İsrail’in Özellikli Hedefleri
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarŞeyda Buşra ATALAN13 Temmuz 2026 13:50

ORCID ID

0000-0002-9966-7758

Eylül 2000’de İkinci İntifada’nın başlamasından itibaren İsrail, doğrudan hedef almaya dayalı öldürme yöntemlerini sistematik bir politika haline getirmiştir. Bu çerçevede, hiçbir gerekçe göstermeksizin suçlu varsaydığı Filistinlileri, helikopterler, savaş uçakları, tanklar, bombalı araçlar, tuzaklı patlayıcılar ve ateşli silahlar kullanılarak katletmiştir【1】. Bu uygulama, uluslararası toplumdan sert tepkiler almış, İsrail kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açmıştır (David, 2003: 111).İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımda hem sivil alanları hem de uluslararası hukukun özel koruması altındaki grupları hedef aldığı, insan hakları örgütleri ve uluslararası kurumlar tarafından rapor edilmiştir. Bu çerçevede İsrail saldırılarında öncelikli hedeflerden biri sağlık çalışanları ve sağlık sistemi olmuştur. Geçmişte de İsrail’in sağlık hizmetlerini işgal altındaki Filistin halkına karşı bir silah olarak kullandığı çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur. Modern savaşlarda bazı örneklere rastlansa da Filistin’de sağlık hizmetlerinin bütünüyle çökertilmesi ve toplumsal yaşamın durma noktasına getirilmesi tamamıyla benzersizdir. Sağlık kurumlarının kasten vurulması, sağlık çalışanlarının öldürülmesi, tıbbi malzeme ve yakıt tedarikinin engellenmesi ve temel insani ihtiyaçların sınırlandırılması yoluyla sağlık sisteminin yok edilmesi bu benzersizliği anlatmaktadır. Gazze’ye yapılan son saldırılar bu niyeti ortaya koymuş, Gazze’deki sivil ölümleri artırmak ve hayatta kalanları göçe zorlamak amaçlanmıştır. Öncelikle sağlık altyapısına yönelik saldırılar, İsrail’in sağlığı, siyasal ve askeri bir enstrüman haline getirme yönündeki tarihsel pratiğinin güncel bir yansımasıdır. Dünya Sağlık Örgütünün yayımladığı iki rapor konunun sadece son olaylarla ve Gazze Şeridi ile sınırlı olmadığını İsrail’in kurulması ile birlikte Filistin toplumunun parçalanması, izin rejimleri【2】, hareket özgürlüğüne getirilen fiziki kısıtlamalar ve koruma mekanizmalarındaki boşlukların, sağlıkta eşitsizlikleri eskiden beri derinleştirdiğini vurgulamaktadır. Bu koşullar, Kudüs’ün doğusunda ve Batı Şeria’da da sağlık hizmetlerinin sunumunu ve bu hizmetlere erişimi ciddi biçimde engellemektedir (Soni, 2024: 10).İsrail’in özellikli hedefleri arasında en kalabalık ve en hassas grubu çocuklar oluşturmaktadır. BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Uluslararası Bağımsız Soruşturma Komisyonunun 13 Mart tarihli raporunda, İsrail’in Ekim 2023’ten itibaren üreme sağlığına yönelik saldırıları ve cinsel şiddet biçimlerini sistematik olarak uyguladığı vurgulanmıştır. Raporda özellikle anneler ve çocuklara yönelik kasıtlı saldırılara işaret edilmiştir【3】. Gazze’nin en önemli tüp bebek merkezi olan Basma IVF kliniğinin yok edilmesi, Roma Statüsü ve Soykırım Sözleşmesi【4】 uyarınca soykırım eylemi olarak değerlendirilmiştir. Komisyon, bu tür uygulamaların Gazze’deki Filistin toplumunu kısmen ya da tamamen ortadan kaldırma niyetiyle yapıldığını ve bu fiillerden çıkarılabilecek en makul sonucun bu olduğunu belirtmiştir. Komisyonun bulguları, uluslararası kurumların ve karar alıcıların İsrail’in Filistinli kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetini gündeme getirdiği ilk örnek değildir. Nitekim Mart 2024’te BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, X platformunda yaptığı paylaşımda, yaşananları“çocuklara, onların çocukluklarına ve geleceklerine karşı bir savaş”olarak tanımlamış ve yalnızca dört ayda Gazze’de katledilen çocuk sayısının, son dört yıldaki tüm küresel çatışmalarda yaşamını yitiren çocukların toplamını aştığını belirtmiştir (Rosen ve Moghli, 2025).Gazze’deki İsrail soykırımı, Filistinli kadınlara karşı da ağır insan hakları ihlallerini beraberinde getirmiştir. Ekim 2023’te başlatılan saldırılardan bu yana İsrail, analıkkırım kavramı ile de ifade edilen Filistinli kadınların yaşamlarını sürdürme, doğum yapma ve çocuk yetiştirme olanaklarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılar gerçekleştirmektedir. Bu süreçte on binlerce kadın hayatını kaybetmiş, binlerce kadın ve çocuk kaybolmuş, yaklaşık 800.000 kadın ise zorunlu göçe maruz kalmıştır. Ayrıca bir milyona yakın kadın ve kız çocuğu akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalmıştır【5】. Bu eylemler, Filistinli kadınların üreme kapasitesini ortadan kaldırmayı ve Filistin toplumunun geleceğini yok etmeyi hedefleyen bilinçli bir politikanın göstergesi niteliğindedir. Sığınakların bombalanması, hastanelerin tahrip edilmesi, tıbbi ve hijyenik malzemelerin Gazze’ye girişinin engellenmesi ile doğum kliniklerine ve doğum ünitelerine yönelik saldırılar, rastlantısal değil, kasıtlı olarak uygulanan bir yok etme stratejisinin parçasıdır (MIFTAH, 2025).İsrail, Ekim 2023’ten itibaren hedefli saldırılarında yüzlerce gazeteciyi öldürmüştür. Çeşitli analistler ve insan hakları örgütleri, özellikle gazetecilere yönelik saldırıların, İsrail’in işlediği ihlalleri görünmez kılma ve dünya kamuoyundan gizleme stratejisinin açık bir göstergesi olduğunu vurgulamaktadır. İsrail’in Gazze’deki Şifa Hastanesiönünde, elektrik ve internet erişimi sağlamaya çalışan gazetecilerin toplandığı bir çadırı hedef alması【6】 tam da bu niyetini ifşa eden bir olay olmuştur. Saldırıda dördü el-Cezire çalışanı olmak üzere toplam altı gazeteci katledilmiştir. Yaşamını yitirenler arasında, İsrail’in Gazze’nin kuzeyini abluka altına almasına rağmen bölgede kalarak haber yapmayı sürdüren【7】 ve kamuoyunda “Gazze’nin sesi” olarak anılan Enes el-Şerif de bulunmaktadır. 2 Eylül 2025 tarihinde aralarında İngiliz The Independent, The Guardian, Fransız L’humanite, Alman De Volkskrant’ın da olduğu dünya genelinde yüksek tirajlı 268 gazete, İsrail’in gazetecileri hedef almasını kınamak için manşetlerini karartmışlardır (Zhang, 2025; Topçu & Evrensel, 2025).İsrail, Gazze’de Filistin eğitim sistemini kökten ortadan kaldırmaya yönelik sistematik bir strateji de izlemektedir. Bu bağlamda “scholasticide” (eğitimkırım/educide) kavramı, ilk kez Filistinli akademisyen Karma Nabulsi tarafından 2009 yılındaki İsrail’in Gazze saldırıları sırasında eğitim kurumlarının kasıtlı ve planlı biçimde hedef alınmasını ifade etmek için kullanılmıştır. Filistin Eğitim ve Yükseköğretim Bakanlığı’nın verilerine göre Ekim 2023’ten itibaren Gazze’de yürütülen askeri saldırılar sonucunda onbinlerce öğrenci hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştır. Ayrıca yüzlerce öğretmen ve akademisyen【8】 de İsrail saldırganlığı sonucu yaşamını yitirmiştir (Al-Mezan Center for Human Rights, 2024).İsrail, Gazze saldırılarında tarım arazileri, zeytinlikler ve diğer doğal kaynaklara karşı da ekokırım uygulamaktadır. Bu durum, açlıktan ölümlere neden olan Gazze’deki kıtlığın da önemli nedenlerinden biridir. İsrail’in ekokırım uygulamaları, Filistin’de çok uzun süreden beri yürüttüğü bir stratejidir. 2014 yılından beri Gazze çevresinde yaşayan Filistinli üreticiler, ekinlerinin havadan püskürtülen herbisitlerle (yabani otlara uygulanan ilaçlarla) tahrip edilmesine, buldozerlerle sistematik biçimde yok edilmesine ve İsrail’in çiftçilere yönelik keskin nişancı saldırılarına maruz kalmışlardır【9】. Bunun yanında İsrail, sınır boyunca çitler, gözetim teknolojileri, apartheid duvarı ve askeri tampon bölge uygulamalarıyla çiftçilerin arazilere erişimini engellemektedir. Ekim 2023’te başlayan kara saldırıları ise mevcut tarım alanlarının ve altyapının büyük ölçüde imha edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu bağlamda, yerel çiftçi birlikleri ve tarım işçileriyle yürütülen iş birliklerinden elde edilen veriler ışığında, İsrail’in bitki örtüsünü sistematik olarak yok etmesinin Filistinlilerin gıda güvenliği ve geçim kaynakları üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koymaktadır (Amnesty International, 2025). Öte yandan İsrail’in sistematik bir biçimde Filistin’deki zeytin ağaçlarını yok etmesi de özellikli hedefleri arasındadır. 1967’den bu yana İsrail’in 800.000’den fazla zeytin ağacını yasa dışı biçimde söktüğü rapor edilmiştir. Örneğin yalnızca Ağustos 2021’de 9.000’in üzerinde zeytin ağacı yok edilmiş, 9 Şubat 2020’de ise Batı Şeria’nın Salfit bölgesinde 50 ağaç kesilmiştir. Bu tür saldırıların çoğu, Batı Şeria’daki İsrail gasp birimlerinin yayılma politikalarıyla bağlantılıdır【10】 ve Filistinli hanelerin temel geçim kaynaklarını ciddi anlamda zayıflatmaktadır. Çoğu durumda Zeytin ağaçları, ailelerin gözü önünde yakılmakta, böylelikle ekonomik faaliyetler de şiddet yoluyla sona erdirilmektedir. Filistin’deki zeytinliklerin imhası ve kullanımının kısıtlanması, İsrail tarafından ekonomik bir baskı aracı olarak işlev görmektedir. Zeytinliklerin yok edilmesiyle elde edilen araziler, gasp birimlerinin genişletilmesine tahsis edilmektedir. Filistinliler, sadece zeytin tarımı geleneğini kaybetmekle kalmamakta, aynı zamanda temel insan haklarının ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadır (Hedroug, 2023).İsrail’in Filistin’de yapmakta olduğu soykırımda sivillerle doğrudan bağlantılı olan hedefli saldırıları en önemli savaş suçları arasında yer alır. Çocuklar, kadınlar, sağlık çalışanları, gazeteciler, hukukçular, eğitim kurumları【11】, altyapı sistemleri ve zeytinlikler gibi yaşamın devamı için vazgeçilmez unsurların yok edilmesi, insani kayıplar yanında toplumsal hafıza, ekonomik direnç ve kültürel süreklilik üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Bu tür eylemler, uluslararası insancıl hukuk açısından açık ihlaller niteliği taşımakta ve literatürde soykırım, analıkkırım, ekokırım, sağlıkkırım veya eğitimkırım gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Özellikli hedeflerin seçilmesi, Filistin toplumunun yalnızca bugünkü varlığını değil, geleceğe dair kurumsal, demografik ve kültürel temelini de tehdit eden bir strateji olarak değerlendirilmektedir.

İsrail’in Özellikli Hedefleri

Eylül 2000’de İkinci İntifada’nın başlamasından itibaren İsrail, doğrudan hedef almaya dayalı öldürme yöntemlerini sistematik bir politika haline getirmiştir. Bu çerçevede, hiçbir gerekçe göstermeksizin suçlu varsaydığı Filistinlileri, helikopterler, savaş uçakları, tanklar, bombalı araçlar, tuzaklı patlayıcılar ve ateşli silahlar kullanılarak katletmiştir【1】. Bu uygulama, uluslararası toplumdan sert tepkiler almış, İsrail kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açmıştır (David, 2003: 111).


İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımda hem sivil alanları hem de uluslararası hukukun özel koruması altındaki grupları hedef aldığı, insan hakları örgütleri ve uluslararası kurumlar tarafından rapor edilmiştir. Bu çerçevede İsrail saldırılarında öncelikli hedeflerden biri sağlık çalışanları ve sağlık sistemi olmuştur. Geçmişte de İsrail’in sağlık hizmetlerini işgal altındaki Filistin halkına karşı bir silah olarak kullandığı çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur. Modern savaşlarda bazı örneklere rastlansa da Filistin’de sağlık hizmetlerinin bütünüyle çökertilmesi ve toplumsal yaşamın durma noktasına getirilmesi tamamıyla benzersizdir. Sağlık kurumlarının kasten vurulması, sağlık çalışanlarının öldürülmesi, tıbbi malzeme ve yakıt tedarikinin engellenmesi ve temel insani ihtiyaçların sınırlandırılması yoluyla sağlık sisteminin yok edilmesi bu benzersizliği anlatmaktadır. Gazze’ye yapılan son saldırılar bu niyeti ortaya koymuş, Gazze’deki sivil ölümleri artırmak ve hayatta kalanları göçe zorlamak amaçlanmıştır. Öncelikle sağlık altyapısına yönelik saldırılar, İsrail’in sağlığı, siyasal ve askeri bir enstrüman haline getirme yönündeki tarihsel pratiğinin güncel bir yansımasıdır. Dünya Sağlık Örgütünün yayımladığı iki rapor konunun sadece son olaylarla ve Gazze Şeridi ile sınırlı olmadığını İsrail’in kurulması ile birlikte Filistin toplumunun parçalanması, izin rejimleri【2】, hareket özgürlüğüne getirilen fiziki kısıtlamalar ve koruma mekanizmalarındaki boşlukların, sağlıkta eşitsizlikleri eskiden beri derinleştirdiğini vurgulamaktadır. Bu koşullar, Kudüs’ün doğusunda ve Batı Şeria’da da sağlık hizmetlerinin sunumunu ve bu hizmetlere erişimi ciddi biçimde engellemektedir (Soni, 2024: 10).


İsrail’in özellikli hedefleri arasında en kalabalık ve en hassas grubu çocuklar oluşturmaktadır. BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Uluslararası Bağımsız Soruşturma Komisyonunun 13 Mart tarihli raporunda, İsrail’in Ekim 2023’ten itibaren üreme sağlığına yönelik saldırıları ve cinsel şiddet biçimlerini sistematik olarak uyguladığı vurgulanmıştır. Raporda özellikle anneler ve çocuklara yönelik kasıtlı saldırılara işaret edilmiştir【3】. Gazze’nin en önemli tüp bebek merkezi olan Basma IVF kliniğinin yok edilmesi, Roma Statüsü ve Soykırım Sözleşmesi【4】 uyarınca soykırım eylemi olarak değerlendirilmiştir. Komisyon, bu tür uygulamaların Gazze’deki Filistin toplumunu kısmen ya da tamamen ortadan kaldırma niyetiyle yapıldığını ve bu fiillerden çıkarılabilecek en makul sonucun bu olduğunu belirtmiştir. Komisyonun bulguları, uluslararası kurumların ve karar alıcıların İsrail’in Filistinli kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetini gündeme getirdiği ilk örnek değildir. Nitekim Mart 2024’te BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, X platformunda yaptığı paylaşımda, yaşananları“çocuklara, onların çocukluklarına ve geleceklerine karşı bir savaş”olarak tanımlamış ve yalnızca dört ayda Gazze’de katledilen çocuk sayısının, son dört yıldaki tüm küresel çatışmalarda yaşamını yitiren çocukların toplamını aştığını belirtmiştir (Rosen ve Moghli, 2025).


Gazze’deki İsrail soykırımı, Filistinli kadınlara karşı da ağır insan hakları ihlallerini beraberinde getirmiştir. Ekim 2023’te başlatılan saldırılardan bu yana İsrail, analıkkırım kavramı ile de ifade edilen Filistinli kadınların yaşamlarını sürdürme, doğum yapma ve çocuk yetiştirme olanaklarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılar gerçekleştirmektedir. Bu süreçte on binlerce kadın hayatını kaybetmiş, binlerce kadın ve çocuk kaybolmuş, yaklaşık 800.000 kadın ise zorunlu göçe maruz kalmıştır. Ayrıca bir milyona yakın kadın ve kız çocuğu akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalmıştır【5】. Bu eylemler, Filistinli kadınların üreme kapasitesini ortadan kaldırmayı ve Filistin toplumunun geleceğini yok etmeyi hedefleyen bilinçli bir politikanın göstergesi niteliğindedir. Sığınakların bombalanması, hastanelerin tahrip edilmesi, tıbbi ve hijyenik malzemelerin Gazze’ye girişinin engellenmesi ile doğum kliniklerine ve doğum ünitelerine yönelik saldırılar, rastlantısal değil, kasıtlı olarak uygulanan bir yok etme stratejisinin parçasıdır (MIFTAH, 2025).


İsrail, Ekim 2023’ten itibaren hedefli saldırılarında yüzlerce gazeteciyi öldürmüştür. Çeşitli analistler ve insan hakları örgütleri, özellikle gazetecilere yönelik saldırıların, İsrail’in işlediği ihlalleri görünmez kılma ve dünya kamuoyundan gizleme stratejisinin açık bir göstergesi olduğunu vurgulamaktadır. İsrail’in Gazze’deki Şifa Hastanesiönünde, elektrik ve internet erişimi sağlamaya çalışan gazetecilerin toplandığı bir çadırı hedef alması【6】 tam da bu niyetini ifşa eden bir olay olmuştur. Saldırıda dördü el-Cezire çalışanı olmak üzere toplam altı gazeteci katledilmiştir. Yaşamını yitirenler arasında, İsrail’in Gazze’nin kuzeyini abluka altına almasına rağmen bölgede kalarak haber yapmayı sürdüren【7】 ve kamuoyunda “Gazze’nin sesi” olarak anılan Enes el-Şerif de bulunmaktadır. 2 Eylül 2025 tarihinde aralarında İngiliz The Independent, The Guardian, Fransız L’humanite, Alman De Volkskrant’ın da olduğu dünya genelinde yüksek tirajlı 268 gazete, İsrail’in gazetecileri hedef almasını kınamak için manşetlerini karartmışlardır (Zhang, 2025; Topçu & Evrensel, 2025).


İsrail, Gazze’de Filistin eğitim sistemini kökten ortadan kaldırmaya yönelik sistematik bir strateji de izlemektedir. Bu bağlamda “scholasticide” (eğitimkırım/educide) kavramı, ilk kez Filistinli akademisyen Karma Nabulsi tarafından 2009 yılındaki İsrail’in Gazze saldırıları sırasında eğitim kurumlarının kasıtlı ve planlı biçimde hedef alınmasını ifade etmek için kullanılmıştır. Filistin Eğitim ve Yükseköğretim Bakanlığı’nın verilerine göre Ekim 2023’ten itibaren Gazze’de yürütülen askeri saldırılar sonucunda onbinlerce öğrenci hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştır. Ayrıca yüzlerce öğretmen ve akademisyen【8】 de İsrail saldırganlığı sonucu yaşamını yitirmiştir (Al-Mezan Center for Human Rights, 2024).


İsrail, Gazze saldırılarında tarım arazileri, zeytinlikler ve diğer doğal kaynaklara karşı da ekokırım uygulamaktadır. Bu durum, açlıktan ölümlere neden olan Gazze’deki kıtlığın da önemli nedenlerinden biridir. İsrail’in ekokırım uygulamaları, Filistin’de çok uzun süreden beri yürüttüğü bir stratejidir. 2014 yılından beri Gazze çevresinde yaşayan Filistinli üreticiler, ekinlerinin havadan püskürtülen herbisitlerle (yabani otlara uygulanan ilaçlarla) tahrip edilmesine, buldozerlerle sistematik biçimde yok edilmesine ve İsrail’in çiftçilere yönelik keskin nişancı saldırılarına maruz kalmışlardır【9】. Bunun yanında İsrail, sınır boyunca çitler, gözetim teknolojileri, apartheid duvarı ve askeri tampon bölge uygulamalarıyla çiftçilerin arazilere erişimini engellemektedir. Ekim 2023’te başlayan kara saldırıları ise mevcut tarım alanlarının ve altyapının büyük ölçüde imha edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu bağlamda, yerel çiftçi birlikleri ve tarım işçileriyle yürütülen iş birliklerinden elde edilen veriler ışığında, İsrail’in bitki örtüsünü sistematik olarak yok etmesinin Filistinlilerin gıda güvenliği ve geçim kaynakları üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koymaktadır (Amnesty International, 2025). Öte yandan İsrail’in sistematik bir biçimde Filistin’deki zeytin ağaçlarını yok etmesi de özellikli hedefleri arasındadır. 1967’den bu yana İsrail’in 800.000’den fazla zeytin ağacını yasa dışı biçimde söktüğü rapor edilmiştir. Örneğin yalnızca Ağustos 2021’de 9.000’in üzerinde zeytin ağacı yok edilmiş, 9 Şubat 2020’de ise Batı Şeria’nın Salfit bölgesinde 50 ağaç kesilmiştir. Bu tür saldırıların çoğu, Batı Şeria’daki İsrail gasp birimlerinin yayılma politikalarıyla bağlantılıdır【10】 ve Filistinli hanelerin temel geçim kaynaklarını ciddi anlamda zayıflatmaktadır. Çoğu durumda Zeytin ağaçları, ailelerin gözü önünde yakılmakta, böylelikle ekonomik faaliyetler de şiddet yoluyla sona erdirilmektedir. Filistin’deki zeytinliklerin imhası ve kullanımının kısıtlanması, İsrail tarafından ekonomik bir baskı aracı olarak işlev görmektedir. Zeytinliklerin yok edilmesiyle elde edilen araziler, gasp birimlerinin genişletilmesine tahsis edilmektedir. Filistinliler, sadece zeytin tarımı geleneğini kaybetmekle kalmamakta, aynı zamanda temel insan haklarının ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadır (Hedroug, 2023).


İsrail’in Filistin’de yapmakta olduğu soykırımda sivillerle doğrudan bağlantılı olan hedefli saldırıları en önemli savaş suçları arasında yer alır. Çocuklar, kadınlar, sağlık çalışanları, gazeteciler, hukukçular, eğitim kurumları【11】, altyapı sistemleri ve zeytinlikler gibi yaşamın devamı için vazgeçilmez unsurların yok edilmesi, insani kayıplar yanında toplumsal hafıza, ekonomik direnç ve kültürel süreklilik üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Bu tür eylemler, uluslararası insancıl hukuk açısından açık ihlaller niteliği taşımakta ve literatürde soykırım, analıkkırım, ekokırım, sağlıkkırım veya eğitimkırım gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Özellikli hedeflerin seçilmesi, Filistin toplumunun yalnızca bugünkü varlığını değil, geleceğe dair kurumsal, demografik ve kültürel temelini de tehdit eden bir strateji olarak değerlendirilmektedir.

Kaynakça

Amnesty International (2025).“Lebanon: Israeli Military’s Deliberate Destruction of Civilian Property And Land ‘Must Be İnvestigated As War Crimes’”. 26 August 2025. Erişim Tarihi: 27.08.2025. Al-Mezan Center for Human Rights (2024).“Scholasticide: Israel’s Deliberate and Systematic Destruction of the Palestinian Education System in Gaza”. September 2024. Erişim Tarihi: 27.08.2025. David, Steven R. (2003). “Israel’s Policy of Targeted Killing”.Ethics & International Affairs, 17 (1), 111–126. Hedroug, Layla (2023). “Israel’s Campaign Against Palestinian Olive Trees”.The Yale Review of International Studies, 11 Mart 2023. Erişim Tarihi: 27.08.2025, https://yris.yira.org/column/israels-campaign-against-on-palestinian-olive-trees/.MIFTAH (2025). “Israel’s Reproductive Genocide in the Gaza Strip”.MIFTAH Policy Brief, 29 Nisan 2025. Erişim Tarihi:27.08.2025. Rosen, Rachel & Mai Abu Moghli (2025). “Israel’s War on Gaza is Deliberately Targeting Children – New UN Report”.Independent Social Research Stichting. Netherlands. Erişim Tarihi:27.08.2025. Soni, A. (2024). “Israel’s Systematic Weaponisation of Health in Gaza”.South African Journal of Bioethics and Law, 17 (1), 10–11. Topçu, Gülşen & Evrensel, Raşa (2025). “İsrail’in Gazze Şeridi’ne Düzenlediği Saldırılarda Ölen Gazeteci Sayısı 247’ye Çıktı”. Erişim Tarihi: 02.09.2025, https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/ayrimcilik/israilin-gazze-seridine-duzenledigi-saldirilarda-olen-gazeteci-sayisi-247ye-cikti/1826989.Zhang, Sharon (2025). “Israel Killed Journalists to Ensure Nobody Saw Its Atrocities, UN Experts Warn: Israel Struck the Home of Another Prominent Reporter in Gaza City just after Killing Six Journalists on Sunday”.Truthout. Erişim Tarihi: 27.08.2025, https://truthout.org/articles/israel-killed-journalists-to-ensure-nobody-saw-its-atrocities-un-experts-warn/.

Dipnotlar

  • [1]

    Bkz. Devlet Terörü ; Savaş Etiği ; Orantılılık İlkesi

  • [2]

    Bkz. İzin Rejimi

  • [3]

    Bkz. Analıkkırım ; Çocukların Hedef Alınması

  • [4]

    Bkz. Uluslararası Ceza Mahkemesi

  • [5]

    Ayrıca bkz. Malnutrisyon

  • [6]

    Ayrıca bkz. Şirin Ebu Akile Suikasti

  • [7]

    Ayrıca bkz. Dijital Etki ; Medya ve İletişimin Dekolonizasyonu

  • [8]

    Bkz. Tayeh, Süfyan

  • [9]

    Bkz. Hukuksuz İnfaz ; Suikast

  • [10]

    Ayrıca bkz. Gasp Yerleşimleri

  • [11]

    Bkz. Educide ; Tayeh, Süfyan

Atıf İçin

apaAtalan, Ş. B. (2026). İsrail’in Özellikli Hedefleri. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 827-830) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadAtalan, Şeyda Buşra. “İsrail’in Özellikli Hedefleri”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 827-830. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"İsrail’in Özellikli Hedefleri" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor