Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’i Koşulsuz Destekleyenler)
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarHamza Yavuz13 Temmuz 2026 13:48

ORCID ID

0000-0003-3236-627X

ABD’deki Yahudi örgütlerini, İsrail-Filistin meselesine dair benimsedikleri pozisyonlar bakımından, kabaca sağ, sol ve merkez şeklinde üç kategori altında ele almak mümkündür (Waxman, 2010: 10; Sasson, 2014: 45). İsrail’in 1967 saldırganlığı sonrasında işgal ettiği toprakların (Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Kudüs’ün doğusu) akıbeti, çatışmaya yönelik muhtemel çözüm yolları (iki devlet, tek devlet veya iki uluslu tek devlet) ve ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin boyutu bu gruplar arasındaki temel ihtilaf noktalarını teşkil etmektedir (Waxman, 2010: 9). İsrail’in politikalarına koşulsuz destek sunan yahut İsrail hükümetlerinin Filistinlilere yönelik şahin politikalar izlemesi gerektiğini savunan ve siyasi yelpazenin merkezinde ve sağında konuşlanan örgütler ABD’nin İsrail yanlısı tutumunda önemli bir rol üstlenirler.Sağ kanattaki örgütler-Amerika Siyonist Örgütü (ZOA), Amerika Ortodoks Yahudi Cemaatleri Birliği (OU), Amerikalı Likud Dostları (AFL), Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu (RJC), Güvenli Bir İsrail İçin Amerikalılar (AFSI) ve Ulusal Güvenlik İşleri Yahudi Enstitüsü (JINSA)-Filistin tarafını, uzlaşma niyetiyle masaya oturulabilecek potansiyel bir partnerden ziyade İsrail’in amansız düşmanı olarak görme eğilimindedirler. Dolayısıyla da sert güç kullanımının, diplomatik yöntemlerden daha etkili sonuçlar doğuracağına inanmaktadırlar (Waxman, 2010: 12).Sağ gruplar, dini ve/veya güvenlikle ilgili gerekçelerle, işgal edilen herhangi bir toprağı geri vermeyi reddetmektedirler. Batı Şeria’daki İsrail hâkimiyetini ve gasp faaliyetlerini desteklemekte, Kudüs’ün paylaşılmasına ve iki devletli çözüme karşı çıkmaktadırlar (Fleshler, 2009: 68; Rynhold, 2015: 170; Waxman, 2010: 12). Duruşlarını meşrulaştırmak için Filistinlilerin bu toprakların yerlisi, yani gerçek sahibi olmadıkları ve sonradan icat edilmiş yapay bir ulus【1】 oldukları argümanına başvurmaktadırlar. Bu açıdan ulusal self-determinasyona ilişkin haklı bir iddia söz konusu olmadığından, Filistin devletinin kurulmasını gerektirecek makul bir sebebin de bulunmadığını iddia etmektedirler (Waxman, 2016: 97-98). Örneğin, ZOA’nın 1990’ların başlarından bu yana başkanlığını yürüten ve Amerikan Yahudi sağının önde gelen figürlerinden biri olan Morton Klein, örgütünün 2017 galasında yaptığı konuşmada, Filistin’in hiçbir zaman Arapların egemenliğinde bulunmadığını ileri sürmüş【2】 ve şöyle devam etmiştir:… Eğer bu onların egemen toprağı olsaydı, nasıl olur da ona bir Arap ismi değil, bir Roma ismi olan “Filistin” adını verirlerdi? Kongrede, basında ve halka açık konuşmalarda, işgalin olmadığını açıkça ortaya koyan tek önemli kuruluşuz. Burası kutsal Yahudi toprağıdır, asla egemen Arap toprağı olmamıştır (Jewish Broadcasting Service, 2017).Benzer şekilde, yakın tarihte hayatını kaybeden Amerikalı Yahudi milyarder ve sağ kanat örgütlerin başlıca finansörlerinden Sheldon Adelson, İsrail-Amerikan Konseyinin 2014’teki konferansında, “Filistinliler icat edilmiş bir halktır” demiş ve eklemiştir: “Filistinlilerin varoluş amacı İsrail’i yok etmektir (Stoil & Staff, 2014).”Merkezde yer alan örgütler – Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), Amerikan Yahudi Komitesi (AJC), Amerikan Yahudi Kongresi (AJCongress), Başkanlar Konferansı (CoP), İftira ve İnkârla Mücadele Birliği (ADL) ve Yahudi Halkla İlişkiler Konseyi (JCPA) – pozisyonları itibariyle, sağdaki ve soldaki gruplar kadar net değillerdir. Prensipte, iki devletli çözümü ve bu doğrultuda “işgal edilmiş toprakların” geri verilmesini desteklemekle birlikte ne barış girişimlerinin arkasında gayretle durmakta ne de İsrail’in, Filistin devletinin vücut bulmasını imkânsız kılacak adımlarına yeterli muhalefeti göstermektedirler. Bu muğlak tavrın, Amerikan Yahudi toplumundaki konsensüsü temsil etme arayışından kaynaklandığı söylenebilir. Şöyle ki; merkez örgütler, ABD’nin İsrail’e yönelik desteğinin, İsrail’in güvenliği için hayati önemde olduğunu düşünmektedirler. Bu yüzden ABD ile İsrail arasındaki müttefiklik ilişkisinin muhafazasını birincil vazifeleri olarak görmektedirler. Bunun en etkili yolunun Kongre ile Beyaz Saray karşısında yekvücut hareket etmekten geçtiği kanaatindedirler. Dolayısıyla görüş ayrılıkları söz konusu olduğunda kapalı kapılar ardında çözüm aramayı ve toplumun ihtilafa düştüğü meselelerle ilgili de keskin tavırlar almaktan kaçınmayı tercih etmektedirler (Waxman, 2010: 11; Gertheiss, 2016: 99; Fleshler, 2009: 64).ABD’deki en etkili lobi örgütlerinden biri olarak öne çıkan AIPAC’e bu noktada kısaca değinmek yerinde olacaktır. AIPAC’in Amerikan siyasetindeki etkisinin en görünür hale geldiği alanlardan biri siyasi kampanya harcamalarıdır. 2024 seçimleri sırasında AIPAC, 45 milyon doları aşan harcama gerçekleştirmiş ve bu kaynaklar bilhassa İsrail’in Gazze politikasına eleştirel yaklaşan ilerici Demokrat adayların saf dışı bırakılması amacıyla kullanılmıştır. Yakın tarihli bir rapor, 119. ABD Kongresi üyelerinin yüzde 65’inin AIPAC’ten mali destek aldığını ortaya koymaktadır (Rashid, 2025). AIPAC’in Kongre üzerindeki nüfuzu kuşkusuz yeni bir olgu değildir. Geçmişte bir Kongre çalışanı “Meclisin yarısından fazlasının – 250 ila 300 üye – AIPAC’in istediği her şeyi refleks olarak yapacağına güvenebiliriz” sözleriyle bu nüfuzu vurgulamış, bir AIPAC yetkilisi ise “yirmi dört saat içinde yetmiş senatörün imzasını alabiliriz” ifadesini kullanmıştır (Mearsheimer & Walt, 2007: 10-11).Tüm bunlara rağmen, merkezdeki örgütlerin toplumdaki yaygın kanaati temsil etmede ne derece başarılı oldukları, haliyle de “merkez” nitelendirmesini hak edip etmedikleri hususu oldukça tartışmalıdır. Zira İsrail sağının güvenlikçi ve çatışmacı söylemleri, bu örgütler üzerinde, Amerikan Yahudi toplumundan yükselen barış taleplerine ve hatta çözüm arayışındaki İsrail hükümetlerinin destek çağrılarına kıyasla daha fazla eyleme geçirici etkiye sahiptir. Örneğin, örgütün eski icra direktörü Neil Sher, “AIPAC’i, Oslo’yu ve İsrail hükümetinin yapmayı arzuladığı şeyi desteklemeye razı etmek, diş çekmek gibiydi (Fleshler, 2009: 66)” demiştir. Benzer zorluğu, Başbakan Ariel Sharon’un 2005’te Gazze Şeridi’nden çekilme planına karşı bu kez de Başkanlar Konferansı göstermiştir (Sasson, 2014: 38-40). Dan Fleshler’in, merkez örgütlerin eylem tarzına ilişkin şu gözlemi son derece isabetlidir: “Örgütsel kültürleri, İsrail’in ‘düşmanlarına’ –mesela, İran, Hamas, Hizbullah ve İsrail’in aşırı sol muhalifleri– karşı güçlü tavırlar alabildiklerinde çok huzurludur. Arapların niyetlerine belirli miktarda güven ve cesur toprak tavizleri gerektiren barış girişimlerini coşkuyla destekleme konusundaysa daha az huzurlu olma eğilimindedirler (Fleshler, 2009: 64).”Bu tavır, kaçınılmaz biçimde merkezdeki örgütleri, sağa eğilim gösterdikleri ve temsil iddiasında oldukları toplumun İsrail-Filistin ilişkileri ilgili hâlihazırdaki görüşlerini yansıtmadıkları eleştirileriyle karşı karşıya bırakmıştır. En kışkırtıcı ve toplumda en fazla yankı uyandıran eleştiri 2010’da gazeteci Peter Beinart’tan gelmiştir【3】. “Amerikan Yahudi Müesses Nizamının İflası” başlıklı yazısında Beinart, “liberal değerleri tehdit eden İsrailli liderlerin entelektüel fedaileri” olmakla suçladığı merkez örgütleri şöyle uyarmıştır:“Yahudi müesses nizamı on yıllarca Amerikan Yahudilerinden, liberalliklerini siyonizmin kapısında gözden geçirmelerini istedi. Şu an ise dehşete düşerek, çoğu genç Yahudi’nin onun yerine siyonistliğini gözden geçirdiğini görüyor. Manevi açıdan, Amerikan siyonizmi baş aşağı gidiyor. Eğer AIPAC ve Büyük Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı gibi grupların liderleri rotayı değiştirmezlerse, bir gün uyandıklarında karşılarında, Araplara ve Filistinlilere yönelik katıksız düşmanlıkları kendilerini dahi ürküten, genç, Ortodoks egemen, Siyonist bir liderlik ile kayıtsızından dehşete kapılmışına bir yığın seküler Amerikalı Yahudi bulacaklar (Beinart, 2010).”İsrail yanlısı Amerikan Yahudi örgütlerinin politik ve medyatik nüfuzu, Washington’ın İsrail’e koşulsuz desteğinin temel dinamiğini oluşturmaktadır. Lobi faaliyetleri ve seçim finansmanı yoluyla şekillenen bu etki, ABD dış politikasını İsrail çıkarları doğrultusunda yönlendirmekte ve uluslararası hukuk ihlallerini meşrulaştırmaktadır. ABD’deki bu yapısal sorun, Filistin’e yönelik soykırıma varan şiddetin sürekliliğini sağlarken, bölgesel barışı da baltalamaktadır. Dolayısıyla siyasi çıkarların insani değerlerin önüne geçtiği bu düzenek, uluslararası toplumun pasifliğiyle birleşerek Filistin halkının maruz kaldığı zulmü kalıcı hale getirmektedir.

Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’i Koşulsuz Destekleyenler)

ABD’deki Yahudi örgütlerini, İsrail-Filistin meselesine dair benimsedikleri pozisyonlar bakımından, kabaca sağ, sol ve merkez şeklinde üç kategori altında ele almak mümkündür (Waxman, 2010: 10; Sasson, 2014: 45). İsrail’in 1967 saldırganlığı sonrasında işgal ettiği toprakların (Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Kudüs’ün doğusu) akıbeti, çatışmaya yönelik muhtemel çözüm yolları (iki devlet, tek devlet veya iki uluslu tek devlet) ve ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin boyutu bu gruplar arasındaki temel ihtilaf noktalarını teşkil etmektedir (Waxman, 2010: 9). İsrail’in politikalarına koşulsuz destek sunan yahut İsrail hükümetlerinin Filistinlilere yönelik şahin politikalar izlemesi gerektiğini savunan ve siyasi yelpazenin merkezinde ve sağında konuşlanan örgütler ABD’nin İsrail yanlısı tutumunda önemli bir rol üstlenirler.


Sağ kanattaki örgütler-Amerika Siyonist Örgütü (ZOA), Amerika Ortodoks Yahudi Cemaatleri Birliği (OU), Amerikalı Likud Dostları (AFL), Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu (RJC), Güvenli Bir İsrail İçin Amerikalılar (AFSI) ve Ulusal Güvenlik İşleri Yahudi Enstitüsü (JINSA)-Filistin tarafını, uzlaşma niyetiyle masaya oturulabilecek potansiyel bir partnerden ziyade İsrail’in amansız düşmanı olarak görme eğilimindedirler. Dolayısıyla da sert güç kullanımının, diplomatik yöntemlerden daha etkili sonuçlar doğuracağına inanmaktadırlar (Waxman, 2010: 12).


Sağ gruplar, dini ve/veya güvenlikle ilgili gerekçelerle, işgal edilen herhangi bir toprağı geri vermeyi reddetmektedirler. Batı Şeria’daki İsrail hâkimiyetini ve gasp faaliyetlerini desteklemekte, Kudüs’ün paylaşılmasına ve iki devletli çözüme karşı çıkmaktadırlar (Fleshler, 2009: 68; Rynhold, 2015: 170; Waxman, 2010: 12). Duruşlarını meşrulaştırmak için Filistinlilerin bu toprakların yerlisi, yani gerçek sahibi olmadıkları ve sonradan icat edilmiş yapay bir ulus【1】 oldukları argümanına başvurmaktadırlar. Bu açıdan ulusal self-determinasyona ilişkin haklı bir iddia söz konusu olmadığından, Filistin devletinin kurulmasını gerektirecek makul bir sebebin de bulunmadığını iddia etmektedirler (Waxman, 2016: 97-98). Örneğin, ZOA’nın 1990’ların başlarından bu yana başkanlığını yürüten ve Amerikan Yahudi sağının önde gelen figürlerinden biri olan Morton Klein, örgütünün 2017 galasında yaptığı konuşmada, Filistin’in hiçbir zaman Arapların egemenliğinde bulunmadığını ileri sürmüş【2】 ve şöyle devam etmiştir:


… Eğer bu onların egemen toprağı olsaydı, nasıl olur da ona bir Arap ismi değil, bir Roma ismi olan “Filistin” adını verirlerdi? Kongrede, basında ve halka açık konuşmalarda, işgalin olmadığını açıkça ortaya koyan tek önemli kuruluşuz. Burası kutsal Yahudi toprağıdır, asla egemen Arap toprağı olmamıştır (Jewish Broadcasting Service, 2017).


Benzer şekilde, yakın tarihte hayatını kaybeden Amerikalı Yahudi milyarder ve sağ kanat örgütlerin başlıca finansörlerinden Sheldon Adelson, İsrail-Amerikan Konseyinin 2014’teki konferansında, “Filistinliler icat edilmiş bir halktır” demiş ve eklemiştir: “Filistinlilerin varoluş amacı İsrail’i yok etmektir (Stoil & Staff, 2014).”


Merkezde yer alan örgütler – Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), Amerikan Yahudi Komitesi (AJC), Amerikan Yahudi Kongresi (AJCongress), Başkanlar Konferansı (CoP), İftira ve İnkârla Mücadele Birliği (ADL) ve Yahudi Halkla İlişkiler Konseyi (JCPA) – pozisyonları itibariyle, sağdaki ve soldaki gruplar kadar net değillerdir. Prensipte, iki devletli çözümü ve bu doğrultuda “işgal edilmiş toprakların” geri verilmesini desteklemekle birlikte ne barış girişimlerinin arkasında gayretle durmakta ne de İsrail’in, Filistin devletinin vücut bulmasını imkânsız kılacak adımlarına yeterli muhalefeti göstermektedirler. Bu muğlak tavrın, Amerikan Yahudi toplumundaki konsensüsü temsil etme arayışından kaynaklandığı söylenebilir. Şöyle ki; merkez örgütler, ABD’nin İsrail’e yönelik desteğinin, İsrail’in güvenliği için hayati önemde olduğunu düşünmektedirler. Bu yüzden ABD ile İsrail arasındaki müttefiklik ilişkisinin muhafazasını birincil vazifeleri olarak görmektedirler. Bunun en etkili yolunun Kongre ile Beyaz Saray karşısında yekvücut hareket etmekten geçtiği kanaatindedirler. Dolayısıyla görüş ayrılıkları söz konusu olduğunda kapalı kapılar ardında çözüm aramayı ve toplumun ihtilafa düştüğü meselelerle ilgili de keskin tavırlar almaktan kaçınmayı tercih etmektedirler (Waxman, 2010: 11; Gertheiss, 2016: 99; Fleshler, 2009: 64).


ABD’deki en etkili lobi örgütlerinden biri olarak öne çıkan AIPAC’e bu noktada kısaca değinmek yerinde olacaktır. AIPAC’in Amerikan siyasetindeki etkisinin en görünür hale geldiği alanlardan biri siyasi kampanya harcamalarıdır. 2024 seçimleri sırasında AIPAC, 45 milyon doları aşan harcama gerçekleştirmiş ve bu kaynaklar bilhassa İsrail’in Gazze politikasına eleştirel yaklaşan ilerici Demokrat adayların saf dışı bırakılması amacıyla kullanılmıştır. Yakın tarihli bir rapor, 119. ABD Kongresi üyelerinin yüzde 65’inin AIPAC’ten mali destek aldığını ortaya koymaktadır (Rashid, 2025). AIPAC’in Kongre üzerindeki nüfuzu kuşkusuz yeni bir olgu değildir. Geçmişte bir Kongre çalışanı “Meclisin yarısından fazlasının – 250 ila 300 üye – AIPAC’in istediği her şeyi refleks olarak yapacağına güvenebiliriz” sözleriyle bu nüfuzu vurgulamış, bir AIPAC yetkilisi ise “yirmi dört saat içinde yetmiş senatörün imzasını alabiliriz” ifadesini kullanmıştır (Mearsheimer & Walt, 2007: 10-11).


Tüm bunlara rağmen, merkezdeki örgütlerin toplumdaki yaygın kanaati temsil etmede ne derece başarılı oldukları, haliyle de “merkez” nitelendirmesini hak edip etmedikleri hususu oldukça tartışmalıdır. Zira İsrail sağının güvenlikçi ve çatışmacı söylemleri, bu örgütler üzerinde, Amerikan Yahudi toplumundan yükselen barış taleplerine ve hatta çözüm arayışındaki İsrail hükümetlerinin destek çağrılarına kıyasla daha fazla eyleme geçirici etkiye sahiptir. Örneğin, örgütün eski icra direktörü Neil Sher, “AIPAC’i, Oslo’yu ve İsrail hükümetinin yapmayı arzuladığı şeyi desteklemeye razı etmek, diş çekmek gibiydi (Fleshler, 2009: 66)” demiştir. Benzer zorluğu, Başbakan Ariel Sharon’un 2005’te Gazze Şeridi’nden çekilme planına karşı bu kez de Başkanlar Konferansı göstermiştir (Sasson, 2014: 38-40). Dan Fleshler’in, merkez örgütlerin eylem tarzına ilişkin şu gözlemi son derece isabetlidir: “Örgütsel kültürleri, İsrail’in ‘düşmanlarına’ –mesela, İran, Hamas, Hizbullah ve İsrail’in aşırı sol muhalifleri– karşı güçlü tavırlar alabildiklerinde çok huzurludur. Arapların niyetlerine belirli miktarda güven ve cesur toprak tavizleri gerektiren barış girişimlerini coşkuyla destekleme konusundaysa daha az huzurlu olma eğilimindedirler (Fleshler, 2009: 64).”


Bu tavır, kaçınılmaz biçimde merkezdeki örgütleri, sağa eğilim gösterdikleri ve temsil iddiasında oldukları toplumun İsrail-Filistin ilişkileri ilgili hâlihazırdaki görüşlerini yansıtmadıkları eleştirileriyle karşı karşıya bırakmıştır. En kışkırtıcı ve toplumda en fazla yankı uyandıran eleştiri 2010’da gazeteci Peter Beinart’tan gelmiştir【3】. “Amerikan Yahudi Müesses Nizamının İflası” başlıklı yazısında Beinart, “liberal değerleri tehdit eden İsrailli liderlerin entelektüel fedaileri” olmakla suçladığı merkez örgütleri şöyle uyarmıştır:


“Yahudi müesses nizamı on yıllarca Amerikan Yahudilerinden, liberalliklerini siyonizmin kapısında gözden geçirmelerini istedi. Şu an ise dehşete düşerek, çoğu genç Yahudi’nin onun yerine siyonistliğini gözden geçirdiğini görüyor. Manevi açıdan, Amerikan siyonizmi baş aşağı gidiyor. Eğer AIPAC ve Büyük Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı gibi grupların liderleri rotayı değiştirmezlerse, bir gün uyandıklarında karşılarında, Araplara ve Filistinlilere yönelik katıksız düşmanlıkları kendilerini dahi ürküten, genç, Ortodoks egemen, Siyonist bir liderlik ile kayıtsızından dehşete kapılmışına bir yığın seküler Amerikalı Yahudi bulacaklar (Beinart, 2010).”


İsrail yanlısı Amerikan Yahudi örgütlerinin politik ve medyatik nüfuzu, Washington’ın İsrail’e koşulsuz desteğinin temel dinamiğini oluşturmaktadır. Lobi faaliyetleri ve seçim finansmanı yoluyla şekillenen bu etki, ABD dış politikasını İsrail çıkarları doğrultusunda yönlendirmekte ve uluslararası hukuk ihlallerini meşrulaştırmaktadır. ABD’deki bu yapısal sorun, Filistin’e yönelik soykırıma varan şiddetin sürekliliğini sağlarken, bölgesel barışı da baltalamaktadır. Dolayısıyla siyasi çıkarların insani değerlerin önüne geçtiği bu düzenek, uluslararası toplumun pasifliğiyle birleşerek Filistin halkının maruz kaldığı zulmü kalıcı hale getirmektedir.

Kaynakça

Beinart, Peter (2010). “The Failure of the American Jewish Establishment”. The New York Review. Erişim Tarihi: 29.05.2025, https://www.nybooks.com/articles/2010/06/10/failure-american-jewish-establishment/.Fleshler, Dan (2009). Transforming America’s Israel Lobby: The Limits of Its Power and the Potential for Change. Dulles, VA: Potomac Books. Gertheiss, Svenja (2016). Diasporic Activism in the Israeli-Palestinian Conflict. London & New York: Routledge. Jewish Broadcasting Service (30 Kasım 2017). ZOA Gala 2017 [Video]. You Tube, https://www.youtube.com/watch?v=qn3kuX4jZJ8.Mearsheimer, John Joseph & Stephen Martin Walt (2007). The Israel Lobby and U. S. Foreign Policy. New York: Farrar, Straus and Giroux. Rashid, Hafiz (2025). “Report: AIPAC Spent a Record Amount on the 2024 Election”. The New Republic. Erişim Tarihi: 29.05.2025, https://newrepublic.com/post/190021/report-aipac-spent-record-amount-2024-election.Rynhold, Jonathan (2015). The Arab-Israeli Conflict in American Political Culture. New York, NY: Cambridge University Press. Sasson, Theodore (2014). The New American Zionism. New York & London: New York University Press. Stoil, Rebecca Shimoni & Toi Staff (2014). “Adelson: Palestinians an Invented People out to Destroy Israel”. The Times of Israel. Erişim Tarihi: 29.05.2025, https://www.timesofisrael.com/adelson-palestinians-an-invented-people-out-to-destroy-israel/.Waxman, Dov (2010). “The Israel Lobbies: A Survey of the Pro-Israel Community in the United States”. Israel Studies Forum, 25 (1), 5-28. Waxman, Dov (2016). Trouble in the Tribe: The American Jewish Conflict over Israel. Princeton & Oxford: Princeton University Press.

Dipnotlar

  • [1]

    Ayrıca bkz. İthal Vatandaş

  • [2]

    Bkz. Terra Nullius

  • [3]

    Ayrıca bkz. Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’e Eleştirel Yaklaşanlar)

Atıf İçin

apaYavuz, H. (2026). Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’i Koşulsuz Destekleyenler). H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 136-139) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadYavuz, Hamza. “Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’i Koşulsuz Destekleyenler)”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 136-139. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’i Koşulsuz Destekleyenler)" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor