeli ve sözleşme şartları konusunda taraflar arasında kesin mutabakat sağlanamamıştır. Bunun üzerine Türkiye, 2015 yılında HQ-9 ihalesini iptal ettiğini açıklamış ve uzun menzilli hava savunma sistemi tedarik sürecini yeniden başlatmıştır.

Patriot ve SAMP/T Görüşmeleri

HQ-9 ihalesinin iptal edilmesinin ardından Türkiye, ABD ve Avrupa ülkeleriyle yeniden görüşmelere başlamıştır. Patriot sistemi için ABD ile, SAMP/T sistemi için ise Eurosam konsorsiyumu ile teknik ve ticari müzakereler yürütülmüştür.


Türkiye bu görüşmelerde teknoloji transferi, ortak üretim, fiyatlandırma, teslim süresi ve bakım-idame kabiliyetlerini öncelikli başlıklar olarak değerlendirmiştir. Özellikle savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda kritik teknolojilerin yerli sanayiye aktarılması Ankara'nın temel beklentileri arasında yer almıştır.


ABD yönetimi Patriot sisteminin satışına ilişkin çeşitli tekliflerde bulunmuş, ancak teknoloji transferi ve ortak üretim konularında taraflar arasında tam mutabakat sağlanamamıştır. Benzer şekilde Avrupa ortak üretimi SAMP/T sistemi konusunda da görüşmeler sürdürülmüş, ancak kısa vadede Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılayacak nihai bir anlaşmaya ulaşılamamıştır.

Yerli Savunma Sanayii ve Teknoloji Transferi Politikası

Türkiye'nin hava savunma sistemi tedarik sürecinde benimsediği temel yaklaşım yalnızca bir hava savunma sistemi satın almak olmamıştır. Savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla teknoloji transferi, ortak üretim, yerli mühendislik kapasitesinin geliştirilmesi ve kritik alt sistemlerin Türkiye'de üretilebilmesi de tedarik politikasının temel unsurları arasında yer almıştır.


Bu yaklaşım doğrultusunda yürütülen görüşmelerde radar teknolojileri, komuta-kontrol sistemleri, füze üretimi, bakım-idame altyapısı ve yazılım kabiliyetlerinin mümkün olduğunca yerli savunma sanayiine kazandırılması hedeflenmiştir. Türkiye'nin sonraki yıllarda geliştirdiği SİPER hava savunma sistemi başta olmak üzere birçok yerli hava savunma projesinin altyapısı da bu dönemde şekillenen savunma politikaları çerçevesinde oluşturulmuştur.

Rusya ile Görüşmelerin Başlaması

Patriot, HQ-9 ve SAMP/T sistemlerine ilişkin yürütülen uzun müzakere süreçlerinden istenilen sonucun alınamaması üzerine Türkiye, Rusya ile uzun menzilli hava savunma sistemi konusunda görüşmelere başlamıştır. İki ülke arasında gerçekleştirilen teknik ve siyasi temaslar sonucunda S-400 Triumf hava savunma sistemi üzerinde müzakereler hız kazanmış; ilerleyen dönemde bu görüşmeler Türkiye-Rusya arasında savunma sanayii alanındaki en kapsamlı anlaşmalardan birinin imzalanmasına zemin hazırlamıştır.

Türkiye'nin S-400 Hava Savunma Sistemi Tedarik Süreci

Rusya ile Savunma İş Birliğinin Gelişimi

Türkiye'nin Rusya Federasyonu ile uzun menzilli hava savunma sistemi tedarikine yönelik temasları, farklı ülkelerle yürütülen hava savunma sistemi müzakerelerinin istenilen sonuçları vermemesinin ardından hız kazanmıştır. Patriot, SAMP/T ve HQ-9 sistemlerine ilişkin görüşmelerin ardından Ankara, hava savunma ihtiyacını karşılayabilecek alternatif sistemler üzerinde değerlendirmelerini sürdürmüş ve bu kapsamda Rusya'nın geliştirdiği S-400 Triumf hava savunma sistemine yönelik teknik incelemeler başlatmıştır.


Türkiye ile Rusya arasındaki savunma alanındaki temaslar, 2016 yılından itibaren daha yoğun bir diplomatik sürece dönüşmüştür. İki ülke arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde enerji, ticaret ve bölgesel güvenlik konularının yanı sıra savunma sanayii iş birliği de gündeme gelmiştir. Uzun menzilli hava savunma sistemi tedariki, bu dönemde Türkiye-Rusya ilişkilerinin en önemli başlıklarından biri hâline gelmiştir.

S-400 Triumf Hava Savunma Sistemi

S-400 Triumf, Rusya tarafından geliştirilen uzun menzilli hava ve füze savunma sistemidir. Sistem, yüksek irtifada görev yapabilen savaş uçakları, seyir füzeleri, insansız hava araçları ve belirli balistik füze tehditlerine karşı önleme kabiliyeti sağlamak amacıyla geliştirilmiştir.


S-400 sistemi, çok katmanlı hava savunma mimarisine sahip olup farklı menzillerde görev yapabilen füze tiplerini aynı anda kullanabilmektedir. Gelişmiş radar sistemleri sayesinde çok sayıda hava hedefini eş zamanlı olarak takip edebilmekte ve farklı hedeflere aynı anda angajman gerçekleştirebilmektedir. Sistem; erken ihbar radarları, hedef tespit radarları, komuta kontrol merkezleri, füze lançerleri ve destek unsurlarından oluşan entegre bir hava savunma yapısına sahiptir.


Rusya tarafından geliştirilen sistem, Rus Silahlı Kuvvetleri dışında Çin, Hindistan ve Belarus gibi ülkelerin envanterine de girmiştir. Türkiye'nin S-400 tedarik kararı ise NATO üyesi bir ülkenin ilk kez Rus yapımı stratejik hava savunma sistemi satın alması bakımından uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır.

Türkiye-Rusya Müzakereleri

Türkiye ile Rusya arasında gerçekleştirilen teknik görüşmelerde sistemin maliyeti, teslim takvimi, eğitim faaliyetleri, bakım-idame süreçleri ve finansman modeli ele alınmıştır. Görüşmeler sırasında teknoloji paylaşımı ve savunma sanayii alanındaki iş birliği de gündeme gelen başlıklar arasında yer almıştır.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in gerçekleştirdiği görüşmelerde savunma sanayii iş birliği çeşitli vesilelerle değerlendirilmiş; teknik heyetler arasında yürütülen müzakereler sonucunda taraflar anlaşma metni üzerinde uzlaşmaya varmıştır.

Anlaşmanın İmzalanması

Türkiye ile Rusya arasında S-400 Triumf hava savunma sistemi tedarik anlaşması Eylül 2017'de imzalanmıştır. Yaklaşık 2,5 milyar dolar değerindeki anlaşma kapsamında Türkiye'nin iki batarya S-400 hava savunma sistemi satın alması kararlaştırılmıştır. Anlaşma, Türkiye'nin bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük savunma tedarik projelerinden biri olmuştur.

Anlaşmanın imzalanmasının ardından taraflar teslimat takvimi, personel eğitimi ve sistemlerin Türkiye'de konuşlandırılmasına yönelik hazırlıkları başlatmıştır. Rus uzmanlar tarafından Türk personele eğitim verilmesi planlanmış; sistemlerin sevkiyatına ilişkin teknik çalışmalar yürütülmüştür.

Teslimat Sürecinin Başlaması

S-400 sistemlerine ait ilk parçalar 12 Temmuz 2019 tarihinde Rus askeri nakliye uçaklarıyla Ankara'daki Mürted Hava Meydan Komutanlığı'na ulaştırılmıştır. İlk sevkiyatın ardından radar sistemleri, füze lançerleri, komuta kontrol unsurları ve destek ekipmanlarının teslimatı belirlenen takvim doğrultusunda devam etmiştir.


Teslimat süreci hem Türkiye hem de uluslararası basın tarafından yakından takip edilmiş; Rus askeri nakliye uçaklarının Ankara'ya inişi, S-400 sürecinin fiilen başladığını gösteren gelişme olarak kayıtlara geçmiştir.


Teslimatlar birkaç ay boyunca devam etmiş; sistemin kurulumu, test faaliyetleri ve personel eğitimleri eş zamanlı olarak yürütülmüştür.

Eğitim ve Teknik Hazırlıklar

Teslimatların başlamasının ardından Türk personelin sistemi kullanabilmesi amacıyla eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Eğitim programları kapsamında sistemin işletilmesi, bakım faaliyetleri, radar yönetimi, füze hazırlıkları ve komuta kontrol süreçlerine ilişkin teknik çalışmalar yürütülmüştür.


Bunun yanında sistemlerin konuşlandırılacağı alanlara ilişkin altyapı hazırlıkları tamamlanmış; radar yerleşimleri, enerji altyapısı ve lojistik destek unsurları oluşturulmuştur.

S-400'lerin Türkiye'deki Konuşlandırılması

Teslim edilen sistemler Ankara yakınındaki Mürted Hava Meydan Komutanlığı'nda muhafaza edilmiş, ilerleyen dönemde test faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Türkiye, sistemlerin ulusal hava savunma ihtiyaçları doğrultusunda kullanılacağını ve NATO komuta kontrol ağına entegre edilmeyeceğini açıklamıştır.


Türk yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda S-400 sistemlerinin tamamen bağımsız şekilde işletileceği, NATO sistemleriyle veri paylaşımı yapılmayacağı ve sistemlerin yalnızca Türkiye'nin ulusal hava savunma ihtiyaçları kapsamında görev yapacağı ifade edilmiştir.

Uluslararası Yansımalar

Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi satın alma kararı, NATO üyesi ülkeler ve uluslararası güvenlik çevrelerinde geniş kapsamlı değerlendirmelere konu olmuştur. NATO yetkilileri, ittifakın ortak savunma mimarisinde kullanılan sistemlerin teknik uyumluluğunun önemine dikkat çekerken, ABD yönetimi Rus yapımı stratejik hava savunma sistemlerinin NATO altyapısıyla birlikte kullanılmasına yönelik güvenlik endişelerini çeşitli açıklamalarla dile getirmiştir.


Türkiye ise S-400 sistemlerinin NATO ağlarına bağlanmayacağını, bağımsız olarak işletileceğini ve herhangi bir müttefik ülkenin savunma sistemleriyle ortak veri alışverişi gerçekleştirmeyeceğini açıklamıştır. Teslimatların tamamlanmasının ardından Türkiye ile ABD arasında yürütülen diplomatik temaslar yeni bir aşamaya geçmiş; S-400 tedarik süreci, ilerleyen dönemde CAATSA yaptırımları ve F-35 programına ilişkin gelişmelerin temel gündem maddelerinden biri hâline gelmiştir.

ABD'nin S-400 Alımına Yönelik İtirazları

ABD'nin S-400 Kararına Yaklaşımı

Türkiye'nin Rusya'dan S-400 Triumf hava savunma sistemi satın alma kararı, ABD yönetimi tarafından anlaşmanın ilk gündeme geldiği tarihten itibaren yakından takip edilmiştir. Washington, Türkiye'nin Rusya ile savunma alanında gerçekleştireceği bu iş birliğinin yalnızca ikili ilişkileri değil, NATO'nun ortak savunma mimarisini de etkileyebileceğini ifade etmiştir. Bu kapsamda ABD yönetimi, 2017 yılından itibaren Türkiye'ye yönelik çeşitli diplomatik girişimlerde bulunmuş, S-400 tedarikinden vazgeçilmesi ve alternatif olarak ABD yapımı Patriot hava savunma sisteminin tercih edilmesi yönünde çağrılar yapmıştır.


ABD'li yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda, Türkiye'nin NATO üyesi olması nedeniyle ittifakın savunma altyapısıyla uyumlu sistemler kullanmasının önem taşıdığı belirtilmiş; Rusya tarafından geliştirilen stratejik hava savunma sistemlerinin NATO'nun komuta-kontrol yapısıyla birlikte kullanılmasının teknik ve güvenlik açısından çeşitli riskler doğurabileceği ifade edilmiştir.

NATO Sistemleriyle Teknik Uyumluluk Tartışmaları

ABD'nin S-400 alımına yönelik temel itirazlarından biri, sistemin NATO'nun entegre hava ve füze savunma altyapısıyla teknik olarak uyumlu olmamasıdır.


NATO bünyesinde kullanılan hava savunma sistemleri ortak komuta-kontrol ağı, veri paylaşımı, dost-düşman tanımlama sistemleri (IFF), radar entegrasyonu ve müşterek harekât planlaması esasına göre çalışmaktadır. İttifak üyesi ülkelerde kullanılan Patriot, SAMP/T ve benzeri sistemler NATO standartlarına uygun olarak geliştirilmiş ve ortak hava savunma mimarisinin bir parçası hâline getirilmiştir.


ABD yönetimine göre S-400 sistemi bu altyapının dışında geliştirildiğinden NATO ağına entegre edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Rus yapımı stratejik bir hava savunma sisteminin NATO üyesi bir ülkede konuşlandırılması, ittifakın teknik standartları bakımından yeni bir durum oluşturmuştur.


Türkiye ise S-400 sistemlerinin NATO ağına bağlanmayacağını, tamamen bağımsız şekilde işletileceğini ve ittifakın komuta kontrol sistemleriyle veri alışverişi gerçekleştirmeyeceğini açıklamıştır. Ankara, bu nedenle teknik uyumsuzluk tartışmalarının fiilî bir güvenlik sorunu oluşturmayacağını ifade etmiştir.

F-35 Programına İlişkin Güvenlik Endişeleri

ABD'nin en önemli itirazı, S-400 sistemlerinin Türkiye'de F-35 Müşterek Taarruz Uçağı ile aynı ülkede konuşlandırılacak olmasıdır.


Washington yönetimi, S-400 sistemlerinde bulunan gelişmiş radarların F-35 savaş uçaklarının uçuş karakteristikleri, radar kesit alanı ve düşük görünürlük (stealth) özelliklerine ilişkin veri toplayabileceğini savunmuştur. ABD'ye göre bu verilerin zaman içerisinde Rus savunma sanayii tarafından analiz edilmesi, F-35 programının sahip olduğu teknolojik üstünlüğün zayıflamasına yol açabilecek güvenlik riskleri doğurabilecektir.


ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve çeşitli güvenlik kurumları tarafından yapılan değerlendirmelerde, F-35 ile S-400 sistemlerinin aynı ülkede bulunmasının kabul edilemeyeceği yönünde açıklamalar yapılmıştır. Bu nedenle Washington yönetimi, Türkiye'nin hem S-400 sistemlerini hem de F-35 savaş uçaklarını birlikte kullanamayacağını çeşitli tarihlerde kamuoyuna duyurmuştur.


Türkiye ise bu değerlendirmeleri kabul etmemiş; S-400 sistemlerinin NATO ağına bağlanmayacağını ve F-35 uçaklarıyla ortak veri paylaşımı yapılmayacağını belirterek güvenlik riskine ilişkin iddiaların teknik olarak doğrulanmadığını ifade etmiştir.

Rusya'ya Stratejik Katkı Tartışmaları

ABD yönetimi tarafından dile getirilen bir diğer gerekçe, Rus savunma sanayii şirketlerinden gerçekleştirilecek büyük ölçekli alımların Moskova'nın savunma sektörüne ekonomik katkı sağlayacağı yönündedir.


ABD Kongresi tarafından 2017 yılında kabul edilen CAATSA Yasası'nın temel amaçlarından biri, Rusya'nın savunma ve istihbarat sektörleriyle gerçekleştirilen önemli ticari işlemleri sınırlandırmak ve bu kurumlarla iş yapan kişi veya kuruluşlara yaptırım uygulanmasını sağlamaktır.


Washington yönetimi, Türkiye'nin Rus devlet savunma ihracat şirketi Rosoboronexport ile gerçekleştirdiği S-400 anlaşmasının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini açıklamış ve söz konusu sözleşmenin CAATSA'nın 231. maddesi kapsamına girdiğini ifade etmiştir.

Patriot Teklifleri

ABD yönetimi, Türkiye'nin S-400 alımından vazgeçmesi amacıyla Patriot hava savunma sistemine ilişkin farklı dönemlerde çeşitli tekliflerde bulunmuştur.


Taraflar arasında Patriot sisteminin satışına yönelik görüşmeler gerçekleştirilmiş; teslim takvimi, maliyet, eğitim faaliyetleri ve teknik özellikler üzerinde müzakereler yürütülmüştür. Ancak teknoloji transferi, ortak üretim ve fiyatlandırma gibi başlıklarda taraflar arasında tam mutabakat sağlanamamıştır.


ABD yönetimi, Türkiye'nin Patriot sistemini tercih etmesi hâlinde S-400 krizinin yaşanmayacağını çeşitli açıklamalarla dile getirirken; Türkiye ise uzun yıllar boyunca istediği şartlarda Patriot sistemini temin edemediğini ve bu nedenle alternatif arayışına yöneldiğini ifade etmiştir.

Diplomatik Uyarılar

S-400 teslimat sürecinin yaklaşmasıyla birlikte ABD yönetimi diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmıştır. Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamalarda Türkiye'nin S-400 sistemini teslim alması hâlinde çeşitli sonuçlarla karşılaşabileceği belirtilmiştir.


ABD Kongresi üyeleri de farklı tarihlerde yaptıkları açıklamalarda Türkiye'ye yönelik yaptırım uygulanması çağrısında bulunmuş; S-400 alımının NATO içerisindeki güven ilişkisini olumsuz etkileyebileceğini ifade etmiştir.


Bu dönemde iki ülke arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde Patriot sistemi, S-400 tedariki, F-35 programı ve CAATSA kapsamındaki olası yaptırımlar temel gündem maddelerini oluşturmuştur.

Türkiye'nin Teknik Komisyon Önerisi

Türkiye, ABD tarafından dile getirilen güvenlik endişelerinin teknik düzeyde incelenebilmesi amacıyla ortak teknik çalışma grubu oluşturulmasını önermiştir. Ankara, NATO uzmanlarının da katılımıyla oluşturulabilecek teknik komisyonun S-400 sistemlerinin NATO altyapısına etkisini inceleyebileceğini, sistemlerin bağımsız şekilde işletileceğinin teknik olarak doğrulanabileceğini ifade etmiştir.


Türk yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda, Türkiye'nin önerisinin güvenlik kaygılarının somut veriler üzerinden değerlendirilmesini amaçladığı belirtilmiştir. ABD yönetimi ise bu öneriyi kabul etmemiş; temel sorunun teknik değil, Rus savunma sanayiiyle gerçekleştirilen stratejik iş birliği olduğunu açıklamıştır.

Diplomatik Sürecin Sonuçsuz Kalması

2017-2019 yılları arasında gerçekleştirilen diplomatik görüşmeler sonucunda taraflar arasında ortak bir çözüm oluşturulamamıştır. Türkiye, S-400 tedarik sürecini planlandığı şekilde sürdürmüş; ABD ise teslimatın gerçekleşmesi hâlinde CAATSA kapsamında yaptırım uygulanabileceğini ve Türkiye'nin F-35 programındaki statüsünün yeniden değerlendirileceğini açıklamıştır.


12 Temmuz 2019 tarihinde ilk S-400 unsurlarının Türkiye'ye ulaşmasıyla birlikte diplomatik süreç yeni bir aşamaya geçmiş; ABD yönetimi yaptırım mekanizmalarının uygulanmasına yönelik hazırlıklarını hızlandırmıştır. Bu gelişmelerin ardından Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarının uygulanması süreci başlamıştır.

CAATSA'nın Türkiye'ye Uygulanması

CAATSA Yasasının Hukuki Dayanağı

CAATSA (Countering America's Adversaries Through Sanctions Act), ABD Kongresi tarafından kabul edilerek 2 Ağustos 2017 tarihinde yürürlüğe giren federal bir yaptırım yasasıdır. Yasa; Rusya, İran ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırım mekanizmalarını tek çatı altında düzenlemekte olup, bu ülkelerin savunma, istihbarat, enerji ve finans sektörleriyle gerçekleştirilen belirli işlemlere yaptırım uygulanmasına imkân tanımaktadır.


Türkiye'ye uygulanan yaptırımların hukuki dayanağını, yasanın 231. maddesi oluşturmuştur. Söz konusu madde, Rusya Federasyonu'nun savunma veya istihbarat sektörüyle "önemli işlem" (significant transaction) gerçekleştiren kişi, kurum veya kuruluşlara yaptırım uygulanmasını öngörmektedir. ABD yönetimi, Türkiye'nin Rus devlet savunma ihracat şirketi Rosoboronexport ile imzaladığı S-400 hava savunma sistemi anlaşmasını bu kapsamda değerlendirmiştir.


CAATSA kapsamında ABD Başkanı, yasa ile belirlenen yaptırım seçenekleri arasından en az beşini uygulamakla yükümlüdür. Başkanın hangi yaptırımları seçeceği konusunda belirli bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte, yaptırım uygulanıp uygulanmaması konusunda hareket alanı sınırlıdır. Bu yönüyle CAATSA, Başkanlık kararnamesine dayanan klasik yaptırım programlarından farklı olarak doğrudan Kongre tarafından düzenlenen bağlayıcı bir federal yasa niteliği taşımaktadır.

Diplomatik Sürecin Devamı

S-400 sistemlerinin Temmuz 2019'da Türkiye'ye teslim edilmeye başlanmasının ardından iki ülke arasındaki diplomatik temaslar devam etmiştir. ABD yönetimi, Türkiye'nin sistemleri aktif hâle getirmemesi yönünde çeşitli girişimlerde bulunurken, Ankara ise anlaşmanın tamamlanmış olduğunu ve teslimat sürecinin planlandığı şekilde devam edeceğini açıklamıştır.


Bu dönemde taraflar arasında Cumhurbaşkanları, dışişleri ve savunma bakanları düzeyinde çok sayıda görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde Patriot sistemi, F-35 programı, NATO içerisindeki teknik uyumluluk ve olası yaptırım seçenekleri ele alınmıştır. Ancak yürütülen diplomatik temaslar sonucunda taraflar arasında ortak bir çözüm oluşturulamamış ve ABD yönetimi yaptırım sürecini sürdürmüştür.

F-35 Programından Çıkarılma Kararı

ABD yönetimi, S-400 teslimatlarının başlamasının ardından Temmuz 2019'da Türkiye'nin F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı'ndaki katılımının askıya alındığını açıklamıştır. Bu karar doğrultusunda Türkiye'ye teslim edilmesi planlanan F-35 savaş uçaklarının teslimatı durdurulmuş, ABD'de eğitim gören Türk pilotlarının eğitim programları sonlandırılmış ve Türk savunma sanayii şirketlerinin üretim zincirindeki görevlerinin diğer ülkelere devredilmesine başlanmıştır.


Türkiye, programa ortak ülke olarak mali yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve üretim sürecinde önemli sorumluluklar üstlendiğini belirterek kararın hukuki dayanağına itiraz etmiştir. Ankara, S-400 tedarikinin F-35 ortaklığını ortadan kaldırmadığını ifade etmiş; taraflar arasında bu konuda diplomatik temaslar bir süre daha devam etmiştir.


F-35 programından çıkarılma kararı ile CAATSA yaptırımları farklı hukuki süreçler olmakla birlikte, her iki gelişme de aynı güvenlik krizinin sonuçları arasında yer almıştır.

Yaptırım Kararının Açıklanması

ABD Hazine Bakanlığı, 14 Aralık 2020 tarihinde Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarının uygulanacağını resmen duyurmuştur. Açıklamada, yaptırımların Rusya'nın savunma sanayii sektöründe faaliyet gösteren Rosoboronexport ile gerçekleştirilen S-400 anlaşması nedeniyle uygulandığı belirtilmiştir.


Kararın açıklanmasıyla birlikte Türkiye, CAATSA kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO üyesi ülke olmuştur. ABD yönetimi, yaptırımların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne veya Türk Silahlı Kuvvetleri'ne değil, doğrudan Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığına (SSB) yönelik olduğunu ifade etmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığına Uygulanan Yaptırımlar

CAATSA kapsamında açıklanan yaptırımların merkezinde Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı yer almıştır. ABD Hazine Bakanlığı tarafından alınan karar doğrultusunda SSB'nin ABD'den yeni ihracat lisansı alması engellenmiş ve Amerikan şirketlerinin Başkanlık ile yeni savunma sanayii projeleri yürütmesine çeşitli sınırlamalar getirilmiştir.


Yaptırımlar kapsamında;

  • ABD'den savunma sanayii ürünleri ve teknolojileri için yeni ihracat lisanslarının verilmesi durdurulmuştur.
  • ABD Eximbank tarafından sağlanan kredi ve finansman imkânlarından yararlanılması sınırlandırılmıştır.
  • ABD merkezli uluslararası finans kuruluşlarının Savunma Sanayii Başkanlığına kredi sağlaması kısıtlanmıştır.
  • Amerikan şirketlerinin Başkanlık ile yeni savunma sanayii sözleşmeleri yapmasına yönelik çeşitli kısıtlamalar uygulanmıştır.

Yaptırımlar doğrudan mevcut Türk Silahlı Kuvvetleri envanterini hedef almamış; ancak ABD menşeli alt sistemlerin ve savunma teknolojilerinin tedarik süreçlerini etkilemiştir.

Yaptırım Uygulanan Yetkililer

ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklanan karar kapsamında yalnızca Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı değil, kurumun bazı üst düzey yöneticileri de yaptırım listesine alınmıştır.


Bu kapsamda;

  • Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir,
  • Başkan Yardımcısı Mustafa Alper Deniz,
  • Hava Savunma ve Uzay Daire Başkanı Serhat Gençoğlu,
  • Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Program Müdürü Faruk Yiğit hakkında yaptırım kararı uygulanmıştır.

Yaptırımlar kapsamında söz konusu kişilerin ABD'deki olası mal varlıklarının dondurulması, Amerikan vatandaşları ve şirketleriyle belirli finansal işlemler gerçekleştirmelerinin yasaklanması ve ABD'ye girişlerine ilişkin kısıtlamalar öngörülmüştür.

Türkiye'nin Resmî Tepkisi

Türkiye, CAATSA yaptırımlarına ilişkin ilk açıklamalarında kararın uluslararası hukuka ve müttefiklik ilişkilerine aykırı olduğunu bildirmiştir. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, yaptırım kararının tek taraflı olduğu belirtilmiş ve ABD yönetimine karardan vazgeçme çağrısında bulunulmuştur.


Ankara, S-400 hava savunma sisteminin Türkiye'nin ulusal güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda satın alındığını, egemen devletlerin savunma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla istedikleri ülkeden savunma sistemi tedarik edebileceğini ve sistemin NATO altyapısına entegre edilmeyeceğini tekrar etmiştir.


Türkiye ayrıca, güvenlik kaygılarının teknik düzeyde incelenmesi amacıyla daha önce önerdiği ortak teknik komisyon kurulması teklifini yinelemiş; sorunların yaptırım yerine diyalog yoluyla çözülebileceğini ifade etmiştir.

Uluslararası Tepkiler

CAATSA yaptırımlarının açıklanmasının ardından NATO müttefikleri ve uluslararası kamuoyunda çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. NATO Genel Sekreterliği tarafından Türkiye ile ABD arasında yaşanan anlaşmazlığın diyalog yoluyla çözülmesinin önemine dikkat çekilmiş; Avrupa'daki çeşitli müttefik ülkeler ise iki NATO üyesi arasında yaşanan krizin ittifakın bütünlüğü bakımından yakından takip edildiğini açıklamıştır.


ABD yönetimi ise yaptırımların Türkiye'nin NATO üyeliğine yönelik olmadığını, yalnızca Rus savunma sektörüyle gerçekleştirilen S-400 anlaşmasına ilişkin hukuki düzenlemenin uygulanması niteliği taşıdığını ifade etmiştir.

Yaptırımların İlk Etkileri

CAATSA yaptırımlarının yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye ile ABD arasındaki savunma sanayii ilişkileri yeni bir döneme girmiştir. Savunma projelerinde kullanılan bazı Amerikan menşeli alt sistemlerin tedarik süreçleri uzamış, ihracat lisansına tabi ürünlerde yeni izin süreçleri uygulanmaya başlanmıştır.


Bunun yanında Türkiye, savunma sanayiinde yerlileşme çalışmalarını hızlandırmış; motor teknolojileri, radar sistemleri, elektronik harp, mühimmat ve hava savunma alanlarında yerli projelere daha fazla kaynak ayırmıştır. Savunma sanayiinde alternatif tedarik zincirleri oluşturulmasına yönelik çalışmalar da bu dönemde hız kazanmıştır.


CAATSA yaptırımlarının uygulanması sonrasında Türkiye ile ABD arasındaki savunma ilişkileri tamamen sona ermemiş; NATO kapsamındaki iş birliği, bölgesel güvenlik konuları ve diplomatik temaslar devam etmiştir.

CAATSA Yaptırımlarının Türkiye'ye Etkileri

Savunma Sanayiine Etkileri

CAATSA yaptırımları doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni veya Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef almamakla birlikte, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı üzerinden Türk savunma sanayiini etkileyen sonuçlar doğurmuştur. ABD tarafından yeni ihracat lisanslarının durdurulması, bazı savunma projelerinde kullanılan Amerikan menşeli alt sistemlerin tedarik süreçlerini doğrudan etkilemiş; özellikle ihracat lisansına tabi ürünlerin temininde yeni izin süreçleri uygulanmaya başlanmıştır.


Savunma sanayiinde kullanılan motor sistemleri, elektronik bileşenler, aviyonik ekipmanlar, optik sistemler, hassas mühimmat parçaları ve çeşitli yazılım teknolojilerinde ABD kaynaklı ürünlerin önemli bir paya sahip olması nedeniyle, bazı projelerde alternatif tedarik kanallarının oluşturulması gerekmiştir.


Yaptırımların ardından Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yürütülen projelerde yerlilik oranının artırılmasına yönelik çalışmalar hız kazanmış; kritik teknolojilerin Türkiye'de geliştirilmesine yönelik yatırım programları genişletilmiştir.

Savunma Sanayiinde Yerlileşme Politikası

Türkiye, CAATSA yaptırımlarının ardından savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmayı temel stratejik hedeflerden biri olarak sürdürmüştür. Bu kapsamda yerli motor geliştirme projeleri, elektronik harp sistemleri, radar teknolojileri, haberleşme altyapıları, elektro-optik sistemler, mühimmat üretimi ve hava savunma teknolojilerine yönelik yatırımlar artırılmıştır.


Savunma sanayiinde faaliyet gösteren kamu kurumları ile özel sektör şirketleri, kritik alt sistemlerin yerli imkânlarla geliştirilmesine yönelik yeni Ar-Ge projeleri başlatmıştır. Aynı dönemde farklı ülkelerle alternatif tedarik zincirleri oluşturulmasına yönelik uluslararası iş birlikleri de geliştirilmiştir.


Yerlileşme politikası yalnızca mevcut projelerin devamlılığını sağlamak amacıyla değil, gelecekte benzer yaptırımların etkisini azaltabilecek sürdürülebilir bir savunma sanayii altyapısı oluşturmak amacıyla da uygulanmıştır.

F-35 Programından Çıkarılmanın Sonuçları

Türkiye'nin CAATSA sürecinden en fazla etkilendiği alanlardan biri F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı olmuştur.


Türkiye, 1999 yılında programa ortak ülke olarak katılmış; sonraki yıllarda hem mali katkı sağlamış hem de Türk savunma sanayii şirketleri aracılığıyla üretim zincirinde görev üstlenmiştir. Program kapsamında Türk şirketleri gövde parçaları, orta gövde bileşenleri, kompozit yapılar, iniş takımı parçaları, kokpit ekranları ve çeşitli elektronik alt sistemlerin üretimini gerçekleştirmiştir.


Türkiye'nin programa yaptığı toplam mali katkının yaklaşık 1,4 milyar dolar seviyesinde olduğu açıklanmıştır. Ayrıca Türk savunma sanayii şirketlerinin uzun yıllar boyunca F-35 üretim zincirinde görev almalarının milyarlarca dolarlık ihracat potansiyeli oluşturacağı öngörülmüştür.


ABD'nin Türkiye'yi programdan çıkarmasının ardından teslim edilmesi planlanan F-35 savaş uçakları teslim edilmemiş, Türk pilotlarının ABD'deki eğitim faaliyetleri sonlandırılmış ve Türk şirketlerinin üretim sorumlulukları kademeli olarak diğer üretici ülkelere devredilmiştir.

Türk Savunma Sanayiine Ekonomik Etkileri

F-35 üretim zincirinden çıkarılma kararı, Türk savunma sanayii açısından ekonomik sonuçlar da doğurmuştur.


Program kapsamında üretim yapan şirketlerin yeni sipariş almaları durdurulmuş, üretim sorumlulukları belirli geçiş sürecinin ardından farklı ülkelerdeki üreticilere aktarılmıştır.


Bununla birlikte Türkiye'de geliştirilen üretim altyapısı, mühendislik kabiliyeti ve kalite standartları farklı milli savunma projelerine yönlendirilmiş; edinilen üretim tecrübesi sonraki yıllarda yürütülen yerli projelerde kullanılmaya devam edilmiştir.

F-16 Blok 70 ve Modernizasyon Süreci

F-35 programından çıkarılmasının ardından Türkiye, mevcut F-16 filosunun modernizasyonuna yönelik çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu kapsamda Türkiye, Ekim 2021'de ABD'den 40 adet yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı ile mevcut filonun modernizasyonu amacıyla 79 adet modernizasyon kiti satın almak üzere resmî başvuruda bulunmuştur.


Başvuru süreci ABD Kongresi'nde uzun süre değerlendirilmiş; özellikle Türkiye'nin dış politikası ve İsveç'in NATO üyeliği süreciyle bağlantılı olarak çeşitli siyasi tartışmalara konu olmuştur.


2024 yılında ABD yönetimi tarafından satışa onay verilmesinin ardından süreç yeniden hız kazanmış; F-16 tedariki iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinde yeniden diyalog kurulmasını sağlayan önemli gelişmelerden biri olmuştur.

KAAN Projesi

CAATSA yaptırımlarının ardından Türkiye'nin milli savunma projeleri daha görünür hâle gelmiştir. Bunların başında Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından geliştirilen Milli Muharip Uçak KAAN projesi yer almaktadır.


KAAN, Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı geliştirme programı olarak tasarlanmış olup, Türk Hava Kuvvetleri'nin gelecekteki savaş uçağı ihtiyacının yerli imkânlarla karşılanmasını amaçlamaktadır.


İlk prototipini 2024 yılında uçuran KAAN'ın geliştirme süreci, savunma sanayiinde teknoloji bağımsızlığının artırılmasına yönelik projeler arasında gösterilmektedir.

F110 Motorlarının Tedariki

KAAN projesinin ilk üretim bloklarında ABD üretimi General Electric F110 motorlarının kullanılması planlanmıştır. Bu nedenle motor tedarik süreci, Türkiye ile ABD arasındaki savunma ilişkilerinde önemini koruyan başlıklardan biri olmuştur.


2026 yılında ABD yönetimi tarafından Türkiye'ye yaklaşık 700 milyon dolar değerinde F110 motorları ve ilgili ekipmanların satışına ilişkin Kongre'ye resmî bildirim yapılmıştır. Kongre'nin belirlenen süre içerisinde itiraz etmemesi hâlinde satışın tamamlanabileceği açıklanmıştır.


Bu gelişme, CAATSA yaptırımları yürürlükte olmasına rağmen iki ülke arasındaki savunma sanayii alanındaki teknik iş birliğinin tamamen sona ermediğini gösteren gelişmeler arasında yer almıştır.

Alternatif Tedarik Politikaları

CAATSA yaptırımlarının ardından Türkiye, yalnızca yerli üretime değil, aynı zamanda farklı ülkelerle savunma sanayii iş birliklerini geliştirmeye yönelik çalışmalar da yürütmüştür.


Bu kapsamda Avrupa ve Asya'daki çeşitli üreticilerle motor teknolojileri, elektronik sistemler, radar bileşenleri, mühimmat ve hava savunma alanlarında yeni iş birlikleri geliştirilmiş; kritik teknolojilerin tek bir ülkeye bağımlı olmadan temin edilmesine yönelik politikalar uygulanmıştır.


Alternatif tedarik yaklaşımı, savunma sanayiinde tedarik güvenliğinin artırılması ve olası yaptırımların etkisinin azaltılması amacıyla yürütülen politikaların temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.

Savunma Politikalarındaki Değişim

CAATSA yaptırımlarının ardından Türkiye'nin savunma sanayii politikalarında yerlilik, teknoloji transferi, kritik alt sistemlerin millîleştirilmesi ve stratejik bağımsızlık hedefleri daha belirgin hâle gelmiştir.


Savunma projelerinde yerli mühendislik kapasitesinin geliştirilmesi, Ar-Ge yatırımlarının artırılması, kritik teknolojilerin Türkiye'de üretilmesi ve savunma ihracatının çeşitlendirilmesi yönündeki çalışmalar devam etmiştir.


Bu süreçte uygulanan politikalar, savunma sanayiinde uzun vadeli planlamaların temel unsurları arasında yer almış; Türkiye'nin hava savunma sistemleri, savaş uçakları, radar teknolojileri ve elektronik harp alanındaki yerli projelerine yön verilmesinde etkili olmuştur.

Türkiye-ABD Savunma İlişkilerinde Normalleşme Arayışları ve CAATSA'nın Geleceği

Diplomatik Temasların Yeniden Yoğunlaşması

CAATSA yaptırımlarının yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savunma ilişkilerinde çeşitli görüş ayrılıkları devam etmekle birlikte, iki ülke arasındaki diplomatik temaslar kesintiye uğramamıştır. NATO müttefiki olan Türkiye ve ABD; Karadeniz güvenliği, Rusya-Ukrayna Savaşı, terörle mücadele, enerji güvenliği, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki gelişmeler gibi ortak güvenlik gündemleri kapsamında temaslarını sürdürmüştür.


2021 yılından itibaren Cumhurbaşkanları, dışişleri bakanları, savunma bakanları ve askerî heyetler düzeyinde gerçekleştirilen görüşmelerde yalnızca bölgesel güvenlik konuları değil, CAATSA yaptırımları, F-35 programı, F-16 tedariki ve savunma sanayiindeki iş birliğinin geleceği de ele alınmıştır.


2023 ve 2024 yıllarında gerçekleştirilen NATO Zirveleri ile ikili temaslar, taraflar arasında savunma alanındaki diyaloğun yeniden canlandırılmasına yönelik diplomatik zeminin korunmasını sağlamıştır.

F-16 Tedarik Sürecinin İlişkilere Etkisi

Türkiye'nin Ekim 2021'de yaptığı 40 adet yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı ile 79 modernizasyon kiti talebi, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.


Satış süreci, ABD Kongresi'nde yaklaşık iki yıl boyunca değerlendirilmiş; bu süreçte Türkiye'nin dış politikası, NATO içerisindeki rolü ve İsveç'in NATO üyelik süreci çeşitli tartışmalara konu olmuştur.


Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 2024 yılında İsveç'in NATO üyeliğini onaylamasının ardından Kongre'deki siyasi itirazların önemli bölümü ortadan kalkmış; ABD yönetimi satış sürecini resmen onaylamıştır.


F-16 satışının onaylanması, taraflar arasında savunma alanındaki diyaloğun yeniden ilerlemeye başladığını gösteren gelişmelerden biri olmuştur. Bununla birlikte satış süreci, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması anlamına gelmemiş; iki konu farklı hukuki süreçler kapsamında değerlendirilmeye devam edilmiştir.

NATO Kapsamındaki İş Birliğinin Devamı

CAATSA yaptırımlarına rağmen Türkiye ile ABD arasındaki askerî iş birliği tamamen sona ermemiştir. İki ülke NATO bünyesinde hava polisliği görevleri, ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, Karadeniz güvenliği, Balkanlar'daki NATO faaliyetleri ve terörle mücadele alanlarında koordinasyonu sürdürmüştür.


Ayrıca İncirlik Hava Üssü başta olmak üzere NATO'nun ortak savunma altyapısına ilişkin iş birliği devam etmiş; taraflar bölgesel krizlere ilişkin askerî koordinasyon mekanizmalarını korumuştur.


Bu süreç, CAATSA yaptırımlarının yalnızca belirli savunma sanayii işlemlerini hedef aldığını; NATO kapsamındaki müttefiklik ilişkisinin ise devam ettiğini göstermiştir.

Savunma Sanayiinde Yeni İş Birliği Alanları

2024 ve 2025 yıllarında iki ülke arasında savunma sanayiine ilişkin teknik temaslar yeniden yoğunlaşmıştır. Bu kapsamda F-16 tedariki, mevcut filonun modernizasyonu, bakım-idame faaliyetleri, çeşitli mühimmat sistemleri ve motor teknolojileri konusunda görüşmeler gerçekleştirilmiştir.


ABD yönetiminin Türkiye'ye General Electric üretimi F110 savaş uçağı motorlarının satışına yönelik olumlu yaklaşımı da savunma alanındaki teknik iş birliğinin sürdüğünü gösteren gelişmeler arasında yer almıştır.


Taraflar ayrıca NATO kapsamında savunma sanayiinde ortak çalışılabilecek alanlara ilişkin teknik değerlendirmelerini sürdürmüştür.

2026 Yılında CAATSA Tartışmaları

2026 yılında Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik temaslarda CAATSA yaptırımlarının geleceği yeniden gündeme gelmiştir. İki ülke arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde savunma sanayii alanındaki iş birliğinin geliştirilmesi, mevcut yaptırımların ikili ilişkilere etkileri ve savunma projelerinde yeniden iş birliği yapılabilecek alanlar ele alınmıştır.


Bu dönemde F-16 sürecindeki ilerleme, F110 motorlarının satışına ilişkin girişimler ve NATO kapsamında yürütülen koordinasyon, yaptırımların geleceğine ilişkin değerlendirmelerin yeniden hız kazanmasına neden olmuştur.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Açıklamaları

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Temmuz 2026'da yaptığı açıklamalarda Türkiye ile ABD arasında CAATSA yaptırımlarına ilişkin görüşmelerin devam ettiğini belirtmiştir.


Fidan, savunma sanayii alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine yönelik teknik ve diplomatik çalışmaların sürdüğünü ifade etmiş; yaptırımların kaldırılması konusunda gerekli girişimlerin yürütüldüğünü açıklamıştır. Ayrıca mevcut uluslararası güvenlik ortamında iki NATO müttefiki arasındaki savunma iş birliğinin önemini vurgulamış ve sorunların diyalog yoluyla çözülebileceğini dile getirmiştir.

Trump Yönetiminin Yaklaşımı

Donald Trump'ın yeniden ABD Başkanı olarak göreve başlamasının ardından Türkiye ile savunma ilişkilerine yönelik açıklamalar yeniden gündeme gelmiştir. Trump, daha önceki açıklamalarında Türkiye'nin Patriot sistemi tedarik sürecinde yaşadığı sorunlara dikkat çekmiş; Ankara'nın hava savunma sistemi ihtiyacının geçmiş yönetimlerin politikaları nedeniyle farklı bir yöne evrildiğini ifade etmiştir.


2026 yılında ABD yönetiminin F110 motorlarının satışına ilişkin Kongre'ye bildirimde bulunması ve savunma alanındaki teknik temasların devam etmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerde daha pragmatik bir yaklaşımın benimsendiğine ilişkin değerlendirmelere konu olmuştur. Bununla birlikte ABD yönetimi tarafından CAATSA yaptırımlarının kaldırıldığına ilişkin herhangi bir resmî karar açıklanmamıştır.

CAATSA'nın Kaldırılmasına İlişkin Hukuki Süreç

CAATSA, ABD Kongresi tarafından kabul edilmiş federal bir yasa olduğundan, yaptırımların kaldırılması diğer yaptırım programlarına göre farklı bir hukuki süreç gerektirmektedir.


Yasa kapsamında Başkanın belirli durumlarda bazı yaptırımları erteleme veya muafiyet uygulama yetkisi bulunmakla birlikte, yaptırım mekanizmasının tamamen ortadan kaldırılması yalnızca Başkanın siyasi kararıyla gerçekleştirilememektedir.


Kongre'nin yasama yetkisi ve CAATSA'nın federal hukuk içerisindeki konumu nedeniyle yaptırımların kapsamının değiştirilmesi veya kaldırılması belirli hukuki prosedürlere tabidir.


Bu nedenle Türkiye ile ABD arasında diplomatik görüşmelerin sürmesi, yaptırımların hukuki statüsünü tek başına değiştirmemektedir.

CAATSA'nın Kaldırılmasına İlişkin Değerlendirilen Unsurlar

2026 yılı itibarıyla Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde önceki yıllara kıyasla daha yoğun diplomatik temaslar yürütülmektedir. Savunma sanayii alanındaki teknik görüşmeler, F-16 tedarik sürecinin ilerlemesi, F110 motorlarına ilişkin girişimler ve NATO kapsamındaki koordinasyon, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin devam ettiğini göstermektedir.


Bununla birlikte Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemlerine ilişkin tutumunda herhangi bir değişiklik bulunmaması, CAATSA yaptırımlarının uygulanmasına gerekçe oluşturan temel unsurun devam ettiği yönündeki ABD yaklaşımını sürdürmektedir.


Bu nedenle yaptırımların geleceği; ABD Kongresi'nin yaklaşımı, ABD'nin Rusya'ya yönelik genel yaptırım politikası, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin seyri ve yürütülen diplomatik görüşmeler doğrultusunda şekillenmeye devam etmektedir.

Trump'ın Ankara'daki NATO Zirvesi Kapsamında CAATSA Açıklamaları

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz 2026 tarihinde Ankara'da düzenlenen NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Trump, Türkiye'ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılması yönünde çalışacaklarını belirterek, "Türkiye'ye uygulanan yaptırımları kaldıracağız.


Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz." ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte yaptırımların kaldırılmasına yönelik sürecin yürütüleceğini açıklamıştır.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Tarafından Resmi Törenle Karşılanması. (7 Temmuz, 2026) Anadolu Ajansı


Trump, görüşme sonrasında yaptığı açıklamalarda Türkiye ile savunma alanındaki iş birliğinin geliştirilmesini istediklerini belirtmiş; F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye yeniden satılması ihtimalinin de değerlendirileceğini ifade etmiştir. Açıklamalarında, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine önem verdiklerini ve savunma sanayiinde yeni bir iş birliği döneminin değerlendirildiğini dile getirmiştir.


Trump'ın açıklamaları, CAATSA yaptırımlarının geleceğine ilişkin diplomatik beklentilerin yeniden gündeme gelmesine yol açmıştır. Bununla birlikte CAATSA'nın ABD Kongresi tarafından kabul edilmiş federal bir yasa olması nedeniyle, Başkan tarafından yapılan siyasi açıklamalar yaptırımların hukuken yürürlükten kalktığı anlamına gelmemektedir. ABD hukuk sistemi uyarınca yaptırımların kaldırılması veya kapsamının değiştirilmesi, CAATSA'da öngörülen yasal prosedürlerin işletilmesini ve Kongre'nin rolünü de içeren ayrı bir hukuki sürece tabidir. Bu nedenle 7 Temmuz 2026 tarihinde yapılan açıklamalar, yaptırımların kaldırıldığına ilişkin resmî hukuki bir karar değil, sürecin başlatılmasına yönelik siyasi irade beyanı olarak kayda geçmiştir.

Kaynakça

BBC “Türkiye'ye uygulanan ve Trump'ın kaldırılacağını söylediği CAATSA yaptırımları nedir?” BBC News Türkçe, 8 Temmuz 2026. Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.bbc.com/turkce/articles/cwynrxnnl14o.

Al Monitor “Trump Says US Will Lift CAATSA Sanctions on Turkey, Consider F-35 Sale.” Al-Monitor, 7 Temmuz 2026. Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.al-monitor.com/originals/2026/07/trump-says-us-will-lift-caatsa-sanctions-turkey-consider-f-35-sale.

Anadolu Ajansı. "Dışişleri Bakanı Fidan: CAATSA yaptırımları konusunda gereken adımları atıyoruz." Erişim: 6 Temmuz 2026 https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-fidan-caatsa-yaptirimlari-konusunda-gereken-adimlari-atiyoruz/3984709

Assent. "What Is CAATSA?" Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.assent.com/resources/knowledge-article/what-is-caatsa/

Deutsche Welle (DW). “Trump'tan Ankara'ya İlk Mesaj: CAATSA Yaptırımları Kalkacak.” DW Türkçe, 8 Temmuz 2026. Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.dw.com/tr/trumptan-ankaraya-ilk-mesaj-caatsa-yaptırımları-kalkacak/a-77866083.

NTV. “CAATSA Yaptırımları Nedir, Kalktı mı? Türkiye'ye Yönelik CAATSA Yaptırımları Ne Zaman Kalkacak?” NTV, 8 Temmuz 2026. Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.ntv.com.tr/turkiye/galeri-caatsa-yaptirimlari-nedir-kalkti-mi-turkiyeye-yonelik-caatsa-yaptirimlari-ne-zaman-kalkacak-1731848.

Office of Foreign Assets Control (U.S. Department of the Treasury). "Countering America's Adversaries Through Sanctions Act (CAATSA)-Related Sanctions." Erişim: 8 Temmuz 2026. https://ofac.treasury.gov/sanctions-programs-and-country-information/countering-americas-adversaries-through-sanctions-act-related-sanctions

Reuters. “Trump Says He Will Lift Turkey Sanctions, Decide on Selling F-35s.” Reuters, 7 Temmuz 2026. Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.reuters.com/world/middle-east/trump-says-will-lift-turkey-sanctions-decide-selling-f-35s-2026-07-07/.

TRT World “What Are the CAATSA Sanctions and How Their Lifting by US Will Benefit Türkiye.” TRT World, 8 Temmuz 2026. Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.trtworld.com/article/81a2c5e7886f.

U.S. Department of State. "CAATSA/CRIEEA Section 225 Public Guidance." Erişim: 8 Temmuz 2026. https://www.state.gov/caatsa-crieea-section-225-public-guidance

U.S. Department of State. “The United States Sanctions Turkey Under CAATSA 231.” U.S. Department of State, 14 Aralık 2020. Erişim: 8 Temmuz 2026. https://2017-2021.state.gov/the-united-states-sanctions-turkey-under-caatsa-231/.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarZeynep Gül8 Temmuz 2026 08:35

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Türkiye'nin CAATSA Süreci" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Türkiye-ABD Savunma İlişkilerinin Tarihsel Arka Planı

  • Türkiye'nin Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi İhtiyacı

  • Savunma Tedarikinde Alternatif Arayışlar

  • S-400 Tedarik Sürecine Giden Genel Çerçeve

  • CAATSA Sürecinin Genel Çerçevesi

  • Türkiye'nin Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi Arayışı

    • Türkiye'nin Hava Savunma Politikalarının Gelişimi

    • Bölgesel Güvenlik Ortamının Etkisi

    • NATO Patriot Görevleri

    • T-LORAMIDS Projesi

    • Çin HQ-9 Tercihi ve İhalenin İptali

    • Patriot ve SAMP/T Görüşmeleri

    • Yerli Savunma Sanayii ve Teknoloji Transferi Politikası

    • Rusya ile Görüşmelerin Başlaması

  • Türkiye'nin S-400 Hava Savunma Sistemi Tedarik Süreci

    • Rusya ile Savunma İş Birliğinin Gelişimi

    • S-400 Triumf Hava Savunma Sistemi

    • Türkiye-Rusya Müzakereleri

    • Anlaşmanın İmzalanması

    • Teslimat Sürecinin Başlaması

      • Eğitim ve Teknik Hazırlıklar

    • S-400'lerin Türkiye'deki Konuşlandırılması

    • Uluslararası Yansımalar

  • ABD'nin S-400 Alımına Yönelik İtirazları

    • ABD'nin S-400 Kararına Yaklaşımı

    • NATO Sistemleriyle Teknik Uyumluluk Tartışmaları

    • F-35 Programına İlişkin Güvenlik Endişeleri

    • Rusya'ya Stratejik Katkı Tartışmaları

    • Patriot Teklifleri

    • Diplomatik Uyarılar

    • Türkiye'nin Teknik Komisyon Önerisi

    • Diplomatik Sürecin Sonuçsuz Kalması

  • CAATSA'nın Türkiye'ye Uygulanması

    • CAATSA Yasasının Hukuki Dayanağı

    • Diplomatik Sürecin Devamı

    • F-35 Programından Çıkarılma Kararı

    • Yaptırım Kararının Açıklanması

    • Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığına Uygulanan Yaptırımlar

    • Yaptırım Uygulanan Yetkililer

    • Türkiye'nin Resmî Tepkisi

    • Uluslararası Tepkiler

    • Yaptırımların İlk Etkileri

  • CAATSA Yaptırımlarının Türkiye'ye Etkileri

    • Savunma Sanayiine Etkileri

    • Savunma Sanayiinde Yerlileşme Politikası

    • F-35 Programından Çıkarılmanın Sonuçları

    • Türk Savunma Sanayiine Ekonomik Etkileri

    • F-16 Blok 70 ve Modernizasyon Süreci

    • KAAN Projesi

    • F110 Motorlarının Tedariki

    • Alternatif Tedarik Politikaları

    • Savunma Politikalarındaki Değişim

  • Türkiye-ABD Savunma İlişkilerinde Normalleşme Arayışları ve CAATSA'nın Geleceği

    • Diplomatik Temasların Yeniden Yoğunlaşması

      • F-16 Tedarik Sürecinin İlişkilere Etkisi

    • NATO Kapsamındaki İş Birliğinin Devamı

    • Savunma Sanayiinde Yeni İş Birliği Alanları

    • 2026 Yılında CAATSA Tartışmaları

    • Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Açıklamaları

    • Trump Yönetiminin Yaklaşımı

    • CAATSA'nın Kaldırılmasına İlişkin Hukuki Süreç

    • CAATSA'nın Kaldırılmasına İlişkin Değerlendirilen Unsurlar

  • Trump'ın Ankara'daki NATO Zirvesi Kapsamında CAATSA Açıklamaları

KÜRE'ye Sor