Take Off İstanbul 2025 – 2. Gün
Girişimlerin Sunumları ve Oturumlar
Etkinliğin ikinci gününde, büyüme aşamasındaki girişimler projelerini sunmuştur. Sunumların ardından farklı alanlarda tematik oturumlar gerçekleştirilmiştir.
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı ve T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar’ın Konuşması

TEKNOFEST Yönetim Kurulu ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar, Take Off İstanbul 2025'te konuşma yapıyor, 11 Aralık 2025 - (Anadolu Ajansı)
Take Off İstanbul 2025’in ikinci günü, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Teknoloji Takımı (T3) Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar konuşma yapmıştır. Oturum, moderatörler Hakan Çelik ve İrem Bayraktar Aksakal eşliğinde yürütülmüştür. Selçuk Bayraktar, oturuma dinleyicilere hitaben bir selamlamayla başlamış, önceki yılın zirvesine gönderme yaparak konuşmasını girişimcilik kavramı üzerine kurmuştur.
“Sevgili dostlar, geçtiğimiz yıl yine bir araya gelmiştik. Kimler buradaydı acaba bir görebilir miyim? Geçtiğimiz yıl ‘Neredeyiz?’ sorusuyla başlamıştık, Take Off Girişim Zirvesi’nde, ‘Neredeyiz?’ sorusu üzerinden ‘Nedir girişim?’ sorusunun cevabını aramıştık.” Bayraktar, konuşmasının başında interaktif bir şekilde katılımcılara seslenmiş ve dinleyicilerden girişim tanımlarını paylaşmalarını istemiştir: “Birlikte hatırlayan var mı, nedir girişim? Cesaret, fedakârlık, azim, çalışma, direniştir girişim diye bir cevabımız da vardı.”
Bayraktar, 2024 yılındaki konuşmasından aldığı notları da yanında getirdiğini belirterek o yılki vurguya atıfta bulunmuştur: “Geçtiğimiz yıl aldığım notları konuşmam için yanımda getirdim. Evet, ‘Dünyayı yıkıldığı yerden, sürüklendiği karanlık afetten girişimler kurtaracak’ demiştik.”
Bu yılki konuşmasına “Bu topluluk kim?” sorusuyla başlayan Bayraktar, topluluğun kimlerden oluştuğunu dinleyicilerle birlikte tanımlamaya çalışmıştır: “Bu yıl da başka bir soruyla konuya girmek istiyorum. Buradaki cemiyet kim? Sorusuyla... Bu topluluk kim, kimlerden oluşuyor?”
Bayraktar, bu soruya bir belgesel görüntüsüyle yanıt vereceğini açıklamış ve 2006 yılına ait 'Özdemir Bayraktar Belgeseli'nden bir sahneyi dinleyicilerle paylaşmıştır.
Bayraktar, konuşmasının ilerleyen bölümünde Baykar’ın kuruluş hikayesine ve bugün geldiği noktaya değinmiştir: “Hakikaten yani şimdi 20 sene öncesine dönsek, bugün Baykar’ın hikayesine baksak... Baykar bugün dünyanın en büyük insansız havacılık şirketi. Buradan buraya nasıl geldi? İmkansız aslında baktığınızda. Bildiğimiz kuramları unutup, gelirlerinin yüzde doksanını ihracattan elde eden bir kurum. 37 ülkede hava aracı var. Dünya ihracat pazarının yüzde altmışı Baykar’da. Bütün gelirlerinin yüzde doksanı ihracattan. Son 34 yılda neredeyse 2 milyar dolar euroya ulaşmış. Yüksek teknoloji, yüksek katma değerli çalışan 8.000 kişilik kocaman bir aile.”
Ardından, Baykar’ın insansız hava araçları gelişim sürecine ilişkin bir video gösterilmiştir. Videoda Baykar’ın ilk prototiplerinden bugüne uzanan süreci anlatan sahneler yer almıştır. Bayraktar bu süreçte şu bilgileri paylaşmıştır: “2004’te ilk prototip, 2005’te ilk model uçağın içinde ilk Türkiye’nin güdüm sistemi uçmuştu. Sonrasında 2007’de robot helikopter, 2007’de Mini İHA silahlı kuvvetlerin envanterine girdi. 2008’de yoğun bir şekilde birliklerde bunlar oldu. 5 metrelik grup 2009’da Bayraktar TBV bir dünyaya damgasını vurmuştu.”
Bayraktar, konuşmasında Türkiye’nin insansız hava aracı alanındaki ilerlemesine değinmiştir: “2009’da TB2’nin ilk hali uçtuğunda dünyada İsrail uçakları kullanılıyordu. Otomatik inip kalkamıyorlardı. Amerika’nın hava aracı da uçamıyordu, otomatik inip kalkamıyordu. 2014’te Bayraktar TB2, Roketsan mühimmatıyla ilk SİHA’mız oldu, ilk atışını 2015’te yaptı. Ondan sonra terörle mücadelenin bir anlamda belini kırma süreci başladı.”
KIZILELMA ve AKINCI projelerine ilişkin olarak Bayraktar şunları belirtmiştir: “2009’da 6 tonluk AKINCI ilgisini yaptı. Tabii 6 kilodan 6 tona… Aradan 15 yıl geçmiş. Şimdi içeride girişimlere bakıyorum da, evet uçağı havada tuttuğunuzda böyle şeyler olacak. Nasıl olacak diye düşünmeniz çok gerekmiyor ama ‘nasıl’ cevabını arayacağız arkadaşlar.”
Konuşmasının devamında KIZILELMA projesine değinmiştir: “KIZILELMA, ilk günden beri hedefimizdi. Cumhuriyetimizin 100. yılına varmadan bir yıl önce ilk uçuşunu yaptı, 2022’de. Sözümüzden bir yıl önce. Ne söz verdiysek asla gerisine düşmek istemedik. Bunu hep kusur bildik. Hava muharebesinin geleceğini oluşturacak bazı uçuşları TEKNOFEST 2023’te gerçekleştirdik. İlk defa iki insansız savaş uçağı kol uçuşunu yaptı.” Bayraktar, TB3’ün başarısına değinmiştir: “TB3, 1,5 tonluk ilk uçuşunu 2023’te yaptı. Dünya tarihinde ilk defa kısa pistli gemilerden inip kalkan uçak oldu. KIZILELMA seri imalata girdi. 2024’te ilk uçuşunu yaptı, seri imalat varyantı daha gelişmiş sistemleriyle birlikte 2024’te... Mavi Vatan’da dünya tarihine geçecek ilkleri Bayraktar TB3 yaptı.”
Bayraktar, son olarak KIZILELMA’nın mühimmat testlerine ve dünya çapındaki etkisine değinmiştir: “KIZILELMA, 2025’te ilk atışlarını ASELSAN ve Roketsan’ın geliştirdiği mühimmatlarla yaptı. Çok yakın bir zamanda dünya havacılık muharebesinde çağ açacak bir uçuş gerçekleştirdik. Hatta hemen sağ kolumda ben uçuyordum, sol kolda ASELSAN Genel Müdürü vardı. F-16’nın içinde de Hava Kuvvetleri Komutanımız. İlk defa dünya tarihinde bir insansız savaş uçağı, görüş ötesi bir hedefi kendi radarıyla kitleyerek havada vurdu. Bunu kendi uçağımızla, kendi radarımızla, kendi mühimmatımızla yaptık.”

TEKNOFEST Yönetim Kurulu ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar, Take Off İstanbul 2025'te konuşma yapıyor, 11 Aralık 2025 - (Anadolu Ajansı)
“Bu uçuş, dünya havacılık muharebesinin devrimini gerçekleştirdi ve dünya tarihine geçmiş oldu. Geleceğin dünyasını inşa edecek, medeniyetimizin güneş yüzlü çocuklarını sevgiyle selamlıyorum” demiştir.
Oturumun ilerleyen bölümünde moderatör Hakan Çelik, Bayraktar’a “Baykar’ın son dönemde uzay ve nükleer teknoloji alanlarındaki adımlarına” ilişkin bir soru yöneltmiştir. “Bir ülkenin yeni bir kategoriye çıkabilmesi için iki temel alan vardır; bunlardan biri uzay, diğeri nükleer teknolojilerdir. Baykar’ın bu iki alanda da iddialı olduğunu görüyorum. Bu yeni atılımlar hakkında neler yapacağınızı ve vizyonunuzu bizimle paylaşır mısınız?”
Bayraktar, bu soruya iki ayrı başlıkta yanıt vermiş ve konuşmasına tarihi bir atıfla başlamış ve uzay girişimlerinin adını “Fergani’yi bilen var mı arkadaşlar? Bu arada Özbekistan Cumhuriyeti Gençlik İşleri Bakanımız sevgili Ali Bey aramızda. Fergana Vadisi’ne giden oldu mu hiç? Semerkant’a, Taşkent’e? Evet, birkaç kişi var sanki. Bu arada iyi bilen var mı Fergani’yi? Bizim uzay girişimimiz, Kızıl Elma’ya vardıktan sonra, atmosferdeki en yüksek platformumuzun ardından kurduğumuz bir girişim. Şu anda 130 kişilik inanılmaz bir yürekle çalışan mühendis ekibimiz var. Gece gündüz, bir anlamda gökyüzündeki penceremizi biraz daha öteye taşımaya çalışıyorlar.”
Bayraktar, Fergani girişiminin temel amacını şu şekilde ifade etmiştir: “Küresel konumlama sistemi inşa etmeyi hedefliyoruz. İlk uydumuzu fırlattık, sonrasında yörünge transfer aracımızı da devreye aldık. Yörünge transfer araçları, uyduları bir yörüngeden diğerine taşıyan sistemlerdir. Günümüzde Starlink projesiyle tanınan alçak yörünge teknolojisi geleceğin internet altyapısını oluşturacak. Biz de bu yarışın içinde olacağız.”
Küresel konumlama sistemlerinin bağımsızlık açısından stratejik önemine vurgu yapmıştır: “Küresel konumlama sistemi inşa etmeyi hedefliyoruz. Ve artık ilk uydumuzu da yörünge transfer aracımıza yerleştirdik. Bu yörünge transfer araçları, sizi bir yörüngeden daha üst bir yörüngeye çıkarıyor. Yani şöyle düşünün: Alçak yörünge uyduları günümüzde artık özellikle Starlink projesiyle epey popüler oldu. Yakın yörünge internet teknolojisi bir anlamda geleceğe de damgasını vuracak ve dünyada bu alanda büyük bir yarış yaşanıyor. Bunun yanında küresel konumlama sistemleri bağımsızlığımız açısından çok kritik. Çünkü bu sistemleri karıştırabiliyor, aldatabiliyorsunuz. Düşünün ki arabayla bir yere seyahat ediyorsunuz ama cihaz sizi bambaşka bir yerde gösterebiliyor; ve bu, şu anda gerçekten oluyor. Bulunduğumuz bölge, dünyanın en yoğun karıştırmalara maruz kalan bölgelerinden biri.‘Spoofing’ denilen aldatma da var; bu hem gemiler, hem araçlar, hem uçaklar için çok kritik.”
Selçuk Bayraktar, dünyadaki mevcut sistemleri sayarak Türkiye’nin hedefini açıklamıştır: “Dünyada küresel konumlama sistemleri neler? Rusya’nın GLONASS’ı var, ABD’nin GPS’i var, Çin’in BeiDou’su, Avrupa’nın Galileo’su var. Bunların yanında destek sistemleri de mevcut. Biz ise kendi kaynaklarımızla, yüksek teknoloji ihracatından elde ettiğimiz gelirlerle bu sistemi inşa etmek üzere Fergani adlı girişimimizi kurduk.”
Fergani’nin geliştirdiği sistemlerin gelecekteki uygulama alanlarını şöyle açıklamıştır: “Kara egemenliği için denize, denizlere hükmetmek için göklere, göklere hükmetmek içinse uzayda varlık göstermeniz gerekiyor. Hepsi bir bütün olarak çalışmak zorunda. Dolayısıyla uzayda da ülkemizin ve dost-kardeş coğrafyaların serüvenine destek olmak amacıyla Fergani adlı girişimimizi kurduk. Fergani, tarihimizden bir Türk astronom; medeniyetimizin köklerinden gelen bir isim. Araştırmanızı tavsiye ederim. Güneş’in de bir yörüngesi olduğunu ilk ortaya atan alimlerden biridir. Ulubey ismi de bizim küresel konumlama sistemimizin adı olacak.”
Bayraktar, uzay altyapısı ve fırlatma sistemlerine ilişkin teknik ayrıntılar da paylaşmıştır: “Deney uydularımızı fırlattık, yörünge transfer aracımızı test ettik, şu anda da yoluna devam ediyor. Beş yıl içerisinde kendi fırlatma araçlarımızla uzaya erişmeyi hedefliyoruz. Bu fırlatma araçları büyük roketlerdir. Şöyle düşünün: Kutu kolayı büyütün, içi yakıt dolu bir teneke gibi yapılar. 120 tonluk bir roketten bahsediyoruz. Yaklaşık 2 tonluk faydalı yükü 500 kilometrelik alçak yörüngeye taşıyabiliyor.”

TEKNOFEST Yönetim Kurulu ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar, Take Off İstanbul 2025'te konuşma yapıyor, 11 Aralık 2025 - (Anadolu Ajansı)
Türkiye’nin Somali’de bir uzay limanı inşa ettiğini belirten Bayraktar, şu açıklamayı yapmıştır: “Türkiye’nin artık uzaya çıkış istasyonu da var. Normalde okyanus kenarında olmak gerekir ama biz Somali’de, ekvatora yakın bir bölgede, 30 kilometreye 30 kilometrelik bir alan kiraladık. Yani Türkiye’nin artık bir uzay limanı var. Düşünün ki Özbekistan iki ülke geçmeden denize ulaşamıyor; denize erişim bir ülke için ne kadar hayatiyse, uzay limanı da o kadar hayati. Dünyada bu tür yerlerden sadece 12 civarında var ve Somali’deki alan bunların en iyilerinden biri. Türkiye’nin gönül coğrafyasında yer aldığı için stratejik olarak da çok değerli. Bu uzay istasyonunun inşası devlet eliyle başladı, Roketsan da önemli kullanıcılarından biri olacak. Biz de ileride kendi fırlatma araçlarımızı oradan kullanmayı hedefliyoruz.”
Bayraktar, roket teknolojisi alanında TMRS adlı bir girişim kurduklarını açıklamıştır: “Bu araçları bağımsız biçimde geliştirmek için TMRS adlı girişimimizi kurduk. O daha yeni, yaklaşık bir yıllık bir girişim. Enerji bağımsızlığı çok kritik. Bugün burada birçok yapay zekâ uzmanı kardeşimiz var; artık saniye başına yapılan işlemler konuşulurken, ‘ne kadar enerjim var?’ sorusu en temel mesele haline geldi.”
Evrenin temel kuvvetlerinden yola çıkarak açıklama yapmıştır: “Kâinatta dört temel kuvvet var: Birincisi kütle çekim kuvveti, bizi yere bağlıyor. Bundan çok daha büyük olan elektromanyetik kuvvet ise maddeyi bir arada tutuyor. Diğer iki kuvvet, zayıf ve güçlü etkileşim kuvvetleri, atom çekirdeğinin içinde hapsolmuş durumda. İnsanoğlunun iş yapabilmesini sağlayan esas güç, elektromanyetik ve çekirdekteki bu kuvvetlerdir.”
Bayraktar, bu alanda kurdukları girişimin adını ve hedefini açıklamıştır: “Yakıt yaktığınızda, kimyasal reaksiyonlarla elektromanyetik kuvveti ortaya çıkarır, onu mekanik işe çevirirsiniz. Ama çekirdeği parçaladığınızda, bu enerji 2 milyon kat daha fazladır. Bir kilogram yakıtla araba birkaç yüz kilometre gidebilir; ama çekirdek tepkimesinden elde edilen enerjiyle bu katlanarak artar. Yani 1 kilogram su veya uranyumla 100.000 kat fazla enerji elde edebilirsiniz. Bu nedenle TMRS adlı girişimimiz, küçük modüler reaktörler geliştirmek üzere kuruldu. Yaklaşık bir yıldır çalışıyor. Nükleer reaktörler aslında ısı makineleri arasında en basit olanlardır. Evdeki doğalgaz cihazı da bir ısı makinesidir: Yakıtı yakar, ısı üretir. Arabalar da benzer şekilde yakıtı yakar, mekanik işe çevirir. Ama bir nükleer reaktör, büyük bir düdüklü tencereye benzer. Türkiye, bu teknolojiyi kolaylıkla geliştirebilecek bir sanayi altyapısına sahip. Çünkü biz zaten çok daha karmaşık makineler, yani jet motorları, otomobil motorları üretiyoruz.”
Bayraktar sözlerine, “Eğer bilgi işlem gücümüz olacaksa, artık başka yol kalmadı. Yüksek enerjiye dayalı sistemler ancak nükleer güçle sürdürülebilir.” sözleriyle devam etmiştir. Gençlerin bu alana ilgisini artırmak için TEKNOFEST’te düzenledikleri yarışmalardan söz etmiştir: “Bu nedenle TEKNOFEST’te iki yıldır nükleer reaktör tasarımı yarışması düzenliyoruz. Yüzden fazla başvuru aldık; yüzlerce genç kardeşimiz reaktör tasarlamak üzere projelerini sundu. Amacımız bu alanda insan gücünü büyütmek, ülkemizin bu teknolojiyi geliştirebilecek kapasiteye erişmesini sağlamak.”
Oturumun ilerleyen kısmında, moderatör Hakan Çelik, TEKNOFEST’in bir sonraki durağına ilişkin sorusunu yöneltmiştir: “Selçuk Bey, TEKNOFEST gibi bir etkinliği ben dünyada görmedim. Gerek heyecanı, gerek katılım sayısı, gerekse öğrenme isteğiyle gerçekten eşsiz. Önümüzdeki ilk TEKNOFEST ne zaman ve nerede yapılacak?”
Bayraktar, etkinliğin 2025 takvimine dair ilk açıklamayı bu oturumda yapmıştır: “Evet, Güneydoğu demiştik. Şanlıurfa’da yapılacak. Tarihini Elvan Hanım açıklasın.” T3 Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Kuzucu Hıdır sahneden şu bilgiyi vermiştir: “30 Eylül – 4 Ekim tarihleri arasında Şanlıurfa’da olacak.” Bayraktar, bu açıklamayı teyit ederek “Evet, 30 Eylül – 4 Ekim Şanlıurfa.” ifadelerini kullanmıştır.
Moderatör Hakan Çelik, bu kararı “Selçuk Bey, Şanlıurfa’yı Güneydoğu Anadolu illerinden biri olarak tercih ettiğiniz için sizi kutluyorum. Çünkü Mezopotamya’nın kuzeyinde, insanlık tarihinin en eski yerleşim birimlerinden Karahantepe ve Göbeklitepe var. Burası taş tepelerle beraber insanların mutlaka görmek istedikleri bir yer. Teknolojiye ilgisi olan binlerce genç öğrencimiz ve insanımız var. Şimdiden hayırlı olsun, teşekkür ederim bu bilgiyi paylaştığınız için.” sözleriyle değerlendirmiştir.
Programın devamında, moderatör İrem Bayraktar Aksakal, Bayraktar’a T3 Vakfı’nın yürüttüğü sosyal ve kültürel girişimlerin arkasındaki motivasyonu sormuştur: “Evet, girişimcilere kadar destek verdiğiniz farklı projeler var. Burada Can Sağlığı Vakfı var, Kültür ve Medeniyet Vakfı var. Şunu sormak istiyorum açıkçası: Bu alanlarda yaptığınız çalışmaların temel motivasyonu nedir? Çünkü girişimcilerin gerçek anlamda bir motivasyona ihtiyacı var. Düştüklerinde kalkabilmek için sizin motivasyonunuz nedir? Girişimciler bu motivasyonu nasıl bulabilir?”
Bayraktar, soruya şu ifadelerle yanıt vermiştir: “Çok önemli bir soru. Tabii, hayatını millî teknolojiye vakfetmiş, özellikle havacılık ve milli savunma sanayiinde insansız hava araçları çalışmalarına adanmış bir mühendis olarak şunu gördüm: Mücadeleyi önemli kılan, sadece hedefi değil, nasıl yürütüldüğü ve kimlerle yapıldığıdır. Takım arkadaşlarınız yoksa, tek başına yapacaksanız bir şeyler eksik kalıyor. Çünkü bütün bu işler en nihayetinde insan için, nesillerimiz ve insanlık için. Dolayısıyla bir çiçekle bahar gelmeyeceğini görüp aslında T3’ü öyle kurduk. Evet, zirveye kendi alanımızda oturabilirdik ama her şey eksik kalırdı. Türkiye’de bile barınabilmeniz çok kolay olmazdı, böylesine yüksek teknolojinin içinde. Bu nedenle bu mücadele topyekûn olmalı, her alanla birlikte yürümeli.
Savunma sanayinde oldu, insansız hava araçlarında oldu ama diğer alanlarda olmazsa hikâye eksik kalır. Az önce tarım girişimiyle ilgili Abdülkadir kardeşimiz bahsetti. Evet, kümelenme faaliyetlerinden... Şimdi uçak yapıyoruz ama yiyecek bulamıyoruz. Doğayı, çevreyi kirletiyoruz. Böyle bir dünyada yaşanabilir bir gelecek mümkün değil. Gıdada bağımlıyız, yiyecek, ekmek bulamıyoruz. Dolayısıyla tekâmül ancak tüm yönleriyle birlikte olursa mümkündür. Bu yüzden Kültür ve Medeniyet Vakfı’mızı kurduk. Bir anlamda ‘neden’ sorusunun cevabını versin diye; sanatla, medeniyet çalışmalarıyla faaliyet yürütüyor.
Sanat olmadan tekâmül olabilir mi, insanlığa dokunabilir miyiz? Kâinata ve insanın doğasına bakın; insan mükemmelliğe meftun. Aradığı şey aslında mükemmellik. Yaradan’ın yarattığı düzene, matematikçinin gözüyle, fizikçinin gözüyle, sanatçının gözüyle bakın. Her yer estetik, ahenk, sanatla dolu. Böyle bir evrende sanat olmadan medeniyet olması mümkün değil. Dolayısıyla Kültür ve Medeniyet Vakfı’mız bu maksatla kuruldu.
Elbette Can Sağlığı Vakfı’mız da var. Bilimsel araştırmalar, tıbbî çalışmalar yapan ve toplum sağlığına katkı sunmak üzere gönüllü bir seferberlik başlatan bir yapı. Şu anda 80 bine yakın gönüllümüz var. Tıp camiamızda da büyük bir yürekle çalışan insanlar var. İnsanlara şifa olabilmek, eksikleri gidermek için gönülden hizmet ediyorlar.
Ben mühendis olarak yıllarımı teknik fakültelerde geçirdim ama tıptaki meslektaşlarımız bizden çok daha sosyal. Biz makinelerle konuşmayı severiz, onlar doğrudan insana dokunuyor. Yurdun her yerinde gönüllü taramalar, sağlık çalışmaları yapıyorlar. Ufacık imkânlarla büyük işler başarıyorlar. Hepsini yürekten tebrik ediyorum. Aynen Take Off’ta ve TEKNOFEST’te gönüllü çalışan arkadaşlarımızı tebrik ettiğim gibi.”
Etkinliğin ilerleyen bölümünde izleyiciler arasından soru alınmıştı. Söz alan İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Hasan Santral Küçükoğlu, Selçuk Bayraktar’a şu soruyu yöneltmiştir: “Artık savunma ve teknoloji, multidisipliner bir atmosferde ilerliyor. Sosyal bilimlerle iç içe geçen bu alanlarda, mühendis olmayan ama savunma ve teknolojiye ilgi duyan gençler hangi yetkinlikleri edinmelidir?”
Bayraktar, bu soruya takım çalışmasının önemini vurgulayarak yanıt vermiştir: “Burada tabii bütün yaptığımız işleri takımlarla yapıyoruz arkadaşlar. Yani düşünün ki elbette takımın ruhu en önemli husus. İşte Baykar şu anda 8.000 kişiye yakın, 6 farklı ülkede faaliyet gösteriyor. 37 ülkede bir anlamda ekiplerimiz var. Altınköy’de tesislerimiz var. Düşün… İşte İtalya’sından… 38 farklı ülkeden çalışma arkadaşımız varmış. Yani bu farklı ülkelerdeki faaliyetlerimiz açısından tümünü koyduğunuzda takımlar için, girişimler için de böyle—fikriden daha önemlisi takımın kendisi. Takım çalışması… Bu da karakterle alakalı ki eğitim sisteminin öğretmediği bir şey. Eğitim sistemi sizi böyle çok bencil ama çok başarılı, derslerinden çok yüksek not alan biri olarak ödüllendirebiliyor.
Takım çalışmasına hiç uygun olmayan karakterinizi hiçbir şekilde tartmıyor ama hayat tartacak. Fedakârlığınızı, doğruluğunuzu, dürüstlüğünüzü muhakkak tartacak. Bunlar çok kıymetli. Vefanızı… Vefa diye bir ders var mı? Yok. Dolayısıyla bunlar aslında yaptığınız işlerden daha önemli. Güvenilirliğiniz, dosdoğru olmanız ve bütün hepsinin ardından geriye kalacak olan, bıraktığı anlam… Yaptığınız işin anlamı. Zaten insanlık aslında bir anlamda bir anlam boşluğu içinde. O zaman da dünyanın böyle çok karanlık hâllere savrulduğunu görebiliyoruz.”
Bayraktar’ın bu açıklamalarının ardından, İrem Bayraktar Aksakal söz almış ve sosyal bilimler öğrencilerinin teknoloji dünyasındaki konumuna dair şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Sosyal bilimlerde okuyan öğrencilerin genelde teknolojinin neresinde olacakları konusunda bir endişesi oluyor. Ancak startup hukuku gibi alanların yükselmesiyle, yapay zekâ ve teknoloji odaklı hukuki süreçler artık daha görünür hale geldi. T3 Vakfı olarak da sosyal bilimlerle pozitif bilimleri entegre biçimde ilerletmek gerektiği yönünde bilinçlendirme çalışmaları yürütüyoruz.”
Hakan Çelik, Bayraktar TB2’nin uluslararası başarısına değinmiş ve Baykar’ın küresel stratejisine ilişkin bir soru yöneltmiştir: TB2 sahada rüştünü öylesine ispatladı ki, kendi kategorisinde dünyanın en önemli platformu hâline geldi. ‘Combat proven’ dediğimiz bir sistem artık. Bu başarıyla Baykar dünya ligine çıktı, bugün İHA–SİHA üretiminde küresel pazarın en önemli oyuncularından biri oldu. Bu çok büyük bir başarı. Şimdi siz bir taraftan bölgesel değil, küresel bir aktörsünüz. İtalya’nın önemli kuruluşlarından biriyle, Leonardo’yla ortaklık sürecine girdiniz. Baykar’ın küresel stratejisi hakkında birkaç ipucu verebilir misiniz?
Bayraktar, Baykar’ın teknoloji geliştirme yaklaşımını ve stratejik hedeflerini şu ifadelerle açıklamıştır: “Dikine giden teknolojiler üzerinden geleceğe ilerliyoruz. İnsansız savaş uçaklarında yaptığımız o ilk adımlar, hem Türkiye’ye hem de birlikte yol yürüdüğümüz kurumlara — ASELSAN’a, TÜBİTAK’a, ROKETSAN’a — birkaç yıl kazandırmış oldu. Havacılıkta önden gittiğiniz sürece oyunun kuralını da koyabiliyorsunuz. Bir yandan da sörf gibi düşünün; bu teknolojilik dalgalarını, teknolojideki ilerlemeyi, tekâmülü… Sörf dalgasının önünde olmuş oluyorsunuz. Arkaya düştüğünüzde işiniz çok zor. Dolayısıyla geleceği bir anlamda hep kurgulamaya, yenilik yaparak kurgulama gayreti içindeyiz.
En nihayetinde biz tam teşekküllü bir teknoloji geliştirme ilkesi değiliz. Hedefimiz bu dönüşümü sağlamak. Savunma sanayinde bir iddiaya koyduk. Sivil alanların hepsine yayılmasını hedefliyoruz. Aslında işte Take Off Girişimi Zirvesi’nin bir maksadı da o. TEKNOFEST'in yetiştirmeye çalıştığı kuşağı bir anlamda girişimlere dönüştürerek yeryüzünü değiştiren, dönüştüren müesseseleri inşa etmek…Bir inşaat faaliyeti.”
Programın son kısmında söz alan Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi öğrencisi Salim Sağlık, Selçuk Bayraktar’a kişisel stratejisi hakkında bir soru yöneltmiştir: “Bir girişimci adayı olarak merak ediyorum; sizi başarıya götüren ama çoğu kişinin fark etmediği, kendinize uyguladığınız kişisel bir stratejiniz var mı, bir sırrınız var mıdır?”
Bayraktar, kişisel yaklaşımını “anlam arayışı” ekseninde açıklamıştır: “Bir kere günün sonunda bütün bu serüvende kalacak en kıymetli şey anlam. Niye yaptınız? Zaman zaman hayattaki değerleri, kıymetleri yan yana koymakta fayda var. Ben bu listeye bakıyorum; işte en başta inanç gelir. Bence umut… Birkaç defa yayında da… Kendi listeniz olsun. Bir de kendim yol haritam var, işte böyle özet bir şey. Hayatta yapmak istediğim… Allah imkân verirse kurmak istediğim müesseseler ve adım atmak istediğim alanlar…
İşte yüksek teknoloji enstitüsünden tutun da, işte fen lisesini kurduk. Allah’a şükür o başarılı gidiyor. Bunun yanında uzayla alakalı çalışmalarımız devam ediyor. Yapay zekâyla alakalı T3 AI… Bunun yanında KÜRE, dijital ansiklopediyi kullanan, deneyimleyen var mı? Burada standı vardı. Evet, yani hakikaten en kıymetli mefhum… Böyle anlamı açık savunulmuş bir mefhum ilk defa bu çağda, sütre gerisinden karanlık yüzlerin savunduğu bir şey hâline dönüşmüş.
Ama çok kıymetli bir şey. KÜRE’yi herkese tavsiye ediyorum. Medeniyetimiz adına çok kıymetli bir eser olacaktır ve özellikle dezenformasyon, yalan ve yapay zekâ çağında “Bilgi ne içindir? İnsan için muhakkak nedir?” sorusunun cevabına önemli bir katkı sunacağını düşünüyorum. Bu listeme sık sık… ve hayatta önemli olan şeyleri sık sık hatırlamaya çalışıyorum. Umarım cevabı olmuştur. Salim, teşekkür ediyorum.”
Ardından söz, İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencisi Cem Yılmaz’a verilmiştir. Cem Yılmaz, insansız hava araçları teknolojisinin uzay alanına aktarımıyla ilgili şu soruyu yöneltmiştir: “İnsansız hava araçlarında elde edilen tecrübenin uzay araçlarına veya yörünge sistemlerine aktarılabilir yönleri sizce nelerdir?”
Bayraktar, soruya teknik bir açıklamayla yanıt vermiştir: “Yani çok benzer. Uydu sistemleri bizim yaptığımız standarttan daha karmaşık değil; daha gelişmiş değil. Şartları farklı… Isınma karakteristikleri farklı, radyasyon karakteristikleri farklı bir ortamda çalışıyor. Biz tabii atmosferin içindeyiz. Ama insansız uçakla kıyasladığınızda, insansız… çok daha karmaşık bir sistem. Oradaysa daha farklı çevresel şartlarda çalışan bir sistem inşa ediyorsunuz.
Roket motorlarını, roket fırlatma sistemlerini düşünecek olursak; normalde bir insansız uçak 10.000 saat çalışacaksa bir roket motoru 2 dakika ancak çalışıyor. 20 dakika çalıştı mı büyük olay oluyor işte; tekrar tekrar geri kazanıyorlar. Dolayısıyla farklı nitelikleri var ama şeyleri çok benzer. Aviyonik sistemleri, elektronikleri, yazılımları çok benzer.”
Kapanış bölümünde moderatör Hakan Çelik, Türk savunma sanayiinin ihracat performansına ilişkin bir soru yöneltmiştir: “Türk savunma sanayi kuruluşlarının toplam ihracatı 10 milyar dolara doğru gidiyor. Bunun yaklaşık 2 milyar dolarını, hatta biraz fazlasını Baykar gerçekleştiriyor. Bu büyük bir başarı. Genel olarak Türk savunma sanayi kuruluşlarının performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye, küresel rekabette nerede konumlanıyor?”
Bayraktar, Türk savunma sanayiinin mevcut durumuna dair genel bir değerlendirmede bulunmuştur: “Türkiye’nin mevzisi çok iyi, çok iddialı geliyor. Özellikle eski dünya ölürken bu oluyor bir anlamda çünkü. Aslına bakarsanız bir mücadele ruhu olmadığını görüyoruz. Türkiye’nin iddiası çok iyi. Biz dışarıya bağımlılıklarımızı azalttığımız müddetçe ve dışarıyı tercih etmediğimiz müddetçe ilerlemeye devam ederiz.
Ben bunu görüyorum ama… Zira yabancı teknolojileri, dünyanın bu kadar rağbet ettiği yerde kendi teknolojimizden evlâ görecek olursak asıl kaybediş orada gerçekleşir. Bunu çok önemli görüyorum. Hassaten Türk savunma sanayi sadece kendine değil, Millî Savunma Sanayi; tüm dost ve kardeş coğrafyalara yetecek düzeyde bir eşik seviyesini aştı.
Teknoloji geliştirme kabiliyetini, rüştünü ispat etti. Büyük oranda teknolojik kompleksimizi, öğrenilmiş çaresizliğimizi de yıktık. Hâlen daha bir kısmı olabilir. Dünyanın en iyisini geliştiririz, yaptık mı en azami gayretle dosdoğru düsturlarla yaparız iddiasını sık sık söylemeye devam etmemiz lazım.
Sadece savunma sanayinde değil, teknolojinin tüm diğer alanlarına da bu ruhu taşımamız lazım. TEKNOFEST'in de misyonu bu.”
Oturumun ardından, salondan söz alan Baykar Fen Lisesi öğrencisi Talha, Türkiye’nin sivil havacılıkta geleceğini sormuştur: “Şu anda Türkiye savunma sanayinde, özellikle havacılıkta çok iyi bir konumda. Dünya liderleri arasında yer alıyoruz. Aynı başarıyı sivil havacılıkta da görebilecek miyiz?”
Bayraktar, bu soruya sivil havacılığın yapısal zorluklarını açıklayarak yanıt vermiştir: “Evet, şu anda sivil havacılıktaki tekelleşme Batılı firmaların yönünde. 2 firma var zaten. 2 değil… düşünüyorum… 3 firma var arkadaşlar. Yani özellikle yolcu uçakları çok zor bir alan. 'Daha gelişmiş bir teknoloji olduğu için' değil, çok büyük olduğu için; çok büyük bir zinciri kurmanız, mükemmel bir şekilde kurup işletmeniz gerektiği için… Orası çok daha zor bir alan.
Yani düşünün ki Batı’nın 2 firması var; Çin uğraşıyor, Rusya neredeyse devre dışı. Çin de hâlâ hazırda kabul görmüş değil. 2 firma var; biri ciddi zarar ediyor ya ancak kâr edebiliyor, diğeri de çok ciddi kâr elde edemiyor.
Bir yandan da dünyanın yolcu uçağı ihtiyacına baksanız 8.000 uçaklık sipariş var; yetiştiremiyorlar. Ve uçaklar olmasa biz ne hâle düşeriz? Bir düşünün, değerlendiriniz. Sosyal medya olmasa muhakkak memleket yıkılır; ama uçaklar olmasa ne hâle düşeriz, bir düşünün değil mi?” demiş ve devam etmiştir: “Yani özellikle Instagram filtreleri olmasa ne olur? Bu bizi çok güzel gösteren filtreler var. Mesela biz solunum cihazı olmadığı zaman düştüğümüz hâle düşeriz bence değil mi? İnsanlık olarak… Ki bu oldu, hatırlayın.
Yani Instagram bir kapanacak oldu, kıyamet koptu. Oysa solunum cihazı dünyada olmadığından en gelişmiş ülkelerde cihaz bulamadılar, insanlar öldü. Hiçbir şey olmadı ama… aynen devam.
Biz ülkemizde işte Aselsan, Arçelik birlikte hem solunum cihazlarını ürettik; Biosys’in geliştirdiği cihazı mühendislik gücümüzle ve üretim kabiliyetimizle dünyada da ihtiyacı olan ülkelerin hepsine binlerce solunum cihazı ihraç edildi. Türkiye’de de şu anda hâlihazırda yerli solunum cihazı kullanılıyor. Ama tabii yani bir dijital şey filtresi daha önemli olabilir kimi zaman. Nasıl bir anlam yüklediğinizle alakalı arkadaşlar.”
Oturumunun son bölümünde, moderatör Hakan Çelik, Türkiye’nin savunma kapasitesine ve gelecek odaklı stratejilere ilişkin yeni bir soru yöneltmiştir: “Selçuk Bey, Türk savunma sanayi kuruluşlarının ihracatı büyük bir ivme kazandı. Şimdi biz İHA ve SİHA’larda dünyanın en önemli oyuncularından biriyiz. Buna benzer bir fırsat penceresini hangi kategoride görüyorsunuz? Hangi alana odaklanmak daha doğru olur?”
Bayraktar, bu soruya yönelik savunma ve teknoloji alanındaki genel yönelime ilişkin değerlendirmelerini paylaşmıştır: “Yani yenilik yapmak çok önemli. Özellikle büyük ölçüye gitmemiz lazım. Bu yaşadığımız dünyada şunu fark etmemiz lazım — söyleyince bence kolay kolay anlaşılmıyor. Belki yaşanınca daha iyi anlaşılacak: Bütün kullandığımız teknolojilerin hepsi aslında silaha dönüştürülmüş durumda.
Kolumuza taktığımız saatten yanımıza taşıdığımız telefonlara, her yerde bıraktığımız veriden işte çevresel kameralara… Ne kadar ürettiğiniz veri varsa… Yani insanlık tarih boyunca; insanoğlu 200.000 yıldır var gibi gözüküyor. Yeryüzü 4 milyar yıldır var. İnsan çok yeni, son saniyede gelmiş. Yani 24 saatin son saniyesinde insan var.
Onun da son saniyesinin içinde, böyle 3 saniye bile diyebileceğimiz bir dilimde bir şey yaşıyoruz. Çok değişik bir şey. Bütün hücrelerimize kadar neredeyse bir aygıt, sinir sistemine — Matrix filmindeki gibi — girip nüfuz edip takip ediyor. Ve yüksek teknoloji bu.
Şimdi enteresan tarafı şu arkadaşlar: Normalde tarih boyunca savaşlar olmuş, savaşta silahın bedelini çarpışan taraflar öder. Her taraf kendi adına öder. Zordur silah yapmak; büyük maharet ister. Yeni bir teknoloji geliştirirsiniz; İstanbul fethedilir, yeni bir çağa açılır. Havacılıkta kızıl elmadan füze fırlatırsınız; büyük gayret gerektirir, büyük maliyeti vardır.
Böylesine enteresan bir çağda yaşıyoruz ki… Bedelini biz ödüyoruz. Silah bize karşı kullanılıyor. Yani bütün bu kullandığımız teknolojilerin hepsi silah arkadaşlar. Ne kadar sivil şey varsa hepsi… Yarın satın aldığın kulaklığın… Dünyanın ahvaline bakın; taktın belki hedef sendin ama çocuğunun beyninde patlayıp patlamayacağını bilemiyorsun artık. Hatırlayın, saldırıları — hemen güneyimizdeki bir devletin yaptığı saldırıyı hatırlayın. İsrail’in yaptığı saldırıları hatırlayın. Üretim zincirini silah hâline dönüştürmesini hatırlayın.
Bütün hayatınızın her köşesini, her santimini yüksek teknoloji takip ediyor. Ve hepsi bir silah aslında. Ve çağlar boyunca ne kadar sömürge düzeni varsa, ne kadar kölelik düzeni varsa… böylesi asla görülmedi. Yani Firavun’un köleleştirdiği toplumda bu kadar hayatına nüfuz etmiyordu; her saniyesine nüfuz ediyor.
Her köşesinde hayatının hepsini takip ediyor. Parasını da sen veriyorsun ve koşa koşa veriyorsun. Dolayısıyla özellikle savunma sanayinde kendini savunabilmek için sivil teknolojileri, sivil alandaki tekâmülün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani sivil tarafta geliştirdiğiniz teknolojileri aynı zamanda kendinizi savunabilmek için savunma sanayinde de kullanmanız gerekiyor. Savunabilmek için en azından bağımsızlığınız için alternatifleri inşa etmeniz gerekiyor.
Yoksa kullandığınız her dış kaynaklı ürün size dönmüş bir silah. Ya bunu yaşadığında… İnsanoğlu genelde yaşamadan — hepimiz böyleyiz — bedelini ödemeden anlamıyor. Ödediğimizde bence daha iyi anlayacağız. Şimdi mesela yapay zekâyla ‘fake’ videolar çıkıyor; insanları dolandırıyorlar. Bizlerin çok videosu çıktı; benim çok çıktı. Sahtekârlar, dolandırıcılar kullanıyor. Onlarca telefon geldi. Biz defalarca diyorduk ama ne kadar anlatsan yeterli değil. Evet."
Son bölümde söz alan Kübra Fırat, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu ve önceki dönem TEKNOFEST Kulübü Başkanı olduğunu belirterek Selçuk Bayraktar’a TMRS girişiminin ismi hakkında bir soru yöneltmiştir: “Nükleer enerji teknolojilerinin öneminden bahsettiniz. TMRS adlı bir girişiminiz olduğunu da söylediniz. Bu ismin nereden geldiğini çok merak ettim, açıklarsanız çok memnun olurum.”
Bayraktar, girişimin tam adını ve ismin kökenini şu sözlerle açıklamıştır: “Evet, Türkiye Modüler Reaktör Sistemleri bir girişim. Yaklaşık bir sene oldu ama hikâyesi enteresan. Sümeyye Hanım da burada; belki o da ilk defa duyacaktır veya daha önce söylemişimdir tam hatırlamıyorum.
Biz toplantılar yapıyorduk, enerji üzerine, enerji kaynakları üzerine… Hem Aselsan hem Baykar’dan hem de TÜBİTAK’tan zannedersem çalıştaylarda mühendis arkadaşlarımızla toplantılar yaparken bir hanımefendi — tabii bizim yıllardır Aselsan’la da yol arkadaşlığı yapıyoruz teknoloji geliştirmede.
İşte Cezeri’yi yapay zekâ alanında kurduğumuz girişim… Cezeri’yi kim biliyor herhalde herkes değil mi? Ben robotikçiyim. Evet, Cezeri’yi bilmeyen var mı? Herkes bilmesi lazım. Evet, medeniyetimizin önemli bir ismi.
Bunun yanında Fergani var, çok önemli bir isim. Uzay alanındaki girişimimiz Cevheri var. Havacılık kuruluşumuz, o da önemli bir isim. Hanımefendi dedi ki: “Şimdi Selçuk Bey, hep geçmişimizden önemli isimleri böyle uçağa getiriyorsunuz, önemli girişimlerinize hayırla yâd etmek için bir anlamda isimlendiriyorsunuz ama hiç kadın isim yok. Acaba Tomris var tarihte, Türk hükümdarı; onu koymayı düşünür müsünüz?”
Tabii çok önemli bir hükümdar. Onun üzerine TMRS — yani bir anlamda Tomris’in kısaltması olarak — koyduk. Tabii KADEM Mütevelli Heyeti Başkanımız Sümeyye Hanım’ın da burada alkışlaması benim için ayrıca anlamlı; teşekkür ederim.”
Bu bölümün ardından moderatör Hakan Çelik, beşinci nesil savaş uçaklarına ilişkin bir soru yöneltmiştir: “Şimdi, yakın coğrafyamızda beşinci nesil uçağa sahip tek ülke İsrail. Yunanistan da 2030’ların başında bu uçaklara sahip olacak. Biz de bir yandan Eurofighter süreci yürütürken, diğer yandan Kızılelma projesini sürdürüyoruz. Bu denklemde Kızılelma’yı nasıl konumlandırıyorsunuz?”
Bayraktar, insanlı savaş uçaklarının evrimini yapay zekâ temelli insansız sistemlerle kıyaslayarak açıklamıştır: "Şöyle, önemli bir soru bu. Şimdi bundan 20 sene önce dünyanın satranç ustasını yenebilen yapay zekâ… Yapay zekâ derken gelişmiş algoritmalar diyorduk o dönemde; şimdi yapay zekâ diyoruz.
Bilgisayar yani böyle buzdolabı gibi bir bilgisayardı. O, Kasparov’u yenmek için 40 sene sürdü. 10 binlerce insan arasından belki yetişti. Peki bir sonraki o buzdolabı gibi makineyi yapmak ne kadar sürdü? O dönemin parasıyla düşünün veya zamanıyla pahalı olabilir. Bugün benim cep telefonumda yeniyor artık.
Şimdi Kasparov’un benim cep telefonumla maç yapmasının bir anlamı var mı? Satranç turnuvası gibi bir anlamı yok. Çünkü makine artık bunu aynı dikiş makinesi gibi bir sistematik yöntemle algoritmayı çalıştırıp insanı yeniyor. Ve dikiş makinesiyle insanın yarışması mümkün mü? Böyle bir kıyaslama anlamsız. Ama “yetişeyim” derseniz mümkün değil.
Şimdi insansız savaş uçağı da böyle. Beşinci nesil insanlı savaş uçağı… Birinci nesil vardı, iki geldi, üç geldi, doğuşu 1950’ler, beşinci nesil var. Şimdi bu insansız başka bir şey artık. Yani dikiş makinesiyle insanın nakış yapması… Biliyorsunuz dikiş makineleri çıkmadan önce insanlar dikiş dikiyordu. Veya satrançta yenen algoritma olmazdan evvel insanlar birbiriyle oynuyordu.
Ama artık başka bir şey var: makine var karşınızda. Yani şöyle düşünebilirsiniz: İnsanlı bir savaş uçağını füzeyle kıyaslamak makul mü? Bu ikisi çarpışsa ne olur? Füze uçağa çarpar; pilotu da öldürür, uçağı da kırar. Bu bunun gibi bir teknoloji artık. Dolayısıyla insanlı savaş uçaklarının insansızlarla mukabele edilmesi gibi bir durum söz konusu değil.
Bir kere çok daha ucuz. İnsan yok. Bütün uçuş sortilerinin %70’i, hatta %80–90’ı eğitime gidiyor Hakan Bey. Makineyi eğitmeniz gerekiyor mu? Satranç ustasını ne yendi? Makine. Tekrar tekrar oyun oynaması gerekiyor mu unutmamak için? Yok öyle bir şey. Bir saniyede yazılımı kopya ediyorsunuz; milyonlarca makine var. Mesela telefon oyun oynadığını düşünün. Dolayısıyla soru neredeyse hatalı duruma düşüyor. Bu kıyaslama anlamsız oluyor. Füzeyle insanlı savaş uçağını kıyaslamaya benziyor. İşte yeni bir devrin kapısı da böyle açılıyor.
Aslında insansız savaş uçağını siz bir hava hedefini insanlı veya insansız vurabilecek hâle getirdiğinizde artık öbürleri mecburen muharebe sahasının gerisine çekilmek zorundalar. Savaşmasının anlamı yok. Bu çok daha ucuz bir sistem; pilot yok, insan kaybetmiyorsunuz. Bir insanlı savaş uçağının karşısına 10 tane insansız çıkartabilirsiniz maliyet olarak. Eğitim sortileriniz de yok. Artık sortilerin %90’ı eğitime gidiyor. Bu ne demek? 10 uçağınız varsa sadece birini kullanıyorsunuz aslında. Demek ki 10 uçak demek 10 saatlik uçuş üretiyor bunlar demek.
Şimdi Kasparov’u yetiştirmek ne kadar maliyet aldı ve ne kadar zaman aldı? Bu bir adamdı, bir insandı değil mi? Ne kadar sürüyor? Kıyaslamanın artık bir manası kalmıyor. Dikiş makinesi gibi bir hâle dönüyor. Makine bir işi yaptığı zaman insanın başka bir yere geçmesi gerekiyor — daha entelektüel bir yere, daha yukarı bir yere geçmesi gerekiyor. Aynen böyle. Evet, herhalde sorunun cevabı anlaşılmıştır.”
Panelin kapanış bölümü, seyircilerden gelen son sorularla tamamlanmıştır. Moderatör Hakan Çelik, sözü yeniden izleyicilere vermiştir: İlk olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği öğrencisi Hüseyin Yankafa söz almıştır: “Ben girişimci olmak istiyorum ve sizi örnek alıyorum. Bu alanda adımlar atmak istiyorum. Neler önerirsiniz, hangi alanlara yönelmeliyim?”
Bayraktar, bu soruya şu yanıtı vermiştir: Yani Hüseyin, neyi seviyorsan onun peşinden gitmeni öneririm. Babamın bir lafı vardı: “Vaktin olmayınca sevdiğini yapamıyorsan, yaptığını sev.” Fena bir prensip değil. Evet, tamam herhalde değil mi?
Ardından Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi İzlem Neren söz almıştır: “Bir girişimde en önemli unsurun doğru fikri bulmak olduğunu düşünüyorum ama bunu zor buluyorum. Sizce doğru girişim fikrini bulmanın en sağlıklı yolu nedir? Bir fikrin gerçekten değerli olup olmadığını nasıl anlıyorsunuz?”

TEKNOFEST Yönetim Kurulu ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar, Take Off İstanbul 2025'te konuşma yapıyor, 11 Aralık 2025 - (Anadolu Ajansı)
Bayraktar, bu soruya girişimcilik felsefesine dair temel bir açıklamayla cevap vermiştir: “Bana kalırsa anlamıyla alakalı. Yani senin yüklediğin anlamla alakalı. Hatta anlamlardan geliyor diye sorarsan o da… Yani düşünün ki, kanaatimce ben mesela oyun teknolojilerine hiçbir zaman meyil etmedim. Oyun oynamadım mı? Oynadım. Ama oyun teknolojisi insanlara bir şey öğretecekse benim için kıymetli. Ama oyun teknolojilerini kıymetli görenler de vardır. Bana göre değil. Ne anlamda değil? İşte faydalı bir şey ortaya çıkarmayacaksa, zarar verecekse… Hatta bunlar da tabii tartışıldığı şeyler. Ama bence en önemlisi anlam. Ama daha önemlisi… yani tabii ki en son, en nihayetinde kalacak şey o anlam olacak ama en az onun kadar — neredeyse aynı düzeyde önemli olan — takımdır, takım arkadaşıdır.”
Programın sonuna yaklaşırken Hakan Çelik, Bayraktar’a kişisel bir soru yöneltmiştir: “Bütün bu başarıların arkasında ailenizin ortaya koyduğu fedakârlığın ve motivasyonun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili bir şey söylemek ister misiniz?”
Bayraktar bu soruya şu şekilde yanıt vermiştir: “Şimdi az önce… bütün bu yapılan işlerin ardında kalan şey… Hani nasıl girdik konuya, “Kim bu insanlar?” dedik, “Bundan sonra nasıl olacak?” dedik. Nasıl olacak ama o nasıl da niçin? Bütün bu işlerin anlamı için… Ve geriye ne kalacak? Hepsi süzülüp gittiğinde… 13 milyar senelik devr-i âlemden bahsediyoruz; insanın hikâyesi kadar bile değil. “Ne kalacak geriye?” dediğinizde anlam kalacak. Bunun için de aile bence o anlamın en zirvesinde bir yerde.
Çünkü ne diyoruz? “Bütün bunlar insanlık için.” İnsanlık içinse, en başta aile olabileceksin ki insanlık olabilsin. Dolayısıyla o anlamda, hakikaten bütün bu serüvende… Bir yandan kendi koştuğu kulvarda da verdiği gayretten ötürü, ve hem kendi kulvarında bana verdiği destekten hem kendi kulvarında yürüttüğü çalışmalardan ötürü… ayrıca sevgili eşime yürekten şükranlarımı iletiyorum.”
Bayraktar, kapanış öncesi son kez salona dönmüştür: “Ne diye başladık? ‘Kim bu insanlar?’ dedik. Sonra ‘nasıl olacak?’ dedik. Şimdi 2006–2007 döneminden bir video göstermek istiyorum.” Selçuk Bayraktar 2006 yılında Şırnak’ta yapılan Mini İHA (Mini İnsansız Hava Aracı) eğitimine ait bir video eşliğinde, o döneme dair yaşanmış bir olayı paylaşmıştır:
“Evet, en tehlikeli yerlerden biri… Gövde üzerine iniş–kalkış eğitimi yapıyoruz. Evet, tabii uçak kalkıyor, otomatik bir şekilde rotasına gidiyor. Sonra “piste dön” tuşu var Mini-İHA’da. Hissedilen tuşuna basınca da dönüp iniyor otomatik bir şekilde. Her bir takım sırasıyla uçağını hazırlıyor. İkinci takım da kuruyor. Gün boyu bunu yapıyoruz. Niye? Bir an önce — bir gün bile kaybetmek istemiyoruz. Pazar günü hatta. Bir gün bile kaybetmek istemiyoruz. O yüzden bu eğitimi yapıyoruz.”
Eğitim sırasında yaşanan sıra dışı bir girişimi şu şekilde anlatmıştır: “Neyse, takımlardan bir tanesi dedi ki: “Biz… pistin üzerinde…” Tabii TSK mensupları takip ediyor “Uçağı havada kapacağız.” Ha, babamın lafını duyduklarından değil… Babam söylediğinde daha evveldi. Ama öyle bir şeye girdiler. “Olmaz,” ikaz ediyoruz. “Hayır,” dediler, “biz tutacağız.” E tamam… Biz de sivil olduğumuz için pek lafımızı da dinlemiyorlar. Arka taraflar Gabar… Daha aşağısı Jülide Ağırgürses, Akçay… “Çekilir misin, çekilmez misin?” derken… Uçak bir yandan geliyor, bu diğer inişler… Bir tane daha — bir defa daha indi. Pist de derme çatma; normalde paraşütle iniyor. O gün uçak işte sırf bu eğitimi yapabilsin diye böyle bir pist ayarlandı.
Tabii böyle uçacak… Terörle mücadelede kullanılacak ufacık uçak. Düşünün ki onlar da, inerken eğitimde “havada tutacağız biz bunu” dediler. Şimdi tabii uçak da geliyor. Biz “çekilin” diyoruz, çekilmiyorlar. Neyse, inerken uçağı tutamayınca üstünden atladı..”
Bayraktar konuşmasını şu sözlerle sonlandırmıştır: “Şimdi o — dünyada uçan bir uçağın üzerinden atlayan ilk adam. Eğer havada kapamazsanız, üstünden atlarsınız. Sevgiyle kalın.”
"Yarını Yönetmek: Teknoloji Devleri, Kamu Politikası ve Yapay Zeka Çağı" Oturumu
"Yarını Yönetmek: Teknoloji Devleri, Kamu Politikası ve Yapay Zeka Çağı" başlıklı oturum Cerebrum Tech Kurucusu Erdem Erkul'un moderatörlüğünde, Google Türkiye Kamu İlişkileri ve Politikaları Direktörü Tolga Sobacı ile Microsoft Güney Avrupa Ulusal Teknoloji Direktörü Tom Vracic'in katılımıyla yapılmıştır.
Tolga Sobacı, konuşmasında, "hiçbir ülkenin yapay zeka çözümlerini benimsemek için beklemek zorunda olmadığına" işaret ederek, bu teknolojiyle ilgili fırsatların değerlendirilmesinin sektörlerde ivme oluşturacağını söylemiştir.

"Yarını Yönetmek: Teknoloji Devleri, Kamu Politikası ve Yapay Zeka Çağı" başlıklı oturum, 11 Aralık 2025 - (Anadolu Ajansı)
Tom Vracic ise "yapay zekanın ülkelere neler getirebileceğinin ülkelerin ne yapmak istediğine bağlı olduğunu belirterek, bu noktada ülkelerin farklı bakış açılarına sahip olduğunu" ifade etmiştir.
"E-Ticarette Yeni Çağ: Yapay Zeka Devrimi" Oturumu
Zirvede Hepsiburada Teknoloji Grup Başkanı Alexey Shevenkov da "E-Ticarette Yeni Çağ: Yapay Zeka Devrimi" başlıklı bir konuşma yapmıştır. Shevenkov, "çözümlerin üretmeyle başlayacağını" belirterek, Take Off İstanbul'da girişimciler arasında bulunmanın "gerçek bir ayrıcalık olduğunu" dile getirmiştir.
E-ticaretin ortaya çıkış sürecinden bahseden Shevenkov, yapay zekanın öne çıkan bir teknoloji olduğunu ve geleneksel sektörün aksine e-ticaretin kendi başına yapay zekadan faydalanmak için "önemli bir konumda" bulunduğunu ifade etmiştir.
"MENA Bölgesi için VC Stratejileri: Yatırım Tezinden Anlaşmaya" Oturumu
"MENA Bölgesi için VC Stratejileri: Yatırım Tezinden Anlaşmaya" oturumu da Golden Gate Ventures'tan Michael Lints'in moderatörlüğünde gerçekleştirilmiştir. Oturuma, Plus VC'den Zainab Al Sharif ve The Private Office of Sheikh Saeed bin Ahmed Al Maktoum Uluslararası Girişimler Kıdemli Direktörü Omnia Hamed katılmıştır.
Hamed, son 20 yıldır teknoloji alanındaki şirketlere stratejik olarak yatırım yaptıklarını hatırlatarak, "Aynı zamanda bazı şirketlere MENA bölgesine girmeleri için de destek veriyoruz. 13 tane uluslararası şubemiz var. Devamlı olarak da yatırım yapabileceğimiz önemli teknoloji şirketlerini aramaya devam ediyoruz." diye konuşmuştur.
"Birlikte Büyüyoruz: İşbirliği ile İlerlemek" Paneli
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, Take Off İstanbul 2025'te konuşma yapıyor, 11 Aralık 2025 - (Anadolu Ajansı)
Take Off İstanbul 2025’in ikinci günü, 11 Aralık 2025 tarihinde düzenlenen “Birlikte Büyüyoruz: İşbirliği ile İlerlemek” panelinde ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol konuşma yapmıştır. Akyol, "ASELSAN gibi büyük teknoloji firmalarının, startup ekosistemi, girişim dünyası ve akademiyle yapılan işbirliklerinin nasıl verimli sonuçlar doğurduğuna" işaret etmiştir.
Akyol, "Küçük şirketlerin kendi içindeki işbirliği, ekosistemle işbirliği ve doğru iş modeli kurgulamak gibi konular aslında başarılı firma olmanın, başarıya ulaşmanın temel dinamiklerinden biri. Artık ürünlerin ve sistemlerin rekabeti yok, ekosistemler arasında rekabet var. Ekosistemimiz de girişim dünyasından akademiye, Ar-Ge inovasyon sistemine kadar dayanan geniş bir yelpaze. Bunu iyi yönetenlerin rakiplerinin önüne geçtiği bir dönem yaşıyoruz." diye konuşmuştur.
ASELSAN'ın girişimcilik stratejilerine değinen Akyol, şunları kaydetmiştir: "ASELSAN, dünyadaki en iyi ürünleri yapmaya, hep oyun değiştirici teknolojiler geliştirmeye ve uluslararası işbirliği odaklı büyümeye odaklanmış durumda. Birçok zaman büyük firmaların küçük KOBİ'lerle olan ilişkilerinde birtakım problemleri anlatılır. Biz bunu bir tehdit değil bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Bizim açımızdan başarılı olan firmaların aslında temel özelliklerinden biri de bu. Biz çok daha zor işlerle uğraşırken, dünya çapında rekabete girerken ekosistemi ve girişim dünyasını bir fırsat olarak gören bir şirketiz."
Akyol, Türkiye'nin SİHA kameralarında kullanılan ASELFLIR-500'ü ASELSAN'ın inovasyon modeline örnek göstererek, "bu ürünün yalnızca 3 yılda dünya klasmanına çıkmasının, ekosistem işbirliklerinin somut bir sonucu olduğunu" vurgulamıştır. ASELFLIR-500'ün 2025 yılında üretime girdiğini anımsatan Akyol, "100'üncüsünü üretip teslim etmişiz. 20 ülkede kullanımda ve kabaca şu anda alanında dünyada en iyi kamera olarak kullanıcılar tarafından tarif edilen bir ürün. Bir önceki kamerayı 7 senede yaptık, bunu 3 senede yaptık. 3 senede dünyanın en iyi kamerasını yapmayı başardık. Bütün dünyayla rekabetin temelinde, zamanında hızlı reaksiyon verme kabiliyeti var." şeklinde konuşmuştur.
Akyol, ASELSAN'ın girişimcilik örneklerini anlatarak, "Sadece 11 ayda Türkiye'deki tedarik ekosistemimize KOBİ'ler ve orta ölçekli firmalara 3,5 milyar dolar sipariş geçmiş durumdayız. Aslında ASELSAN büyüdükçe bu ekosistemi nasıl büyüttüğünün en temel göstergesidir." demiştir.
Yeni kuantum laboratuvarlarını da içeren Asel Labs yapılanmasına da değinen Akyol, "4 üniversitede 7 laboratuvarımız kurulmuş durumda. 20 milyon dolar üzerinde yatırım yaptık. Bu laboratuvarlardan biri kuantum alanında Türkiye'nin ilk kuantum bilgisayarını ve ilk kuantum çiplerini geliştirdi." diye konuşmuştur.
Akyol, "ASELSAN'ın mevcut ürünlerde ulaştığı teknolojik seviyenin ötesine geçerek Bayraktar KIZILELMA ile elde edilen başarıları" şöyle anlatmıştır: "Bugünlerde ASELSAN'da yeni bir teknolojiye geçtik. Konvansiyonel FLIR teknolojisinde kamera uçağın dışına sarkmış durumdaydı. Şimdi yeni eşik şudur; Bayraktar KIZILELMA'da kamera uçağın içine gömülü. Bu ürünümüzü de Bayraktar KIZILELMA ile beraber uçurduk."
Akyol, Bayraktar KIZILELMA'nın hava-hava füzesiyle dünyada ilki gerçekleştirmesini anımsatarak, "ASELSAN, Baykar, TÜBİTAK SAGE'nin işbirliği dünyada yapılamayanı yapmanın önünü açtı." ifadelerini kullanmıştır.
ASELSAN ve Türkiye'nin girişimcilik ekosisteminin küresel yansımalarını değerlendiren Akyol, şunları kaydetmiştir: "Bayraktar KIZILELMA'nın ortaya koyduğu başarı bizi uluslararası basında taklit edilen ve takip edilen bir ülke durumuna getirdi. ASELSAN'da bütün anlayışımız, girişim ekosistemindeki tüm modelleri uygulamaya yönelik. Aslında nasıl bir okul mahiyetinde şirket olduğumuzu, nasıl bir bakış sergilediğimizi gösteriyor. Sadece teknolojik yetkinlik artık bu dünyada başarılı olmak için yetmiyor. Türkiye güçlü bir ekosisteme sahip. Daha fazla girişimciyi, daha fazla üniversiteyi, daha fazla akademisyeni desteklemeye devam edeceğiz."