
Rachel Aliene Corrie (10 Nisan 1979- 16 Mart 2003), şiddet karşıtı bir aktivist ve yazardır. 2003 Ocak ayında İsrail askeri güçlerinin Mısır sınırındaki evleri yıkmasına karşı protesto gösterileri düzenlemek amacı ile Gazze'nin Refah bölgesine yerleşti. 16 Mart 2003 tarihinde ise İsrail askeri buldozeri tarafından ezilerek hayatını kaybetti.
10 Nisan 1979’da Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington eyaletine bağlı Olympia kentinde doğdu ve burada büyüdü. Annesi Cindy Corrie ve babası Craig Corrie, Rachel’ı “insanlara karşı sevgi ve merhamet duygusuyla dolu” bir çocuk olarak tanımlarken; arkadaşları onu atletik yapılı, açık sarı saçlı, düşünceli ve zeki bakışlara sahip biri olarak hatırlamaktadır.
Rachel Corrie’yi yakından tanıyan kişiler, onun yardımsever bir kalple doğmuş nadir insanlardan biri olduğunu ifade etmektedir.
İlkokul yıllarında Corrie, ileride bir yardım gönüllüsü olmak istediğini dile getirmiştir. İlk toplu eylemini de aynı yıllardaokul arkadaşlarını örgütleyerek Capital Lisesi'nde öğretmenlerine karşı gerçekleştirmiştir.
Evergreen State College’da eğitime başladığı dönemde ise Washington Eyaleti Koruma Kolu’nda görev almıştır. Bu süreçte üç yıl boyunca çeşitli akıl hastanelerinde bulunan hastaların ihtiyaçlarının karşılanması ve haklarının savunulması için gönüllü faaliyetlerde bulunmuştur.
Corrie, kendi ülkesinde yaşanan insan hakları ihlallerinin yanı sıra o dönem de dünya gündemini meşgul eden Filistin meselesiyle de yakından ilgileniyordu. 2003 yılının ilk haftalarında bir dayanışma programı aracılığıyla Filistin’e gitme kararı aldı. Amacı, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da uyguladığı insan hakları ihlallerini uluslararası kamuoyuna duyurmaktı.
Amerikalı genç aktivist, 22 Ocak 2003’te Filistin’e ulaştı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre o tarihte Refah’ta 582 ev yıkılmış, 5 binden fazla kişi evsiz kalmıştı. İsrail ordusu sadece Refah bölgesinde 78’i çocuk 240 Filistinliyi öldürmüş ve Gazze’ye yönelik saldırılarına aralıksız devam ediyordu.
Corrie, yıkımları durdurmak ve Filistin halkının sesini dünyaya duyurmak amacıyla 27 Ocak’ta kaldığı otelden ayrılarak Gazze’nin güneyindeki Refah bölgesine geçti ve bir mülteci kampına yerleşti.
İsrail’in Filistin halkına yönelik uygulamalarını “toplu cezalandırma” olarak değerlendiren Corrie, Gazze’de bulunduğu ilk günlerde mülteci kamplarında Filistinli gençlerle vakit geçirmeye ve Arapça öğrenmeye başladı. Onun için en önemli görev, İsrail ordusunun ev yıkımlarını durdurabilmekti. Bu amaçla sık sık Refah sınırında Filistinliler için “canlı kalkan” görevi üstlendi.
16 Mart 2003 günü öğleden sonra Corrie’nin telefonu yeni bir eylem haberiyle çaldı. Refah’ın kuzeyinde İsrail ordusu yeni yıkımlar için bölgeye gelmişti. 23 yaşındaki Amerikalı aktivist kısa sürede olay yerine ulaştığında, 410 beygir gücünde ve tonlarca ağırlığındaki D9 buldozerlerinin evleri yıkmaya hazırlandığını gördü. Bir makinenin 2 katlı evi yerle bir etmesi 10 dakikadan daha kısa sürüyordu.
Corrie, daha önce olduğu gibi buldozerleri durdurmak için canlı kalkan olarak makinenin önünde durdu. Ancak bu eylem, onun son eylemi oldu. Genç kadın, onlarca kişinin gözleri önünde buldozerin altında kaldı. Bedeninden sızankan Refah’ta toprağa karıştı. Filistin Devlet Hastanesi Rachel Corrie’nin ölüm saatini resmi kayıtlara 16 Mart 2003 saat 18:30 olarak geçirdi.
İsrail makamları yaşananları “üzücü bir kaza” olarak nitelendirdi ve aktivistlerin tehlikeli bölgelerde dikkatsiz davrandıklarını iddia etti. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti ise olayla ilgili bir soruşturma talep etti.
Olayın ardından Corrie ailesi, kızlarının ölümüyle ilgili sorumluların ortaya çıkarılması için İsrail mahkemelerinde bir adalet arayışı mücadelesine girişti. Böylece yıllarca sürecek uzun bir hukuki süreç başlamış oldu.
Ailenin açtığı ilk dava, buldozer üreticisi Caterpillar şirketine karşı oldu. Corrie ailesi, şirketin buldozerleri İsrail’e satarken bu araçların uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerde kullanılacağını bildiğini savundu ve kızlarının ölümünden şirketi sorumlu tuttu.
Ancak, dava 2005 yılının Kasım ayında bir federal bölge mahkemesi tarafından yetki eksikliği nedeniyle reddedildi.
Corrie ailesi ikinci davayı ise İsrail Devleti ve Savunma Bakanlığı aleyhine açtı. Aile, onlarca tanık ve belge ile İsrail mahkemelerinde görülen 18 ayrı duruşmaya katıldı. Hayfa şehrinde gerçekleştirilen duruşmalar dünya basını tarafından da yakından takip edildi.
2015 yılının mart ayında Corrie’nin ölümünden tam 12 yıl sonra İsrail Yüksek Mahkemesi İsrail’in sorumlu tutulmaması yönünde bir karar aldı. Bu karar, İsrail yetkililerinin sahip olduğu mutlak dokunulmazlık ve cezasızlık durumunu bir kez daha pekiştirdi. Corrie ailesinin kızlarının ölümü ile başlayan adalet arayışının İsrail mahkemelerinde artık bir karşılığı kalmamıştı.
Dünya basının ve sivil toplum örgütlerinin yoğun ilgisi nedeni ile Corrie ailesi kızlarının anısına Rachel Corrie Barış ve Adalet isimli bir dernek kurdu. Dernek Amerikalı aktivistin anısını yaşatırken İsrail’in insan hakları ihlallerini de gündemde tutmayı amaçlamaktadır.
Dernek son açıklamalarından birini 6 Eylül 2024 tarihinde Batı Şeria’da öldürülen Ayşenur Ezgi adlı Türk yardım gönüllüsüne destek vermek amacıyla yaptı.
Rachel Corrie’nin Gazze’de bulunduğu dönemde ailesine gönderdiği mektuplar uluslararası medyada geniş yankı uyandırdı. Bu mektupların bir bölümü daha sonra derlenerek kitap haline getirildi.

Baba: Craig Corrie, Anne: Cindy Corrie
7 Şubat 2003
Sevgili arkadaşlarım, ailem ve diğerleri,
Gerçekleri Söyleyen Amerikalılar (Robert Shetterly’nin kitabı)
Filistin’e geleli iki hafta, bir saat oldu. Hala gördüklerimi tarif edecek kelime bulamıyorum. Amerika Birleşik Devletleri'ne mektup yazdığıma inanmak benim için oldukça zor. Gerçekliği olmayan bir lüks sanki. Buradaki çocukların duvarlarda mermi delikleri, ufukta sürekli onları izleyen bir işgal kulesi görmeden bir anları bile geçmiyor. Muhtemelen - tam emin değilim ama - bu çocukların en küçüğü bile, hayatın her yerde böyle olmadığını anlıyordur. Ben gelmeden iki gün önce, 8 yaşında bir çocuk, bir İsrail tankıyla öldürülmüş. Diğer çocuklar bana onun adını - Ali - fısıldıyor, duvarlara onu anmak için yapıştırdıkları posterlerini gösteriyorlar. Çocuklar ayrıca Arapçamı geliştirmeme yardım ediyorlar: "Kaif Sharon?" "Kaif Bush?" diye soruyor, ben "Bush Majnoon," "Sharon Majnoon" diye yanıt verince gülüyorlar. (Sharon nasıl? Bush nasıl? Bush deli. Sharon deli.) Tabii ki asıl düşüncem tam olarak bu değil. Bazen İngilizce bilen yetişkinler beni düzeltiyor: "Bush mish Majnoon"... (Bush deli değil, Bush iş adamı.) Bugün "Bush bir araç" demeye çalıştım ama sanırım tam olarak başaramadım. Neyse, burada 8 yaşındaki çocuklar bile, küresel güç yapılarının nasıl çalıştığını benim birkaç yıl önceki halimden daha iyi biliyorlar.
Okuduğum hiçbir kitap, katıldığım hiçbir konferans, izlediğim hiçbir belgesel veya duyduğum hiçbir şey, beni burada karşılaştığım gerçekliğe hazırlayamazdı. Hayal etmek mümkün bile değil. Kendi gözümle görmeme rağmen, tam olarak gerçek olduğuna inanamıyorum: ne de olsa İsrail ordusu silahsız bir ABD vatandaşını vuramaz, temiz su kaynaklarını yok etseler de benim su alacak param var, ve elbette Amerika’ya geri dönme şansım var. Benim ailemden hiç kimse, kent merkezinde araba sürerken, caddenin sonundaki bir kuleden roketatarla vurulmadı. Benim bir evim var. İstediğim zaman denizi görmeye gidebiliyorum. Okula veya işe giderken, benim hangi yolu kullanacağımı veya eve geri dönüp dönemeyeceğimi belirleyecek, ağır silahlı bir askerin beni beklemediğinden nispeten emin olabiliyorum. Artık ipe sapa gelmez düşünceleri bir kenara bırakayım. Şu anda Rafah'dayım: Yaklaşık 140 bin nüfuslu bir kent, nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ı mülteci - çoğunun sığındığı ikinci veya üçüncü yeri. Bugün, enkaza dönmüş evlerin üzerinden yürürken, Mısırlı askerler sınırın diğer tarafından bana "Git! Git!" diye bağırdılar. Uzaktan bir tank yaklaşıyordu. Sonra da el sallayıp "Adın ne?" diye sordular. Bu dostane merakta tuhaf bir şey sezdim. Bana bir şey farkettirdi: aslında hepimiz, meraklı çocuklarız. Tankların güzergahından yürüyen tuhaf kadına bağıran Mısırlı çocuklar. Neler olup bittiğini görmek için duvarların üstünden bakarken tanklar tarafından vurulan Filistinli çocuklar. Tanklara karşı pankart açan dünya çocukları. Yürüdüğümüz yerlerde, rastgele ateş eden tanklar evleri tararken, tankların içinde oturan, çoğu orada olmaya zorlanmış, bazen bağıran, bazen de el sallayan İsrailli çocuklar.
Bulunduğum bölgede haberlere erişmekte zorlanıyorum ama, Irak'a karşı kaçınılmaz bir savaş açılacağını duydum. Burada "Gazze'nin yeniden işgal edilmesi" konusunda büyük bir endişe var. Gazze her gün çeşitli derecelerde yeniden işgal ediliyor ama bence asıl korktukları, tankların bazı sokakları birkaç saat ya da günlüğüne işgal edip gözlem yapmak veya açıktan ateş etmek için çekilmeleri yerine tüm sokakları aynı anda işgal etmeleri. Hala bu savaşın tüm bölge için doğurduğu sonuçları düşünmeyen varsa, umarım bir an önce düşünmeye başlarlar.
Herkese sevgilerimle. Anneme sevgilerimle. Smooch’a sevgilerimle. Lincoln Okulu’na sevgilerimle. Olympia’ya sevgilerimle.
Rachel
20 Şubat 2003
Anneciğim,
İsrail ordusu Gazze'ye giden yolu fiilen kazdı. Artık iki ana kontrol noktası da kapalı. Bu, üniversitede bir sonraki dönem için kayıt yaptırmak isteyen Filistinlilerin, artık bunu yapamayacağı anlamına geliyor. İnsanlar işlerine gidemiyor. Diğer tarafta mahsur kalanlar evlerine dönemiyor. Biz aktivistler, yarın Batı Şeria'daki buluşmamıza gidemeyeceğiz. Beyaz olduğumuz için, ayrımcılıktan yararlanarak geçebiliriz ama bu illegal olmamasına rağmen tutuklanma ve sınır dışı edilmemize neden olabilir.
Gazze Şeridi şu anda üçe bölünmüş durumda. "Gazze'nin yeniden işgali" hakkında bazı söylentiler var ama bence böyle bir şey olmayacak. Çünkü bunun İsrail için jeopolitik olarak mantıksız bir hamle olacağını düşünüyorum. Dünya genelindeki tepki nedeniyle, daha küçük müdahalelerde bulunmalarını ve sık sık ima edilen "nüfus transferi”ni gerçekleştirmelerini daha olası buluyorum.
Şu anda Rafah'da kalıyorum, kuzeye gitmeyi planlamıyorum. Kendimi hâlâ nispeten güvende hissediyorum. Daha büyük ölçekli bir müdahale durumunda, benim için en büyük riskin gözaltına alınmak olduğunu düşünüyorum. Gazze'yi yeniden işgal etme hamlesi, Sharon’ın şu anda gayet iyi çalışan - barış görüşmeleri sırasında suikast ya da toprak ele geçirme stratejisinden çok daha büyük bir tepki uyandıracaktır. Bu strateji yavaş yavaş, ama emin adımlarla, Filistinlilere gidecek yer bırakmayarak, iradelerine ket vuruyor. Burada, Filistinlilerin bana kol kanat gerdiğini bilmenizi isterim. Biraz grip olmuştum. Bana iyi gelir diye limonlu, güzel içecekler hazırladılar. Burada bir kadın var, kaldığımız yerin anahtarı onda duruyor. Sürekli sizi soruyor. Hiç İngilizce bilmemesine rağmen sık sık annemi soruyor. Benden haber alıp alamadığınızı merak ediyor.
Sana, babama, Sarah’a Chris'e ve herkese sevgilerimle.
Rachel
27 Şubat 2003
(Annesine)
Seni seviyorum. Seni çok özledim. Evimizin dışında tanklar, buldozerler, içeride mahsur kaldığımız kötü kabuslar görüyorum. Bazen kabusların sağladığı adrenalin gündüzleri iyi gelse de akşam ya da gece olunca bu korkunç gerçeklikle tekrar baş başa kalıyorum. Buradaki insanlar için gerçekten çok korkuyorum. Dün, bir baba iki küçük bebeğini kucağına alıp tankların, keskin nişancı kulesinin, buldozerlerin görüş alanına çıkardı. Evini havaya uçuracaklarını, bebeklerini görürlerse vazgeçeceklerini düşündüğü için bunu yaptı. Jenny, ben ve birkaç kadın, iki küçük bebekle birlikte eve geri girdik. Adamla konuşurken çeviride bir hata olmuş. O da evini bombalayacaklarını sanmış. Aslında, İsrail ordusu Filistinli direnişçilerin yerleştirdiği bir patlayıcıyı imha etmeye çalışıyordu.
Tüm bunlar, geçtiğimiz Pazar günü yaklaşık 150 kişinin ateşe tutularak yerleşim yerlerinden zorla tahliye edildiği, tankların, buldozerlerin 300 kişinin geçim kaynağı olan 25 sera alanını yok ettiği yerde oldu. Patlayıcı da doğrudan seraların önündeydi - tankların giriş noktasında. Adamın çocuklarıyla birlikte evinde kalmaktansa tankların önüne çıkmayı daha az riskli bulduğunu düşününce dehşete kapıldım. Onları vuracaklar diye çok korktum. Tankların önünde siper etmeye çalıştım. Buna benzer şeyler her gün olsa da, iki küçük bebeğiyle öylece dışarı çıkan baba çok üzgün, ürkmüş görünüyordu. Bu manzaraya, çeviride yaptığımız hatanın sebep olduğunu hemen anlamıştım.
Telefonda bana Filistinlilerin de ayaklanarak şiddet eylemlerinde bulunmasının hiçbir faydası olmadığı hakkında söylediklerin üzerinde çok düşündüm. İki yıl önce Rafah'lı 60 bin işçi İsrail'de çalışıyordu. Şimdi sadece 600 kişi İsrail'de iş bulabiliyor. Bu 600 kişiden çoğu, Aşkelon'a (İsrail'deki buraya en yakın kent) giderken yoldaki kontrol noktaları yüzünden 40 dakikalık yolculuğun 12 saate çıkması veya imkânsız hale gelmesi nedeniyle buradan taşındı. Ayrıca, Rafah’ın 1999'da ekonomik büyüme kaynağı olarak tanımladıkları her şey tamamen yok edildi - Gazze uluslararası havaalanı (iniş pistleri yıkıldı, tamamen kapatıldı); Mısır ile ticaret sınırı (şu an sınır geçişinin ortasında İsrail’in diktiği dev bir keskin nişancı kulesi var); okyanus erişimi (son iki yıldır bir kontrol noktası ve Gush Katif yerleşimi tarafından erişim tamamen kesildi). Bu ayaklanmanın başlangıcından bu yana Rafah'da yıkılan ev sayısı yaklaşık 600’ü buldu - çoğu direnişle hiçbir bağlantısı olmayan, sadece burada yaşayan insanlar. Sanırım artık resmi olarak dünyanın en yoksul yeri Rafah. Fakat, burada yakın zamana kadar bir orta sınıf vardı. Gazze’den Avrupa’ya çiçek sevkiyatlarının güvenlik kontrolleri gerekçesiyle Erez geçişinde iki hafta bekletildiğini duyduk.
Avrupa pazarında iki haftalık bayat çiçeklerin değer görmeyeceğini tahmin edebilirsiniz. İşte bu ticaret böyle bitirildi. Sonra da buldozerler gelip insanların sebze bahçelerini, tarlalarını yok etti. Peki insanların elinde ne kaldı? Söyleyebilir misiniz? Ben söyleyemiyorum.
Eğer hayatımız, refahımız gasp edilseydi, çocuklarımızla birlikte giderek küçülen bir yerde yaşamak zorunda kalsaydık, daha önceki deneyimlerden bildiğimiz üzere, askerlerin, tankların ve buldozerlerin her an gelebileceğini, tüm geçim kaynaklarımızı yok edebileceğini bilseydik - ve bu sırada bazılarımız dövülüp, 149 kişiyle birlikte birkaç saat boyunca rehin tutulsaydı - şiddet içeren bazı yollarla elimizdekileri korumaya çalışmaz mıydık? Özellikle bahçeler, seralar ve meyve ağaçları - onca yıllık emek - yok edilirken bunu düşünüyorum. Onları yetiştirirken ne kadar büyük bir emek ve sevgi harcandığını düşünüyorum. Bence benzer bir durumda, çoğu insan kendini elinden geldiğince savunurdu. Craig amcam savunurdu. Büyükannem savunurdu. Ben de savunurdum.
Bana şiddetsiz direnişten söz etmiştiniz.
Dün patlayan bomba bütün ailelerin evlerindeki pencerelerin kırılmasına neden oldu. O sırada çay içiyor ve iki küçük bebekle oyun oynuyordum. Şu anda çok zorlanıyorum. Kıyametin tam ortasında yaşayan insanlar tarafından şefkatle karşılanmak midemi bulandırıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nden bakınca, kulağa her şeyin abartılı geldiğini biliyorum. Dürüst olmak gerekirse, buradaki insanların içten nezaketi, hayatlarının gözlerinin önünde kasten yok edildiğine şahit olduklarını düşününce, bana inanılmaz geliyor. Tüm bunlar olurken, dünyanın gereken sesi çıkarmadığına gerçekten inanamıyorum. Dünyanın bu kadar korkunç hale gelmesine izin verebildiğimizi görmek, eskiden de olduğu gibi canımı yakıyor. Seninle konuştuktan sonra, beni tam olarak anlamadığını düşündüm. Aslında bu iyi bir şey, çünkü her şeyden önce bağımsız ve eleştirel düşünmenin önemine inanıyorum. Ayrıca şunu da fark ettim, seninle konuşurken genelde olduğum kadar dikkatli davranmıyorum. Mesela her söylediğim şeyin sebebini ya da neye dayandığını belirtmiyorum. Bunun en büyük sebebi, senin kendi araştırmanı yapacağını bilmem. Ama bu benim yaptığım işin kalitesi konusunda endişelenmeme neden oluyor. Yukarıda saydığım ve daha birçok benzer şey özünde, belirli bir insan grubunun hayatta kalma yeteneğinin kademeli, genellikle gizli ama yine de topyekün bir şekilde yok edilmesi. Burada şahit olduğum şey bu. Suikastler, roket saldırıları ve çocukların vurulması korkunç şeyler. Ama bunlara odaklanırken asıl davayı kaçırmaktan korkuyorum. Buradaki insanların büyük çoğunluğu - kaçmak için paraları olsa, direnişi bırakıp gitmek isteseler bile (ki bu Sharon'un muhtemelen daha az kötü niyetli hedeflerinden biri) gidemiyorlar. Çünkü vize başvurusu için İsrail'e giremiyorlar bile, ve sığınmaya çalıştıkları ülkeler onları kabul etmiyor (hem bizim ülkemiz hem Arap ülkeleri). Dolayısıyla,
insanların hapsedildiği, hayatta kalmak için gereken tüm kaynakların yok edildiği bir yerde (Gazze), bence bu bir soykırımdır. Kaçabilseler bile, bu yine de bir soykırımdır. Belki uluslararası hukuka göre soykırımın tanımına bakabilirsiniz. Şu anda tam olarak hatırlayamıyorum. Umarım ileride bunu daha iyi anlatmayı başarabilirim. Ağır, entelektüel kelimeler kullanmayı sevmiyorum. Beni tanıyorsun, kelimelere gerçekten değer veririm. Olabildiğince açıklayıcı olmaya, insanların kendi sonuçlarını çıkarmasını sağlamaya çalışırım.
Neyse, saçma sapan konuşuyorum. Sadece anneme, bu kronik, sinsi soykırıma tanık olduğumu ve gerçekten korktuğumu, insan doğasının iyi olduğuna dair inancımı sorguladığımı söylemek istiyorum. Bu artık sona ermeli. Sanırım hepimizin, her şeyi bırakıp hayatımızı bunu durdurmaya adaması gerekiyor. Artık bunu yapmak aşırılık sayılmamalı. Hala Pat Benatar dinleyerek dans etmek, erkek arkadaşlar edinmek, iş arkadaşlarıma çizgi roman yazmak istiyorum. Ama aynı zamanda bunun sona ermesini istiyorum. İnançsızlık ve korku hissediyorum. Ve hayal kırıklığı. Dünyamızın temel gerçekliğinin bu olması ve aslında bunun bir parçası olmamız beni hayal kırıklığına uğratıyor. Dünyaya gelirken beklediğim şey bu değildi. Buradaki insanların dünyaya gelirken istedikleri şey, hiç değildi. Beni dünyaya getirirken senin ve babamın hayal ettiği şey bu değildi. Capital Gölü'ne bakıp "Dünya! Ben geliyorum!" dediğimde kastettiğim şey bu değildi. Huzurlu bir hayat sürerken dolaylı olarak soykırıma destek verdiğimin farkında olmadığım bir dünya değildi. Dışarıdan, uzaklardan patlama sesleri geliyor.
Muhtemelen Filistin'den döndüğümde kabuslar göreceğim ve burada olmadığım her an için suçluluk duyacağım, ama bu beni daha çok çalışmaya teşvik edecek. Buraya gelmek hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri. Eğer garip garip konuşursam, ya da İsrail ordusu beyaz insanlara zarar vermeme tutumundan vazgeçerse, lütfen bunun sebebinin, içinde bulunduğum ve dolaylı olarak desteklediğim, hükümetimin büyük ölçüde sorumlu olduğu bir soykırım olduğunu bilin.
Seni ve babamı seviyorum. Çok uzattığım için üzgünüm. Pekala. Yanımdaki yabancılar bana bezelye verdi. Bezelyeleri yemem ve onlara teşekkür etmem gerekiyor.
Rachel
28 Şubat 2003 (Annesine)
Anneciğim, e-postama verdiğin yanıt için teşekkür ederim. Sizden ve beni önemseyen diğer insanlardan haber almak gerçekten bana iyi geliyor.
Sana yazdıktan sonra, aktivist arkadaşlarımın yanından ayrılıp yaklaşık 10 saat boyunca Hi Salam'da, ön cephede yaşayan bir aileyle vakit geçirdim - bana akşam yemeği hazırladılar. Ayrıca kablo TV'leri vardı. Evlerinin ön odaları kurşunlar yüzünden kullanılamaz durumdaydı, bu yüzden tüm aile - üç çocuk ve iki ebeveyn - arkadaki yatak odasında uyuyordu. En küçük kızları İman'ın yanında yerde yatıyordum. Hep birlikte battaniyeyi paylaşıyorduk. Oğlana biraz İngilizce ödevinde yardımcı oldum ve hep birlikte Pet Semetery izledik. Bir korku filmiydi. Sanırım benim filmi izlerken korkmam onlara komik geldi. Cuma günü tatildi ve uyandığımda Arapça dublajlı Gummy Bears izliyorlardı. Beraber kahvaltı yaptık. Hep birlikte battaniyelerin arasında otururken, gördüğüm manzara Cumartesi sabahları yayınlanan çizgi filmlerine benziyordu. Sonra B'razil'a doğru biraz yürüdüm - Nidal, Mansur, Büyükanne, Rafat ve bana sahip çıkan diğer insanların yaşadığı yer. Bu arada geçenlerde, Büyükanne bana Arapça dersi verdi. Bana bir şeyler anlatmaya çalışırken sürekli sigara üfler gibi üfledi ve siyah şalını işaret etti. Resmen pandomim gibiydi. Nidal'den ona, annemin burada bana ders veren birinin, sigara içmenin akciğerleri kararttığını söylediğini bilse ne kadar sevineceğini söylemesini istedim. Sonra Nusserat kampından ziyarete gelen yengeleriyle tanıştım, küçük bebeğiyle oynadık. Nidal'in İngilizcesi gün geçtikçe gelişiyor. Bana "Kız kardeşim" (my sister) diyen o. Büyükanneye İngilizce'de "Merhaba. Nasılsın?" demeyi öğretti bile. Tank ve buldozer sesleri hiç susmuyor. Ama o ürkünç seslerin arasından tüm bu insanların, bizim, hepimizin gülüşleri yükseliyor. Filistinli arkadaşlarımla birlikteyken, insan hakları savunucusu, araştırmacı veya aktivist rolünde olduğumdan daha az korkuyorum. Sürdürülebilir bir mücadele nasıl olur, asıl onlardan öğrenmeliyiz. Tüm bu olanlardan iliklerine kadar etkilendiklerini ve sonunda kaderleriyle yüzleşeceklerini biliyorum. Ama yine de ölümle burun buruna olmalarına rağmen erdemlerini - neşe, cömertlik, aile değerleri - savunabilme güçlerine hayret ediyorum.
Bu sabah kendimi çok daha iyi hissettim. İnsan olarak, hala kötülüğe ne kadar muktedir olduğumuzu fark etmenin hayal kırıklığı üzerine yazdım. Şunu da eklemeliyim; insanların en çaresiz koşullarda bile ‘insanlıklarını’ nasıl koruduklarına şahit oluyorum - ki daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim. Sanırım buna onurlu olmak denir. Keşke bu insanları tanıyabilsen. Umarım ki bir gün tanırsın.
Rachel
(Çeviren: Buse Melisa Durukan)
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Rachel Corrie" maddesi için tartışma başlatın
Eğitim Hayatı
Üniversite Dönemi ve Gönüllü Faaliyetleri
Filistin’deki Aktivizmi
Refah’taki Çalışmaları
Refah’ta Direnişi ve Ölümü
Hukuki Mücadele
İsrail Devleti’ne Karşı Açılan Dava
Rachel Corrie Vakfı
Rachel Corrie’nin Ailesine Mektupları