
ORCID ID
0000-0001-8039-2128
Zengin mirasa sahip olan Filistin coğrafyası Yahudi, Hristiyan ve İslam geleneği açısından önemli bir merkezdir. Özellikle Kudüs; Yahudilik dini tarihinde merkezi bir konumdadır, aynı zamanda İsa Mesih’in yaşadığı ve çarmıha gerildiği şehirdir. İslamiyet açısından ise birçok peygambere ev sahipliği yapması【1】, Mi‘râcla ilişkisi, ilk kıble olması açısından önemlidir. Hz. Ömer döneminde Müslümanlar tarafından fethedilen Filistin’e birçok eser inşa edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Kudüs ve Filistin bölgesinde dini gelenekler ve mezhepler, mimari yapılar aracılığıyla kendilerini ifade etmeye çalışmış ve bu yolla bölgeye iz bırakmışlardır.İngiliz işgaliyle başlayan süreç, İsrail’in kuruluşuyla yeni bir boyut kazanmış; arkeoloji ve kültürel miras meselesi, siyonist politikalarda kilit bir rol üstlenmiştir. Bu dönemde arkeoloji ve kültürel miras, işgali meşrulaştırma aracı olarak kullanılmıştır. İngiliz mandası döneminde Yahudiler geniş imkânlarla donatılmış ancak Filistinli Araplar arkeolojiyi ve kültürel mirasın korunmasını geliştirebilecekleri olanaklardan mahrum bırakılmışlardır. Mülksüzleştirme, maddi kültüre dair verileri manipüle etme, siyonist amaca hizmet etmeyen kültürel mirası ortadan kaldırma, yapıların zarar görmesine göz yumma ve kamulaştırma gibi birçok yöntemle Filistin halkının bugünü gibi geçmişi de yok edilmiştir (Weizman, 2016). Böylelikle Filistin’de arkeoloji ve kültürel miras ile ilgili akademik bilgi üretiminin neredeyse tümü Antik İsrail ve onun modern dönemdeki devamı olarak kurgulanan İsrail ve Yahudi milliyetçiliği üzerinden tasarlanmıştır.İsrail’in gerçekleştirdiği etnik temizlik, sadece insanları sürmekten ibaret olmayıp maddi kültürü de hedef almıştır. Filistin’deki köylerin yarısına yakını 1948-1950 yılları arasında yıkılmış, yakılmış ve dolayısıyla tarih sahnesinden silinmiştir (Khalidi, 2006). Yok edilen köyler ve sürülen insanlarla bir coğrafyanın hafızası silinmiş ve âdeta maddi kültür, seçmeci bir tavırla ele alınmış ve işgal politikalarını destekleyecek şekilde yorumlanmıştır. 1967’den sonra bölgedeki etkisini artıran İsrail, Osmanlı döneminde kurulan bazı kurumlara da el koymuştur. Örneğin 1901’de Kudüs’te açılan Müze-i Hümayun koleksiyonuna, İngiliz Mandası döneminde el konularak Filistin Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır. Bu müze 1967’de İsrail işgalinin genişlemesi neticesinde Rockefeller Arkeoloji Müzesi adını almış ve siyonist politikaların propagandasını gerçekleştirmek üzere faaliyetlerini günümüze taşımıştır (Taha, 2022)Gazze ve Batı Şeria gibi Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde 1929’da İngilizler tarafından hazırlanan Eski Eserler Yasası’na göre miladi 1700 yılından öncesine ait yapılar kültürel miras ve arkeoloji bağlamında değerlendirmeye alınmıştır. Dolayısıyla Osmanlı’nın egemen olduğu dönemdeki yapılar ile Filistinlilerin yakın geçmişlerini yansıtan ve aidiyet unsuru olan yapılar kapsam dışı tutulmuştur. Böylece kültürel miras tartışmalarında neyin korunmaya değer görüldüğü kadar neyin unutturulmaya çalışıldığı meselesi de önem arz etmektedir. 1948-1967 yılları arasında Gazze’nin yönetimi Mısır’a ve Batı Şeria’nın idaresi Ürdün’e verilmiş ancak sömürge dönemine ait olan 1700 yılı öncesinin kültürel miras olarak kabul edilmesi meselesi yürürlükte kalmaya devam etmiştir (Bashara, 2013). Bu durum, Filistin Yönetimi tarafından 2018 yılında alınan bir kararla değiştirilmiş ve kültürel miras kapsamı manidar bir şekilde İngilizlerin Filistin’i işgal ettikleri 1917 yılı öncesinde inşa edilen tüm yapıları kapsayacak şekilde belirlenmiştir (UNESDOC, 2023).1993’ten itibaren Filistin’deki üniversiteler ve Eski Eserler Dairesi tarafından, arkeoloji ve kültürel mirasa yönelik çalışmalar yürütülmekte ve bu hususta bir farkındalık oluşmaktadır. Ancak kültürel miras bilincinin önünde farklı engellerin de önemli bir payı vardır. Topraklarına el konulan insanlar, işgal altındaki beldelerinde dar bir alana hapsedilmiş ve bu durum bölgedeki tarihi eserlerin kalkınma ve şehirleşme açısından bir engel olarak görülmesine yol açmıştır. Böylece birçok tarihi bina sahipleri tarafından yıkılarak yeni konut projeleri hayata geçirilmiştir. Ancak Mimarlık Koruma Merkezi (RIWAQ) gibi kuruluşlar, kültürel ve mimari mirasın korunması hususunda önemli çalışmalar sürdürmektedir. RIWAQ Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’ün doğusunda bulunan 420 köyün ayrıntılı tarihlerini, haritalarını ve fotoğraflarını içeren ve daha önce bu köyde yaşayan mültecilerle yapılan görüşmelerin yer aldığı yayınların yanında birçok restorasyon çalışması da gerçekleştirmiştir (RIWAQ, 2025).Filistin kültürel mirasının korunması ile ilgili bir başka sorun ise UNESCO ile ilgilidir. Gerçekten de tarafsız olması beklenen bu kurumun, özellikle Filistin’deki İslam mirasına yönelik tutarsız ve adil olmayan tutumu, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur. Kültürel miras kapsamında çifte standartlı yaklaşımı, İsrail ve Filistin’de Dünya Mirası Listesi’ne alınan eserlerin oranından ve isimlendirmelerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca UNESCO’nun, İsrail’in kuruluşundan bu yana kültürel mirası hedef alan saldırıları ve gaspçı sömürgecilerin tahripkâr faaliyetlerini de yeterince gündeme getirmediği görülmektedir. Bu durum, kültürel mirası koruma meselesinin sömürgeci post-kolonyal düzene hizmet ettiği tartışmalarını akla getirmektedir. Görüldüğü gibi Filistin’deki savaşın çok boyutluluğu mücadelenin de çok yönlülüğü anlamına gelmektedir. Böylece birçok tarihi ve kültürel miras alanının korunması çabası da önemli olmaktadır. Aslında bu açıdan bakıldığında farklı unsurların ve tarihin erken dönemine ait sit alanlarının ön plana çıkarılması, Filistin topraklarını sadece Yahudilere ait olan kutsal toprak anlayışından uzaklaştırarak tüm insanların ortak mirası olarak ortaya çıkmasına da zemin hazırlayacaktır. Dolayısıyla Filistin arkeolojisi, sömürgeciliğe karşı yerel ve evrensel olan mirası açığa çıkarmak suretiyle bir tavır ortaya koyabilecek bir potansiyele sahiptir.Okuma Önerileriel-Haj, Nadia Abu (2001). Facts on the Ground: Archaeological Practice and Territorial Self-Fashioning in Israeli Society. Chicago: The University of Chicago Press.Mulder, Stephennie (2017). “Imagining Localities of Antiquity in Islamic Societies”. International Journal of Islamic Architecture, 6 (2), 229-254.
Zengin mirasa sahip olan Filistin coğrafyası Yahudi, Hristiyan ve İslam geleneği açısından önemli bir merkezdir. Özellikle Kudüs; Yahudilik dini tarihinde merkezi bir konumdadır, aynı zamanda İsa Mesih’in yaşadığı ve çarmıha gerildiği şehirdir. İslamiyet açısından ise birçok peygambere ev sahipliği yapması【1】, Mi‘râcla ilişkisi, ilk kıble olması açısından önemlidir. Hz. Ömer döneminde Müslümanlar tarafından fethedilen Filistin’e birçok eser inşa edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Kudüs ve Filistin bölgesinde dini gelenekler ve mezhepler, mimari yapılar aracılığıyla kendilerini ifade etmeye çalışmış ve bu yolla bölgeye iz bırakmışlardır.
İngiliz işgaliyle başlayan süreç, İsrail’in kuruluşuyla yeni bir boyut kazanmış; arkeoloji ve kültürel miras meselesi, siyonist politikalarda kilit bir rol üstlenmiştir. Bu dönemde arkeoloji ve kültürel miras, işgali meşrulaştırma aracı olarak kullanılmıştır. İngiliz mandası döneminde Yahudiler geniş imkânlarla donatılmış ancak Filistinli Araplar arkeolojiyi ve kültürel mirasın korunmasını geliştirebilecekleri olanaklardan mahrum bırakılmışlardır. Mülksüzleştirme, maddi kültüre dair verileri manipüle etme, siyonist amaca hizmet etmeyen kültürel mirası ortadan kaldırma, yapıların zarar görmesine göz yumma ve kamulaştırma gibi birçok yöntemle Filistin halkının bugünü gibi geçmişi de yok edilmiştir (Weizman, 2016). Böylelikle Filistin’de arkeoloji ve kültürel miras ile ilgili akademik bilgi üretiminin neredeyse tümü Antik İsrail ve onun modern dönemdeki devamı olarak kurgulanan İsrail ve Yahudi milliyetçiliği üzerinden tasarlanmıştır.
İsrail’in gerçekleştirdiği etnik temizlik, sadece insanları sürmekten ibaret olmayıp maddi kültürü de hedef almıştır. Filistin’deki köylerin yarısına yakını 1948-1950 yılları arasında yıkılmış, yakılmış ve dolayısıyla tarih sahnesinden silinmiştir (Khalidi, 2006). Yok edilen köyler ve sürülen insanlarla bir coğrafyanın hafızası silinmiş ve âdeta maddi kültür, seçmeci bir tavırla ele alınmış ve işgal politikalarını destekleyecek şekilde yorumlanmıştır. 1967’den sonra bölgedeki etkisini artıran İsrail, Osmanlı döneminde kurulan bazı kurumlara da el koymuştur. Örneğin 1901’de Kudüs’te açılan Müze-i Hümayun koleksiyonuna, İngiliz Mandası döneminde el konularak Filistin Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır. Bu müze 1967’de İsrail işgalinin genişlemesi neticesinde Rockefeller Arkeoloji Müzesi adını almış ve siyonist politikaların propagandasını gerçekleştirmek üzere faaliyetlerini günümüze taşımıştır (Taha, 2022)
Gazze ve Batı Şeria gibi Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde 1929’da İngilizler tarafından hazırlanan Eski Eserler Yasası’na göre miladi 1700 yılından öncesine ait yapılar kültürel miras ve arkeoloji bağlamında değerlendirmeye alınmıştır. Dolayısıyla Osmanlı’nın egemen olduğu dönemdeki yapılar ile Filistinlilerin yakın geçmişlerini yansıtan ve aidiyet unsuru olan yapılar kapsam dışı tutulmuştur. Böylece kültürel miras tartışmalarında neyin korunmaya değer görüldüğü kadar neyin unutturulmaya çalışıldığı meselesi de önem arz etmektedir. 1948-1967 yılları arasında Gazze’nin yönetimi Mısır’a ve Batı Şeria’nın idaresi Ürdün’e verilmiş ancak sömürge dönemine ait olan 1700 yılı öncesinin kültürel miras olarak kabul edilmesi meselesi yürürlükte kalmaya devam etmiştir (Bashara, 2013). Bu durum, Filistin Yönetimi tarafından 2018 yılında alınan bir kararla değiştirilmiş ve kültürel miras kapsamı manidar bir şekilde İngilizlerin Filistin’i işgal ettikleri 1917 yılı öncesinde inşa edilen tüm yapıları kapsayacak şekilde belirlenmiştir (UNESDOC, 2023).
1993’ten itibaren Filistin’deki üniversiteler ve Eski Eserler Dairesi tarafından, arkeoloji ve kültürel mirasa yönelik çalışmalar yürütülmekte ve bu hususta bir farkındalık oluşmaktadır. Ancak kültürel miras bilincinin önünde farklı engellerin de önemli bir payı vardır. Topraklarına el konulan insanlar, işgal altındaki beldelerinde dar bir alana hapsedilmiş ve bu durum bölgedeki tarihi eserlerin kalkınma ve şehirleşme açısından bir engel olarak görülmesine yol açmıştır. Böylece birçok tarihi bina sahipleri tarafından yıkılarak yeni konut projeleri hayata geçirilmiştir. Ancak Mimarlık Koruma Merkezi (RIWAQ) gibi kuruluşlar, kültürel ve mimari mirasın korunması hususunda önemli çalışmalar sürdürmektedir. RIWAQ Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’ün doğusunda bulunan 420 köyün ayrıntılı tarihlerini, haritalarını ve fotoğraflarını içeren ve daha önce bu köyde yaşayan mültecilerle yapılan görüşmelerin yer aldığı yayınların yanında birçok restorasyon çalışması da gerçekleştirmiştir (RIWAQ, 2025).
Filistin kültürel mirasının korunması ile ilgili bir başka sorun ise UNESCO ile ilgilidir. Gerçekten de tarafsız olması beklenen bu kurumun, özellikle Filistin’deki İslam mirasına yönelik tutarsız ve adil olmayan tutumu, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur. Kültürel miras kapsamında çifte standartlı yaklaşımı, İsrail ve Filistin’de Dünya Mirası Listesi’ne alınan eserlerin oranından ve isimlendirmelerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca UNESCO’nun, İsrail’in kuruluşundan bu yana kültürel mirası hedef alan saldırıları ve gaspçı sömürgecilerin tahripkâr faaliyetlerini de yeterince gündeme getirmediği görülmektedir. Bu durum, kültürel mirası koruma meselesinin sömürgeci post-kolonyal düzene hizmet ettiği tartışmalarını akla getirmektedir. Görüldüğü gibi Filistin’deki savaşın çok boyutluluğu mücadelenin de çok yönlülüğü anlamına gelmektedir. Böylece birçok tarihi ve kültürel miras alanının korunması çabası da önemli olmaktadır. Aslında bu açıdan bakıldığında farklı unsurların ve tarihin erken dönemine ait sit alanlarının ön plana çıkarılması, Filistin topraklarını sadece Yahudilere ait olan kutsal toprak anlayışından uzaklaştırarak tüm insanların ortak mirası olarak ortaya çıkmasına da zemin hazırlayacaktır. Dolayısıyla Filistin arkeolojisi, sömürgeciliğe karşı yerel ve evrensel olan mirası açığa çıkarmak suretiyle bir tavır ortaya koyabilecek bir potansiyele sahiptir.
el-Haj, Nadia Abu (2001). Facts on the Ground: Archaeological Practice and Territorial Self-Fashioning in Israeli Society. Chicago: The University of Chicago Press.
Mulder, Stephennie (2017). “Imagining Localities of Antiquity in Islamic Societies”. International Journal of Islamic Architecture, 6 (2), 229-254.
Khalidi, Walid (Ed.) (2006). All That Remains: The Palestinian Villages Occupied and Depopulated by Israel in 1948. Washington: Institute for Palestine Studies. RIWAQ (2025). Projects. Erişim Tarihi: 14.02.2025, https://www.riwaq.org/projects-0.Taha, Hamdan (2022). “Jerusalem’s Palestine Archaeological Museum”. Jerusalem Quarterly, (91), 59-78. UNESDOC (2023). “National Report on the Implementation of the Convention on the Means of Prohibiting and Preventing the Illicit Import, Export and Transfer of Ownership of Cultural Property: Palestine, Reporting Period: 2019-2022”. Erişim Tarihi: 14.02.2025, https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000387219.Weizman, Eyal (2016). Oyuk Topraklar: İsrail’in İşgal Mimarisi, çev.: Emre Can Ercan. İstanbul: Açılım Kitap.
[1]
Bkz. Kudüs Peygamberleri
| apa | Toprak, B. (2026). Kültürel Mirasın Korunması. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1036-1038) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Toprak, Bilal. “Kültürel Mirasın Korunması”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir -Metin Uçar. 1036-1038. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Kültürel Mirasın Korunması" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri