
ORCID ID
0000-0002-4104-1680
Türkçe kökenli olan “yatırım” sözcüğü “yatırmak” fillinden türetilmiştir (TDK, 2025). İktisadi boyutta yatırım; belirli bir dönem sonra üretim, gelir veya değer artışı sağlaması beklenen kaynak tahsisini ifade etmek için kullanılmaktadır. Yatırımlar; sermaye, tasarruf, risk, ekonomik büyüme ve kalkınma, çarpan etkisi ve istihdam dinamiklerine göre şekillenmektedir (Dinler, 2019: 367-371, Mankiw, 2018: 195).Filistin toprakları, tarihi ve siyasi koşulların doğrudan etkisi altında kalan bir ekonomik düzene sahip olmuştur. İsrail’in saldırıları ve toprakları işgali, özellikle Gazze Şeridi gibi bölgelerde ekonominin gelişmesine ket vururken, aynı zamanda sınırlı da olsa dış finansal kaynakların (diaspora yatırımları, uluslararası yardımlar vb.)【1】 tetiklediği bir kalkınma çabası da görülmektedir. Yine de bu çabalar, genellikle sürdürülebilir bir ekonomik büyümeye dönüşmemektedir.Tarihsel sürece bakıldığında, Filistin ekonomisini Manda yönetimi (1917-1948) ve İsrail’in 1967 işgalinden sonraki dönem şeklinde ayırmak mümkündür (Farsoun & Zacharia, 1997: 14-16, Roy, 2016: 58, 59). Her iki dönemin farklı dinamikleri olduğu için bu şekilde bir ayrım ekonomik analizleri kolaylaştıracaktır.Britanya Mandası döneminde Filistin’deki Arap ve Yahudi toplulukları arasında çift kutuplu bir ekonomik yapı oluşmuştur. Yahudi toplumu modern ve sermaye yoğun bir ekonomik dönüşümden geçerken, Arap toplumu daha çok tarıma dayalı, geleneksel bir yapıya sahipti. İki kesim arasındaki etkileşim kısıtlı kalmış ve Araplar, büyük ölçüde altyapı eksikliği ve sınırlı sermaye birikimiyle mücadele etmiştir. Manda dönemi sonrasında İsrail’in kurulması ve Filistin topraklarında yaşanan çatışmalar ekonominin bütüncül gelişimini olumsuz etkilemiştir (Khalidi, 2007: 31-32, Tessler, 2009: 185-187).1967 sonrası Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın İsrail tarafından işgal edilmesiyle, Filistin ekonomisi “engellenen kalkınma” olarak da tanımlanan bir sürece girmiştir. Bahsi geçen kavram, klasik “az gelişmişlik” ve “bağımlı kalkınma”nın ötesinde, ekonomik yapının kasıtlı veya zoraki politika ve uygulamalarla geriye götürülmesi anlamına gelmektedir (Roy, 1987: 56). Bu bağlamda, Filistin’in kendi üretim kapasitesini geliştirip sermaye birikimi sağlaması güçleşmiş; ihracat, ithalat ve yatırım kanalları büyük ölçüde İsrail’in denetimine girmiştir. Gazze Şeridi’nde, özellikle 1970’lerden itibaren artan dışa bağımlı iş gücü ve düşük düzeyli yerel yatırımlar bölgesel ekonomiyi kronik bir dar boğaza sokmuştur. Bu “engellenen kalkınma” süreci; tarım, sanayi ve finans gibi sektörlerde öz kaynak meydana getirme ve kurumsal kapasite oluşturma imkânını sınırlandırmıştır (Roy, 2016: 47-48).1967-1980 yılları arasında Filistin finans sektörü incelendiğinde, herhangi bir bağımsız bankacılık sisteminin bulunmadığı söylenebilir. 1967’den 1987’de Birinci İntifadanın başlamasına kadar geçen süreçte İsrail’in uyguladığı baskı ve engellemeler Filistin toplumunun yatırım yapma imkânlarını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Finansal altyapının gelişimini engelleyen politikalar Filistin’in ekonomik faaliyetlerini kısıtlamış ve bölgeyi İsrail ekonomisine bağımlı hale getirmiştir (Saygın, 2018: 34). Oslo Anlaşmaları sonrası bazı yerel ve yabancı bankalar faaliyet göstermeye başlamış olsa da Filistin’in bağımsız bir para biriminin bulunmaması ekonomik kontrolün İsrail’in elinde kalmasına neden olmuştur. Filistin Borsası 1995 yılında kurulmasına rağmen, işlem hacmi zaman içerisinde düşük kalmış ve yatırım ortamı yeterince gelişmemiştir. Bu durum, özellikle sanayi ve tarım sektörlerinin gelişimini sınırlamış, yatırımcıların uzun vadeli projelere güvenle yatırım yapmasını zorlaştırmıştır (Saygın, 2018: 34).Üretken sektörlerin zayıflığı ve özel sektörle genel ekonomik reformun geliştirilmesine dair sayısız İsrail kısıtlamasının bir araya gelmesi yerel ekonomide hizmet sektörünün baskın hâle gelmesine ve konutun başlıca yatırım biçimi konumuna yükselmesine neden olmuştur (Abbadi, 2016: 55-56). 1993’te ilk Oslo Anlaşması imzalandığında Filistin ekonomisinin öncelikleri; istihdam oluşturmak, özellikle tarım ve sanayi sektörlerini yatırımlar yoluyla güçlendirerek üretim kapasitesini artırmak, özel sektörü büyütmek, eğitim ile sağlık hizmetlerinin kalitesini iyileştirmek ve İsrail’e bağımlılığı sona erdirmek olarak yer almaktaydı. Ancak 1995’te 2. Oslo Anlaşması’nın yapıldığı dönemde ekonomik koşullar zorlu olduğundan, Filistin ekonomisine yardım sağlamakla görevli uluslararası kuruluşlar, özel sektör öncülüğünde kalkınma beklentisinden vazgeçmek durumunda kalmıştır (Roy, 1999: 67-68). 1995’ten 2007 yılına kadar olan dönemde Filistin’de kamu harcamaları artmış, ancak bu artış uluslararası yardımlarla mümkün olmuştur (Uzuntaş, 2024: 26).Günümüze geldiğimizde de Filistin’de yatırım süreçleri büyük ölçüde dış yardımlara bağımlı seyretmekte olup, kalkınma projeleri uluslararası finansman desteğiyle yürütülmüştür. Doğrudan yabancı yatırım girişleri düşük seviyelerde olup, finansal istikrarsızlık nedeniyle uluslararası yatırımcılar Filistin’e yeteri kadar yatırım yapmamaktadır. Diğer yandan, Filistin’in vergi gelirlerinin bir kısmının İsrail tarafından kontrol edilmesi kamu yatırımlarının sürdürülebilirliğini zorlaştırmakta ve yerel girişimlerin gelişimini engellemektedir (IMF, 2014: 35, Saygın, 2018: 33-34). Ekim 2023 sonrası Filistin’deki gelişmeler, özellikle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’ya İsrail’in saldırıları sonucunda oluşan belirsizlikler nedeniyle, ekonomik yatırımları ciddi şekilde olumsuz etkilemiştir. Yatırımcılar; altyapı hasarları, ticaret kısıtlamaları ve güvenlik riskleri sebebiyle uzun vadeli projelere temkinli yaklaşmakta, bölgeye yönelik yeni sermaye girişleri ise oldukça sınırlı kalmaktadır. Filistin’deki proje ve yatırımların sürdürülebilirliği ve artışı, bölgede sağlanacak huzur ve istikrara doğrudan bağlıdır.
Türkçe kökenli olan “yatırım” sözcüğü “yatırmak” fillinden türetilmiştir (TDK, 2025). İktisadi boyutta yatırım; belirli bir dönem sonra üretim, gelir veya değer artışı sağlaması beklenen kaynak tahsisini ifade etmek için kullanılmaktadır. Yatırımlar; sermaye, tasarruf, risk, ekonomik büyüme ve kalkınma, çarpan etkisi ve istihdam dinamiklerine göre şekillenmektedir (Dinler, 2019: 367-371, Mankiw, 2018: 195).
Filistin toprakları, tarihi ve siyasi koşulların doğrudan etkisi altında kalan bir ekonomik düzene sahip olmuştur. İsrail’in saldırıları ve toprakları işgali, özellikle Gazze Şeridi gibi bölgelerde ekonominin gelişmesine ket vururken, aynı zamanda sınırlı da olsa dış finansal kaynakların (diaspora yatırımları, uluslararası yardımlar vb.)【1】 tetiklediği bir kalkınma çabası da görülmektedir. Yine de bu çabalar, genellikle sürdürülebilir bir ekonomik büyümeye dönüşmemektedir.
Tarihsel sürece bakıldığında, Filistin ekonomisini Manda yönetimi (1917-1948) ve İsrail’in 1967 işgalinden sonraki dönem şeklinde ayırmak mümkündür (Farsoun & Zacharia, 1997: 14-16, Roy, 2016: 58, 59). Her iki dönemin farklı dinamikleri olduğu için bu şekilde bir ayrım ekonomik analizleri kolaylaştıracaktır.
Britanya Mandası döneminde Filistin’deki Arap ve Yahudi toplulukları arasında çift kutuplu bir ekonomik yapı oluşmuştur. Yahudi toplumu modern ve sermaye yoğun bir ekonomik dönüşümden geçerken, Arap toplumu daha çok tarıma dayalı, geleneksel bir yapıya sahipti. İki kesim arasındaki etkileşim kısıtlı kalmış ve Araplar, büyük ölçüde altyapı eksikliği ve sınırlı sermaye birikimiyle mücadele etmiştir. Manda dönemi sonrasında İsrail’in kurulması ve Filistin topraklarında yaşanan çatışmalar ekonominin bütüncül gelişimini olumsuz etkilemiştir (Khalidi, 2007: 31-32, Tessler, 2009: 185-187).
1967 sonrası Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın İsrail tarafından işgal edilmesiyle, Filistin ekonomisi “engellenen kalkınma” olarak da tanımlanan bir sürece girmiştir. Bahsi geçen kavram, klasik “az gelişmişlik” ve “bağımlı kalkınma”nın ötesinde, ekonomik yapının kasıtlı veya zoraki politika ve uygulamalarla geriye götürülmesi anlamına gelmektedir (Roy, 1987: 56). Bu bağlamda, Filistin’in kendi üretim kapasitesini geliştirip sermaye birikimi sağlaması güçleşmiş; ihracat, ithalat ve yatırım kanalları büyük ölçüde İsrail’in denetimine girmiştir. Gazze Şeridi’nde, özellikle 1970’lerden itibaren artan dışa bağımlı iş gücü ve düşük düzeyli yerel yatırımlar bölgesel ekonomiyi kronik bir dar boğaza sokmuştur. Bu “engellenen kalkınma” süreci; tarım, sanayi ve finans gibi sektörlerde öz kaynak meydana getirme ve kurumsal kapasite oluşturma imkânını sınırlandırmıştır (Roy, 2016: 47-48).
1967-1980 yılları arasında Filistin finans sektörü incelendiğinde, herhangi bir bağımsız bankacılık sisteminin bulunmadığı söylenebilir. 1967’den 1987’de Birinci İntifadanın başlamasına kadar geçen süreçte İsrail’in uyguladığı baskı ve engellemeler Filistin toplumunun yatırım yapma imkânlarını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Finansal altyapının gelişimini engelleyen politikalar Filistin’in ekonomik faaliyetlerini kısıtlamış ve bölgeyi İsrail ekonomisine bağımlı hale getirmiştir (Saygın, 2018: 34). Oslo Anlaşmaları sonrası bazı yerel ve yabancı bankalar faaliyet göstermeye başlamış olsa da Filistin’in bağımsız bir para biriminin bulunmaması ekonomik kontrolün İsrail’in elinde kalmasına neden olmuştur. Filistin Borsası 1995 yılında kurulmasına rağmen, işlem hacmi zaman içerisinde düşük kalmış ve yatırım ortamı yeterince gelişmemiştir. Bu durum, özellikle sanayi ve tarım sektörlerinin gelişimini sınırlamış, yatırımcıların uzun vadeli projelere güvenle yatırım yapmasını zorlaştırmıştır (Saygın, 2018: 34).
Üretken sektörlerin zayıflığı ve özel sektörle genel ekonomik reformun geliştirilmesine dair sayısız İsrail kısıtlamasının bir araya gelmesi yerel ekonomide hizmet sektörünün baskın hâle gelmesine ve konutun başlıca yatırım biçimi konumuna yükselmesine neden olmuştur (Abbadi, 2016: 55-56). 1993’te ilk Oslo Anlaşması imzalandığında Filistin ekonomisinin öncelikleri; istihdam oluşturmak, özellikle tarım ve sanayi sektörlerini yatırımlar yoluyla güçlendirerek üretim kapasitesini artırmak, özel sektörü büyütmek, eğitim ile sağlık hizmetlerinin kalitesini iyileştirmek ve İsrail’e bağımlılığı sona erdirmek olarak yer almaktaydı. Ancak 1995’te 2. Oslo Anlaşması’nın yapıldığı dönemde ekonomik koşullar zorlu olduğundan, Filistin ekonomisine yardım sağlamakla görevli uluslararası kuruluşlar, özel sektör öncülüğünde kalkınma beklentisinden vazgeçmek durumunda kalmıştır (Roy, 1999: 67-68). 1995’ten 2007 yılına kadar olan dönemde Filistin’de kamu harcamaları artmış, ancak bu artış uluslararası yardımlarla mümkün olmuştur (Uzuntaş, 2024: 26).
Günümüze geldiğimizde de Filistin’de yatırım süreçleri büyük ölçüde dış yardımlara bağımlı seyretmekte olup, kalkınma projeleri uluslararası finansman desteğiyle yürütülmüştür. Doğrudan yabancı yatırım girişleri düşük seviyelerde olup, finansal istikrarsızlık nedeniyle uluslararası yatırımcılar Filistin’e yeteri kadar yatırım yapmamaktadır. Diğer yandan, Filistin’in vergi gelirlerinin bir kısmının İsrail tarafından kontrol edilmesi kamu yatırımlarının sürdürülebilirliğini zorlaştırmakta ve yerel girişimlerin gelişimini engellemektedir (IMF, 2014: 35, Saygın, 2018: 33-34). Ekim 2023 sonrası Filistin’deki gelişmeler, özellikle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’ya İsrail’in saldırıları sonucunda oluşan belirsizlikler nedeniyle, ekonomik yatırımları ciddi şekilde olumsuz etkilemiştir. Yatırımcılar; altyapı hasarları, ticaret kısıtlamaları ve güvenlik riskleri sebebiyle uzun vadeli projelere temkinli yaklaşmakta, bölgeye yönelik yeni sermaye girişleri ise oldukça sınırlı kalmaktadır. Filistin’deki proje ve yatırımların sürdürülebilirliği ve artışı, bölgede sağlanacak huzur ve istikrara doğrudan bağlıdır.
Abbadi, Süleiman M. (2016). “Economic Development Under Occupation: The Palestinian Case”. Journal of International Business and Economics, 4 (1), 49-60. Dinler, Z. (2019). İktisada Giriş. Adana: Ekin Kitabevi. Farsoun, S. K. & Zacharia, C. E. (1997).Palestine and the Palestinians: A Social and Political History. Boulder: Westview Press. IMF (2014). West Bank and Gaza: Report on Macroeconomic Developments and Outlook. Erişim Tarihi: 26.09.2025, https://www.un.org/unispal/document/auto-insert-210339/.Khalidi, R. (2007).The Iron Cage: The Story of the Palestinian Struggle for Statehood. Boston: Beacon Press. Mankiw, N. G. (2018). Principles of Macro Economics (8th ed.) Boston: Cengage Learning. Roy, S. M. (1987). “A Case of Economic De-Development”. Journal of Palestine Studies. 17 (1), 56-88. Roy, S. (1999). “De-Development Revisited: Palestinian Economy and Society Since Oslo”. Journal of Palestine Studies, 28 (3), 64-82. Roy, S. M. (2016). The Gaza Strip: The Political Economy of De-Development (3th ed.). Beirut: Institute for Palestine Studies. Saygın, E. (2018). “Filistin’de Kalkınmanın Ekonomi Politiği: Parçalanmış Siyasal, Sosyal ve Ekonomik Kurumlar”. Filistin Araştırmaları Dergisi, 3, 20-43. TDK (2025). Yatırım Kavramı. Erişim Tarihi: 05.05.2025, https://sozluk.gov.tr/.Tessler, M. (2009).A History of the Israeli-Palestinian Conflict. Bloomington: Indiana University Press. Uzuntaş, Şüheda Nur (2024). “Ekonomi”, Filistin’in Görünümü: Verilerle Filistin Toplumu”. İLKE & TODAM. Erişim Tarihi: 26.09.2025, https://mukam.marmara.edu.tr/dosya/mukam/filistin_gorunumu1.pdf.
[1]
Ayrıca bkz. Dış Finansman
| apa | Çelikkaya, S. (2026). Yatırım. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1604-1606) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Çelikkaya, Süha. “Yatırım”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 1604-1606. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Yatırım" maddesi için tartışma başlatın