
Yaş dostu kentler, dünya nüfusunun yaşlanmasıyla birlikte ortaya çıkan demografik ve sosyal zorluklara yanıt olarak geliştirilen yenilikçi bir kentleşme modelidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 2006 yılında başlatılan bu kavram, yaşlı bireylerin aktif, sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürmesini desteklemeyi, toplumsal hayata katılımlarını artırmayı ve yaşam kalitelerini yükseltmeyi amaçlar. Yaş dostu kentler, yalnızca yaşlılara değil, aynı zamanda çocuklar, engelliler, engelli çocuklar ve diğer dezavantajlı gruplar dahil tüm toplum kesimlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanır.
Dünya genelinde nüfusun yaşlanması, 21. yüzyılın en belirgin demografik trendlerinden biridir. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü’ne göre, 2019 itibarıyla dünya nüfusunun %9,1’i 65 yaş ve üzerindedir; bu oran 2030’da %11,7’ye, 2050’de ise %15,9’a ulaşması öngörülmektedir (UN Department of Economic and Social Affairs, 2019, s. 18). Bu artışın temel nedenleri arasında, doğuşta beklenen yaşam süresinin uzaması (1990’dan 2019’a 8 yıl artarak 72,6 yıla ulaşması) ve doğum oranlarındaki düşüş (1990’da 3,2 olan kadın başına doğum sayısı 2019’da 2,5’e gerilemesi) yer alır (UNDESA, 2019b, s. 18-28). Birleşmiş Milletler Nüfus Birimi, düşük doğum oranlarının bu trendi daha da belirginleştireceğini ve kentsel alanlardaki yaşlı nüfusun 2050’ye kadar %22’ye çıkacağını belirtmektedir (UNECE Working Group on Ageing, 2015, s. 2; Ferreira, 2010, s. 55).
DSÖ, yaşlılığı biyolojik olarak moleküler ve hücresel deformasyonların fizyolojik hareketleri kısıtlaması, hastalık riskinin artması ve bireysel kapasitenin azalması olarak tanımlar (WHO, 2015, s. 25). Eğitim, sağlık hizmetleri ve yaşam koşullarındaki iyileşmeler bu süreci hızlandırmış, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kentsel alanlara göçü artırmıştır. Türkiye’de 2019 itibarıyla yaşlı nüfus oranı %9,1’e ulaşmış, bunun %7,9’u kentsel alanlarda, %1,2’si ise kırsal alanlarda yaşamaktadır (TÜİK, 2020b). 1940’larda erkeklerde 30, kadınlarda 33 yıl olan beklenen yaşam süresi, günümüzde sırasıyla 71 ve 76 yıla çıkmış; 2023’te ise 75,8 (erkekler) ve 80,2 (kadınlar) yıl olarak tahmin edilmektedir (TÜİK, 2020a). Bu demografik değişim, kentlerin yaşlı dostu hale getirilmesini zorunlu kılarken, aynı zamanda insanlığın bir başarısı olarak da görülmektedir (UNDESA, 2019c).
Yaşlanmanın biyolojik etkileri arasında görme, işitme ve hareket yeteneği kaybı, yürüyüş hızında azalma, denge bozuklukları ve kronik hastalıklar (koroner arter hastalıkları, osteoporoz, diabetes mellitus) yer alır. Psikolojik ve sosyal boyutlar ise emeklilik sonrası gelir kaybı, sosyal izolasyon ve aile bağlarının zayıflaması gibi faktörlerle kendini gösterir. Bu durum, yaşlı bireylerin bağımlılığını artırabilir; ancak uygun çevresel koşullar bu etkileri hafifletebilir (Tutal ve Üstün, 2009, s. 2).
Yaş dostu kent, DSÖ tarafından yaşlıların aktif katılımını destekleyen, yapıları ve hizmetleri erişilebilir kılan, güvenli ve yaşanabilir ortamlar sunan kentler olarak tanımlanır (WHO, 2007, s. 1). Aslan (2015, s. 26), bu kentleri aktif yaşlanmaya olanak tanıyan, güvenli ve temiz bir çevre olarak nitelendirirken, Gorman ve diğerleri (2019, s. 2) düşük maliyetli ve uygun ulaşım imkanları sunan mekanlar olarak tanımlar. Bu kavram, 2006’da DSÖ’nün Küresel Yaşlı Dostu Şehirler Rehberi ile uluslararası bir çaba haline gelmiş ve yaşlıların pasif hizmet alıcılarından aktif toplum üyelerine dönüşmesini amaçlamıştır (WHO, 2007). Brezilya Yaşlanma Deklarasyonu (1996), yaşlıların aile, toplum ve ekonomi için bir kaynak olduğunu vurgular (WHO, 1997, s. 21).
DSÖ, yaş dostu kentleri şu sekiz alanda değerlendirir:
Bu bileşenler, Nahemow ve Lawton’un ekolojik modeline dayanır; bu model, bireysel uyum ile çevresel değişim arasındaki dinamik etkileşimi vurgular (Van Hoof, 2018). DSÖ, bu alanların uyumlu kentler (hoşgörü, hakkaniyet, sosyal adalet) ve sürdürülebilirlik (mevcut ve gelecek kuşaklar arası denge) ile bütünleşmesini önerir (Coşkun, 2019). Ayrıca, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin 11. hedefi (Sürdürülebilir Şehirler ve Toplumlar), erişilebilir konutlar, toplu taşıma ve yeşil çevreler gibi yaş dostu unsurları destekler (UNDESA, 2020).
Yaş dostu kent statüsü kazanmak için DSÖ’nün önerdiği dört aşamalı süreç şöyledir:
Aktif yaşlanma, yaşlıların sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlere katılımını teşvik eden bir süreçtir (ASPB, 2014). 1991’de BM tarafından kabul edilen Yaşlılık İlkeleri’nde bağımsızlık (kapasite geliştirme, evde yaşama, gelir getirici işler) ve katılım (toplumsal ilişkiler, politik süreçlere dahil olma) vurgulanır (Buz vd., s. 391). Yaş dostu kentler, bu ilkeleri destekleyerek sağlıklı yaşlanma, bağımlılığın azalması ve yaşam kalitesinin artmasını sağlar (WHO, 2007). Yaşlanma ile görülen fizyolojik değişimler (görme, işitme kaybı, mobilite azalması) ve kronik hastalıklar (koroner arter hastalıkları, osteoporoz) bu süreci zorlaştırabilir; ancak uygun çevresel koşullar bu etkileri hafifletir (Tutal ve Üstün, 2009, s. 2).
DSÖ’nün “iyi yaşlanma” tanımı, düşük hastalık riski, yüksek fiziksel ve bilişsel fonksiyon ve yaşama aktif bağlılığı içerir (WHO, 1995). Yaşlı dostu ortamlar, bu hedeflere ulaşmada kritik rol oynar. Örneğin, erişilebilir kaldırımlar yürüyüş hızını korurken, sosyal katılım programları izolasyonu azaltır. Türkiye’de de aktif yaşlanmayı teşvik eden politikalar, yaşlıların psiko-sosyal durumlarına olumlu katkı sağlar ve erken ölümlerin önüne geçmeyi hedefler (TÜİK, 2020a).
Yaş dostu kent uygulamaları dünya genelinde çeşitlilik gösterir:
Yaşlanan nüfusun turizmdeki payı artarken, havaalanlarının yaşlı dostu hale gelmesi önem kazanmıştır (Frye, 2011, s. 41). Yaşlı dostu havaalanı, yol bulma, yorgunluk, teknoloji ve kolaylıklar gibi alanlarda özel hizmetler sunar (ACRP, 2014):
Yaşlı yolcular, yol bulma (işaretleme karmaşası), yorgunluk (uzun bekleme süreleri) ve teknoloji kullanımı (kiosk zorlukları) gibi problemlerle karşılaşır. Farkındalık (tıbbi kontroller, grup turları), sektörel düzenlemeler (standartizasyon), kolektif çabalar (paydaş işbirlikleri) ve ulusal stratejiler (spesifik düzenlemeler) bu sorunları çözebilir (ACRP, 2014).
Türkiye’de yaşlı nüfusun artışı (2023’te 75,8 erkek, 80,2 kadın yıl) ve kentleşmeyle birlikte yaş dostu kent politikalarına ihtiyaç artmıştır (TÜİK, 2020a). Ancak, İstanbul’da metrolarda çalışmayan asansörler, Ankara’da kaygan kaldırımlar ve İzmir’de yeşil alan eksikliği gibi sorunlar yaşanmaktadır (örneğin Fatma Hanım’ın kış zorlukları, Yasin Bey’in diz problemi). Engelsiz Havaalanı Projesi gibi girişimler umut vaat etse de, yaşlıların spesifik ihtiyaçları (örneğin yardım istemeden yürüyebilme) için daha fazla düzenleme gereklidir.
Yaş dostu kentler, sosyal izolasyonu azaltır, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırır, kronik hastalıkların erken teşhisini sağlar ve sürdürülebilirliği destekler. Japonya, İskandinav ülkeleri ve Avrupa şehirleri erişilebilirlik ve sosyal programlarla örnek teşkil eder. Gelecekte, akıllı şehir teknolojileri (örneğin trafik yönetimi), sürdürülebilir altyapı (yeşil alanlar) ve 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri bu kentlerin yaygınlaşmasını destekleyecektir (UNDESA, 2020). Teknoloji, yaşlıların mobilite ve iletişim ihtiyaçlarını karşılamada kilit rol oynayacaktır.
Yaş dostu kentler, küresel yaşlanma sorununa çözüm sunan, aktif yaşlanmayı teşvik eden ve tüm toplumun refahını artıran bir yaklaşımdır. DSÖ’nün rehberliğiyle geliştirilen bu model, uluslararası işbirlikleriyle güçlenmekte ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de uygulanabilirliğini artırmaktadır. Yaşlı dostu havaalanları ve kentler, modern toplumların ayrılmaz bir parçası haline gelerek daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir geleceğe katkı sağlayacaktır.

Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Yaş Dostu Kentler" maddesi için tartışma başlatın
Nüfusun Yaşlanması ve Kentleşme
Yaş Dostu Kent Kavramı
Sekiz Temel Bileşen
Dört Aşamalı Döngü
Aktif Yaşlanma ve Yaş Dostu Kentler
Uluslararası Örnekler
Yaşlı Dostu Havaalanı Kavramı
Örnekler
Zorluklar ve Çözümler
Türkiye’de Durum
Avantajlar ve Gelecek Stratejileri
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.