Toprak Satma
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarEmine YİĞİT13 Temmuz 2026 13:51

ORCID ID

0000-0002-3907-6673

19. yüzyılda Filistin’deki arazilerin büyük bir kısmı miri arazi iken geri kalanı vakıf ve özel mülk statüsündedir (Cin,1989:31-32). Vakıf taşınmazın büyük bir bölümü Memlüklerden beri sürdürülen bir geleneği yansıtırken miri arazi, mülkiyetinin devlette olduğu ancak kullanımının vergi karşılığında mutasarrıflarda olduğu arazi türüdür (Kenanoğlu, 2020:157-60; Karpat, 2001:92). Tanzimat döneminde toprak ve mülkiyet sisteminde de reformlarla başlayan değişim sürdürülmüştür. 1858’de Arazi Kanunnamesi ve akabinde yapılan değişikliklerle Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar toprakların tümü (özel mülk hariç) vakıf ve miri olmak üzere ikiye ayrılmış ve bunlar için yapılacak tüm işlemler ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir (Cin, 1989: 28-38; Aydın, 2022: 144-145). Özellikle intikali üzerine reformlar yapılan miri araziler, miras bırakılabilmiş, alınıp satılabilmiş, vakfedilebilmiş ve teminat olarak gösterilebilmiştir (Mundy & Smith, 2003: 83; Aydın, 2022: 147-148). Ancak tüm bu imtiyazlara rağmen miri araziler, zamanla yöneticilerin usulsüzlükleri yüzünden özel mülk statüsüne geçmiş ya da vakfiye olarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti her ne kadar tespit edilen bu gibi durumlar için kanuni süreci yürütüp kendi lehine durumu sonuçlandırsa da hem halkın tepkisi hem de araya giren yabancı devletler sebebiyle söz konusu arazileri tekrar miri arazi statüsüne alamamıştır (Solomonovich & Kark, 2015: 221-252; Kenanoğlu, 2002: 149).Mısır ve Biladü’ş Şam’da Mehmet Ali Paşa’nın isyanı, bu topraklardaki yönetim ve dengeleri değiştiren önemli bir unsurdur (Shamir, 1984:214-231; Hofman, 1975: 315; Işık Bostancı, 2006). Tanzimat ile birlikte Osmanlı bu bölgelerde tekrar hakimiyet sağlasa da Kudüs ve Yafa merkezli kurulan batılı konsolosluklar toprakların alımı-satımı konusunda aktörlerden biri olmuştur (Stavrou, 1963: 92-93; Hopwood, 1969: 13-15; Eliav, 1997: 15-16; Mazza, 2020: 1; Arslan, 2022: 42-43). Mehmet Ali Paşa döneminde başlayan batılı devletlerin nüfuz çalışmaları bu konsolosluklar aracılığıyla devam etmiştir (Ma’oz, 1968; Abu Manneh, 1990: 7-8; Mazza, 2009). 1838’de Mehmet Ali Paşa döneminde İngiltere’nin Kudüs’te konsolosluk kurmasının ardından 1842’de Almanya, 1843’te Fransa ve Sardinya, 1844’te Amerika, 1849’da Avusturya ve 1858’de Rusya konsolosluk açmıştır (BOA. HAT. 1172/46379; C..HR..170/8466; İ..HR..18/899; İ..HR..43/2037; İ. HR. 212/12294). Batılı devletler, tüccar ve halklarının kutsal topraklara olan ziyareti sırasında【1】 yaşayabilecekleri olası sorun ve ihtiyaçları gerekçesiyle Osmanlı’dan bölgede temsilcik kurma talebinde bulunmuş ve konsolosluklar kurmuşlardır (Kocabaşoğlu: 2004: 17, 61). Osmanlı’nın izlediği denge politikası onu bu taleplere mecbur bırakmıştır. Bölgede 18. Yüzyılın sonunda başlayan misyon faaliyetlerinin ardından konsolosluklar gibi siyasi bir oluşum, Osmanlı’da hem iç hem de dış dengeleri değiştirmiştir (Baykal, 1959: 241; Finn, 1878: 30-49; Schölch, 2006: 54-58).Biladü’ş Şam’da konsoloslukların kurulmasıyla artan göçler bölgede toprak satışlarının artışına sebep olmuştur (Tellioğlu, 2014: 100-101). Tanzimat döneminden önce yabancılara toprak satışı neredeyse hiç yapılmazken, özellikle Islahat Fermanı’yla satışların artığı görülmektedir (Bianchi, 1856: 18- 19; Tanör, 1985; Gümüş, 2008: 228; Bouazi, 2011: 92). Kudüs ve çevresinde Batılı devletlerin hem dini hem de hastane ve okullar gibi vakfi kurumlar inşa etmelerinin yanı sıra Alman, Rus, Amerikan, İngilizlerin kurduğu yabancıların yerleşebileceği bölgeler (bir nevi gasp yerleşimlerinin ilk nüveleri olarak da düşünülebilirler) de görülmeye başlanmıştır【2】 (Ben-Arieh, 1975; Abigail, 2013: 58; Öney, 2014; Baysan, 2018: 194-195; Şimşek, 2018: 6-8).Yahudilerin Hristiyanlaştırılarak Kudüs’e yerleştirilme düşüncesi 1820’li yıllarda London Jews Society derneğinin faaliyetlerine rağmen başarısız olmuş ancak yaklaşık 20 yıl sonra siyasi temsilciliklerin bölgedeki faaliyetleriyle Yahudi göçü mümkün kılınmıştır (Buzpınar, 2003: 109; Talbot, 2013: 44-45; Tibawi, 1961: 5-7). Böylece 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hacı kafileleri ya da Avrupa’dan bölgeye türlü gerekçeler ile Yahudi göçü devam etmiştir. Yahudilerin sorumlu tutulduğu Rus Çarı suikastinin ardından 1881-1882 yılları arası Rusya ve Polonya’dan Filistin’e Yahudiler toplu olarak göç etmiştir (Kodaman-İpek, 1993: 571). Filistin’e yoğun Yahudi göçü Osmanlı’yı rahatsız etmiş; 1882’de Anadolu ya da Rumeli’ye göçe izin verilse de Osmanlı tebaasından olmayan Yahudilerin Filistin’e girişleri yasaklanmıştır (Salihiyye, 2009: 31). Theodor Herzl’in Filistin’de “Yahudi Devleti” kurma söylemiyle değişen siyonizm algısı, Osmanlı’yı Avrupa’dan gelen Yahudi göçüne【3】 daha sıkı önlem almaya itmiştir (BOA, Y.PRK.TKM.41/5). Bu çerçevede Osmanlı, Kudüs ve çevresinde toprak ve mülk satışını yasaklamıştır. Yahudilerin hac dışında Filistin’e girmemesi için düzenlemeler yapılmış, bölgede kalış süreleri bir aya indirip bölgeden çıkışlar için rehin uygulaması getirilmiştir (BOA, İ.MVL,219/7348).Tüm önlemlere rağmen yasa dışı toprak satışları yerel yönetimlerin ve memurların görevlerini kötüye kullanmaları (Tellioğlu, 2014: 100-101), konsoloslukların sahte belgelerle Yahudilerin iskanını sağlaması (BOA, Y.PRK.DH,7/29), Osmanlı’nın müsaderesini önlemek amacıyla Yahudilerin özellikle vakıf arazilerinde köyler/kibbutzlar inşa etmeleri veya alınan toprakların bir kısmını vakıflara bağışlamaları (DH.MKT. 1475/21) gibi yöntemlerle sürdürülmüştür. Filistin’e göç eden Yahudiler, Moses Montefiore, Baron de Rothschild, Baron Hirsch gibi siyonist bankerlerin kurdurduğu veya finanse ettiği The Jewish Colonial Trust (JCT – Yahudi Sömürge Vakfı), The Jewish Colonisation Association (JCA – Yahudi Sömürgeleştirme Derneği), The Jewish National Fund (JNF – Yahudi Ulusal Fonu) gibi cemiyetler tarafından desteklenmiştir (Öke, 2002: 30). Aynı isimler, Kudüs ve çevresinde imar ve iskanı sağlayan batılı devletlere de fon oluşturmuştur II. Abdülhamid, diplomatik ilişkileri gözeterek Kudüs ve çevresinde yabancı sermayenin finanse ettiği okul, hastane ve yetimhane gibi imar faaliyetlerine izin vermiştir. Ancak on dokuzuncu yüzyılın sonunda Batılı devletlerin Osmanlı topraklarındaki artan nüfuzu, padişahın Yahudi göçünü sınırlamak için aldığı yasal tedbirleri etkisiz kılmıştır. Bu durum karşısında II. Abdülhamid, yasal düzenlemelerin yanı sıra kişisel girişimlerde de bulunmuştur. Filistin’de mîrî arazi statüsündeki boş arazileri şahsı adına satın alarak bunların Yahudilere satışını engellemeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda, Ürdün Nehri çevresi ile Gazze, Eriha, Refah ve Yafa gibi stratejik bölgelerden geniş araziler satın almıştır. Ne var ki, padişahın bu mülkleri, İttihat ve Terakki Cemiyetinin II. Abdulhamid’i tahttan indirmesinin ardından hazineye devredilmiştir (Alamleh, 2024).II. Abdulhamid’in tahtan indirilmesiyle birlikte Yahudilerin toprak elde edimine yönelik önlemler askıya alınmış ve Yahudi göçleri de artmıştır. II. Abdülhamid’in Filistin’de edindiği mülkler, başlangıçta mîrî arazi statüsünde kayıtlı olmasına rağmen daha sonra bu araziler açık artırma ile satılmıştır. 1917’de Filistin’in İngilizler tarafından işgalinin ardından, Manda Hükümeti【4】, söz konusu arazilere el koymuştur. Bu süreçte, toprağı işleyen veya satın alan yerel halk mağdur olmuş; zira araziler Yahudilere devredilmiştir. Halkın bu duruma itirazı üzerine mesele mahkemeye taşınmıştır. Mahkeme sürecinin sonunda, Manda Hükümeti II. Abdülhamid’in torunlarını resmî mirasçı olarak kabul etmiş ve arazileri onlardan satın alarak yasal yollardan Yahudi millî fonuna devredilmesini sağlamıştır. Önceki hak sahiplerine ise toprağa biçilen değer karşılığı para verilmiştir (Alamneh, 2024: 2835-2839). Bu dönemde Filistin topraklarının yüzde 75’i devlet toprağı statüsündedir (Abdo, 2024: 98). Geri kalan araziler, Manda yönetiminin siyasi, iktisadi ve idari alandaki uygulamalarıyla Yahudilere intikal etmiştir (Altunbeğ Turgut, 2015: 49-50).1924’te Osmanlı Ziraat Bankasının kapatılmasıyla Filistinli halk tek kredi kaynağını kaybetmiş, çiftçilere uygulan vergi yüzde 15’e çıkarılmıştır. Ayrıca yeni vergilendirme uygulamasına göre son üç yıl ekilmeyen arazilere devlet tarafından el konulması kararlaştırılmıştır. Hem artan vergiler hem de arazinin ekilmesi ile ilgili uygulamalar, arazi sahiplerini satışa veya tefecilere mecbur bırakmıştır. Halkın satmak zorunda kaldığı topraklar ya da Manda yönetiminin el koyduğu araziler Yahudilere intikal etmiş; zorla alınan vergiler ve ekonomik yaptırımlar yüzünden 1921’de Celile bölgesinde 8730 çiftçi topraksız kalırken Ziraat Bankasının kapanmasının ardından 1934’te Nablus civarında 119 bin çiftçinin toprakları ellerinden alınmıştır. Topraksız kalan halk geçinmek için Yahudilere devredilen çiftliklerde ucuz iş gücü olmaya mahkum edilmiştir (Abdo, 1984: 98-99). Bu uygulamalar Filistinliler ve Yahudiler arasında çatışmaya yol açmıştır. 1929, 1933 ve 1936 yıllarında kanlı isyanlar çıkmış; bu isyanları bahane ederek Yahudiler silahlanmıştır. Bu süreç, ekonomik baskılar, mülkiyete yönelik haksız uygulamalar ve doğrudan mülksüzleştirme politikalarıyla başlamış; siyonist terör örgütlerinin şiddet, katliam ve etnik temizliğe varan yöntemleriyle Filistinliler, topraklarından göç etmeye zorlanmıştır【5】.Siyonistler gasp ettikleri bölgelerde güvenliklerinin İngilizler tarafından sağlanamadığı (Hadawi, 1989: 57) bahanesiyle silahlı terör örgütleri kurdular. Bu örgütler özellikle 1929’dan sonra şiddetlenen silahlı saldırılara başladılar. 1936-1939 yılları arasındaki Arap isyanları ile İngilizler de Yahudileri örgütlediler ve Yahudi Yerleşim Polisliğini kurdular. Bu örgütte görev alanlar aracılığıyla aslında, siyonist terör örgütleri de dolaylı olarak desteklemiş oluyordu (Mete, 2023).Osmanlı idaresinde Yahudilerin Filistin’de edindiği toprak miktarının yüzde 1 olduğu düşünüldüğünde ve bu arazilerin büyük kısmının Sursock ailesi gibi Filistinli olmayan toprak sahiplerinden alındığı göz önüne alınırsa özellikle Filistinlilerin toprak satışının oldukça sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. 1917’den sonra Manda dönemindeki usulsüzlüklerle bu oran ancak yüzde 6,67 civarına çıkmıştı (Khalidi, 1997: 112, 113; Hadawi, 1957: 12). İsrail, asıl olarak 1948’den sonra, işgal yoluyla topraklara el koymuş; Gaip Olanların Emlak Kanunu’nu Arazi Edinimi ve Zaman Aşınımı Kanunu gibi düzenlemeler aracılığıyla Filistinlileri mülksüzleştirme politikalarını sürdürmüştür (Jilyis, 1969: 81-87). Bu süreç bitmemiş halen şiddet ve yasadışı yöntemlerle Filistinlilerin mülkleri gasp edilmeye devam edilmektedir.

Toprak Satma

Toprak gasbı sırasında kullanılan bir İsrail tankı (AA)

19. yüzyılda Filistin’deki arazilerin büyük bir kısmı miri arazi iken geri kalanı vakıf ve özel mülk statüsündedir (Cin,1989:31-32). Vakıf taşınmazın büyük bir bölümü Memlüklerden beri sürdürülen bir geleneği yansıtırken miri arazi, mülkiyetinin devlette olduğu ancak kullanımının vergi karşılığında mutasarrıflarda olduğu arazi türüdür (Kenanoğlu, 2020:157-60; Karpat, 2001:92). Tanzimat döneminde toprak ve mülkiyet sisteminde de reformlarla başlayan değişim sürdürülmüştür. 1858’de Arazi Kanunnamesi ve akabinde yapılan değişikliklerle Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar toprakların tümü (özel mülk hariç) vakıf ve miri olmak üzere ikiye ayrılmış ve bunlar için yapılacak tüm işlemler ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir (Cin, 1989: 28-38; Aydın, 2022: 144-145). Özellikle intikali üzerine reformlar yapılan miri araziler, miras bırakılabilmiş, alınıp satılabilmiş, vakfedilebilmiş ve teminat olarak gösterilebilmiştir (Mundy & Smith, 2003: 83; Aydın, 2022: 147-148). Ancak tüm bu imtiyazlara rağmen miri araziler, zamanla yöneticilerin usulsüzlükleri yüzünden özel mülk statüsüne geçmiş ya da vakfiye olarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti her ne kadar tespit edilen bu gibi durumlar için kanuni süreci yürütüp kendi lehine durumu sonuçlandırsa da hem halkın tepkisi hem de araya giren yabancı devletler sebebiyle söz konusu arazileri tekrar miri arazi statüsüne alamamıştır (Solomonovich & Kark, 2015: 221-252; Kenanoğlu, 2002: 149).


Mısır ve Biladü’ş Şam’da Mehmet Ali Paşa’nın isyanı, bu topraklardaki yönetim ve dengeleri değiştiren önemli bir unsurdur (Shamir, 1984:214-231; Hofman, 1975: 315; Işık Bostancı, 2006). Tanzimat ile birlikte Osmanlı bu bölgelerde tekrar hakimiyet sağlasa da Kudüs ve Yafa merkezli kurulan batılı konsolosluklar toprakların alımı-satımı konusunda aktörlerden biri olmuştur (Stavrou, 1963: 92-93; Hopwood, 1969: 13-15; Eliav, 1997: 15-16; Mazza, 2020: 1; Arslan, 2022: 42-43). Mehmet Ali Paşa döneminde başlayan batılı devletlerin nüfuz çalışmaları bu konsolosluklar aracılığıyla devam etmiştir (Ma’oz, 1968; Abu Manneh, 1990: 7-8; Mazza, 2009). 1838’de Mehmet Ali Paşa döneminde İngiltere’nin Kudüs’te konsolosluk kurmasının ardından 1842’de Almanya, 1843’te Fransa ve Sardinya, 1844’te Amerika, 1849’da Avusturya ve 1858’de Rusya konsolosluk açmıştır (BOA. HAT. 1172/46379; C..HR..170/8466; İ..HR..18/899; İ..HR..43/2037; İ. HR. 212/12294). Batılı devletler, tüccar ve halklarının kutsal topraklara olan ziyareti sırasında【1】 yaşayabilecekleri olası sorun ve ihtiyaçları gerekçesiyle Osmanlı’dan bölgede temsilcik kurma talebinde bulunmuş ve konsolosluklar kurmuşlardır (Kocabaşoğlu: 2004: 17, 61). Osmanlı’nın izlediği denge politikası onu bu taleplere mecbur bırakmıştır. Bölgede 18. Yüzyılın sonunda başlayan misyon faaliyetlerinin ardından konsolosluklar gibi siyasi bir oluşum, Osmanlı’da hem iç hem de dış dengeleri değiştirmiştir (Baykal, 1959: 241; Finn, 1878: 30-49; Schölch, 2006: 54-58).


Biladü’ş Şam’da konsoloslukların kurulmasıyla artan göçler bölgede toprak satışlarının artışına sebep olmuştur (Tellioğlu, 2014: 100-101). Tanzimat döneminden önce yabancılara toprak satışı neredeyse hiç yapılmazken, özellikle Islahat Fermanı’yla satışların artığı görülmektedir (Bianchi, 1856: 18- 19; Tanör, 1985; Gümüş, 2008: 228; Bouazi, 2011: 92). Kudüs ve çevresinde Batılı devletlerin hem dini hem de hastane ve okullar gibi vakfi kurumlar inşa etmelerinin yanı sıra Alman, Rus, Amerikan, İngilizlerin kurduğu yabancıların yerleşebileceği bölgeler (bir nevi gasp yerleşimlerinin ilk nüveleri olarak da düşünülebilirler) de görülmeye başlanmıştır【2】 (Ben-Arieh, 1975; Abigail, 2013: 58; Öney, 2014; Baysan, 2018: 194-195; Şimşek, 2018: 6-8).


Yahudilerin Hristiyanlaştırılarak Kudüs’e yerleştirilme düşüncesi 1820’li yıllarda London Jews Society derneğinin faaliyetlerine rağmen başarısız olmuş ancak yaklaşık 20 yıl sonra siyasi temsilciliklerin bölgedeki faaliyetleriyle Yahudi göçü mümkün kılınmıştır (Buzpınar, 2003: 109; Talbot, 2013: 44-45; Tibawi, 1961: 5-7). Böylece 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hacı kafileleri ya da Avrupa’dan bölgeye türlü gerekçeler ile Yahudi göçü devam etmiştir. Yahudilerin sorumlu tutulduğu Rus Çarı suikastinin ardından 1881-1882 yılları arası Rusya ve Polonya’dan Filistin’e Yahudiler toplu olarak göç etmiştir (Kodaman-İpek, 1993: 571). Filistin’e yoğun Yahudi göçü Osmanlı’yı rahatsız etmiş; 1882’de Anadolu ya da Rumeli’ye göçe izin verilse de Osmanlı tebaasından olmayan Yahudilerin Filistin’e girişleri yasaklanmıştır (Salihiyye, 2009: 31). Theodor Herzl’in Filistin’de “Yahudi Devleti” kurma söylemiyle değişen siyonizm algısı, Osmanlı’yı Avrupa’dan gelen Yahudi göçüne【3】 daha sıkı önlem almaya itmiştir (BOA, Y.PRK.TKM.41/5). Bu çerçevede Osmanlı, Kudüs ve çevresinde toprak ve mülk satışını yasaklamıştır. Yahudilerin hac dışında Filistin’e girmemesi için düzenlemeler yapılmış, bölgede kalış süreleri bir aya indirip bölgeden çıkışlar için rehin uygulaması getirilmiştir (BOA, İ.MVL,219/7348).


Tüm önlemlere rağmen yasa dışı toprak satışları yerel yönetimlerin ve memurların görevlerini kötüye kullanmaları (Tellioğlu, 2014: 100-101), konsoloslukların sahte belgelerle Yahudilerin iskanını sağlaması (BOA, Y.PRK.DH,7/29), Osmanlı’nın müsaderesini önlemek amacıyla Yahudilerin özellikle vakıf arazilerinde köyler/kibbutzlar inşa etmeleri veya alınan toprakların bir kısmını vakıflara bağışlamaları (DH.MKT. 1475/21) gibi yöntemlerle sürdürülmüştür. Filistin’e göç eden Yahudiler, Moses Montefiore, Baron de Rothschild, Baron Hirsch gibi siyonist bankerlerin kurdurduğu veya finanse ettiği The Jewish Colonial Trust (JCT – Yahudi Sömürge Vakfı), The Jewish Colonisation Association (JCA – Yahudi Sömürgeleştirme Derneği), The Jewish National Fund (JNF – Yahudi Ulusal Fonu) gibi cemiyetler tarafından desteklenmiştir (Öke, 2002: 30). Aynı isimler, Kudüs ve çevresinde imar ve iskanı sağlayan batılı devletlere de fon oluşturmuştur II. Abdülhamid, diplomatik ilişkileri gözeterek Kudüs ve çevresinde yabancı sermayenin finanse ettiği okul, hastane ve yetimhane gibi imar faaliyetlerine izin vermiştir. Ancak on dokuzuncu yüzyılın sonunda Batılı devletlerin Osmanlı topraklarındaki artan nüfuzu, padişahın Yahudi göçünü sınırlamak için aldığı yasal tedbirleri etkisiz kılmıştır. Bu durum karşısında II. Abdülhamid, yasal düzenlemelerin yanı sıra kişisel girişimlerde de bulunmuştur. Filistin’de mîrî arazi statüsündeki boş arazileri şahsı adına satın alarak bunların Yahudilere satışını engellemeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda, Ürdün Nehri çevresi ile Gazze, Eriha, Refah ve Yafa gibi stratejik bölgelerden geniş araziler satın almıştır. Ne var ki, padişahın bu mülkleri, İttihat ve Terakki Cemiyetinin II. Abdulhamid’i tahttan indirmesinin ardından hazineye devredilmiştir (Alamleh, 2024).


II. Abdulhamid’in tahtan indirilmesiyle birlikte Yahudilerin toprak elde edimine yönelik önlemler askıya alınmış ve Yahudi göçleri de artmıştır. II. Abdülhamid’in Filistin’de edindiği mülkler, başlangıçta mîrî arazi statüsünde kayıtlı olmasına rağmen daha sonra bu araziler açık artırma ile satılmıştır. 1917’de Filistin’in İngilizler tarafından işgalinin ardından, Manda Hükümeti【4】, söz konusu arazilere el koymuştur. Bu süreçte, toprağı işleyen veya satın alan yerel halk mağdur olmuş; zira araziler Yahudilere devredilmiştir. Halkın bu duruma itirazı üzerine mesele mahkemeye taşınmıştır. Mahkeme sürecinin sonunda, Manda Hükümeti II. Abdülhamid’in torunlarını resmî mirasçı olarak kabul etmiş ve arazileri onlardan satın alarak yasal yollardan Yahudi millî fonuna devredilmesini sağlamıştır. Önceki hak sahiplerine ise toprağa biçilen değer karşılığı para verilmiştir (Alamneh, 2024: 2835-2839). Bu dönemde Filistin topraklarının yüzde 75’i devlet toprağı statüsündedir (Abdo, 2024: 98). Geri kalan araziler, Manda yönetiminin siyasi, iktisadi ve idari alandaki uygulamalarıyla Yahudilere intikal etmiştir (Altunbeğ Turgut, 2015: 49-50).


1924’te Osmanlı Ziraat Bankasının kapatılmasıyla Filistinli halk tek kredi kaynağını kaybetmiş, çiftçilere uygulan vergi yüzde 15’e çıkarılmıştır. Ayrıca yeni vergilendirme uygulamasına göre son üç yıl ekilmeyen arazilere devlet tarafından el konulması kararlaştırılmıştır. Hem artan vergiler hem de arazinin ekilmesi ile ilgili uygulamalar, arazi sahiplerini satışa veya tefecilere mecbur bırakmıştır. Halkın satmak zorunda kaldığı topraklar ya da Manda yönetiminin el koyduğu araziler Yahudilere intikal etmiş; zorla alınan vergiler ve ekonomik yaptırımlar yüzünden 1921’de Celile bölgesinde 8730 çiftçi topraksız kalırken Ziraat Bankasının kapanmasının ardından 1934’te Nablus civarında 119 bin çiftçinin toprakları ellerinden alınmıştır. Topraksız kalan halk geçinmek için Yahudilere devredilen çiftliklerde ucuz iş gücü olmaya mahkum edilmiştir (Abdo, 1984: 98-99). Bu uygulamalar Filistinliler ve Yahudiler arasında çatışmaya yol açmıştır. 1929, 1933 ve 1936 yıllarında kanlı isyanlar çıkmış; bu isyanları bahane ederek Yahudiler silahlanmıştır. Bu süreç, ekonomik baskılar, mülkiyete yönelik haksız uygulamalar ve doğrudan mülksüzleştirme politikalarıyla başlamış; siyonist terör örgütlerinin şiddet, katliam ve etnik temizliğe varan yöntemleriyle Filistinliler, topraklarından göç etmeye zorlanmıştır【5】.


Siyonistler gasp ettikleri bölgelerde güvenliklerinin İngilizler tarafından sağlanamadığı (Hadawi, 1989: 57) bahanesiyle silahlı terör örgütleri kurdular. Bu örgütler özellikle 1929’dan sonra şiddetlenen silahlı saldırılara başladılar. 1936-1939 yılları arasındaki Arap isyanları ile İngilizler de Yahudileri örgütlediler ve Yahudi Yerleşim Polisliğini kurdular. Bu örgütte görev alanlar aracılığıyla aslında, siyonist terör örgütleri de dolaylı olarak desteklemiş oluyordu (Mete, 2023).


Osmanlı idaresinde Yahudilerin Filistin’de edindiği toprak miktarının yüzde 1 olduğu düşünüldüğünde ve bu arazilerin büyük kısmının Sursock ailesi gibi Filistinli olmayan toprak sahiplerinden alındığı göz önüne alınırsa özellikle Filistinlilerin toprak satışının oldukça sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. 1917’den sonra Manda dönemindeki usulsüzlüklerle bu oran ancak yüzde 6,67 civarına çıkmıştı (Khalidi, 1997: 112, 113; Hadawi, 1957: 12). İsrail, asıl olarak 1948’den sonra, işgal yoluyla topraklara el koymuş; Gaip Olanların Emlak Kanunu’nu Arazi Edinimi ve Zaman Aşınımı Kanunu gibi düzenlemeler aracılığıyla Filistinlileri mülksüzleştirme politikalarını sürdürmüştür (Jilyis, 1969: 81-87). Bu süreç bitmemiş halen şiddet ve yasadışı yöntemlerle Filistinlilerin mülkleri gasp edilmeye devam edilmektedir.

Kaynakça

Abdo, Nahla (1984). “The Development of Capitalism in Palestine: The Expropriation of the Palestinian Direct Producers”. Journal of Palestine Studies, 1 (4), 88–109. Alamleh, Mohanad (2024). “II. Abdülhamit’in Mülkiyeti Filistin’de Osmanlı Çiftlikleri”. Social Sciences Studies Journal, 20 (4), 2825-2842. Altundağ, Şinasi (1988). Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı, Mısır Meselesi, 1831-1840. Ankara: Türk Tarih Kurumu. Arslan, Melikşah (2022). Suriye ve Filistin’de Rus Mevcudiyeti ve Osmanlı Siyaseti (1847-1914). Ankara: Türk Tarih Kurumu. Baykal, Bekir Sıtkı (1959). Makamat-ı Mübareke Meselesi ve Bâbıâli. Belleten 23/90, 241-266. Baysan, Vehbi (2018). “19. Yüzyılda Kudüs’te Eğitim Kurumları ve Müfredat”. Zekeriya Kurşun & Ahmet Usta (Ed.), Osmanlı Döneminde Kudüs’te İlmi Hayat ve Eğitim (s. 185-207). İstanbul: Bağcılar Belediyesi. Ben-Arieh, Yehoshua (1975). “The Growth of Jerusalem in the Nineteenth Century”. Annals of the Association of American Geographers, 65 (2), 252-269. Bianchi, Par T. X (1856). Khaththy Humaion Ou Charte Impeériale Ottomane Du 18 Fevrier 1856, Paris. Bouazı, B. (2011). 19. Yüzyılda Filistin’de Arazi Satışları [Yayımlanmamış Doktora Tezi]. İstanbul: Marmara Üniversitesi. Bozkurt, Celil (2020). Filistin Mektupları İngiliz Mandası Altında Filistin’de Arap-Yahudi Çatışmaları (1938-1939). İstanbul: Post Yayıncılık. Butrus Abu-Manneh (1990). Jerusalem in the Tanzimat Period: the New Ottoman Administration and the Notables. Die Welt des Islams. Buzpınar, Ş. Tufan (2003). “Suriye ve Filistin’de Avrupa Nüfuz Mücadelesinde Yeni Bir Unsur: İngiliz Misyonerleri (19. Yüzyıl)”. İslam Araştırmaları Dergisi, 10, 107-120. Cin, Halil (1989). “Filistin Topraklarının Osmanlı Dönemindeki Hukuki Statüsü ve Yahudilere Karşı Alınan Tedbirler”. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2 (2). Eliav, Mordechai (1997). Britain and the Holy Land, 1838-1914: Selected Documents from the British Consulate in Jerusalem. Jerusalem: Yad Izhak Ben-Zvi Press: Magnes Press. Erkan, A. (2015). Osmanlıların Son Döneminde (1840-1920) Filistin’de Yabancılar ile Yahudilerin Toprak Mülkiyeti [Yayımlanmamış Doktora Tezi]. İstanbul: Marmara Üniversitesi. Finn, James (1878). Stirring Times. London: C.K. Paul & Co. Ghazaleh, Pascale (2011). Held in Trust: Waqf in the Islamic World. Oxford: Oxford University Press. Gümüş, Musa (2008). “Anayasal Meşrûtî Yönetime Medhal: 1856 Islahat Fermanı’nın Tam Metin İncelemesi”. Bilig, 47, 215-240. Hadawi, Sami (1957). Land Owneship in Palestine. New York: The Palestine Arap Refugee Office. Hadawi, Sami (1989). Bitter Harvest a Modern History of Palestine. New York: Olive Branch Press. Hopwood, Derek (1969). The Russian Presence in Syria and Palestine, 1843-1914: Church and Politics in the Near East. Oxford: Clarendon Press. Karpat, Kemal H. (2001). Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk, çev.: Recep Bozdemir. İstanbul: Timaş Yayınları. Kenanoğlu, M. Macit (2020). “Miri Arazi”. TDV İslam Ansiklopedisi 30. Ankara: TDV Yayınları, 157-160. Khalidi, Rashid (1997). Palestinian Identity: The Construction of Modern National Consciousness. New York: Columbia University Press. Kocabaşoğlu, Uygur (2004). Majestelerinin Konsolosları: İngiliz Belgeleriyle Osmanlı İmparatorluğu’ndaki İngiliz Konsoloslukları (1580-1900). İstanbul: İletişim Yayınları Kodaman, Bayram & İpek, Nedim (1993). “Yahudilerin Filistin’e Yerlestirilmeleriyle İlgili Olarak II. Abdulhamid’e 1879’da Sunulan Lâyiha”. Belleten, LVII (219), 565–587. Mazza, Roberto (2009). Jerusalem: From the Ottomans to the British. London & New York: I.B. Tauris Publishers. Mazza, Roberto (2020). “The Opening of Consulates in Jerusalem The Case of Italian Diplomacy”. Middle East Insights, 232, 1-5. Mo’az, Moshe (1968). Ottoman Reform in Syria and Palestine 1840-1861. Oxford: Oxford University Press. Mo’az, Moshe (2006). “Tanzimat’ın İlk Yıllarında Modernleşme Hareketinin Suriye Siyaseti ve Toplumu Üzerindeki Etkisi”. H. İnalcık & M. Seyitdanlıoğlu (Ed.), Tanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu (s. 169-188). İstanbul: Phoenix Yayınevi. Mundy, Martha & Smith, Richard Saumarez (2003). Modern Devlet’e Giden Yolda Mülk Siyaseti: Osmanlı Suriyesi’nde Hukuk Yönetim ve Üretim, çev.: Süleyman Kızıltoprak. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. Öke, M. Kemal (2018). Siyonizm ve Filistin Sorunu (1880-1923). İstanbul: Timaş Yayınları. Öney, Celal (2014). “Filistin’de Prusya ve Alman Misyonerlik Faaliyetleri Üzerine Bir Değerlendirme”. Osmanlı’dan Günümüze Filistin Sempozyumu I, 261-286. Sağlam, Mete (2023). “İngiliz Manda Yönetimi Altındaki Filistin’de Yahudilerin Uyguladığı Baskı ve Şiddet (1948-1920)”. Abant Sosyal Bilimler Dergisi, 23 (3), 1664-1679. Salihiye, Muhammed İsa (2009). Medinetü’l-Kuds: Es-Sükkan ve’l-Arz El Arab ve’l-Yahûd. Beyrut: Merkezü’z-Zeytûniyye li’d-Dirâsât ve’l-İstişârât. Schölch, Alexander (2006). Palestine in Transformation 1856-1882: Studies in Social, Economic and Political Development. Washington: Institute for Palestine Studies. Stavrou, Theofanis George (1963). “Russian Interest in the Levant 1843-1848: Porfirii Uspenskii and Establishment of the First Russian Ecclesiastical Mission in Jerusalem”. Middle East Journal, 17 (1-2). Şimşek, Muttalip (20“ .)2017. Yüzyılın Başında Kudüs Sancağı’nda Yabancılara Ait Okullar”. International Congress on Afro-Eurasian Research II. Talbot, Michael (2013). “Divine Imperialism: The British in Palestine, 1753–1842”. The British Abroad Since the Eighteenth Century, 2, 36-53. Tanör, Bülent (1985). “Anayasal Gelişmelere Toplu Bir Bakış”. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, 1 (16). İstanbul: İletişim Yayınları. Tellioğlu, Ömer. (2014). Filistin’e Musevi Göçü (1880-1914) [Yayımlanmamış Doktora Tezi]. İstanbul Üniversitesi.

Dipnotlar

  • [1]

    Bkz. Kutsal Mekanlar

  • [2]

    Bkz. Alliance Israélite Universelle ; Alliance Israélite Universelle Okulları (Osmanlı Devleti) ; Kudüs St. John Göz Hastanesi; Tıbbi Misyonerlik

  • [3]

    Ayrıca bkz. Avrupa’nın Yahudi Sorunu

  • [4]

    Ayrıca bkz. Balfour’un Mektubu ; Britanya Mandası ; İngiliz İşgali

  • [5]

    Bkz. Yerinden Etme

Atıf İçin

apaYiğit, E. (2026). Toprak Satma. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1487-1492) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadYiğit, Emine. “Toprak Satma”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 1487-1492. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Toprak Satma" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor